4. bölüm / 6
Ula biz ne ettuk?Yedi Yıl Önce
Bölümler 6Şu an: Yedi Yıl Önce
- 1 Dönüş1.902 kelime
- 2 Köy Konuşuyor1.389 kelime
- 3 Yolun Ortasında1.215 kelime
- 4 Yedi Yıl Önce1.203 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Geber da859 kelime
- 6 Dedeye İtiraf1.552 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
7 YIL ÖNCE
14 EYLÜL, CUMA
SAAT 21:47
MACAHEL, ARTVİN
HAVA SİSLİ, 11 DERECE
Dere kenarında iki genç oturuyordu, biri kız biri erkek, kız on sekiz yaşındaydı, erkek on dokuz, ikisi de gençti, ikisi de deliydi, ikisi de birbirine âşıktı ama kimseye söyleyemiyorlardı, çünkü kız Efendioğlu’ydu, erkek Kocabey’di, iki düşman aile, iki ayrı soy, iki ayrı kan
Nare taş attı dereye, su sıçradı, İbo yanında oturuyordu, elinde bir sigara vardı, yakmamıştı, sadece çeviriyordu parmaklarının arasında
“Ula” dedi İbo, “sen bugün bir tuhafsin, ne oldi”
“Bir şey olmadi”
“Yalan söylüyorsun, gözlerinden belli, hadi söyle”
Nare bir an durdu, dereye baktı, su bulanıktı, yağmur yağmıştı gündüz, toprak kokusu her yere sinmişti
“İbo, bir şey söyleyeceğim”
“Söyle”
“Ama kızmayacaksın”
“Kızmam, söz”
Nare derin bir nefes aldı, sonra İbo’ya döndü, gözlerinin içine baktı
“İstanbul’a gidelim”
İbo bir an dondu kaldı, sonra güldü, ama gülümsemesi rahat değildi
“Ula sen deli misun, İstanbul da neymiş”
“Deli değilim, ciddiyim”
“Nare”
“Dinle beni İbo, babam beni başkasıyla nişanlamak istiyor”
İbo’nun eli durdu, sigara parmaklarının arasında kaldı, yüzü değişti
“Kim”
“Kocabeylerden değil, başka bir köyden, uzak olsun diye, beni Kocabeylerden uzak tutmak için, anlıyor musun, seni benden uzak tutmak için”
İbo sigarayı yere attı, ayağıyla ezdi, sonra ayağa kalktı, elleri arkada birleşti, birkaç adım attı, sonra durdu
“Ula bu ne demek şimdi”
“Ne demek olacak, babam beni seninle evlendirmeyecek, bunu biliyorsun, ben de biliyorum, herkes biliyor”
“Ee”
“Ee’si şu, biz kaçalım”
İbo ona döndü, gözleri kısıktı
“Kaçalım mı”
“Evet, İstanbul’a gidelim, orada kimse bizi tanımaz, yeni bir hayat kurarız, sen çalışırsın, ben de çalışırım, kimse bize karışamaz”
İbo cevap vermedi, sadece baktı, Nare ayağa kalktı, yanına geldi, elini tuttu
“İbo, ben seni seviyorum, bunu biliyorsun, ama bu köyde bize hayat yok, babam beni zorla evlendirir, seni de bir gün karşıma diker, belki de kan çıkar, bunu istemiyorum”
İbo elini çekti, geri gitti, başını çevirdi
“Ula Nare, sen ne diyorsun, benim ailem burada, toprağımız burada, ben nasıl giderim”
“Ailen mi, toprak mı, ben mi”
“Öyle deme”
“Nasıl diyeyim İbo, ben sana kaçalım diyorum, sen bana toprak diyorsun”
“Ula benim babam var, anam var, kardeşlerim var, hepsi burada, ben gidersem ne olur onlara”
“Bana ne olur peki”
“Sana bir şey olmaz, sen Efendioğlu’sun, senin baban zengin, seni kimse bir şey yapamaz”
Nare güldü, ama gülümsemesi acıydı
“Demek öyle düşünüyorsun”
“Ne düşüneyim”
