8. bölüm · Teoden 2
🎭 TEODEN 2 -6. BÖLÜM: YANGINDAN KAÇARKEN
🎭 TEODEN 2
6. BÖLÜM: YANGINDAN KAÇARKEN
Deniz’in Anlatımıyla
Koridordaki o felaket anından sonra üzerimdeki formanın ağırlığı bile omuzlarımı çökertmeye yetiyordu. Aras’ın gözlerindeki o kırgınlık, Barış’ın nefret dolu bakışları zihnime bir kabus gibi kazınmıştı.
Herkes dağılmış, geriye sadece koridorun ortasında yan yana duran iki "sevgili" kalmıştı: Ben ve beni bu cehennemin ortasına iten Teoman Akkaya.
"Yürü," dedi Teoman, sesi az önceki alaycı tondan uzaktı. Soğuk ve emrediciydi.
"Ders başlamadan müdürün odasındaki o dosyayı almamız gerekiyor. Sude’nin şakası olmadığını biliyorsun."
"Beni yönlendirmeyi kes ," diye fısıldadım öfkeyle. Yüzüne bakmamak için gözlerimi koridorun zeminine dikmiştim.
"Ağzımı açarsam sana da o Sude'ye de yapacağımı biliyorum. Düş önüme, bitsin şu saçmalık."
Teoman derin bir nefes alıp başını salladı.
Kutay ve Evren koridorun iki ucunu tutmak için önden gitti.
İdari kata çıkan merdivenleri tırmanırken kalbim sanki göğüs kafesimi delip çıkacakmış gibi çarpıyordu.
Hayatım boyunca disiplin kapısından bile geçmemiş bir kızken, şimdi okulun en sorunlu adamıyla müdürün odasından evrak çalmaya gidiyordum.
Müdürün odasının önüne geldiğimizde Kutay bize doğru "Temiz," işareti yaptı.
Hizmetli temizlik için kapıyı açık bırakmış, kat görevlisi de çay almaya gitmişti. Zamanımız kısıtlıydı.
Teoman hızlı adımlarla odaya daldı, ben de peşinden girip kapıyı arkamızdan hafifçe aralı bıraktım.
Oda buram buram eski ahşap ve ağır kolonya kokuyordu.
Teoman doğrudan müdürün masasına yöneldi, üzerindeki evrakları karıştırmaya başladı.
"Nerede amk bu dosya?" diye mırıldandı Teoman gergince. İlk defa onun da yüzünde o kendine güvenen ifadenin dışında bir telaş görüyordum.
"Düzgün bak Teoman!" dedim gergince odanın içinde volta atarak.
"Eğer o dosya bulunmazsa ve ben buradan elbet elenecek olursam, yedi ceddini katarmışçasına bu okulda seni rezil ederim, anladın mı beni?"
Teoman masanın alt çekmecesini hırsla çekti.
Kırmızı bir dosya çıkardı. Üzerinde benim adım yazıyordu. Dosyayı açıp içindeki kağıtlara hızlıca göz attı.
Sude, okulun sisteminden alınmış sahte devamsızlık evrakları ve altında güya benim imzam olan disiplin suçlamaları hazırlamıştı. Katıksız bir kumpastı.
"Bunu hazırlayan kafayı da, buna aracı olan seni de..." diye söze başladım ama Teoman anında elimi tutup dosyayı bana uzattı.
"Çeneni kapat da kağıtları al Deniz kızı," dedi alçak bir sesle. "Dosyayı burada yakamayız. Cebine tık, çıkıyoruz."
Kağıtları hızla katlayıp hırkamın iç cebine tıkıştırdım. Tam kapıya doğru adım atacakken dışarıdan gelen ayak sesleri ve bağırtılarla ikimiz de duraksadık.
"Hocam vallahi diyorum!" Sude’nin çıldırmış sesi koridorda yankılanıyordu. "Teoman’la o Deniz denen kız müdürün odasına girdiler! Dosyaları çalıyorlar!"
Gözlerim dehşetle açıldı. "Hassiktir ..." diye fısıldadım. "Bizi sattı!"
Teoman’ın Anlatımıyla
Sude’nin idari kata nöbetçi öğretmeni ve müdür yardımcısını takıp getirdiğini duyduğum an kanım çekildi.
Kız tam anlamıyla bir intikam meleğine dönüşmüştü; kendini yakma pahasına bizi yakmaya kararlıydı.
"Ne yapacağız?!" dedi Deniz. Yüzü bembeyaz olmuştu. "Teoman yakalanırsak biteriz amk! Doğrudan disipline gideriz!"
"Kes sesini ve beni dinle," dedim hızlıca. Panik yapacak zaman değildi.
Deniz’in kolundan tutup onu odanın arkasındaki arşiv odasının küçük kapısına doğru sürükledim.
Burası spor salonunun üst katındaki eski depoya açılıyordu.
Kapının kilidini sertçe omuzlayarak açtım ve Deniz’i içeri itip arkamızdan kapıyı kapattım.
Tam o sırada müdürün odasının kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.
"Neredeler Sude? Kimse yok burada!" diye bağırdı müdür yardımcısının sert sesi.
"Hocam vallahi buradalardı! Kaçmışlar, aralardaki kapıya bakın!" dedi Sude histerik bir şekilde.
Biz ise karanlık, tozlu ve dar depoda sırtımızı duvara yaslamış, nefes bile almadan bekliyorduk.
Depo o kadar dardı ki Deniz’in hızlı hızlı alıp verdiği nefesi doğrudan göğsümde hissediyordum.
