13. bölüm · Valerius: Kızıl Tahtın Hükmü

13. Bölüm

Buseyyy .

Yüzümde gezinen parmakları hissettim. Elimle itmeye çalıştığımda diğer eliyle tuttu. Kaşlarım çatıldı. Gülüşünü duyunca gözlerimi istemeyerek araladım. "Geldik." Çok güzel uyuyordum. Camdan dışarıya kaydı gözlerim. Burası tüccar bölgesiydi. Ticaretin ana merkezi, Kaelen'e gelmiştik. Arabadan indik. Saray Valerius'a özeldi. Ama ellerinde olsa saray yapacaklarına emindim.

Oldukça lüks iki katlı bir evin önündeydik. Sanki üç dört evi birleştir işler gibi bir büyüklüğe sahipti. Kapıyı çaldı Adrian. "Düğün hediyesi olarak böyle bir şey istesem fazlaya mı kaçmış olurum?" Gülümseyerek ona baktım. Yutkundu.

"Az bile olur." Biz bakılırken kapı açıldı. Anın büyüsünden gözlerimi ayırarak hizmetçi kıza döndüm.

"Buyrun?" O adamın sözleri kafamda dönerken kendimi tanıtmamam gerektiğini çok net hatırladım.

"Biz alfa ile konuşmak için geldik. Kraliçenin elçisiyim." Adrian'a yanlış bir şey söyleyip söylemediğimi anlamak için baktım. Yüzündeki ifade güven veriyordu. Sorun yoktu.

"Mühürlü mesajınızı gösterin." İşte şimdi yanmıştık. Kraliçe bana mührü geçtim mesaj bile vermemişti. Ne diyecektim?

"Savaş zamanı mühürlü bir mektup dikkat çeker diye düşündü kendisi. Mesajımız sesli olacak." Adrian'a minnetle baktım. Çünkü afallayıp kalmıştım. Büyük ihtimalle o olmasa şu an Kaelen'den men edilirdim. Hizmetçi başını salladı.

"Bekleyin burada." En azından içeri çağırıp soğuk bir şeyler ikram edebilirdi. Yolculuğumuz uzun sürmüştü. Açlığımı hesaba katmıyordum bile. Bunlar yerine yüzümüze kapıyı kapattı. Adrian'a çevirdim başımı.

"Hiç misafirperver değiller." Omuz silkti. O şikayetçi değil gibiydi. Daha doğrusu umurunda değildi. Hayatımda onun kadar gamsız çok az insan görmüştüm. Daha doğrusu hayatımda gördüğüm tek gamsız insan olabilirdi. "Burada, böyle daha ne kadar kalacağız?" Sıkılmış bir şekilde bana döndü.

"Sustuğun zamanları şimdiden özlemeye başladım." Benim acımla dalga geçiyordu. Gamsızdı işte. Bir gamsızdan ne bekliyordum ki ben? Alayla güldü. "Şimdi de içinden mi konuşuyorsun?" Göz devirdim. Ben hep içimden konuşurdum. İki kelime edip insan yerine koyduk diye tepeme çıkmaya çalışıyordu bu da. İçlerinde en uyuz olduğum tek kişiydi. Zaten bana ben izin vermeden dokunmasını hala unutamamıştım. O nasıl bir şeydi öyle? Hala aklım almıyordu. Verdiği his çok değişik ve muazzamdı. Sanki üzerimde yıllarca yükler birikmiş ve o an hepsinden kurtulmuş gibi olmuştum. Gözlerimi kırpıştırdım. Tekrar istiyor olamazdım değil mi? Bu şaka olmalıydı. Kendine gel Bella. Kendine gel!

Kapı açıldı ve o hizmetçi kız belirdi yine. "Alanın varisi sizinle ilgilenecek." Onlara kraliçeden haber getiriyorduk ve onlar bizi varise mi yönlendiriyordu? Bu bir şaka olmalıydı.

"Bir varisin muhattabı değil bu mesaj." Adrian da duruma öfkelenmiş olmalıydı. Hizmetçi duruşunu değiştirmedi.

"Dilerseniz varisin yanına kadar size eşlik edebilirim." Amaç elçisi gibi aptal bir şeyin içine düşmüştüm. Varise gidip bizi alfaya götürmesini isteyebilirdik.