“Ben senin için her şeyi bırakmaya hazırım, sen benim için bir şey bırakamıyorsun”
İbo ona döndü, gözleri dolmuştu ama belli etmemeye çalışıyordu
“Nare, ben seni seviyorum, vallahi seviyorum, ama bu iş öyle kolay değil”
“Kolay demedim ki, sadece cesaret istedim”
“Cesaret mi”
“Evet, cesaret, bir kere olsun benim için bir şey yap, bir kere olsun beni seç, toprağı değil, aileni değil, beni seç”
İbo cevap vermedi, sadece baktı, Nare gözlerinden yaşların geldiğini hissetti, sildi, arkasını döndü
“Haçan ben gidiyorum”
“Nare”
“Yarın sabah otobüs var, altı buçukta, ben orada olacağım, sen gelirsen gelirsin, gelmezsen, bir daha beni göremezsin”
Dedi ve gitti, İbo arkasından baktı, elini uzatmak istedi ama uzatamadı, sadece olduğu yerde kaldı, dereye baktı, suyun sesi kulağında uğulduyordu
15 EYLÜL, CUMARTESİ
SAAT 06:30
MACAHEL, ARTVİN
HAVA SİSLİ, 9 DERECE
Nare evin önünde duruyordu, elinde küçük bir valiz vardı, üstünde ince bir mont, saçları toplu, gözleri kızarmıştı, bütün gece ağlamıştı, ama şimdi ağlamıyordu, sadece bekliyordu
Annesi kapıdan çıktı, kızına baktı, yüzü gergindi
“Nare, hadi git artık, otobüs kalkacak”
“Bekle anne”
“Kimi bekliyorsun”
“Kimseyi”
“Nare”
“Biraz daha bekleyeyim”
Annesi başını salladı, içeri girdi, Nare yola baktı, sis her yeri kaplamıştı, on metre ilerisini göremiyordu, ama bekledi, bekledi, bekledi
Saat altı kırk oldu, İbo gelmedi
Altı elli oldu, İbo gelmedi
Yedi oldu, hâlâ yoktu
Nare valizini aldı, yürümeye başladı, otobüs durağına doğru, her adımda arkasına baktı, ama sis vardı, sadece sis, başka bir şey yoktu
Otobüs durağına geldiğinde otobüs hazırdı, şoför bagajı açmıştı, Nare valizini verdi, otobüse bindi, cam kenarına oturdu, cama yaslandı, dışarıya baktı, hâlâ bekliyordu, belki son bir dakika, belki son bir saniye
Otobüs hareket etti, Nare camdan dışarıyı izledi, köy yavaş yavaş geride kaldı, sis onu yuttu, İbo yoktu, hiç olmamıştı
Nare gözlerini kapattı, bir damla yaş yanağından süzüldü, ama artık ağlamıyordu, çünkü biliyordu, o gün İbo onu seçmemişti
15 EYLÜL, CUMARTESİ
SAAT 07:00
MACAHEL, ARTVİN
DERE KENARI
İbo dere kenarında oturuyordu, elleri ceplerinde, saçı dağınıktı, gözleri kızarmıştı, bütün gece uyumamıştı, sürekli gidip gelmişti, karar verememişti, bir yandan Nare, bir yandan ailesi, bir yandan toprak, bir yandan köy
“Gideyim mi, gitmeyeyim mi” dedi kendi kendine, “Nare beni bekliyor, ama babam ne der, anam ne der, kardeşlerim ne der, toprağı kim eker, ben gidersem bu ev ne olur”
Ayağa kalktı, birkaç adım attı, sonra durdu, sonra tekrar oturdu, sonra tekrar kalktı
“Ula İbo, sen ne yapıyorsun, kız gidiyor işte, karar ver”
Ama veremiyordu, ayakları bir türlü otobüs durağına gitmiyordu, sanki görünmez bir ip onu köye bağlamıştı, toprak, aile, gelenek, hepsi birer zincirdi
