16. bölüm · Teoden 2

🎭 TEODEN 2 - 14. BÖLÜM: DUMAN, KIVILCIM VE DUVARLAR

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 Uyarı!!!! 2 🎭 TEODEN 2 - KARAKTER TANITIMI 3 🎭 TEODEN 2 -1. BÖLÜM: SESSİZ SAVAŞIN EŞİĞİ 4 🎭 TEODEN 2 - 2. BÖLÜM: DİŞE DİŞ, GÖZE GÖZ 5 🎭 TEODEN 2 - 3. BÖLÜM: GERİLİMİN DOKUSU 6 🎭 TEODEN 2 -4. BÖLÜM: KAPALILAR ARASINDAKI TUZAK 7 🎭 TEODEN 2 - 5. BÖLÜM: BÜYÜK KIRILMA VE HESAPLAŞMA 8 🎭 TEODEN 2 -6. BÖLÜM: YANGINDAN KAÇARKEN 9 🎭 TEODEN 2 -7. BÖLÜM: BÜYÜK FIRTINA 10 🎭 TEODEN 2 -8. BÖLÜM: BODRUM SIĞINAĞI 11 🎭 TEODEN 2 -9. BÖLÜM: SAVAŞ ÇANLARI VE BODRUM’UN AYAZI 12 🎭 TEODEN 2 -10. BÖLÜM: AÇIK MEKTUP VE DÖRT DUVAR 13 🎭 TEODEN 2 - 11. BÖLÜM: YAĞMUR ALTINDAKİ SESSİZLİK 14 🎭 TEODEN 2 - 12. BÖLÜM: GECE VARDİYASI VE KİLİTLİ KAPILAR 15 🎭 TEODEN 2 - 13. BÖLÜM: AÇIK HESAPLAR VE KÖPÜREN DENİZ 16 🎭 TEODEN 2 - 14. BÖLÜM: DUMAN, KIVILCIM VE DUVARLAR 17 🎭 TEODEN 2 - 15. BÖLÜM: YANGININ EŞİĞİNDE 18 🎭Teoden 2 -16. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE KIVILCIMLAR 19 🎭 Teoden 2 -17. BÖLÜM: KALKAN VE SIĞINAK 20 🎭 Teoden 2 -18. BÖLÜM: SİYAH, BORDO VE BİTMEYEN GÖLGELER 21 🎭 Teoden 2-19. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE ALEVLER 22 🎭 Teoden 2 -20. BÖLÜM: YANGIN VE UÇURUMUN EŞİĞİ 23 🎭 Teoden 2-21. BÖLÜM: GEÇMİŞİN KÜLLERİ VE GİZLİ SIZMA 24 Duyuru!!!! 25 🎭 Teoden 2 -22. BÖLÜM: BÜYÜK ÇÖKÜŞ VE YIKIM 26 🎭 Teoden 2 -23. BÖLÜM: YARALARIN KABUĞU VE İKİ KİŞİLİK DÜNYA 27 🎭 Teoden 2 -24. BÖLÜM: BEYAZ SAYFA VE SONUN BAŞLANGICI 28 🎭Teoden 2 -25. BÖLÜM: KRALLIĞIN ŞAFAĞI VE SONSUZLUK (BÜYÜK FİNAL) 29 Duyuruu