"İyi olur." Kapıyı sonuna kadar açtığında Adrian böyle bir şeyi kabul etmemi anlamlandıramıyor gibi duruyordu. İçeriye geçtiğimde peşimden geldi. Kapı kapandıktan sonra hizmetçi bizi beklemeden ilerlemeye başladı. Bizde onu takip ederken öfkeyle soludu. Yalnız kalmamam için geldiğine yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım. Çünkü bana hakaretler edip aptal olduğumu defalarca ağzından duymak istemiyordum. Adrian çok zor biriydi. Asla anlamlandıramadığım tek nişanlım olabilirdi.

Bahçeye çıkmamızı beklemiyordum. Bahçe için koltuk takımında oturan tanıdık ama bir o kadar da yabancı bir sima gördüm. Tekli koltuğa yayılmış, tekilasını içiyordu. Önündeki dansözleri saymıyordum bile. "Sizinle görüşmek isteyen elçiler bunlar efendim." Aslında onunla görüşmek istememiştik.

"Bir elçiyle mi konuşacağız?" Sesimi duyduğu an şaşırarak bana döndü. Beni beklemediği belliydi.

"Kendisi alfanın tek oğlu ve varisidir. Saygınızı takının." Bende kızıl tahtın varisiydim ama böbürlenmiyordum.

"Bize izin verin." Dansözler oynamayı bıraktı ve gitti. Hizmetçi de sorgulayan bakışlarla yanımızdan ayrılmıştı. Gözlerini Adrian'a çevirdi. "Bizi yanlız bırak." Adrian'ın bileğini tuttum. Çakma elçiye gülümsedim.

"O kalsın, lütfen." Adrian'a dikkatlice baktı. "Elçi olduğunuzu zannediyordum?" Dikkatini çekmek için sormuştum. Adrian'a öyle baktıkça sevgili nişanlım saldırmaya hazırlanıyor gibi geriliyordu.

"Bende senin?" Benim ona davrandığım gibi davranarak intikam alıyordu.

"Gidiyoruz." Adrian'a anlam veremeyerek baktım. Bu tepkisine şaşırmıştım. Beklemediğim yüzümden oldukça belli oluyordu. Konuşmak için dudaklarımı aralamıştım ki benden önce davrandı. "Gidiyoruz dedim Bella." Bileğinden tuttuğunda elçi zannettiğim ama varis çıkan o adam ayağa kalktı.

"Sizi Kaelen topraklarına sürükleyen nedir Prens Valerius?" Adrian öfkeli bakışlarını ona kilitlemişti. Eğer ona saldırırsa sonumuz hiç de iyi gelmezdi. Parmaklarımı parmakları arasından geçirerek ellerimizi kenetledim. Diğer elimide koluna koydum. Kendimi ona yaklaştırdım. Bu yakınlaşmam dikkatini çekmiş olmalıydı ki başımı eğerek bana baktı. Gözlerine bakıp gülümsedim.

"Mesajımızı iletip gideceğiz. Sakin ol, sevgilim." Ayak parmaklarımın ucuna basarak yükseldim ve yanağına küçük bir buse kondurdum. Ardından gözlerimi varise çevirdim. "Bizi alfa ile görüştürme şansınız var mı? Yalnız gizlilik en üst seviyede olmalı." Umarım tatlılık yapmaya çalışan hallerim Adrian gibi ona da işlerdi. Bu diyardaki erkekler dövüş horozu gibiydi. Birbirlerine girmek için sebebe bile ihtiyaçları olmayabilirdi. Ben şiddet sevmiyordum. "Kimse buraya geldiğimizi bilmemeli." Etrafa bakındım. Sır vereceğimi belli etmeye çalışmak için. "Bölgeniz için önemli bir bilgi getirdik." İstediğimi yapması için sanırım öncelikle Kaelen alfasının suyuna gitmem gerekecekti. Bir tüccarla müşteri gibi değil, tüccar gibi konuşmam lazımdı.

"Aslında bana yaptığınız gibi sizi zorlayabilirim ama anladığım kadarıyla durum ciddi." Başımı salladım.

