Bölümler 29Şu an: 🎭 Teoden 2 -22. BÖLÜM: BÜYÜK ÇÖKÜŞ VE YIKIM
- 1 Uyarı!!!!63 kelime
- 2 🎭 TEODEN 2 - KARAKTER TANITIMI193 kelime
- 3 🎭 TEODEN 2 -1. BÖLÜM: SESSİZ SAVAŞIN EŞİĞİ338 kelime
- 4 🎭 TEODEN 2 - 2. BÖLÜM: DİŞE DİŞ, GÖZE GÖZ284 kelime
- 5 🎭 TEODEN 2 - 3. BÖLÜM: GERİLİMİN DOKUSU468 kelime
- 6 🎭 TEODEN 2 -4. BÖLÜM: KAPALILAR ARASINDAKI TUZAK508 kelime
- 7 🎭 TEODEN 2 - 5. BÖLÜM: BÜYÜK KIRILMA VE HESAPLAŞMA973 kelime
- 8 🎭 TEODEN 2 -6. BÖLÜM: YANGINDAN KAÇARKEN1.106 kelime
- 9 🎭 TEODEN 2 -7. BÖLÜM: BÜYÜK FIRTINA901 kelime
- 10 🎭 TEODEN 2 -8. BÖLÜM: BODRUM SIĞINAĞI597 kelime
- 11 🎭 TEODEN 2 -9. BÖLÜM: SAVAŞ ÇANLARI VE BODRUM’UN AYAZI971 kelime
- 12 🎭 TEODEN 2 -10. BÖLÜM: AÇIK MEKTUP VE DÖRT DUVAR506 kelime
- 13 🎭 TEODEN 2 - 11. BÖLÜM: YAĞMUR ALTINDAKİ SESSİZLİK722 kelime
- 14 🎭 TEODEN 2 - 12. BÖLÜM: GECE VARDİYASI VE KİLİTLİ KAPILAR581 kelime
- 15 🎭 TEODEN 2 - 13. BÖLÜM: AÇIK HESAPLAR VE KÖPÜREN DENİZ610 kelime
- 16 🎭 TEODEN 2 - 14. BÖLÜM: DUMAN, KIVILCIM VE DUVARLAR1.126 kelime
- 17 🎭 TEODEN 2 - 15. BÖLÜM: YANGININ EŞİĞİNDE965 kelime
- 18 🎭Teoden 2 -16. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE KIVILCIMLAR1.320 kelime
- 19 🎭 Teoden 2 -17. BÖLÜM: KALKAN VE SIĞINAK1.017 kelime
- 20 🎭 Teoden 2 -18. BÖLÜM: SİYAH, BORDO VE BİTMEYEN GÖLGELER908 kelime
- 21 🎭 Teoden 2-19. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE ALEVLER726 kelime
- 22 🎭 Teoden 2 -20. BÖLÜM: YANGIN VE UÇURUMUN EŞİĞİ1.341 kelime
- 23 🎭 Teoden 2-21. BÖLÜM: GEÇMİŞİN KÜLLERİ VE GİZLİ SIZMA843 kelime
- 24 Duyuru!!!!25 kelime
- 25 🎭 Teoden 2 -22. BÖLÜM: BÜYÜK ÇÖKÜŞ VE YIKIM1.191 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 🎭 Teoden 2 -23. BÖLÜM: YARALARIN KABUĞU VE İKİ KİŞİLİK DÜNYA763 kelime
- 27 🎭 Teoden 2 -24. BÖLÜM: BEYAZ SAYFA VE SONUN BAŞLANGICI1.140 kelime
- 28 🎭Teoden 2 -25. BÖLÜM: KRALLIĞIN ŞAFAĞI VE SONSUZLUK (BÜYÜK FİNAL)1.550 kelime
- 29 Duyuruu17 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎭 Teoden 2
22. BÖLÜM: BÜYÜK ÇÖKÜŞ VE YIKIM
Deniz’in Anlatımıyla
Gece havuzun buz gibi sularından çıktıktan sonra zaman adeta fırtına hızıyla akmıştı.
