1. bölüm / 6
Ula biz ne ettuk?Dönüş
Bölümler 6Şu an: Dönüş
- 1 Dönüş1.902 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Köy Konuşuyor1.389 kelime
- 3 Yolun Ortasında1.215 kelime
- 4 Yedi Yıl Önce1.203 kelime
- 5 Geber da859 kelime
- 6 Dedeye İtiraf1.552 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
NARE EFENDİOĞLU (25)
Yedi yıl önce kaçtı, şimdi döndü. Ama sırtındaki yük valizden ağır.
Kızına “baban öldü” dedi; köye dönerken kendine bile inanmadı.
Sis dağılınca her şey ortaya çıkacak — ve o, en çok bunun için korkuyor.
[
YAĞMUR DERİN EFENDİOĞLU (7)
Annesinin İstanbul'da sakladığı, Macahel'in sisinde büyüyen sır.
Gözleri kısık bakar, elleri arkada yürür — kimse öğretmedi ama babasına benziyor.
Bilmediği tek şey: adı gibi yağmur, bir gün mutlaka yağacak.
İBRAHİM "İBO" KOCABEY (26)
Yüz yıllık kinin en sessiz taşıyıcısı.
Elleri arkada gezer, gözleri kısık bakar; ama kalbi hâlâ o eski yarayı taşır.
Baba olduğunu bilmiyor. Ama bir gün, kendi yürüyüşünü taşıyan bir kız görecek.
selam arkdaşlar 🙂🙂
Bu kitap, Karadeniz'in sisli yamaçlarında geçen iki hikâyeden ilham aldı: Fırtına Zamanı'nın öğretmeni ve askeriyle, Taşacak Bu Deniz'in birbirine düşmüş iki ailesinden. Birinde imkânsız bir aşk, diğerinde yıllara yayılan bir düşmanlık vardı. Ben ikisini bir araya getirdim. Ula biz ne ettuk?
♪♪♪♪♪♪
Otobüs, Borçka'dan sonra iyice yavaşladı. Yol daraldı, iki yanı uçurum oldu. Yağmur, camdan dışarı bakıyordu ama görebildiği tek şey sise dönmüş bir yeşildi. Öyle bir yeşil ki insanın içini hem huzurla hem de bir tuhaf sıkıntıyla dolduruyordu.
"Anne," dedi Yağmur, sesi yorgun çıktı. "Daha var mı?"
Nare, kızının saçını okşadı. On iki saatlik yolun sonunda kendi de bitkindi ama kıza belli etmemeye çalışıyordu.
"Az kaldı kuzum. Şu dağı geçince Camili."
"Her yer aynı burada."
Nare güldü. "Haklısın. Ama birazdan farklı olacak. Söz."
Yağmur camdan gözünü ayırmadı. İstanbul'da doğmuş büyümüş bir çocuk için bu manzara fazlaydı. Ne bir bina, ne bir dükkân, ne kalabalık. Sadece ağaç, sis ve yolun kenarında akan bir dere. Derenin sesi otobüsün camından bile duyuluyordu, öyle gürültülüydü.
Otobüs sonunda köyün girişinde durdu. Şoför kalktı, bagajı açtı. Nare valizleri indirirken Yağmur etrafına bakındı. Birkaç kişi vardı otobüs durağında, ama hepsi yaşlıydı. Onlara bakıyorlardı. Yağmur da onlara baktı, gözlerini kıstı.
Nare bunu görünce içinden bir şey geçti ama yüzüne yansıtmadı.
"Gel kızım, çantamı tut."
Durağın yanında yaşlı bir adam duruyordu. Sırtında yelek, elinde baston. Adam Nare'yi görünce gözlerini kıstı, sonra birden açtı.
"Ula bu Nare değil mi?" dedi. Sesi kalın, şivesi ağırdı. "Nare, sen misun kız?"
Nare başını çevirdi. Adamı tanıdı.
"Temel Amca?"
"Ha şükür, tanıdun beni." Adam bastonunu yere vura vura yanlarına geldi. "Ula kaç yıl oldi görüşmeyelum. Sen buraya nasıl geldun? Baban demedi bize hiç."
