4. bölüm · Valerius: Kızıl Tahtın Hükmü
4. Bölüm
Gözlerimi araladığımda bedenimdeki yorgunluk yüzümü buruşturmama sebep oldu. Başımı çevirip bulunduğum yere baktım. Odamdaydım. Kaşlarım anlamlandırmaya çalışırken çatıldı. Son yaşanılanları hatırlamaya çalıştım. Zihnimdeki boşluk karelere dönüşürken kapı açıldı ve içeri Prens girdi. Teyzemi beklemiştim. "Uyanmışsın." Göz altlarından hiç uyumadığı anlaşılıyordu. Gelip yatağın kenarına oturdu. Daha fazla yüzüne bakmak istemediğim için yüzümü diğer tarafa çevirdim. Böylelikle yanağımı da saklamıştım. Üzerine kapatılan bezide hissetmiştim. Teyzem yapmış olmalıydı.
"Yarım kalan işini bitirmeye mi geldin?" Artık ona saygı kelimeleri etmeye içim el vermiyordu. Siz diye hitap etmek fazlalık gibiydi.
"Seni öldürmek isteseydim kurtarmazdım." Sesi ilkine göre sert ve soğuk çıkmıştı. "O çöpün işini bitirmesine izin verirdim." Kaşlarım çatıldı ve yüzüm ona çevrildi. Kalbim korkuyla titredi. Bakışlarımı anlamlandıramadı.
"Çöp mü?" Sesim isteğim dışı titremişti. Alayla güldü.
"Koklamak da mı aklına gelmedi?" Koklasamda anlamazdım. Ben bir kurt değildim. Koku duygum normal bir insandan farksızdı.
"Buraya gelebileceklerini düşünmedim." İç çekti.
"Bizde düşünmüyorduk ama senin bu kaçışın sayesinde saraya yapılacak saldırı engellendi." Eğer o ormana gitmeseydim lanet saray yerin dibine girebilirdi. Kesinlikle çok şanssızdım. Lanet olsun! Gözleri yüzüme ardından omzumda dolaştı. "İyileşmiş ol-" omzumdaki bezi kaldırdığında yüzümü buruşturdum ve dudağımdan acılı bir inleme kaçtı. "Isırık yüzünden iyileşmiyor olmalısın. Derin bir fenris ısırığı kadar kötü bir şey yoktur." Ayağa kalktı.
"Kurtarmaya çalışmanız bile zarar veriyor anlaşılan Prensim." Alay dolu kelimeler acıyla birlikte dudaklarımdan dökülmüştü.
"Bir gün dilini kesmek zorunda kalacak gibi hissediyorum." Dudaklarımı birbirine mühürledim. Dilimi seviyordum. "İyi dinlen aptal kız. Yarın gitmen gereken bir okul var." Arkasını dönüp giderken ben inanamayarak bakıyordum. Her şeye rağmen oraya gitmemi mi istiyordu? Şaka gibiydi.
Odadan çıktığında içeri teyzem hızla dalmıştı. Girmek tabiri yavaş kalır diye öyle demek istemiştim. Ne ara dibimde bittiğini anlamamıştım bile. "Endişelenme. Gayet iyiy-" gözyaşlarıyla birlikte sözümü kesti.
"Ormanda ne işin vardı? Ne kadar merak ettim seni haberin var mı?" Bağırıyordu. Elini tuttum.
"İyiyim, geçti. Ama gerçekten dinlenmeye ihtiyacım var." Derin bir nefes aldım. "Çok zor bir gündü." Gözlerimde biriken yaşları tüm çabamla geri gönderdim. "Sonra konuşsak? Biraz uyumak istiyorum." Halimi görünce içi titredi. Başını anlayışla salladı.
"Bir şeye ihityacın olursa seslen. Ağrın falan olursa?" Gülümsemeye çalıştım. Yanağımdaki acıya rağmen. O çıktığında gözlerimi kapattım. O kadar yorgun ve bitkin hissediyordum ki. Ölümle oyun oynamış da kazanmış gibi bir yorgunluk vardı üzerimde. Gözlerim kapandığında zihnim uyumak için hazırdı zaten.
***
Kitabımı dolabıma bırakıp çantamı aldım. İlk kez koçla derse girecektim. Uzaktan duyduğum fısıltılara bakacak olursak herkes onu seviyordu. Dolabımı kilitledikten sonra soyunma odasına gittim. Soyunma kabinlerinin önünde çok fazla sıra vardı. Beklemek istemiyordum. Üzerimde gezinen bakışları buradan hissedebiliyordum. Siyah deri bol pantolonumu üzerimden çıkardım. Altıma gri bol eşofmanımı geçirdim. Bu tarz bol şeyleri düşük bel kullanmayı seviyordum. Vücuduyla oldukça barışık biriydim. Sonra birden yanımda biri belirdi. Üzerindeki üstü çıkarttı. Kafamı kaldırıp yüzüne bakınca dudağında hafif bir sırıtışla omuz silkti. Gülümsedim.
