22. bölüm · Teoden 2
🎭 Teoden 2 -20. BÖLÜM: YANGIN VE UÇURUMUN EŞİĞİ
🎭 Teoden 2
İyi okumalar şimdiden sakin olmanızı öneririm.....
20. BÖLÜM: YANGIN VE UÇURUMUN EŞİĞİ
Deniz’in Anlatımıyla
Kantindeki o büyük restleşmenin, Sude’nin suratının ortasına indirdiğim o darbenin ve çıkarken çektiğim orta parmağın yankısı bütün okulu sarsmıştı.
Koridorlarda adım attığım an insanların bana bakışındaki o küçümseyici ifade gitmiş, yerine çekinceli bir saygı gelmişti.
Teoman’ın hemen arkamda dururken yüzünde beliren o gururlu, tehlikeli tebessüm ise hala gözlerimin önündeydi.
Beni artık korunması gereken çıtkırıldım bir kız olarak değil, yan yana savaşacağı tek kadın olarak görüyordu.
Ama Sude gibilerin pes etmeyeceğini, köşe kapmaca oyununun bittiğini ve asıl kanlı savaşın başladığını biliyordum.
Çarşamba günü okul çıkışında, Ege’nin üzerini kaplayan ağır, gri bulutlar şiddetli bir fırtınanın habercisiydi.
Yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlamıştı.
Leyla ile ders çıkışında bahçeye doğru yürürken Teoman’ın arabasının önünde durduğunu gördük.
Siyah deri ceketinin ıslanmasını umursamadan arabanın kaputuna yaslanmış, elindeki sigaranın dumanını yağmura karıştırıyordu.
Bizi gördüğü an sigarasını yere atıp postallarıyla ezdi. Bakışları doğrudan bana kilitlendi.
"Deniz," dedi Leyla koluma hafifçe dokunarak. "Sude ve Aras az önce okulun arka otoparkından hızla çıktılar. Yüzlerindeki o ifade hiç hayra alamet değildi. Bir şey peşindeler."
"Bırak ne peşinde olurlarsa olsunlar," dedim, sesimdeki o kararlı tonu bozmadan. "Bu sefer ne yaparlarsa yapsınlar o duvara toslyacaklar."
Teoman yanımıza ulaştığında elini belime koyup beni kendine doğru çekti. Yağmur damlaları siyah saçlarından süzülüyordu.
"Arabaya geçin," dedi sesi fırtınanın gürültüsünü bastırarak.
"Bugün havalimanı yolundaki eski depolara bir sevkiyat var, babamın emriyle oraya uğramam gerek. Sizi eve bıraktıktan sonra geçeceğim."
"Ben de geliyorum," dedim hiç tereddüt etmeden.
Teoman duraksadı. Siyah gözlerini yüzümde gezdirdi. "Deniz, hava berbat ve orası tekinsiz bir yer. Eve gitmen daha iyi."
"Sen neredeysen oradayım Akkaya," dedim, gözlerinin ta içine bakarak. "Beni yalnız göndermeyeceğini biliyorsun."
Teoman’ın dudaklarının kenarında o hayranlık dolu tebessüm belirdi. "Pekala," dedi boğuk bir sesle. "Ama yanımdan bir milim bile ayrılmayacaksın."
Teoman’ın Anlatımıyla
Yağmur Bodrum’u adeta yutuyordu. Sileceklerin yetişemediği o fırtınalı yolda, arabayı havalimanı sapağındaki eski depo bölgesine doğru sürerken içimde tarif edemediğim karanlık bir huzursuzluk vardı.
Leyla arka koltukta telefonundan borsa grafiklerini inceliyor, Deniz ise yanımda, eli elime kenetlenmiş halde dışarıyı izliyordu.
Gözüm dikiz aynasına takıldı.
Yaklaşık on dakikadır arkamızdan gelen, farları kapalı siyah bir SUV vardı. Takip edildiğimizi anladığım an direksiyonu daha sıkı kavradım.
"Teo?" dedi Leyla arkadan, sesindeki o ani değişimi fark ederek. "Ne oluyor?"
"Biri bizi takip ediyor," dedim soğukkanlılığımı korumaya çalışarak.
Vitesi küçültüp gaza yüklendim. Motorun kükremesi arabanın içini doldurdu.
Deniz bana döndü. Gözlerinde korku yoktu; aksine o hırçın alev yine parlıyordu. "Sude mi?" diye sordu.
"Veya Aras," dedim dişlerimin arasından. "Ya da ikisinin birden maşa olarak kullandığı biri."
Arkamızdaki araç aniden hızlandı. Fırtınanın ve şiddetli yağmurun arasında, virajlı eski sahil yolunda üzerimize doğru kırmaya başladı.