"Yeni karar verdim," dedi Nare. "Babam da bilmiyor."
Temel Amca bir an durdu. Sonra Yağmur'a baktı. Uzun uzun baktı. Kız da ona bakıyordu, gözlerini kısmış, dik dik.
Temel Amca'nın yüzünde bir şey değişti. Ne olduğunu anlayamadı ama bir şey.
"Bu uşak kimin?" dedi yavaşça.
Nare elini kızının omzuna koydu. "Benim kızım. Yağmur."
"Yağmur ha." Temel Amca başını salladı ama gözünü kızdan ayırmadı. "Maşallah. Maşallah. Bir de ikinci ismi var mı?"
"Derin," dedi Nare. "Yağmur Derin."
Temel Amca'nın gözleri bir an durdu. "Derin ha."
Sonra sustu. Bir şey söyleyecek gibi oldu, söylemedi. Bastonunu tekrar yere vurdu.
"Haçan gidelum, burada durmayalum. Baban evde miydi?"
"Bilmiyorum. Haber vermedim."
"Ula sen deli misun kız? Adamcağız hasta, sen habersiz geliyorsun."
Nare cevap vermedi. Valizlerini aldı, yürümeye başladı. Yağmur peşinden geliyordu, elleri arkada birleşik, adımları ağır ağır.
Temel Amca arkalarından bakakaldı. Sonra kendi kendine mırıldandı:
"Ula bu uşak... bu uşak kimin nesi?"
Köyün içine girdiklerinde hava daha da kararmıştı. Yağmur hâlâ dışarıyı izliyordu ama artık yorulmuştu. Yürürken bir yandan annesine sorular soruyordu.
"Anne burası neden bu kadar sessiz?"
"Sessiz değil kuzum. Dinle."
Yağmur durdu. Kulak verdi. Uzaktan bir köpek havlaması, bir dere şırıltısı, bir de rüzgârın ağaçlarda çıkardığı ses. Hepsi birbirine karışmıştı.
"Ben bir şey duymuyorum."
"Duydun işte. Sadece alışkın değilsin."
Yağmur omuz silkti. "İstanbul'da bu saatte her yer kalabalık olur."
"Biliyorum."
"Sen neden buraya geldin anne? İstanbul'da her şeyimiz vardı."
Nare bir an durdu. Sonra yürümeye devam etti.
"Babam hastaymış. Onu görmem lazım."
"Başka bir sebep?"
Nare kızına baktı. Yağmur ona bakıyordu, gözleri kısık, sorgulayıcı. O bakışı o kadar iyi tanıyordu ki içi bir tuhaf oldu.
"Başka sebep yok," dedi.
Yağmur bir şey söylemedi ama yüzünden inanmadığı belliydi. Yürümeye devam ettiler.
Evin önüne geldiklerinde Nare durdu. Ev eskiydi, ahşap, iki katlı. Pencerelerden birinde ışık vardı. Kapı kapalıydı.
"Nare?" dedi bir ses.
Nare döndü. Kapının yanında yaşlı bir kadın duruyordu. Şalvar, yelek, başında yazma. Elinde bir tas vardı, içinde bir şey taşıyordu.
"Nine?"
Kadın tası yere bıraktı. Ellerini açtı, Nare'ye doğru yürüdü.
"Ula sen geldun mi? Sen geldun mi kız?"
Nare'yi kucakladı. Sımsıkı sarıldı. Nare bir an ne yapacağını bilemedi, sonra o da sarıldı.
"Nine, ben..."
"Sus, sus. Konuşma şimdi."
Yağmur arkadan izliyordu. Annesinin sarıldığı kadına baktı. Kadın yaşlıydı, ama gözleri parlaktı.
Nine sonunda Nare'yi bıraktı, geri çekildi. Gözleri Yağmur'a kaydı.
Bir an durdu.
Sonra yavaşça eğildi, kızın yüzüne baktı. Gözlerini kıstı. Yağmur da ona baktı, aynı şekilde, gözleri kısık.
