6. bölüm / 6
Ula biz ne ettuk?Dedeye İtiraf
Bölümler 6Şu an: Dedeye İtiraf
- 1 Dönüş1.902 kelime
- 2 Köy Konuşuyor1.389 kelime
- 3 Yolun Ortasında1.215 kelime
- 4 Yedi Yıl Önce1.203 kelime
- 5 Geber da859 kelime
- 6 Dedeye İtiraf1.552 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İbo evden çıktığında sis iyice bastırmıştı, öyle ki önünü zor görüyordu, elleri arkada birleşik, adımları ağır ağırdı, ama içi öyle değildi, içi karma karışıktı, bir yandan Nare’nin yüzü gözünün önünden gitmiyordu, bir yandan Yağmur’un bakışı, o dik bakış, o kısık gözler, bir yandan da kendi yürüyüşü, kendi hali, hepsi birbirine karışıyordu
Sigara yaktı, derin bir nefes çekti, dumanı sisin içine karıştı, yürüdü, yürüdü, ama nereye gittiğini bilmiyordu, sonra durdu, başını kaldırdı, karşısında dedesinin evi vardı, nasıl geldiğini hatırlamıyordu bile
Dede İsmail’in evi köyün öbür ucundaydı, iki katlı ahşap bir evdi, pencereden ışık sızıyordu, İbo kapıya yaklaştı, elini kaldırdı, bir an durdu, vursam mı vurmasam mı diye düşündü, sonra vurdu
Kapı açıldı, dedesi İsmail karşısında duruyordu, seksen yaşlarındaydı ama hâlâ dimdikti, bastonu elindeydi, gözleri yarı kapalıydı ama İbo’yu görünce açıldı
“Ula İbo, bu saatte ne arıyorsun, hayırdır”
“Dede, konuşmam lazım”
“Haçan gir içeri, dışarıda durma, sis adamı yer”
İbo içeri girdi, kapıyı kapattı, ocağın başına oturdu, dedesi de karşısına oturdu, bastonunu yanına koydu, İbo’ya baktı, uzun uzun baktı, İbo’nun yüzü bembeyazdı, gözleri kızarmıştı, elleri titriyordu
“Ula İbo, sen bir tuhafsin, ne oldi”
“Dede”
“Söyle”
“Dede, ben yedi sene önce bir kızı sevdim”
Dede bir an durdu, gözlerini kıstı
“Hangi kız”
“Nare, Efendioğlu’nun kızı”
Dede dondu kaldı, bastonuna yaslandı, bir an hiçbir şey söylemedi, sadece baktı
“Ula sen ne diyorsun, Efendioğlu’nun kızını mı”
“Evet”
“Ula sen deli misun, o kız düşman ailesinin kızı”
“Biliyorum”
“Biliyorsun da neden sevdin”
“Sevmedim ki, sevdim işte, elimde değildi”
Dede başını salladı, derin bir nefes aldı
“Haçan anlat bakayım, baştan anlat”
İbo anlatmaya başladı, yedi sene öncesinden, dere kenarından, gizli buluşmalardan, Nare’nin gülüşünden, saçından, gözlerinden, her şeyden anlattı, dedesi dinledi, hiç araya girmedi, sadece dinledi
“Dede, o gün bana ‘İstanbul’a gidelim’ dedi, ben gitmedim”
“Neden gitmedin”
“Bilmiyorum, korktum, ailemi düşündüm, toprağı düşündüm, seni düşündüm”
“Ula İbo, beni mi düşündün”
“Evet”
“Ula ben senin yoluna taş mı koydum, ben seni büyüttüm, ben senin mutlu olmanı isterim, sen benim yüzümden mi gitmedin”
“Bilmiyorum dede, bilmiyorum”
Dede elini İbo’nun omzuna koydu
“Haçan devam et”
“O gitti, ben kaldım, yedi sene geçti, bir kere olsun aramadım, çünkü biliyordum, beni seçmemişti, ama şimdi döndü”