Arabayı düz tutmak için hamle yaptım ama arkadaki SUV tamponumuza sertçe çarptı!
Güm!
Leyla çığlık attı. Deniz’in eli reflexle torpidoya tutundu.
"Emniyet kemerlerinizi sıkı tutun!" diye bağırdım.
Direksiyonu toparlamaya çalışırken arkadaki araç bir kez daha vurarak bizi yolun kenarındaki kayalıklara doğru sıkıştırmaya çalıştı.
Aracın sürücü koltuğundaki karartıyı gördüğümde beynimden vurulmuşa döndüm.
Aras’tı. Gözleri kontrolden çıkmış bir delininki gibi bakıyordu. Sude’nin onu nasıl bir dolduruşa getirdiği ortadaydı.
"Bu şerefsiz kafayı yemiş!" diye kükredim.
Gaza sonuna kadar bastım. Virajı alırken frenlere yüklendim, araba kayarak spin attı ve yolun kenarındaki eski ambarın bahçesinde, çamurların üzerinde savrularak durdu. Motor stop etti. Arabanın içine derin bir sessizlik çöktü; sadece camlara vuran şiddetli yağmurun sesi vardı.
Deniz’in Anlatımıyla
Başım hafifçe direksiyona çarpmıştı ama sarsıntının etkisinden çabuk sıyrıldım. Teoman anında üzerime eğildi. İki eliyle yüzümü kavradı, gözlerinde daha önce hiç görmediğim devasa bir panik ve endişe vardı.
"Deniz! İyi misin? Bir şeyin var mı?" sesi titriyordu.
"İyiyim... İyiyim Teoman," dedim nefes nefese. Leyla’ya döndüm. "Leyla, sen iyi misin?"
"İyiyim ama o piç bizi öldürmeye çalıştı!" dedi Leyla öfkeyle arka kapıyı açmaya çalışarak.
Teoman torpidoyu açıp oradan ne olduğunu göremediğim siyah bir nesne aldı ve kapıyı açıp yağmurun altına fırladı. Ben de arkasından arabadan dışarı çıktım. Yağmur saniyeler içinde üzerimdeki kıyafetleri sırılsıklam etti, saçlarım yüzüme yapıştı.
Aras kendi arabasından inmişti. Üzerindeki ceket ıslanmış, yüzü akıl almaz bir nefretle kaplanmıştı. Yağmurun altında sallanarak bize doğru yürüyordu.
"Teoman!" diye bağırdı Aras, sesi fırtınanın içinde yankılandı. "Her şeyi elimden aldın! Saygınlığımı, geleceğimi, Leyla’yı... Her şeyi!"
Teoman ağır adımlarla Aras’a doğru yürüdü. Yağmur yüzünden süzülürken bir yırtıcı gibi duruyordu. "Sen kendi geleceğini Sude’nin bacaklarının arasında sattın Aras," dedi Teoman, sesi ölüm kadar soğuktu. "Şimdi buraya gelip eceline susama."
"Ben değil, siz biteceksiniz!" diye bağırdı Aras. Cebinden çıkardığı benzin bidonunu ambarın kapısına ve Teoman’ın arabasının yakınına doğru dökmeye başladı. Çıldırmıştı. "Sude'nin babasının deposu burası! İçeride binlerce litre kimyasal var! Burayı yakacağım, hepiniz burada kül olacaksınız!"
Leyla "Aras yapma!" diye bağırdı ama Aras elindeki çakmağı çıkardı.
O an zaman yavaşladı.
Teoman Aras’ın üzerine doğru atıldı ama Aras çakmağı çakıp benzin dökülü yere fırlattı.
BOOM!
Devasa bir alev patlaması fırtınalı geceyi aydınlattı. Ambarın ahşap kapıları ve dış cephesi saniyeler içinde alev topuna döndü. Yangının basıncıyla fırlayan kıvılcımlar ve duman her yeri kapladı. Aras patlamanın etkisiyle geriye doğru savrulup çamurların üzerine düştü, ardından korku içinde arabasına koşup olay yerinden kaçtı.
Ambarın girişi tamamen alevler altındaydı. Ve daha da kötüsü... Ambarın yanındaki eski güvenlik kulübesinin çatısı çökerek Teoman’ın arabasının üzerine devrildi!
Teoman’ın Anlatımıyla
Alevlerin sıcaklığı yüzümü yakıyordu. Aras korkak bir köpek gibi kaçmıştı ama asıl felaket başkaydı. Yangın ambarın içindeki kimyasallara doğru sıçrıyordu ve her an devasa bir patlama daha yaşanabilirdi.
"Leyla! Deniz!" diye bağırdım dumanların arasından.
Leyla arabanın arka tarafından güvenli bölgeye geçmeyi başarmıştı ama Deniz... Deniz devrilen çatının ve alevlerin arasında kalmıştı!