Nine'nin elleri titredi.
"Bu uşak..." dedi. Sesi kısılmıştı. "Bu uşak kimin?"
Nare derin bir nefes aldı. "Benim kızım Nine. Yağmur."
"Yağmur ha." Nine doğruldu. "Bir de Derin dediler, doğru mu?"
Nare bir an durdu. "Duydun mu?"
"Bu köyde sır mı kalır kızım? Temel Amca aha şimdi geçti buradan. Her şeyi anlattı."
Nine Nare'ye baktı. Uzun uzun baktı. İçinden bir şey geçiyordu ama söylemiyordu.
"Yağmur Derin ha," dedi sonunda. "Güzel isim. İkisi de güzel."
Sonra döndü, kapıyı açtı.
"Girin içeri. Dışarıda durmayın. Burada akşam olunca sis iner, insan kendi evini bulamaz."
İçeri girdiler. Ev sıcaktı, soba yanıyordu. Duvarlarda eski fotoğraflar vardı. Yağmur etrafına bakındı, sonra bir fotoğrafa takıldı. Genç bir adam, elini arkada birleştirmiş, gülümsüyordu.
"Anne bu kim?"
Nare fotoğrafa baktı. Yüzü değişti. Hızlıca başını çevirdi.
"Kimse. Eski bir fotoğraf."
Yağmur bir şey söylemedi ama fotoğrafa bir daha baktı. Sonra annesine baktı. Annesi başka tarafa bakıyordu.
Nine mutfaktan seslendi:
"Haçan oturun, çay koyayım. Yol yorgunusunuz."
Nare mutfağa doğru yürüdü. Yağmur salonda kaldı. Fotoğrafa bir daha baktı. Sonra elini kaldırdı, fotoğraftaki adamın yürüyüşünü taklit etti. Ellerini arkada birleştirdi.
Tam o anda Nine mutfaktan çıktı, bunu gördü.
Elindeki bardak yere düştü.
"Nine?" dedi Nare, koşarak geldi. "Ne oldu? İyi misin?"
Nine yere bakıyordu. Bardak kırılmıştı, çay yere yayılmıştı. Ama Nine kırıklara bakmıyordu. Yağmur'a bakıyordu.
"Ben iyiyim," dedi. Sesi titriyordu. "Ben iyiyim. Sadece... sadece elim kaydı."
Nare yere eğildi, kırıkları toplamaya başladı. Nine hâlâ Yağmur'a bakıyordu.
Yağmur da ona bakıyordu. Gözleri kısık.
Nine başını çevirdi. Elini göğsüne götürdü. Derin bir nefes aldı.
"Ula Şuşan," dedi kendi kendine, fısıltıyla. "Sen ne gördun öyle?"
Akşam yemeği sessiz geçti. Nare babasını sordu, Nine "odasında yatıyor, yarın görürsün" dedi. Yağmur yemeğini yedi, sonra kanepeye uzandı. Yol onu bitirmişti.
Nare kızının yanına oturdu. Saçını okşadı.
"Uyudun mu?"
"Hayır."
"Yağmur."
"Efendim anne?"
Nare bir an durdu. Sonra sordu:
"Burayı sevdin mi?"
Yağmur gözlerini açtı. Annesine baktı.
"Bilmiyorum. Ama tuhaf."
"Neden tuhaf?"
"Bilmiyorum. Sanki... sanki burayı daha önce görmüşüm gibi."
Nare'nin eli durdu. Kızının saçında kaldı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Rüyamda görmüşüm gibi. Sisli bir yer. Bir dere. Bir ev." Yağmur durakladı. "Bir de bir adam."
Nare'nin nefesi kesildi.
"Nasıl bir adam?"
"Yüzünü görmüyorum. Ama yürüyüşünü görüyorum. Elleri arkada. Böyle."
Yağmur kalktı, ellerini arkada birleştirdi, birkaç adım attı.
Nare dondu kaldı.
"Anne? İyi misin?"
Nare başını salladı. Ama gözleri dolmuştu.
