Bölümler 29Şu an: 🎭 Teoden 2 -17. BÖLÜM: KALKAN VE SIĞINAK
- 1 Uyarı!!!!63 kelime
- 2 🎭 TEODEN 2 - KARAKTER TANITIMI193 kelime
- 3 🎭 TEODEN 2 -1. BÖLÜM: SESSİZ SAVAŞIN EŞİĞİ338 kelime
- 4 🎭 TEODEN 2 - 2. BÖLÜM: DİŞE DİŞ, GÖZE GÖZ284 kelime
- 5 🎭 TEODEN 2 - 3. BÖLÜM: GERİLİMİN DOKUSU468 kelime
- 6 🎭 TEODEN 2 -4. BÖLÜM: KAPALILAR ARASINDAKI TUZAK508 kelime
- 7 🎭 TEODEN 2 - 5. BÖLÜM: BÜYÜK KIRILMA VE HESAPLAŞMA973 kelime
- 8 🎭 TEODEN 2 -6. BÖLÜM: YANGINDAN KAÇARKEN1.106 kelime
- 9 🎭 TEODEN 2 -7. BÖLÜM: BÜYÜK FIRTINA901 kelime
- 10 🎭 TEODEN 2 -8. BÖLÜM: BODRUM SIĞINAĞI597 kelime
- 11 🎭 TEODEN 2 -9. BÖLÜM: SAVAŞ ÇANLARI VE BODRUM’UN AYAZI971 kelime
- 12 🎭 TEODEN 2 -10. BÖLÜM: AÇIK MEKTUP VE DÖRT DUVAR506 kelime
- 13 🎭 TEODEN 2 - 11. BÖLÜM: YAĞMUR ALTINDAKİ SESSİZLİK722 kelime
- 14 🎭 TEODEN 2 - 12. BÖLÜM: GECE VARDİYASI VE KİLİTLİ KAPILAR581 kelime
- 15 🎭 TEODEN 2 - 13. BÖLÜM: AÇIK HESAPLAR VE KÖPÜREN DENİZ610 kelime
- 16 🎭 TEODEN 2 - 14. BÖLÜM: DUMAN, KIVILCIM VE DUVARLAR1.126 kelime
- 17 🎭 TEODEN 2 - 15. BÖLÜM: YANGININ EŞİĞİNDE965 kelime
- 18 🎭Teoden 2 -16. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE KIVILCIMLAR1.320 kelime
- 19 🎭 Teoden 2 -17. BÖLÜM: KALKAN VE SIĞINAK1.017 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 🎭 Teoden 2 -18. BÖLÜM: SİYAH, BORDO VE BİTMEYEN GÖLGELER908 kelime
- 21 🎭 Teoden 2-19. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE ALEVLER726 kelime
- 22 🎭 Teoden 2 -20. BÖLÜM: YANGIN VE UÇURUMUN EŞİĞİ1.341 kelime
- 23 🎭 Teoden 2-21. BÖLÜM: GEÇMİŞİN KÜLLERİ VE GİZLİ SIZMA843 kelime
- 24 Duyuru!!!!25 kelime
- 25 🎭 Teoden 2 -22. BÖLÜM: BÜYÜK ÇÖKÜŞ VE YIKIM1.191 kelime
- 26 🎭 Teoden 2 -23. BÖLÜM: YARALARIN KABUĞU VE İKİ KİŞİLİK DÜNYA763 kelime
- 27 🎭 Teoden 2 -24. BÖLÜM: BEYAZ SAYFA VE SONUN BAŞLANGICI1.140 kelime
- 28 🎭Teoden 2 -25. BÖLÜM: KRALLIĞIN ŞAFAĞI VE SONSUZLUK (BÜYÜK FİNAL)1.550 kelime
- 29 Duyuruu17 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎭 Teoden 2
17. BÖLÜM: KALKAN VE SIĞINAK
Deniz’in Anlatımıyla
Dün okulun arka bahçesinde kopan o devasa fırtınanın ertesi sabahında, Bodrum Lisesi adeta patlamaya hazır bir bomba gibi sessizdi.
Koridorlardan geçerken herkes fısıldaşıyor, gözler üzerimizde toplanıyordu.
Sude yüzünde bandajlarla okula gelmemişti; Aras ise ilk ders saatinde sınıfta yoktu.
Ama bu sessizliğin fırtına öncesi sessizlik olduğunu ikinci dersin ortasında içeri giren idare görevlisiyle anladık.
"Teoman Akkaya, Deniz Yılmaz ve Aras Öztürk... Müdür bey sizi odasında bekliyor."