"Teoman!" Deniz’in sesi dumanın ve alevlerin arasından yankılandı. "Bacağım takıldı, çıkamıyorum!"
O an kalbimin durduğunu hissettim. Bütün dünya silindi. Babam, güç, itibar, intikam... Hiçbiri umurumda değildi. Gözümün önünde sadece Deniz vardı.
Alevlerin içine doğru gözümü kırpmadan koştum. Leyla arkamdan "Teo gitme, patlayacak!" diye bağırıyordu ama duymuyordum bile.
Alevlerin ve dumanın ortasına daldım. Sıcaklık derimi kavuruyordu. Deniz devrilen ahşap kalasın altında kalmıştı, bacağını kurtaramıyordu. Yüzü is içindeydi ama gözlerinde bana olan o sonsuz güven duruyordu.
"Geldim," dedim boğuk bir sesle. "Geldim Deniz kızı."
İki elimle devasa, yanan ahşap kalası kavradım. Ellerim yanıyordu, etim pişiyordu sanki ama acıyı hissetmiyordum. Bütün gücümle kükreyerek kalası kaldırdım ve yana fırlattım.
Deniz’i kucağıma aldım. Onu göğsüme sımsıkı bastırdım.
Tam ambarın bahçesinden dışarı çıktığımız an, arkamızdaki kimyasal variller devasa bir gürültüyle patladı!
BOOM!
Patlamanın rüzgarı ve ateşi bizi ileriye doğru fırlattı. Deniz’le birlikte çamurlu toprağın üzerine yuvarlandık. Onu kendi bedenimle korudum, darbenin çoğunu ben aldım.
Deniz’in Anlatımıyla
Kulaklarım çınlıyordu. Her yer duman, alev ve yağmur suları içindeydi.
Teoman üzerimde siper olmuştu. Yüzü yüzüme milim mesafedeydi. Yanakları is içindeydi, elleri yanmıştı ve alnından kan süzülüyordu. Ama gözleri... O siyah gözleri hayatımda gördüğüm en derin, en saf ve en yakıcı sevgiyle bana bakıyordu.
"İyisin," dedi Teoman, sesi fısıltı gibi çıktı. nefes alıp verişi hırıltılıydı. "İyisin değil mi?"
"Teoman... Senin ellerin, yüzün..." dedim gözyaşlarım yağmura karışırken. Ellerimle kanayan alnına dokundum. "Benim için kendini ateşe attın..."
Teoman acıya rağmen gülümsedim. O tehlikeli, gururlu adam gitmiş, yerine sadece bana ait olan bir adam gelmişti.
Eğildi. Dudaklarını dudaklarımın üzerine bastırdı.
Bu sefer teğet geçmek yoktu. Bu sefer kaçmak, oyun oynamak, kalkanların arkasına saklanmak yoktu. Alevlerin, patlayan varillerin ve yağmurun ortasında, ölümün kıyısında birbirimizi öptük. Dudakları dudaklarımda yanarken, hayatımda hiç hissetmediğim bir tutku ve aidiyet hissi bütün bedenimi kapladı. Bu bir teslimiyetti.
Ayrıldığımızda alnını alnıma dayadı.
"Sana bir şey olsaydı..." dedi Teoman, sesi titreyerek. "...bu dünyayı yakardım Deniz. Yemin ederim yakardım."
"Ben buradayım," dedim dudaklarına doğru fısıldayarak. "Seninleyim."
Leyla yanımıza ulaştı, ağlayarak ikimize sarıldı. "Ambulansı ve polisi aradım, geliyorlar!" dedi.
Ancak tam o sırada, fırtınanın gürültüsünü bastıran bir siren sesi ve arkasından gelen siyah lüks araçların konvoyu belirdi.
Araçlardan Rıfat Akkaya’nın korumaları ve bizzat Rıfat Akkaya indi.
Ama asıl şok bu değildi.
Rıfat Akkaya’nın arkasındaki siyah arabadan inen kişiyi gördüğümde, beynimden aşağı buz gibi sular döküldü. Kalbim duracak gibi oldu.
Arabadan inen kişi... Yıllar önce öldüğünü sandığım, beni terk edip giden ve Sude’nin babasıyla yan yana duran öz annemdi.
Teoman elimi sımsıkı tuttu. Ben ise alevlerin ve yağmurun ortasında, karşımdaki kadına bakarken nefes almayı unuttum.
Annem bana doğru bir adım attı ve fısıldadı:
"Merhaba Deniz... Kızım."
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
Arkadaşlar gece 12 gibi gelir belki bölüm o da etkileşime bağlı okuyanları yorumlaraz bu akşamki bölüm hakkında düşünürlerini sunmaya davet ediyorumm.....