"İyiyim kuzum. Yat şimdi. Yarın uzun bir gün olacak."
Yağmur tekrar uzandı. Gözlerini kapattı. Nare onun yanında kaldı, saçını okşamaya devam etti.
Ama içinden bir şey kopuyordu.
Gece yarısı Nare kalktı. Yağmur uyuyordu. Üstünü örttü, sessizce mutfağa gitti. Nine orada oturuyordu. Önünde bir çay bardağı, içi boş.
"Uyumadın mı Nine?"
"Uyuyamadım."
Nare karşısına oturdu. İkisi de sustu. Sadece sobanın çıtırtısı duyuluyordu.
Sonunda Nine konuştu:
"O uşak."
"Nine."
"O uşak Kocabeylerin kanını taşiyir. Sen bunu biliyirsin. Ben de biliyirim."
Nare başını öne eğdi.
"Evet."
"Kaç yaşında?"
"Yedi."
Nine hesap yaptı. Gözleri büyüdü.
"Ula sen... sen o zaman..."
"Evet."
Nine elini ağzına götürdü. Bir an hiçbir şey söylemedi. Sonra:
"İbo biliyor mu?"
Nare başını kaldırdı. Gözleri kızarmıştı.
"Hayır. Bilmiyor. Hiç bilmedi."
"Ula bu nasıl bir şey kız? Bu nasıl bir şey?"
"Ben hamile olduğumu öğrendiğimde her şey karışıktı Nine. Aileler birbirine girmişti. Babam beni İstanbul'a gönderdi. Okuyacaksın dedi. Ama asıl sebep başkaydı. Ben de gitmek zorunda kaldım."
"Peki İbo?"
"İbo beni bıraktı sandı. Ben de ona hiçbir şey söyleyemedim. Telefonlar değişti, adresler değişti. Bir daha da görüşemedik."
Nine başını salladı. Yavaşça.
"Şimdi ne olacak?"
Nare derin bir nefes aldı.
"Bilmiyorum. Babam hasta. Onu görmem lazım. Yağmur'u da bu düşmanlıktan uzak tutmam lazım."
"Ama buraya getirdin."
"Çünkü başka yerim yok Nine. İstanbul'da işler karıştı. Ve babam... babam torununu görmek istiyor."
Nine sustu. Sonra ayağa kalktı, pencereye gitti. Dışarıya baktı. Sis her yeri kaplamıştı.
"Yarın köyde duyulur," dedi. "Sen geldun, kızınla geldun. Herkes sorar. Herkes bakar."
"Biliyorum."
"Ve İbo..."
"İbo'yu görmek istemiyorum Nine. Şimdilik."
Nine arkasını döndü. Nare'ye baktı.
"Kızım, bu köyde sır tutulmaz. Hele böyle bir sır. Sis dağılınca her şey ortaya çıkar."
Nare cevap vermedi. Sadece önüne baktı.
Nine tekrar oturdu. Elini Nare'nin elinin üstüne koydu.
"Haçan yat. Yarın ola hayrola."
Nare kalktı. Kapıya doğru yürüdü. Tam çıkarken Nine seslendi:
"Nare."
"Dinliyorum."
"O uşak... Yağmur Derin... O, İbo'nun kızı olduğunu bilmiyor değil mi?"
Nare durdu. Arkasını döndü.
"Bilmiyor. Ona babasının öldüğünü söyledim."
Nine'nin yüzü buruştu.
"Ula biz ne ettuk," dedi fısıltıyla.
Nare bir şey söylemedi. Kapıyı kapattı, odasına gitti.
Sabah olduğunda Yağmur erken kalkmıştı. Evin içinde dolaşıyordu. Nine onu mutfakta buldu.
"Günaydın uşak."
"Günaydın."
"Aç mısın?"
"Biraz."
Nine ekmeği kesti, peynir koydu, çay doldurdu. Yağmur oturdu, yemeye başladı.
Nine karşısına oturdu. Onu izledi. Kız ekmeği tutuşu, çayı içişi, her hareketi...