"Alison." Sanırım arkadaşım olabilirdi. Tehlikeli durmuyordu. Beni öldürme ihtimali olmayan biriyle arkadaşlık etmek istiyordum. "İsmini söylemeyi düşünüyor musun yoksa diğerlerinden duyduğum sürtük lakabını mı tercih etmeliyim?" İç çektim. Hiç bir şey yapmama rağmen üzerime gelinmesini anlamıyordum.
"Bella diyebilirsin." Veronica Belladonna demek istemediğim için teyzemin kullandığı kısmını söylemiştim. Bella'yı seviyordum. "Kusura bakma, bu okulda konuştuğum ilk kızlar yüzümle ayna parçaladı." Elim yanağımdaki bandaja gitti. Üzerimdeki kolsuz dar üstü çıkardım. Altımdaki eşofmanın takımı olan bol crop bir tişört giydim. Oldukça kısaydı. Bu yüzden içime beyaz sporcu atleti giydim.
"Kötü bir ilk gün geçirmişsin." İkimizde üzerimizi giyinmiştik. Saçlarımı sıkı olmayacak şekilde topuz yaptım üstten. Spor syakkabımı giymeye başladım. "Uzak durmanı öneririm. O kız tam bir şeytandır." Yüzümle aynayı bütünleştirdiğinde bunu çok iyi anlamıştım.
"Tanıyor gibisin?" O kızın benim için gönderdiği bir ajan olma ihtimali içimi kemirmişti.
"Kuzenim olur. Taht meraklısı bir sürtük." Taht meraklısı mı?
"O bir fenris mi?" Alayla güldü. Bunu hayır olarak kabul etmiştim. Tahta fenrisler oturabilirdi. Dişi bir alfa bile oturamazdı.
"Rüyalarında olduğuna eminim ama o lanet bir dişi alfa. Adrian ile evlenerek tahta oturma hayalleri kuruyor." Başımı salladım. Bir fenris ve dişi alfa evlenirse tarihte bir ilk olabilirdi belki de. Fenrisler birbirleriyle evlenirdi. Eşsiz soylarına laf gelsin istemezlerdi.
"Saray tam onluk bir yer." İçinde olan anlamını bilirdi.
"Fenrislerle takılıyorsun gerçekten de. Seni saraya mı götürdüler?" Şaka mı yapıyordu? Ne takılmasıydı?
"Takılma falan yok." Ayağa kalktım. "Ben sarayda yaşıyorum." Gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Yani kısa süreliğine yaşamak zorunda kaldık teyzemle." Elimi uzattım. "Derse geç kalacağız." Elimi tutup kalktı. İlerlemeye başladık.
"Beni saraya davet etmen gereken meseleler var." Güldüm. Onun için davet etmemeliydim. Saray halkının gerçek yüzünü görmek istemezdi.
"Yarınki baloda yanımda olmanı isterdim." O sıkıcılığı tek başıma kaldırabileceğimi zannetmiyordum. Kraliçe bir soylu gibi davetlerine katılabileceğimi söylemişti. Bir anda kahraman ilan edilmiştim resmen. Ama canımı sıkan şey kesinlikle kraliçenin oğluna yaptığı iğrenç davranış olmuştu. Benim için bile fazlaydı. Prensin yanağına pençelerini geçirmişti. Bugün o yüzden okula gelmemişti. Gece odasına girmek, yarasına bakmak istemiştim ama elim bir türlü kapıya gitmemişti. Ne diyecektim?
"O dillere destan kanlı ay balosu." İç çekti. "Kesinlikle orada olmak için iki böbreğimi de feda ederdim." Bu kız gerçekten çok kafa dengiydi.
Sıraya geçtik. Ders başlamıştı. Koç ruh ve kontrol ile ilgili uzun bir ders vermişti. Anladıklarımı kısa bir şekilde özetlemek gerekirse, vücudumuzu kontrol ederek dövüşebilmek için ruhumuzla uyum içerisinde olmalıymışız. Hareketlerimizi hissetmeli ve gücümüzü karşımızdaki kişiye vuracağımız noktada toplamalıymışız. "İkişerli gruplar oluşturun ve yakın dövüş modunu kullanın!" Sözlerini uygulama vaktiydi. "Bayan Sterling siz isterseniz bugünlük oturabilirsiniz." Gözleri beni zar zor bulup konuşmuştu. Sanırım içlerindeki en yeni kişiyi seçmeye çalışmıştı. Kim olduğumu bilmediği belliydi.