Üzerimdeki sırılsıklam kıyafetleri değiştirmiş, Teoman’ın o kendine has odun kokusu sinmiş geniş siyah kazağını giymiştim.
Teoman’ın elindeki saray gibi malikanesinde, salondaki devasa ekranın karşısındaydık.
Leyla sabaha kadar gözünü bile kırpmadan çalışmıştı. Feride’nin —yani öz annemin— Sude’nin babası Ferit’in kasasından çıkardığı o gizli flash bellek, meğer sadece Ferit’in değil, Sude’nin ve Aras’ın da tüm hayatını bitirecek cephanelikle doluymuş. Kara para aklama belgeleri, sahte şirket hesapları, okulun vakıf fonundan çalınan milyonlar ve en önemlisi... Ambar yangınını Aras’a yaptırdıklarına dair Sude ile Ferit arasındaki o iğrenç ses kayıtları.
"İnanılmaz," dedi Leyla, elindeki kahve kupasını masaya koyup gözlüklerini düzeltirken. Yüzünde şeytani bir zafer tebessümü vardı. "Ferit bu belgeler basına ve savcılığa düştüğü an değil Bodrum’dan, ülkeden bile kaçamaz. Sude ise bu öğleden sonra okulda düzenlenecek o süslü 'Gençlik Vakfı Balo ve Ödül Töreni'nde kendi çöküşünü izleyecek."
Teoman şöminenin önünde duruyordu. Yanan ellerindeki beyaz sargılara rağmen duruşundaki o asil ve tehlikeli heybetten hiçbir şey kaybetmemişti. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Yavaşça bana doğru yürüdü.
Gözleri gözlerime kilitlendiğinde içimdeki fırtına bir anlığına dindi. Yanıma gelip diz çöktü, ellerimi kendi yaralı ellerinin arasına aldı.
"Korkuyor musun?" diye sordu, sesi o kadar boğuk ve derindi ki içim titredi.
"Sana güvenirken korkmak mı?" dedim, başımı iki yana sallayarak. "Hayatımda ilk defa bu kadar güçlü hissediyorum Akkaya. Sude’nin o kibirli suratının nasıl paramparça olacağını görmek için sabırsızlanıyorum."
Teoman eğilip dudaklarını elimin üzerine bastırdı. "O zaman bugün Bodrum, Akkaya ailesinin ve Deniz Karadağ’ın önünde nasıl diz çökünür öğrensin."
Teoman’ın Anlatımıyla
Saat öğleden sonra üçü gösterdiğinde Özel Bodrum Koleji’nin devasa konferans salonu hınca hınç doluydu. Bodrum’un en zengin aileleri, iş insanları, basın mensupları ve bütün öğrenciler şık kıyafetleri içinde salonu doldurmuştu.
Sahnenin ortasında, 'Yılın Örnek Öğrencisi ve Vakfı Yöneticisi' ödülünü almak üzere hazırlanan Sude duruyordu. Üzerindeki bordeaux tonlarındaki pahalı elbisesi, kusursuz yapılmış saçları ve yüzündeki o sahte, kibirli tebessümle etrafa gülücükler saçıyordu. Yanında ise babası Ferit, şık takım elbisesiyle basına poz veriyordu. Aras ise salonda, köşede bir yerde göz altları morarmış, elleri titreyerek içkisini yudumluyordu. Dün geceki ambar patlamasından sonra korkudan aklını kaçırmak üzereydi.
Salondaki ışıklar hafifçe karardı. Sude mikrofona doğru ilerledi.
"Değerli konuklar," dedi Sude, sesine o masum ve tatlı tonu vererek. "Bugün burada, Bodrum’un geleceği için toplandığımız bu özel günde, vakfımızın başarısını kutlamaktan gurur duyuyorum. Bazı insanlar sadece yıkmak ve kaos çıkarmak ister... Ama biz inşa ederiz."
Sude’nin bu laflarla doğrudan Deniz’i ve beni hedef aldığı açıktı.
Tam o sırada konferans salonunun ağır çift kanatlı kapıları gürültüyle açıldı.