Sınıfta buz gibi bir hava esti. Leyla yanımda oturduğu yerden hızla doğruldu.
Teoman ise sırtını duvara yaslamış bir halde, yüzünde en ufak bir istifini bozmayan o kibirli tebessümüyle ayağa kalktı.
Bakışlarımız sınıftan çıkarken çakıştı. Bana bakıp başını "Sakin ol" dercesine hafifçe salladı.
Müdür odasının kapısının önünde Aras’la karşılaştık. Yüzünün sağ tarafı ve dudağı patlamıştı, omzunu düzgün tutamıyordu.
Bana bakmaya çalıştı ama gözlerindeki o büyük eziklikle bakışlarını hemen kaçırdı.
İçeri girdiğimizde müdür ve iki müdür yardımcısı masanın arkasında son derece ciddi ifadelerle duruyorlardı.
Masanın üzerinde Sude’nin ailesinin verdiği şikayet dilekçesi ve kırık telefonun tutanağı duruyordu.
"Olayı uzatmayacağım," dedi müdür, gözlüklerinin üstünden Teoman’a bakarak.
"Okul bahçesinde bir öğrenciyi hastanelik edecek kadar darp etmek, bir başka öğrencinin mülküne zarar vermek ve tehdit... Teoman, baban Rıfat Bey’in bu okul üzerindeki nüfuzunu biliyorum ama bu sefer sınır çok aşıldı. Disiplin kurulu seni okuldan uzaklaştırmak için toplandı."
Teoman elleri cebinde, dik duruşundan bir milim bile ödün vermeden dinliyordu. "Gereken neyse yapın hocam," dedi umursamaz bir sesle. "Pişman değilim."
"Teoman!" diye uyardı müdür kızgınlıkla.
O an içimde haftalardır bastırdığım o korkak kız tamamen yok oldu. Teoman dün benim bileğimi kurtarmak, şerefimi ve gururumu o Sude’nin çamurlu ellerinden çekip almak için kendini ateşe atmıştı. Şimdi onu burada tek başına yakmalarına izin veremezdim.
Bir adım öne çıktım.
"Hocam, tek taraflı dinliyorsunuz," dedim. Sesimdeki netlik odadaki herkesin, en çok da Teoman’ın bakışlarını bana çevirmesine neden oldu.
"Deniz, sen bu olayın mağdurusun zaten..." dedi müdür yardımcısı.
"Ben mağdur değilim, ben şahidim ve hedefim!" dedim sesimi daha da kararlı tutarak. "Aras Öztürk beni arka bahçede zorla alıkoymaya çalıştı, bileğimi morartana kadar sıktı. Sude ve Merve ise gizlice videolarımı çekip bana şantaj yapmaya çalışıyorlardı! Teoman sadece beni korudu. Eğer burada bir disiplin suçu varsa, ilk önce öğrencisini taciz eden Aras’a ve şantaj yapan Sude’ye uygulanmalı!"
Aras başını kaldırıp "Deniz ben seni koruyordum..." diye kekeledi ama gözlerimdeki nefretle sözü ağzında kaldı.
"Bana bir daha dokunmaya kalkarsan, şikayetçi olan ilk kişi ben olacağım Aras," dedim yüzüne bakarak. Ardından müdüre döndüm. "Eğer Teoman uzaklaştırma alırsa, yaşanan her şeyi, Aras’ın beni zorla tuttuğunu ve idarenin buna göz yumduğunu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne kadar taşırım. Teoman suçlu değil, beni koruyan tek kişidir."
Odadaki sessizlik bu sefer çok daha ağır çöktü. Teoman’ın yan gözle bana bakışını gördüm. Siyah gözlerinde şaşkınlıkla karışık, derin ve gururlu bir alev parlıyordu. Beni o kalkanın arkasında korunan bir kız sanıyordu ama ben onun önünde kalkan olmuştum.
Teoman’ın Anlatımıyla
Deniz’in müdürün karşısına geçip benim için o cümleleri kuruşu... Tek bir kelimesi bile boğazımda bir düğüm oluşturmaya yetti. Hayatım boyunca babam da dahil olmak üzere herkes beni bir 'problem', bir 'canavar' olarak görmüştü. İlk defa biri, benim için kendini ateşe atıyor, kimseyi umursamadan beni savunuyordu.
Müdür, Deniz’in kararlılığı ve işin İlçe Milli Eğitim’e gitme tehdidi karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. Disiplin cezası askıya alındı, soruşturma Sude ve Aras’ın ifadeleriyle birlikte genel bir uyarıya çevrildi.