"Gerek yok, teşekkürler." Alison ile birlikte diğerlerinden uzak bir köşeye gittik. Elimi tutup beni çekiştirmeye başlamıştı.
"Ortadan ne kadar uzak olursak o kadar iyi." Durduğumuzda ona anlamayan gözlerle baktım. "İzle ve bana seni kaçırdığım için teşekkürlerini sun." Gözlerini takip ederek orta kısma baktım. Biri bağırarak tam merkeze çıkmıştı. Üstü çıplak bir erkekti. "Koç gittiği an eğlence başlar." Birden ayağıma çelme taktı ve yere düştüm. Acıyla dudaklarımdan boğuk bir ses çıktı. Şaşkınlıkla ona baktım.
"Ne yapıyorsun?" Elini uzattı. Tutarak kalkmak için hazırlanmıştım ki tekrar çelme taktı ve elimi bıraktı. Tekrar düşmüştüm. Kaşlarımı çattım. Sızlanarak kafamı kaldırdım. Elini yine uzattı. Tekrar tutmak istediğimde ayağıyla bacağıma tekme attı. Ona uzanan elim geri çekildi. Acımıştı. "Kafayı mı yedin sen?" Hiç bir şey demeden elini tekrar uzattı. Bu sefer yerden destek alarak kalktım.
"Düştüğünde uzatılan hiç bir eli tutmaman gerektiğini biri öğretmeliydi." Çatışan kaşlarım düzeldi. "Düştüğümde babam elini uzatsa tutmam." Dirseklerini kırarak yumruk yaptığı ellerini yüzüne doğru tuttu. "Marifetlerini göster. Kırılacak kemiklerin için şimdiden özür dilerim." Yutkundum. Ben bir kurt değildim. İyileşemezdim. Eğer kemiklerim kırılırsa, sadece kırılırdı.
"Belkide oturup dinlen-" sözümü ellerini yere indirerek kesti.
"Şimdiden pes ediyorsun ama. Sen bu okulda bir gün dayanamazsın." Derin bir nefes alıp verdim.
"Ben dövüşmeyi bilmiyorum. Kemiklerimi kırarsanda iyileşmeyi reddeden vücudum pek hoşnut olmayabilir." Yanıma yaklaştı.
"Eğer iyileşemiyorsan yapman gereken çok basittir." Birden bacağını ve elini aşağıda kullandı. Kırılma sesi kulaklarıma dolduğu anda dudaklarımdan bir çığlık yükseldi. "Bir yerini kırarsın ve iyileşme başlar." Acıyla bağırıp yere düşerken sözlerini duymuştum. Onlar kurtlarda işe yarardı. Ben sadece aptal bir faniydim! Öfkeli gözlerimi kafamı kaldırarak onunkilerle buluşturdum.
"Eğer bir fenris seni ısırdıysa işe yaramaz aptal!" Acıyla bağırdığımda alt dudağını dişleyerek yere çöktü. Teyzem böyle söylemişti. Yaşadığın şoka ya da ısırığa bağla demişti. Çok kırılmayla geçebilirdi ama ısırık bakiydi. Canım çok yanıyordu.
"Kızım bu detayı neden sen bana sonradan veriyorsun? Nereden bileyim ben seni ısır-" sözü öfkeyle çıkan bir bağırmayla bölündü.
"Veronica!" Başımı kalabalığı yarış gelen amber gözlüye çevirdim. Alt dudağım onu görmekle titredi. Acı dayanılmaz bir boyuta ulaşıyordu. Arkasından diğer ikiside geliyordu. Gözleri aniden korkuyla ayağa kalkmış Alison'ı buldu. Öfkesini buradan hissedebiliyordum. Ona saldıracaktı.
"Dur! Kazaydı!" Beni duymuyordu. Alison'ı boğazından tutup duvara yapıştırdığında ayağa kalkmaya çalıştım ama acıyla tekrar çığlık attım. Diğer ikisine çevrildi gözlerim. Benden beklenmeyecek kadar emir dolu o kelime çıktı ağzımdan. "Ayırın." Bağırmamıştım bile. Ama sanki bana itaat etmiş gibiydiler. Gidip amber gözlü adamı çektiler. Alison boğazını tutup öksürükler içinde yere düştü. Kalkmaya çalışıyordum ama boşunaydı. Sadece canımı daha fazla yakıyordum. En sonunda biri öfkeli amberi tutmaya çalışırken diğeri yanıma geldi. Gözlerini ilk kez bu kadar yakından görüyordum. Gri gözleri vardı. Simsiyah saçları ve beyaz teni ile mükemmel ötesiydi. Beni belimden ve dizlerimden tutarak yavaşça kaldırmasına rağmen canım yanmıştı. Acıyla kafamı göğsüne yasladım.