Bütün başlar kapıya doğru döndü.
Salona önde ben, hemen yanımda Deniz ve arkamızda Leyla girdik. Deniz üzerindeki siyah, vücudunu kusursuz saran şık elbisesi, dik duruşu ve gözlerindeki o kırılmaz alevle salondaki bütün kadınları gölgede bırakmıştı. Benim yanımda bir kraliçe gibi yürüyordu. Eli elime kenetlenmişti.
Salonda fısıltılar yükselmeye başladı. "Akkaya’lar gelmiş...", "Deniz Karadağ’a bak...", "Teoman’ın elleri neden sarılı?"
Sude’nin mikrofondaki sesi kesildi. Yüzündeki o sahte tebessüm bir anda dondu, gözlerinde derin bir panik dalgası belirdi. Ferit ise yerinde huzursuzca kıpırdandı.
"Devam et Sude," dedi Deniz, salonda yankılanan net ve özgüvenli sesiyle. Oturma alanına geçmek yerine doğrudan sahnenin önüne doğru yürüdük. "Neden durdun? Masumiyet nutukların tam da en ilgi çekici yerindeydi."
"Senin burada ne işin var Karadağ?" dedi Sude, mikrofonu daha sıkı kavrayarak. "Burası seviyeli insanların bulunduğu bir organizasyon. Sen ve yanındaki vandallar buraya ait değilsiniz!"
"Hangi seviyeden bahsediyorsun Sude?" dedim soğuk bir sesle. Adımlarımı sahneye doğru attım. Karizmam ve duruşum karşısında salondaki herkes nefesini tutmuştu. "Hırsızlık seviyesinden mi, yoksa ambar yakıp adam öldürmeye teşebbüs etme seviyesinden mi?"
Salonda devasa bir uğultu koptu. Gazetecilerin flaşları patlamaya başladı.
"Ne saçmalıyor bu deli!" diye bağırdı Ferit sahneden inmeye çalışarak. "Güvenlik! Atın bunları dışarı!"
"Kimse yerinden kımıldamasın!" Leyla elindeki kumandayı sahnedeki dev projeksiyon ekranına yöneltti. "Çünkü gösteri yeni başlıyor."
Deniz’in Anlatımıyla
Leyla’nın düğmeye basmasıyla birlikte, sahnedeki dev ekranda Sude’nin slayt gösterisi silindi. Yerine kapkaranlık bir ekran geldi ve ardından Ferit ile Sude’nin ses kayıtları salonda yankılanmaya başladı.
Ses Kaydı - Ferit: "O kızı (Deniz’i) okuldan attırman lazımdı Sude! İşleri karıştırıyor. Rıfat Akkaya’nın oğlu da onun arkasında!"
Ses Kaydı - Sude: "Baba merak etme, Aras’ı hallettim. O piyon ne dersem yapıyor. O ambarı yakacaklar, suç da Akkaya’ların üzerine kalacak. Deniz de o yangında yok olup gidecek!"
Salonda adeta kıyamet koptu! Gazeteciler ayağa kalktı, veliler fısıldaşmayı bırakıp bağırışmaya başladı. Sude’nin yüzündeki bütün renk çekilmiş, adeta bir ceset gibi beyazlamıştı. Mikrofon elinden düşüp yere yuvarlandı.
Ama bununla bitmedi.
Ekran değişti. Bu sefer Ferit’in Vakıf fonundan çaldığı 15 milyon doların dekontları, kara para aklama belgeleri ve Sude’nin okul sınav sorularını çaldığına dair mesajlaşmalar dev ekranda tek tek belirdi!
"Bu... Bu bir kumpas! Bunlar montaj!" diye çıldırdı Ferit, kürsüyü yumruklayarak.
"Hiçbir şey montaj değil Ferit Bey," dedi Deniz, sahneye çıkan merdivenleri ağır ağır tırmanarak. Sude’nin tam karşısında durdu. Sude korkudan bir adım geri çekildi.
Sude’nin gözlerinin içine baktım. Yıllardır bana çektirdiği eziklikler, Sude’nin o iğrenç üstünlük taslamaları, kantinde yaşananlar... Hepsini zihnimden geçirdim.