Sonunda saat yedi buçuğu geçtiğinde İbo kararını verdi, ama geç kalmıştı, koşa koşa otobüs durağına gitti, nefes nefese vardı, ama otobüs yoktu, yol boştu, sadece sis vardı
Durakta yaşlı bir adam oturuyordu, Temel Amca, İbo’ya baktı
“Ula İbo, ne arıyorsun burada”
“Otobüs, otobüs geçti mi”
“Ha geçti, yarım saat önce, Nare Efendioğlu da binmişti, İstanbul’a gidiyormuş, duydun mu”
İbo dondu kaldı, elleri titriyordu, boğazı düğümlendi
“Gitti mi”
“Gitti ya, ne oldi, rengin attı”
“Yok bir şey”
İbo arkasını döndü, yürümeye başladı, elleri arkada birleşik, adımları ağır, ama içi yanıyordu, gözleri dolmuştu, ama ağlamadı, çünkü erkekler ağlamazdı bu köyde, hele Kocabeyler hiç ağlamazdı
Eve gitti, odasına kapandı, kapıyı kilitledi, yatağa oturdu, başını elleri arasına aldı
“Ula biz ne ettuk” dedi fısıltıyla, “Ula biz ne ettuk
15 EYLÜL, CUMARTESİ
SAAT 08:30
İSTANBUL OTOGARI
Nare otobüsten indi, valizini aldı, etrafına bakındı, İstanbul kalabalıktı, gürültülüydü, ama Nare’nin kulağında hâlâ derenin sesi vardı, hâlâ Macahel’in sisi vardı, hâlâ İbo’nun yüzü vardı
Cebinden telefonunu çıkardı, İbo’nun numarası vardı, ama arayamadı, çünkü biliyordu, İbo onu seçmemişti, aramak anlamsızdı
Bir taksiye bindi, teyzesinin evine gitti, kapıyı çaldı, teyzesi açtı, Nare’yi görünce şaşırdı
“Nare, sen mi geldin, haber vermedin”
“Teyze, ben hamileyim”
Teyzesi dondu kaldı, kapıda kaldı, Nare’ye baktı, gözleri büyüdü
“Ne dedin sen”
“Hamileyim, İbo’dan, ama o bilmiyor, kimse bilmiyor, sadece sen biliyorsun şimdi”
Teyzesi elini ağzına götürdü, bir an ne diyeceğini bilemedi, sonra Nare’yi içeri aldı, kapıyı kapattı
“Ula biz ne ettuk” dedi teyzesi, “Ula biz ne ettuk”
ŞİMDİ
MACAHEL, ARTVİN
NARE’NİN EVİ
SAAT 23:15
Nare pencerenin önünde oturuyordu, Yağmur uyuyordu, Nine odasında dinleniyordu, ev sessizdi, sadece sobanın çıtırtısı duyuluyordu
Nare elinde eski bir fotoğraf tutuyordu, İbo’nun gençlik fotoğrafı, elleri arkada, gülümsüyordu, Nare parmağını fotoğrafın üzerinde gezdirdi, gözlerinden yaşlar aktı, sildi
“Ula İbo” dedi fısıltıyla, “Yedi sene geçti, hâlâ seni seviyorum, hâlâ seni düşünüyorum, ama sen o gün gelmedin, beni seçmedin, toprağı seçtin, aileni seçtin, beni seçmedin”
Pencereye baktı, dışarıda sis vardı, her yeri kaplamıştı, İbo’nun evi karşı yamaçtaydı, ışığı yanıyordu
“Yağmur büyüyor, sana benziyor, herkes anlıyor ama sen anlamıyorsun, çünkü bakmıyorsun, çünkü görmek istemiyorsun”
Nare fotoğrafı göğsüne bastırdı, gözlerini kapattı
“Bir gün öğreneceksin İbo, bir gün o kıza bakacaksın ve anlayacaksın, ama o gün belki de çok geç olacak”
Dışarıda rüzgâr esti, sis biraz dağıldı, İbo’nun evinin ışığı göründü, Nare ona baktı, uzun uzun baktı
“Ula biz ne ettuk” dedi bir kere daha, “Ula biz ne ettuk”
Sonra perdeyi çekti, fotoğrafı çekmeceye koydu, yatağa gitti, Yağmur’un yanına uzandı, kızının saçını okşadı, gözlerini kapattı
Ama o gece de uyuyamadı
Bölüm etkileşimi