"Kusura bakmayın. Verdiğiniz bilginin değerini küçümsemek oldukça büyük bir hataydı." Derin bir nefes aldım. "En kısa zamanda telafi edeceğimden şüpheniz olmasın." Ne yapacaktım acaba? Şu an sadece huyuna gitmeye çalışıyordum. Bu hayatta teyzem sayesinde öğrendiğim ve en iyi yaptığım şey buydu. Akşamları teyzemin huyuna giderek dışarı çıkmamızı sağlıyordum. Aslında bir çok şeyi öyle yaptırıyordum ona. Eşsiz tatlılarını yapması için çok vakti olmuyordu ama azıcık gaza getirerek yapmasını sağlıyordum.

"Babam şu an bir toplantıda ama sizin için biraz erteleyebiliriz." Zafer! Gülümsedim. Varis yürümeye başlayınca Adrian'a baktım. Dut yemiş bülbüle dönmüştü.

"Sana bunu fena ödeyeceğim Bella." Gülümseyerek yanağımı koluma yasladım.

"Bana kıyabilecek misin sevgilim?" Kahkaha atarak ellerimizi ayırdım ve ilerlemeye başladım. Arkamdan onunda güldüğünü duysamda bakmadım. Ben varisi, o da beni takip ediyordu. Bir kapının önüne geldiğimizde durduk. Kapıyı tıklamıştı.

"Benim, Jack." İçeriden gelmemize dair bir ses çıktığında kapıyı açtı. İçeri girip kapıyı tutmaya devam etti. Bana baktığında içeri geçmemi istediğini anladım. Tedirginlikle dolu olduğum o anlara gelmiş bulunmaktaydık. İçeri girdim. Adrian da girdiğinde kapıyı kapattı.

"Önemli bir toplantının içindeydik. Bölmeye değecek bir konu olsa, iyi olur." Fazla ciddi ve katı biri gibi duruyordu. Jack elini tutmam için uzattı. Sanırım beni takdim edecekti. Tutmak için kaldırıyordum ki parmaklarımın arasından sızan parmaklar ile Adrian ellerimizi kenetledi. Kafamı kaldırıp yüzüne bakarken konuşmaya başladı.

"Yalnız konuşmayı tercih ederiz Alfa Kaelen." Gülümseyerek başımı alfaya çevirdim. Çok emrivaki konuşmuştu. Karşımda benden üstün güce sahip biri varken böyle üstten konuşmalara uymak istemiyordum.

"Lütfen toplantınızı erteleyebilir misiniz? Vaktinizi çok fazla almamak için çaba göstereceğimizden emin olabilirsiniz." Gözleri sakinleşerek bana döndü. "Durumumuz acil olmasaydı sizden böyle bir şey talep etmezdik inanın bana." Eliyle havada git işareti yaptı. Tüm masadakiler odayı anında terk etmişti. Sanırım bu adam oldukça korkulan biriydi. Bir bölgenin lideri olmak kolay olsa da yaşamak zordu. Bu durum anlaşılabilirdi.

"Dinliyorum." Arkamı dönüp herkesin çıktığından emin oldum. Kısa bir süreliğine Jack'e baktım. Ama o zaten beni tanıyordu. Sorun olmazdı. Alfaya geri döndüm. Ben konuşamadan Adrian duruma el atmıştı.

"Ben müstakbel kral, Prens Adrian." Gözlerini bana çevirdi. "Nişanlım ve ayrıca müstakbel kraliçe Belladonna." İsmimin tamamını söylemişti. Gülümseyerek alfaya döndüm.

"Bella yeterli." Beni süzdü. İnceliyordu ama rahatsız olmuştum. Adrian hafif öksürerek onu uyardığında önce ona sonra bana baktı.

"Söylenenler kadar olup olmadığına baktım ama bence fazlası var Leydim." Yanıma gelip gülümsedi. Boştaki elimi tutup öptü. Baş köşeyi işaret etti. "Buyurun lütfen." Adrian oturmak için gidecekken tuttuğum elinden destek alarak gitmesini engelledim.

"Teşekkürler Bay Kaelen ama orası sizin yeriniz." Adrian elimi bıraktı ve sandalyemi çekti. Gülümseyerek oturduğumda alfada yerine oturmuştu. Karşıma Jack, yanıma da Adrian oturdu.

"Artık sadede gelelim isterseniz?" Adrian oldukça gitme odaklıydı. Derin bir nefes alarak alfaya döndüm.