"Gidiyoruz." Elim boynuma gitmişti. Acım yüzünden istemsizce saçını çektim. Yüzü aşağı inip bana çevrildi.
"Özür dil-" acılı bir inilti döküldü dudaklarımdan. Nefes nefese konuştum. "Kırıldı, of." Birde bunun acısını çekecektim. Şaka gibiydi. Kafamı acıdan başka yere çevirmeliydim. Başımı geriye atarak öfke ve acıyla dudaklarımdan belli belirsiz sesler çıktı. "İsmin ne?" Beklemediği belliydi.
"İlgilenmiyorum. Tipim değilsin." Göz devirdim.
"Kırık ayakla seni düşlemiyorum ego yığını." Acıdan sanırım ne dediğimi bilmiyordum. "Kafamı dağıtacak bir şey anlat, lütfen." Sesim ilki gibi keskin çıkmamıştı. Çaresizliğe evrimleşmişti.
"Lucian." Başımı göğsüne yasladım. Ne kadar da kaslıydı. İlk kez bir erkeğin kaslarını hissediyordum. Ve bu durum bana acı veriyordu! Alison'ı dövüşmeyi öğrenip tüm kemiklerini unufak edecektim. "Neden iyileşmiyorsun?" Bana bu kadar yakınken nasıl yalan söyleyecektim? Doğru olmadığını anlardı.
"İyileşmeyi hızlandırmak için diğer bacağımı da sen kırmak ister misin?" Ofladım. "Odun kırar gibi kırdı kız bacağımı!" Güldüğünü duyduğumda inanamayarak başımı kaldırdım. Gerçekten gülüyordu.
"Ne oldu?" Omuz silktim. Alt dudağımı dişleyerek acıyı bastırmaya çalıştım. Geri göğsüne çekildim.
"İlk kez güldün." Dinmeyen acı beni çıkdırtacaktı. Beni arabaya oturttu. Ardından kendiside bindiğinde dördümüz yola çıkmıştık. Kırık ayağımı Lucian kaldırıp bacağıma koymuştu. Başımı geriye atıp inledim. "Neden kızı boğazladığını açıklamayı düşünüyor musun?" Kaşlarımı çattım. Hala ismini bilmiyordum. Ya da unutmuştum. Hatırlamıyordum.
"Caelum." Derin bir nefes aldı. Kafamı indirerek yüzüne baktım. Sonunda gözlerini bana çevirdi. Sonra da gözlerini kaçırdı. Yaptığının yeni farkına varıyor gibiydi.
"Gözlerin kaçırmak için fazla güzel, Caelum." Birden bana döndü amberleri. Derinlerinde beliren parıltılarla başımı çevirdim. Dişlerimi sıktım. "Ağrıdan geberiyorken başkasının boğazına atılman yine de hoş olmadı ama!" Başımı arabaya yasladım. Aslında arabada değil. Limuzin tarzı bir şeydi sanırım bu. İkli koltuk karşımdaydı. Diğer ikili koltukta da ben ve Caelum oturuyorduk.
"Alfa mısın kurt musun?" Birden ortamda ismini bilmediğim tek kişinin konuşmasıyla gözlerim onu buldu. Koyu kahve saçları ve kehribar gözleri vardı. Niye buradaki herkesin gözleri çok güzeldi? Ama sorusu kötüydü. Durumu manipüle etmeliydim. Defalarca teyzeme yaptığım gibi.
"Yanağımda yara izleri, omzumda ısırık, bacağımda ise bir kırık varken gerçekten söyleyeceklerin bunlar mı?" Alayla gülmek istedim ama yüzümü buruşturdum. Terliyordum. "Sanırım bayılacağım." Caelum bana tamamen dönüp yüzümü avuçları içerisine aldı. Sanırım yüzüm kaybolmuştu. Elleri kocamandı. Tıpkı kendi gibi. Normal insanlara göre çok uzundular. Devasa dönüşmüş halleri gibi. Ama tabi ki de farklıydı. Yine de iki metre rahat vardılar. Beni Lucian kucağına aldığında dünyayı yukarıdan görme fırsatım olmuştu ama tadını çıkaramayacak kadar acılıydım.