"Beni yok edebileceğini sandın değil mi Sude?" dedim, sesimdeki o buz gibi otoriteyle. "Beni fakir, kimsesiz, ezik zannettin. Ama unuttuğun bir şey vardı. Ben senin gibi başkalarının arkasına saklanmadım. Ben düştüm, ama her defasında daha güçlü kalktım."
Sude titreye titreye "Deniz... Lütfen..." diye fısıldadı.
"Sana 19. bölümde kantinde bir söz vermiştim," dedim, yüzüne doğru yaklaşarak. "Karşıma çıkarsan seni yerle bir ederim demiştim. Ve Akkaya’lar sözünü tutar."
O an salona polisler ve Mali Şube ekipleri girdi.
Emniyet Müdürü doğrudan sahneye yürüdü. "Ferit Bey, Sude Hanım... Kara para aklama, nitelikli dolandırıcılık ve mala zarar verip cana kastetmek suçlarından hakkınızda tutuklama kararı var. Bizimle geliyorsunuz."
Polisler Ferit’in ellerine kelepçeyi vururken, Sude çığlıklar atarak ağlamaya başladı. O pahalı elbisesi, bozulmuş makyajı ve sümükleri birbirine karışmış halde polisler tarafından sürükleniyordu. Aras ise salondan kaçmaya çalışırken Leyla’nın çağırdığı korumalar tarafından kıskıvrak yakalandı.
Sude yanımdan geçerken son bir hamleyle bana baktı. Ben ise ona acıyan gözlerle baktım. Artık o Bodrum’un prensesi değildi; sadece hak ettiği çöplüğe giden bir suçluydu.
Teoman’ın Anlatımıyla
Salon boşalırken, gazetecilerin kameraları dışarıda kelepçelenen Ferit ve Sude’ye kilitlenmişti.
Sahnenin ortasında sadece ben, Deniz ve Leyla kalmıştık. Leyla gururlu bir gülümsemeyle yanımıza geldi. "Büyük çöküş tamamlandı brother. Sude ve ailesi için bu şehirde nefes almak bile artık imkansız."
"Eline sağlık Leyla," dedim. Leyla bize hafifçe göz kırpıp salondan çıktı, bizi baş başa bıraktı.
Deniz sahnenin kenarında durmuş, dışarıdaki kargaşayı izliyordu. Omuzları hafifçe düşmüştü. Zafer kazanmıştı ama içindeki o yılların yorgunluğu gözlerinden okunuyordu.
Arkasından yaklaştım. Göğsümü sırtına dayayıp kollarımı beline doladım. Başımı boyun girintisine gömdüm. Onun kokusu, içimdeki bütün karanlığı silip süpürüyordu.
"Bitti," dedim fısıltıyla. "Seni inciten herkes bitti Deniz kızı."
Deniz ellerini belindeki ellerimin üzerine koydu. Sargılarıma dikkat ederek parmaklarımı kenetledi. Dönüp bana baktı. Gözlerinde o yangından daha sıcak bir tutku vardı.
"Sen olmasaydın başaramazdım Teoman," dedi.
"Yanlışın var," dedim, parmağımı dudaklarına bastırarak. "Sen zaten çok güçlüydün. Ben sadece senin ışığının önüne geçen gölgeleri temizledim."
Eğildim. Dudaklarımızı tekrar buluşturdum. Bu öpücük zaferin, intikamın ve tutkunun öpücüğüydü. Deniz karşılık verdikçe bedenimdeki bütün acılar yok oluyordu. Yanan ellerimin acısı bile onun sıcaklığı karşısında söpüp gidiyordu.
Ayrıldığımızda ikimiz de nefes nefeseydik.
"Şimdi ne olacak?" diye sordu Deniz, gözlerimin içine bakarak.
"Şimdi," dedim, belini daha sıkı kavrayarak. "Annenle olan o son hesabı kapatacağız. Ve sonra... Sadece sen ve ben kalacağız."
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
Bölüm etkileşimi