“Duydum, köy konuşuyor”
“Yanında bir kız var, yedi yaşında, adı Yağmur Derin”
“Ee”
“Dede, o kız aha tıpkı bana benziyor”
Dede bir an durdu, gözlerini kıstı
“Ne diyorsun sen”
“Yürüyüşü, bakışı, gamzesi, hepsi ben, aha tıpkı ben, aha tıpkı benim gibi gözlerini kısıyor, aha tıpkı benim gibi ellerini arkada birleştiriyor”
“Ula İbo, sen ne diyorsun”
“Dede, o kız benim olabilir mi”
Dede sustu, uzun uzun sustu, ocağın çıtırtısı duyuluyordu, sadece o, başka bir şey yoktu
“Ula İbo”
“Dede”
“Sen ne diyorsun, Nare öyle bir kız mıydı”
“Bilmiyorum dede, bilmiyorum, yedi sene geçti, belki değişti”
“Değişmemiştir, o kız seni seviyordu, belliydi”
“Nereden biliyorsun”
“Ula ben kör değilim, ben seni büyüttüm, ben senin gözlerini bilirim, o kız sana baktığında gözleri parlıyordu, ben gördüm”
İbo başını öne eğdi, gözleri doldu, ama ağlamadı
“Dede, ne yapacağım”
“Önce sakin olacaksın, sonra Nare ile konuşacaksın, ama kavga etmeden, güzelce”
“Konuşmuyor ki, bana hesap vermiyor, ‘seni ilgilendirmez’ diyor”
“Kadındır, korkuyordur, sen de olsan korkardın”
“Neden korksun”
“Ula İbo, sen ne kadar safsın, kadın yedi sene tek başına çocuk büyütmüş, düşman ailesinden saklamış, şimdi sen karşısına dikiliyorsun, korkmaz mı”
İbo sustu, dedesi haklıydı, ama içi bir türlü rahat etmiyordu
“Dede”
“Söyle”
“Bir şey daha var”
“Ne”
Dede bir an durdu, sonra ayağa kalktı, bastonuna yaslandı, dolaba gitti, eski bir kutu çıkardı, kutunun üstü tozlanmıştı, İbo’nun önüne koydu
“Bu ne dede”
“Bu, senin babanın sakladığı şey”
“Ne var içinde”
“Bir mektup”
“Kimden”
“Nare’nin annesinden, Hatice’den”
İbo’nun gözleri büyüdü
“Hatice mi, Nare’nin annesi mi”
“Evet”
“Ne zaman geldi bu mektup”
“Yedi sene önce, senin baban geldi, bana verdi, ‘bunu İbo’ya verme, yakar yoksa’ dedi”
“Neden vermedin bana”
“Çünkü baban öyle dedi, ben de dinledim”
“Dede, sen ne yaptın”
“Ula İbo, ben de insanım, ben de yanlış yaptım, ama şimdi doğrusunu yapıyorum, al oku”
İbo mektubu aldı, elleri titriyordu, zarfı açtı, içinden bir kâğıt çıktı, kâğıt sararmıştı, üzerinde el yazısı vardı, İbo okumaya başladı
“İbo, ben Nare’nin annesi Hatice, sana yazıyorum, çünkü kızım seni seviyor, ama söyleyemiyor, sen de biliyorsun, iki aile düşman, ama bu düşmanlık sizin suçunuz değil, benim kızım senden hamile, İstanbul’a gidiyor, çünkü babası zorla başkasıyla nişanlamak istiyor, ben ona engel olamadım, sen de engel olamadın, ama sen baba olacaksın, bunu bil, kızını bul, onu büyüt, beni affet, kızımı affet, Hatice”
İbo mektubu bitirdi, elinden düştü, gözlerinden yaşlar aktı, bu sefer tutamadı, ağladı, dedesinin karşısında, bir çocuk gibi ağladı
“Dede”
“Ula İbo”
“Ben baba mıyım”