"Yağmur."
"Efendim?"
"Sen İstanbul'da ne yaparsın?"
"Okula giderim. Arkadaşlarımla oynarım."
"Buranı sevdin mi?"
Yağmur bir an düşündü.
"Bilmiyorum. Ama annem burada mutsuz gibi."
Nine kaşlarını kaldırdı.
"Nereden anladın?"
"Yüzünden. İstanbul'da daha çok gülerdi."
Nine bir şey söylemedi. Çayını yudumladı.
Tam o anda kapı çaldı.
Nine kalktı, kapıya gitti. Açtı.
Karşısında Temel Amca duruyordu. Yüzü gergindi.
"Nine."
"Ne oldu Temel?"
"Köyde duyulmuş. Nare gelmiş. Kızıyla."
"Ee?"
Temel Amca içeriye bir göz attı. Yağmur'u gördü. Sonra Nine'ye döndü, sesini kıstı:
"Nine, o uşak..."
"Ne olmuş?"
"O uşak... İbo'nun kızı değil mi?"
Nine'nin yüzü dondu.
"Sen ne diyorsun Temel?"
"Ula ben dün gördüm. Yürüyüşü, bakışı... Aha tıpkı İbo. Herkes fark eder bunu. Herkes."
Nine elini kapıya dayadı. Derin bir nefes aldı.
"Sen bunu kimseye söyleme Temel. Duyuyor musun? Kimseye."
"Ula Nine, bu köyde sır mı kalır?"
"Kalır. Kalması lazım. Şimdilik."
Temel Amca başını salladı ama ikna olmuş gibi değildi.
"Haçan ben gideyim. Ama Nine..."
"Ne?"
"İbo buraya gelirse, ki gelecek... O zaman ne olacak?"
Nine cevap vermedi. Kapıyı kapattı.
Arkasını döndüğünde Yağmur ona bakıyordu. Gözleri kısık.
"Nine?"
"Ne var uşak?"
"Kimdi o?"
"Kimse. Komşu."
Yağmur bir şey söylemedi. Ama gözlerini Nine'den ayırmadı. O bakış...
Nine başını çevirdi. Mutfağa gitti. Elleri titriyordu.
Öğleye doğru Nare kalktı. Yağmur'u aldı, babasının odasına götürdü. Kapıyı yavaşça açtı.
İçeride yaşlı bir adam yatıyordu. Gözleri kapalıydı ama nefes alıyordu.
"Baba."
Adam gözlerini açtı. Nare'yi gördü. Gözleri doldu.
"Nare... sen geldun mi?"
"Geldim baba."
Adam elini kaldırdı. Nare tuttu. Sonra gözleri Yağmur'a kaydı.
"Bu... bu kim?"
Nare derin bir nefes aldı.
"Baba, bu senin torunun. Yağmur Derin."
Adamın gözleri büyüdü. Yağmur'a baktı. Uzun uzun baktı. Sonra gülümsedi. Gamzesi çıktı.
"Maşallah... maşallah..."
Yağmur yaklaştı. Adama baktı.
"Dede?"
"Evet kızım. Ben senin dedenim."
Yağmur bir şey söylemedi. Sadece elini uzattı. Adam tuttu. Gözlerinden yaş geldi.
Nare arkasını döndü. Gözlerini sildi.
Tam o anda dışarıdan bir ses geldi. Bir araba sesi. Motor sesi.
Nare pencereye gitti. Baktı.
Bir kamyonet durmuştu evin önünde. İçinden biri indi. Uzun boylu, geniş omuzlu. Yürürken elleri arkada birleşikti.
Nare'nin nefesi kesildi.
Yağmur da pencereye geldi. Baktı.
"Anne, bu kim?"
Nare cevap vermedi. Sadece baktı.
Adam eve doğru yürüyordu. Ağır ağır. Elleri arkada.
Yağmur bir an durdu. Sonra farkında olmadan elleri arkaya gitti. Birleşti.
Nare bunu gördü.
Ve o an, kapı çaldı.
Bölüm etkileşimi