Dışarıdaki sesler yavaşça uzaklaşırken ortamı ağır bir sessizlik kapladı.
Deniz başını duvara yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Şakaklarından süzülen teri gördüm.
O dik, lafını esirgemeyen, sürekli küfür eden kız gitmiş; yerine köşeye sıkışmış ve kırılmış bir çocuk gelmişti.
"Gittiler ..." diye fısıldadı Deniz, gözlerini açmadan. "Gittiler değil mi?"
"Gittiler," dedim sesimi yumuşatmaya çalışarak. "Güvendesin."
Deniz gözlerini açıp doğrudan bana baktı.
O siyah, derin gözlerinde öyle bir nefret ve hayal kırıklığı vardı ki, içimdeki o kibirli Teoman Akkaya ilk defa bir adamın karşısında ezildiğini hissetti.
"Güvende miyim?" dedi alaycı bir fısıltıyla.
"Ben hayatımda ilk defa kendimi bu kadar güvensiz hissettim Teoman. Sayende. Aras yüzüme bakmıyor amk... Barış benden nefret ediyor. Sırf senin o zengin ve saçma sapan intikam oyunun yüzünden."
"Aras’ı bu kadar büyütme gözünde," dedim kaşlarımı çatarak. "Bir yalanla seni silecek kadar acizmiş demek ki."
"Sen ne anlarsın lan sevgiden, dostluktan?!" diye bağırdı Deniz, göğsüme sert bir darbe indirerek.
"Senin paran var, etrafında yalakan var ama tek bir gerçek dostun yok amk! Aras benim aileimdi! Ailemi elimden aldın sen benim!"
Gözünden süzülen tek damla yaş göğsüme damladı.
Verdiği tepki, attığı tokatlardan çok daha ağırdı. Beni en zayıf yerimden, yalnızlığımdan vurmuştu.
Deniz’in Anlatımıyla
Depodaki o ağır koku ve Teoman’ın bana bu kadar yakın olması nefesimi kesiyordu.
Göğsüne indirdiğim darbeden sonra ikimiz de konuşmadık.
O alaycı Teoman gitmiş, yerine donakalmış, ne diyeceğini bilemeyen bir adam gelmişti.
Yüzündeki o sarsılmış ifadeyi görmek bana zafer hissi vermedi; aksine içimdeki acıyı daha da derinleştirdi.
Hırkamın cebindeki kağıtları çıkarıp gözünün önünde parça parça ettim.
Kağıt kaplanları yere atarken Teoman beni izliyordu.
"Anlaşmayı tamamladım," dedim buz gibi bir sesle. "Kumpas dosyası yok oldu. Şimdi beni o sahte sevgililik oyununla rezil etmeye devam edebilirsin Teoman Akkaya. Çünkü kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı."
Deponun arka kapısını açıp spor salonuna çıkan merdivenlerden aşağı indim. Teoman peşimden gelmedi, orada öylece kaldı.
Spor salonundan çıkıp bahçeye adım attığımda ders zili çalmıştı. Bahçe boştu.
Bankların oraya doğru yürüdüm. Aras ve Barış’ın eşyaları hâlâ oradaydı ama kendileri yoktu.
Büyük ihtimalle okulu kırıp gitmişlerdi. Banka çöküp başımı ellerimin arasına aldım.
"Çok güzel bir tiyatrodu Deniz Soysal."
Duyduğum sesle başımı kaldırdım. Sude, kollarını bağlamış, arkasında iki kızla birlikte tam karşımda duruyordu. Yüzü hırstan ve intikam arzusuyla yanıyordu.
"Sen ne diyorsun yine yaa?" dedim ayağa kalkarak. Bütün öfkem, kırgınlığım ve çaresizliğim bu kıza yönelmişti.
"Nöbetçi hocayı peşimize takacak kadar mal mısın sen?"
"Asıl mal sensin kızım!" diye bağırdı Sude üzerime yürüyerek.
"Teoman’ın seni sevdiğini mi sanıyorsun ha?! Seni sadece o ezik Aras’ın canını yakmak için kullanıyor! Sen onun gözünde sadece bir piyonsun!"
"Senin ne olduğun çok belli de," dedim adımlarımı ona doğru atarak.
"En azından ben senin gibi erkeğin peşinde paspas olmuyorum Sude. Teoman seni herkesin içinde köpek gibi kapının önüne koydu. Hâlâ gelmiş burada bana havlıyorsun amk."
Sude’nin gözleri hiddetten irileşti. "Görürsün kim kime havlıyor!" diye cırladı.
"Teoman'ı da seni de bu okulda rezil edeceğim! O Aras eziği de senin ne mal olduğunu anladı zaten, tek başınasın artık!"
"Tek başıma olsam da senin yedi ceddini si**rim!" diye bağırdım.
Tam o sırada okul kapısından giren siyah araba bahçenin ortasında durdu. Arabadan inen kişiyi gördüğümde Sude de ben de donakaldık.
Teoman’ın babası, okulun mütevelli heyeti başkanı Leyla Akkaya araçtan indi.
Yüzündeki o ciddi ve sert ifadeyle doğrudan bizim olduğumuz tarafa bakıyordu.
Teoman da o sırada binadan çıkmış, bahçeye adım atmıştı. Babasını gördüğü an yüzündeki renk attı.
Sude piç bir sırıtışla bana döndü: "Oyun bitti Deniz kızı... Şimdi gerçek cehennem başlıyor."
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz 🧊 ✨ ⭐ yine bölüm gelicek gecee