Odadan çıktığımızda koridor boşalmıştı. Aras başı önde diğer tarafa yürürken ben Deniz’i kolundan tutup duvar kenarına, kimsenin görmediği o kuytuya çektim.
"Sen ne yaptın az önce?" diye sordum. Sesimdeki o sert kabuk darmadağın olmuştu.
Deniz başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Gözlerinde ne bir pişmanlık ne de bir tereddüt vardı.
"Olması gerekeni yaptım," dedi. "Sen beni korumak için gözünü kararttın Teoman. Bense senin yalnız olmadığını hatırlattım."
Elini uzattı, göğsümün üzerindeki tişörtün kumaşını hafifçe sıktı. "Seni o idareye yedirmem Akkaya."
Gülümsedim. O an içimden gelen o devasa duyguyu bastırmak imkansızdı. Eğilip alnımı alnına dayadım. Koridorun ortasındaydık ama kimin ne düşündüğü umurumda bile değildi.
"Çok tehlikeli bir kadın olmaya başladın Deniz kızı," diye fısıldadım dudaklarına doğru. "Ve ben sana her geçen saniye daha çok çekiliyorum."
"Çekil o zaman," dedi fısıltıyla. "Kaçan yok."
Deniz’in Anlatımıyla
Okul çıkışında Bodrum’un üzerine yine o hafif, sakin yağmur çiselemeye başladı. İdarenin gerilimi, Sude ve Aras’ın yarattığı o kaotik hava üzerimizde ağır bir yorgunluk bırakmıştı. Teoman’la arabaya bindiğimizde şehir merkezine değil, sahil şeridindeki sessiz, kayalık bir koyun kenarına sürdü.
Arabayı denize sıfır park ettik. Dalgaların kayalara vurup çıkardığı o ritmik ses arabanın içini dolduruyordu. Dışarıda hafif bir fırtına vardı ama arabanın içi sıcacıktı.
Teoman koltuğunu geriye yatırdı. Yüzü bana dönüktü. Bakışlarındaki o hırçınlık gitmiş, yerine ilk defa derin bir yorgunluk ve şeffaflık gelmişti.
"Sana bir şey soracağım," dedim, emniyet kemerimi çıkarıp ona doğru dönerek.
"Sor," dedi alçak bir sesle.
"Baban... Rıfat Akkaya. Müdür odasındaki o tavrın, her an patlamaya hazır olman... Bunların hepsi onun yüzünden mi?"
Teoman derin bir nefes aldı. Bakışlarını bir an için arabanın ön camındaki yağmur damlalarına çevirdi, ardından tekrar bana döndü.
"Babam bana hayatı bir savaş alanı gibi öğretti Deniz," dedi Teoman. Sesi ilk kez bu kadar yalın ve pürüzsüzdü. "Zayıf olursan ezilirsin, merhamet edersen vurulursun. Yıllarca Leyla’yı da beni de böyle büyüttü. Ben o yüzden kimseye güvenmem, kimseye arkamı dönmem."
Elini yavaşça uzatıp elimi kavradı. Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdi.
"Ama sen..." dedi, bakışları gözlerimin ta içine kilitlenirken. "...sen geldiğin günden beri bütün kurallarımı bozuyorsun. Bana zarar vereceğini bilsem bile sana arkamı dönmek istiyorum. Çünkü senin yanındayken savaşmak zorunda değilmişim gibi hissediyorum."
Kalbimdeki o ritim yine hızlandı. Elimizi sımsıkı kenetledim.
"Savaşmak zorunda değilsin Teoman," dedim yumuşacık bir sesle. "Ben senin düşmanın değilim. Hiç olmadım."
Teoman elimi bırakmadan hafifçe bana doğru doğruldu. Diğer elini yanağıma koydu. Parmak uçları cildimi okşarken aramızdaki o devasa elektriklenme yine salonu kapladı. Başını bana doğru eğdi. Dudakları çene çizgimin hemen üzerinde, yanağımın kenarına tüy kadar hafif ama yakıcı bir öpücük kondurdu.
"Biliyorum," diye fısıldadı kulağımın dibinde. "Artık biliyorum."
İkimiz de arabanın içinde, dışarıdaki yağmurun ve dalgaların sesi eşliğinde birbirimize sarılarak kaldık. Ne bir düşmanlık kalmıştı aramızda ne de sahte bir oyun kılıfı.
Bodrum’un bu ıssız koyunda, birbirimizin en güvenli sığınağı olmuştuk.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
Arkadaşlar az bölüm attım bugün çünkü etkileşim düşmüştü ve maç izliyordum..
Yarın bölüm gelicekk
İyi gecelerrrr 👑🌚💯
Bölüm etkileşimi