“Evet oğlum, sen babasın”
“Ben bilmiyordum dede, vallahi bilmiyordum”
“Biliyorum oğlum, biliyorum”
“Ben o kızı, kendi kızımı, az önce gördüm, bana baktı, ben de ona baktım, ben onu tanımadım, kendi kızımı tanımadım”
“Ula İbo, sen ne yaptın”
“Ben bir şey yapmadım, ben sadece korktum, ben sadece bekledim”
Dede İbo’nun yanına oturdu, elini omzuna koydu, İbo başını dedesinin omzuna dayadı, ağladı, uzun uzun ağladı, dedesi saçını okşadı
“Ula İbo, ben sana bir şey söyleyeceğim”
“Söyle dede”
“Bundan sonra ne yapacaksan, kızın için yap, Nare için yap, kendin için yap, ama düşmanlık için yapma”
“Peki dede”
“Şimdi kalk, git”
“Nereye”
“Nare’ye git, konuş, ama kavga etmeden, güzelce konuş”
“Şimdi mi”
“Şimdi”
İbo ayağa kalktı, mektubu cebine koydu, kapıya yürüdü, kapıyı açtı, dışarıda sis vardı, ama İbo artık sisin içinden geçmeye kararlıydı, bir adım attı, sonra durdu, arkasını döndü
“Dede”
“Söyle”
“Sen neden sakladın bu mektubu”
Dede başını öne eğdi, gözleri doldu
“Çünkü oğlum, ben korktum, ben de korktum, ben de senin gibiydim, ben de düşmanlıktan korktum, ama şimdi anlıyorum, düşmanlık bir şeye yaramıyor, sadece acı getiriyor”
İbo başını salladı, kapıyı kapattı, sise doğru yürüdü, elleri arkada birleşik, adımları ağır ama kararlıydı, Nare’nin evine doğru gidiyordu, kalbi hızlı hızlı atıyordu, çünkü biliyordu, bu gece her şey değişecekti, bu gece sır ortaya çıkacaktı, bu gece o kıza, kendi kızına, adıyla seslenecekti
Yolda yürürken mektubu çıkardı, bir daha okudu, gözleri doldu, ama bu sefer ağlamadı, çünkü artık ağlamak yoktu, şimdi hesap sorma zamanıydı, ama kime, Nare’ye mi, kendine mi, kaderine mi, bilmiyordu
Nare’nin evinin önüne geldiğinde durdu, ışık hâlâ yanıyordu, pencereden içeri baktı, Yağmur’u gördü, kız kanepede uyuyordu, üstü örtülüydü, saçları dağınıktı, yüzü huzurluydu, İbo uzun uzun baktı, elini cama koydu
“Ula ben senin babam mıyım” dedi fısıltıyla, “Ula ben senin baban mıyım, ben bunu nasıl bilmem, ben nasıl bu kadar kör oldum”
Gözünden bir damla yaş aktı, sildi, kapıya yürüdü, elini kaldırdı, tam vuracakken durdu, bir derin nefes aldı, sonra vurdu
Kapı açıldı, Nare karşısında duruyordu, yüzü bembeyazdı, gözleri kızarmıştı, İbo’yu görünce dondu kaldı
“İbo, sen yine mi geldin”
“Nare”
“Ne istiyorsun”
“Konuşacağız”
“Konuşacak bir şey yok”
“Var”
İbo mektubu çıkardı, Nare’ye uzattı, Nare mektubu görünce gözleri büyüdü, elleri titredi, geri çekildi
“Bu ne”
“Oku”
“Nereden aldın bunu”
“Dedemden, babam saklamış, yedi sene önce”
Nare mektubu aldı, okudu, okurken gözlerinden yaşlar aktı, mektup elinden düştü, dizlerinin üstüne çöktü
“İbo”
“Nare”
“Ben sana söyleyecektim, vallahi söyleyecektim, ama korktum, ailemden korktum, köyden korktum, senin ailenden korktum”