"Sorudan kaçma yöntemin takdire tabi." Yutkundum. İstemsizce olmuştu. Bunu çevirmek için ne yaptım biliyor musunuz? Dünyanın en aptal şeyini. Caelum'un dudaklarına baktım. Gerildiğini ellerinden bile hissetmiştim. Gözlerimi anında kaçırdım. Alev alan yanaklarım durumu kolaylaştırmıyordu. Caelum ellerini yüzümden çekti. Cümlenin sahibine, isimsiz adama baktım.
"Kurt!" Son sürat atan kalbim durumu kolaylaştırmıyordu. Gözlerini kıstı. Sinsi bir gülümseme yayıldı dudaklarına.
"Yalancı." Gözlerimi kaçırdım. Gerçeği onlara söyleyemezdim. "Sende farklı bir şeyler var." Canımın acısıyla yüzümü buruşturdum.
"Daha fazla acı çekmesine müsaade edemeyiz." Caelum elini ısırıp birden dudaklarıma bastırdı. Ne olduğunu anlayamadan kanın metaliksi tadı ağzımda yayılmaya başladı.
"Isırıldı!" Lucian bağırsa da geç kaldığını anlamıştı. Caelum elini anında çekerken ben yutkundum. Tadım geçmesi içindi ama üzerimdeki üç çift göz kalbimin korku pompalamasını sağlıyordu.
"Acı çekmesindense ölmesini mi tercih ettin?" Az önce beni köşeye sıkıştıran öfkeyle konuştu. Birden bacağımdan gelen tarifsiz acıyla çığlık attım. Acı omzumda ve yanağımda da belirirken gözlerim kaydı ve ardından kapandı. Bayılmıştım.
***
"Eğer yaşarsa ve bir çocuk verirse hepinizi Tahta çıkarırım." Neşeli bir ses duymamla gözümü açtım. Sesin geldiği yöne gözlerimi çevirdim.
"Uyandı." Kraliçe ve diğer dördü odadaydı. Kraliçe gelip yanıma oturdu. Gözleri üzerimi süzdü.
"Nasılsın ceylanım?" Bacağımın acısı, kan içişim aklıma dolmaya başlayınca Caelum'a kötü bakışlar attım. Tekrar Kraliçeye döndüm.
"İyiyim majest-" duraksadım. Korkuyla gözleri üzerimde dolaştı. Dudaklarım aralandı. Ağzımı açıp kapattım. Acı yoktu. Elim yüzümdeki bandaja gitti. Kaşlarımı çatarak gövdemi havalandırdım. Yüzümdeki bandaji söktüm.
"Neler oluyor?" Kraliçenin sesi tedirgindi. Biraz daha konuşursa benim için endişelendiğini düşünecektim. Elim yanağımda gezindi. Şaşkınlıkla Kraliçeye döndüm.
"Yaram iyileşmiş." Birden üzerimdeki tişörtü çıkardım. Omzumdaki bandajıda çıkardım. Isırık yoktu. Ellerimle bacağımı tuttum. Sıktım. Acı yoktu. Heyecanla gülümsedim. "Bu imkansız. Bana büyü mü yaptınız?" Bu daha inanılır geliyordu. Anlamayan bakışları gördüm. "Ben artık bir kurdum..." Dudaklarımdan firar etmişti.
"Faniydin, öyle değil mi? Sorumdan bu yüzden kaçtın?" Gözlerim onu buldu.
"Artık önemi yok çünkü kurdum uyandı." Gülümseyerek ayağa kalktım. "Çok enerjik hissediyorum." Kaşlarım hafif çatılsa da gülümsedim. "Hem de fazla." Üzerimdeki bakışları umursamadan hızlıca odadan çıktım. Kapıdaki teyzemi gördüm. Neşeyle şakıdım. "Kurdum uyandı! Tüm yaralarım iyileşmiş!" İnanamaz şekilde baktı.
"Tanrıya şükürler olsun!" Mutlulukla bana sarıldı. Benden ona sarıldım. "Kurduna hakim ol. Fazla sıkıyorsun." Gülünce geri çekildim.
"Üzgünüm." Birden sesli bir şekilde heyecandan güldüm. "Şaka gibi teyze!" Yerimde duramıyordum. "Yerimde duramıyorum! Biraz sarayın etrafında koşacağım." Başını salladı gülümseyerek.
Sarayın etrafında ne kadar koştum bilmiyordum. Buna rağmen yorulmamıştım. Dört Fenris ne yapacağını bilmez bakışlarla beni izliyordu. Onlara el sallayıp koşmaya devam ettim.