"Varisinin bize oldukça mühim bir haber gönderdi ama beni tahttaki toyluluğum yüzünden istenmeyen hadiseler yaşandı. Telafisini yapacağımdan şüpheniz olmasın." Jack'e küçük bir bakış attı. Bu mevzuyu hatırlamak tadını kaçırmıştı.

"Yerinizde kraliçe olsaydı oğlumun sağ gelmesi imkansızdı. Onu defalarca uyarmama rağmen yasaları çiğnedi, bir de üstüne saraya benden habersiz gitti." İşte bunu beklemiyordum. Bölge liderinden habersiz işler çevirmişti. Ben alfada işin içinde zannetmiştim ama durumun başka olduğunu az önce dile getirmişti. "Telafi yapacağınız bir şey yok bu yüzden." Jack'e baktım.

"Oğlunuzu eğer dikkate alsaydım Sylvan'ın çöpler tarafından işgal edildiğinden daha önce haberimiz olurdu. Onu ve zekasını hafife almamanızı öneririm." Jack bana teşekkür amaçlı gülümsedi. Gözlerimi alfaya çevirdim. Kaşları çatılmıştı. Eli kirli sakalında dolaştı.

"Bu doğruysa sırada Kaelen ya da Valerius var." Gülümsemem soldu. Asıl hedef konusunda o çöp bana bir şey söylememişti. Söylemesi tuhaf olurdu tabii ki de ama herhangi bir hedefleri olduğunu da söylememişti. Kafamı karıştıran oydu. Taht bizim hakkımız dememişti. Ya da sarayı ele geçirmek istediğini de söylememişti. Sarayı ele geçirmek için mükemmel bir fırsatı da olmuştu. Bu çok kafa karıştırıcıydı. Başımı Adrian'a çevirdim. Bu soru için doğru yer değildi. Ama çok soru soracakmışım gibi dönmüştüm. Üstümdeki gözleri hissediyordum.

"Sence hedefleri ne?" Zümrüt yeşili gözlerini gözlerimden hemen çekti.

"Bilmiyorum. Valerius olabilir belki." Verildiğini buradan hissetmiştim. Alfaya geri döndüm. "Kaelen da olabilir. Ticaretin merkezi, sarayın gizli kasası sonuçta." Adrian bu kadar çok konuşan biri değildi. Fark etmiş gibi susmuştu zaten. Panik olmuştu. Hedeflerini biliyordu kısaca. Ama bana söylemeyecekti.

Buraya gelme amacımı hatırlamalı ve gerçekleştirmeliydim. Alfaya baktım. Ciddiyetimi bozmamıştım. "Bay Kaelen, bölgelerimiz bir ikilemin içerisindeyken yapabileceğimiz en mantıklı şey müttefikliğimizi duyurarak düşmanı geri kaçırmaktır." Tepki vermeden dinlemeyi seçmişti. Daha ikna edici konuşmam gerekiyordu yani. "Zeki ve yenilikçi biri olduğunuz şehrinizin durumundan oldukça anlaşılabilir." Dirseklerimi masaya yaslayarak ellerimi birleştirdim. Derin bir nefes aldım. "Beni kendinize bir çok konuda hayran bıraktınız. Bu yüzden lütfen teklifimi geri çevirmeyin." Aklıma gelenleri söylemiştim. Tedirgin olduğum için daha fazla şey düşünememiştim.

"Anladığım kadarıyla Kraliçe asker gücümüzü kullanarak çöplere savaş açacak. Neden durduk yere bölgemi savaşa sürükleyeyim?" Lanet olsun ki çok haklıydı. "Kraliçenin sözleri dışında konuşup beni etkileyecek misiniz yoksa gölgesinden biri misiniz Leydim?" Ona cazip bir teklif yapmam gerekiyordu. Oldukça mantıklı ve kraliçenin kızacağı bir şey hem de. Of! Kraliçe ile yine ters düşmek istemiyordum. Öfkesini bana yöneltmesinden korkuyordum. Çok sinsi hamleler yapıyordu. Karşılık vermeyeceğim hamleler. "Anlaşılan gölgesinden birisiniz." Hükmünü kesmişti. Dudaklarım aralandı ve o sonum olacak kelimeler ağzımdan döküldü.