“Ula Nare, sen benim kızımı benden sakladın”
“Saklamadım, korudum”
“Korudun mu, ben babayım, benim haberim yok, ben kızımı tanımadım, ben ona ‘bu uşak kim’ dedim”
“İbo”
“Ula Nare, ben seni sevdim, ben seni hâlâ seviyorum, ama sen bana bunu yaptın”
“İbo, ben seni sevdim, ben seni hâlâ seviyorum, ama sen o gün gelmedin, beni seçmedin”
“Seçmedim mi, ula ben seni seçtim, ben her gün seni seçtim, ama sen gittin”
“Sen gelmedin”
“Sen gittin”
“Sen gelmedin”
İkisi de sustu, birbirlerine baktılar, gözlerinden yaşlar akıyordu, ama kimse silmiyordu, çünkü ikisi de haklıydı, ikisi de suçluydu, ikisi de yaralıydı
Tam o anda içeriden bir ses geldi, Yağmur uyanmıştı, koridora çıkmıştı, annesini yerde gördü, İbo’yu kapıda gördü, korktu
“Anne, ne oluyor”
Nare hemen ayağa kalktı, kızına koştu, sarıldı
“Bir şey yok kuzum, bir şey yok”
Yağmur İbo’ya baktı, İbo da ona bakıyordu, gözleri doluydu, ama bu sefer farklıydı, bu sefer biliyordu, bu sefer babaydı
“Sen kimsin” dedi Yağmur
İbo dizlerinin üstüne çöktü, kıza baktı, gözlerinden yaşlar akıyordu
“Ula ben, ben senin babanım”
Yağmur dondu kaldı, annesine baktı, annesi başını salladı, gözleri doluydu
“Anne, bu doğru mu”
“Doğru kuzum”
“Ama sen bana babamın öldüğünü söyledin”
“Yalan söyledim, seni korumak için yalan söyledim”
Yağmur İbo’ya baktı, uzun uzun baktı, sonra bir adım attı, bir adım daha attı, İbo’nun önünde durdu, elini uzattı, İbo elini tuttu, sımsıkı tuttu
“Sen benim babam mısın”
“Evet kızım, ben senin babanım”
“Neden gelmedin”
“Bilmiyordum, vallahi bilmiyordum”
“Neden bilmiyordun”
“Çünkü annen söylemedi, çünkü mektup bana gelmedi, çünkü ben kör oldum, çünkü ben korkak oldum”
Yağmur bir şey söylemedi, sadece babasının elini tuttu, İbo kızını kucakladı, sıkıca sarıldı, gözlerinden yaşlar akıyordu, Nare de yanlarına geldi, üçü birlikte, evin ortasında, sarıldılar
Ama dışarıda sis hâlâ vardı, ve sisin içinde bir şey vardı, bir kamyon, bir far, bir gölge
Kapı çaldı, sert çaldı
İbo doğruldu, kapıya baktı, Nare korktu, Yağmur İbo’ya sarıldı
“Kim o” dedi İbo
Cevap yoktu, sadece kapı çalındı, bir daha, bir daha, bir daha
İbo kapıya yürüdü, açtı
Karşısında babası İsmail duruyordu, elleri yumruk olmuştu, gözleri kızarmıştı, arkasında amcaları, kuzenleri, hepsi oradaydı
“Ula İbo, sen burada ne yapıyorsun”
“Baba”
“Ula bu evden çık, şimdi”
“Baba, ben”
“Sus, çık dedim”
İbo çıkmadı, arkasına baktı, Nare ve Yağmur’a baktı, sonra babasına döndü
“Baba, ben buradan gitmiyorum”
“Ne dedin sen”
“Gitmiyorum dedim, bu benim ailem, bu benim kızım”
İsmail dondu kaldı, arkasındakiler dondu kaldı, Nare dondu kaldı, Yağmur İbo’nun bacağına sarıldı
İsmail fısıltıyla konuştu
“Ula biz ne ettuk”
Bölüm etkileşimi