"Sylvan bölgesi alfası ile eşit söz hakkı." Kaşları havalandı. Adrian'ın kafayı yediğimi düşündüğü bakışlarını da hissediyordum ama bakmaya cesaretim yoktu. "Sylvan'ı geri almamızı, çöpleri Lanetliler Beşiğine geri döndürmemizi sağlarsanız bir buçuk bölgeye hükmeden ilk alfa olursunuz." Dudakları memnuniyetle kıvrıldı. İsmi tarihe geçeceği kesin olan tek alfa olacaktı çünkü.

"Daha cazip bir teklif duymadım. Anlaştık." Gülümseyerek ayağa kalktı ve elini uzattı. Bende kalktım. Elimi uzatacakken Adrian da kalktı.

"Kraliçenin haberi yok." Beni uyarmaya çalışıyordu. Çok mantıklı bir uyarıydı. Ama yaptığım şey sonuna kadar doğruydu. Sylvan alfası bölgesini korumayı da yönlendirmeyi de beceremiyordu. Marifetlerini göstermek için Kaelen alfası orayı hizaya getirecekti büyük ihtimalle. Böylelikle bir taşla iki kuş vurmuş olacaktım.

"Sizden bir şey isteyebilir miyim?" Kraliçe konusunu da halletsem iyi olurdu. Anlık bir öfkeyle beni nişanlılarımdan koparıp benden oldukça büyük fenrislerle evlenmemi sağlayabilirdi. Bunu kesinlikle istemiyordum.

"Dinliyorum." Kabul edip etmeyeceği konusunda kararsızdım. Bu yüzümden oldukça belli oluyor olmalıydı.

"Düğünüm gerçekleşene ve Sylvan'a tamamen geri kavuşana kadar anlaşmamızın son kısmı gizli kalsa sorun olur mu? Yoksa ben Valerius'dan sürgün edilirim ve sizde isteğinize kavuşamazsınız." Gülümsemeye çalıştım ama kısa sürdü. Sonra o sevindirici haber döküldü dudaklarından.

"Anlaştık. Hatta şöyle bir detay ekleyelim." Merakla detayı bekledim. Bu kadar anlayışlı olması hoştu. "Siz tahta oturduğunuzda anlaşmamız gün yüzüne çıksın ve gerçekleşsin." Gülümsedim. Bana böyle bir alan tanımaları çok hoştu.

"Diğer alfaları tanımıyorum ama en sevdiğim siz oldunuz Bay Kaelen." Adrian iç çekti. Yöntemimi zerre desteklemediği oldukça belliydi. Alfa güldü. İki taraf içinde oldukça makul bir anlaşma olmuştu.

"Gitmemiz gerek artık." Yine huysuzluğunu konuşturmuştu. Alfaya tebessüm ettim.

"Tekrar görüşmek dileğiyle." Gülümseyerek yetindi çünkü Adrian beni sürüklemeye başlamıştı. O kadar hızlı bir şekilde oradan çıktık ki takip bile edemedim. Beni öylece götürüyordu. Neden böyle yaptığını anlamlandıramıyordum. Oldukça mantıklı bir anlaşma olmuştu. Şimdiden saltanatım için güzel şeyler yapıyordum. Bir müttefik kazanmıştım. Hemde çok güçlü ve zeki bir müttefik. Ayrıca yardımseverdi de. Gizlilik konusunda oldukça cömert bir yardımı olmuştu. Tahta çıkana kadar süre vermişti. Zaten sonrasında kontrol bende olacağı için karışacak kimse yoktu. Nişanlılarım bu aşırı mantıklı kararımı sonuna kadar desteklerdi. Tabi ki de Adrian hariç. Onun benimle ilgili derin sorunları var gibiydi. Sürekli o buzdan duvarlarını aramıza örüp duruyordu.

Sonunda arabaya bindiğimizde öfkeyle soluyordu. Çalıştırdığında biraz korkarak emniyet kemerimi taktım. Gaza birden basınca sırtım koltukla bütünleşmişti. "Ne yaptığını zannediyorsun sen?" Yumruğunu direksiyona vurdu. "Sylvan'ın alfası saldırıda öldürüldü Bella!" Duyduğum yeni detay ve şaşkınlıkla ona baktım. "Liderlik yeğenine, herkesin korkulu rüyasına geçti." Küfretti. Yeğenini çok bilmiyordum. "Tahta çıktığın an Valerius, Kaelen ve Sylvan'da iç savaş başlayacak." Ben ne yapmıştım?