🎭 TEODEN 2
14. BÖLÜM: DUMAN, KIVILCIM VE DUVARLAR
Deniz’in Anlatımıyla
Bodrum’un sonbaharı, yazın o şaşaalı kalabalığını çekip aldıktan sonra geriye sadece tekinsiz bir rüzgar ve denizin hırçın dalgalarını bırakırdı.
Limandaki o geceden sonra zihnim tıpkı o dalgalar gibi çalkalanıp duruyordu.
Ne Aras’ın gözlerindeki o kırgın mağlubiyet kalmıştı kafamda, ne de Sude’nin okuldaki sinsi bakışları.Gözlerimi her kapattığımda sadece tek bir an zihnimi işgal ediyordu: Teoman’ın limanda arkamda dururken belime teğet geçen eli, omzuma çarpan sıcak nefesi ve o derin, baskın sesi.
Ertesi gün okulda gökyüzünü gri, ağır bulutlar kaplamıştı.
Son ders zili çaldığında herkes bir an önce eve kaçmanın derdine düşmüştü.
Ben ise okul binasından çıkıp bahçenin arka tarafına, spor salonunun hemen arkasında kalan ve yıllardır neredeyse hiç kullanılmayan eski ahşap depoya doğru adımlıyordum.
Beni buraya Teoman çağırmıştı.
Daha doğrusu çağırmamıştı; koridorda yanımdan geçerken cebime büktüğü bir kağıt parçasını sıkıştırmıştı.
Leyla kulüp evrakları için müdürün yanındaydı.
Teoman’la yalnız kalmamak, aramızdaki o tehlikeli hatta çekilmemek için gitmemeyi, doğrudan eve kaçmayı düşünmüştüm.
Ama ayaklarım, zihnime ihanet edercesine beni bu ahşap deponun önüne getirmeyi başarmıştı.
Deponun ağır, gıcırdayan ahşap kapısını hafifçe itip içeri girdim. İçerisi dışarıdaki fırtınalı havaya tezat bir şekilde loş ve sıcaktı.
Yüksek pencerelerden süzülen zayıf gün ışığı, etrafta uçuşan toz tanelerini aydınlatıyordu.
Eskimiş spor ekipmanları, kenara yığılmış minderler ve tahta sandıklar dışında depo tamamen boş görünüyordu.
"Gelmeyeceksin sandım Deniz kızı."
Kapının arkasındaki karanlık köşeden yükselen sesle irkildim.
Teoman, üzerindeki okul ceketini çıkarmış, siyah tişörtünün kollarını dirseklerine kadar kıvırmış bir halde tahta sandıklardan birine yaslanmış oturuyordu.
Elindeki metalik çakmakla oynuyordu. Çakmağın kapağını açıp kapatırken çıkardığı o ritmik, tok ses deponun yüksek tavanında yankılanıyordu.
"Beni buraya niye çağırdın Teoman?" dedim, kapının yakınında durup sırtımı ahşap duvara yaslayarak.
Sesimdeki o savunmacı tonu korumaya çalışıyordum ama göğsümün ortasında patlamaya hazır bir bomba gibi atan kalbimin ritmi beni satıyordu.
"Leyla yukarıda bizi bekliyor. Herkes bizi arıyor amk."
Teoman cebine attığı çakmağı bıraktı. Yaslandığı sandıktan yavaşça doğruldu.
Adımları bir kaplanın avına yaklaşırken attığı o sessiz, kendinden emin ve tehlikeli adımlardan farksızdı.
"Bırak arasınlar," dedi alçak, pürüzsüz bir sesle. "Bütün dünya bizi arasa da umurumda değil şu an."
Aramızdaki mesafeyi her adımda biraz daha kapattı.
Deponun içindeki havanın aniden ısındığını, nefes almamın zorlaştığını hissettim.
Tam önümde durduğunda, aramızda sadece birkaç santimlik bir hava boşluğu kalmıştı.
İki elini de başımın iki yanından arkamdaki ahşap duvara dayadı.
Bizi dış dünyadan tamamen izole eden, kaçışımın olmadığı o dar kıskaca hapsedilmiştim.
"Neden kaçıyorsun benden?" diye sordu.
Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, bakışlarındaki o koyu, derin siyahlıkta kendi çaresizliğimi görebiliyordum. Sesindeki o her zamanki alaycı ton tamamen silinmiş, yerine insanı eriten yakıcı bir ciddiyet gelmişti.
"Kaçmıyorum," dedim başımı dikleştirip doğrudan gözlerinin içine bakarak. Gözlerimiz çakıştığı an ruhumdaki o fırtına yeniden koptu. "Sadece... Kontrolü kaybetmekten nefret ediyorum Teoman. Sen benim dengemi bozuyorsun."
Teoman’ın Anlatımıyla
Deniz’in "Sen benim dengemi bozuyorsun" derkenki o cüretkar ama bir o kadar da sarsılmış hali... Bütün gardımı yerle bir etmeye yetiyordu.
Bu kız ilk günden beri bana direniyordu; dünyadaki herkese karşı ördüğü o kalkanları, o hırçın duvarları benim yanımda birer birer çatlıyordu.
Ve işin en tehlikeli kısmı, benim duvarlarım da onun yanında darmadağın oluyordu.
"Ben de nefret ederim kontrolü kaybetmekten," dedim fısıltıyla.
Aramızdaki mesafeyi milimlere düşürdüm.
Deniz’in gri gözleri anında dudaklarıma kaydı, ardından bir panikle tekrar gözlerime tırmandı.
Soluk alıp verişi öyle hızlanmıştı ki, göğsünün yükselip alçalışı benim tişörtüme dokunuyordu.
Sağ elimi duvardan çektim. Parmaklarımı yavaşça onun çenesine oturtup başını hafifçe yukarı kaldırdım.
Başparmağım, alt dudağının hemen altındaki o hassas kıvrıma hafifçe dokunduğunda Deniz’in dudaklarından kaçan o minik, kesik iç çekiş deponun sessizliğini bıçak gibi kesti.
İçimdeki bütün frenler, bütün kurallar o tek bir iç çekişle patladı.
"Ama senin yanındayken Deniz kızı..." diye devam ettim, sesim bir fısıltıdan farksız ama tüm varlığını ele geçirecek kadar kararlıydı. "...direnmek imkansızlaşıyor."
Çenesindeki elimi yavaşça boynunun pürüzsüz tenine indirdim.
Nabzının deli gibi attığı o hassas noktada parmaklarım gezinirken Deniz’in gözleri hafifçe kapandı.
Parmaklarımın geçtiği her milim adeta alev alıyordu. Onu daha önce hiç böyle savunmasız, bana bu kadar teslim olmuş görmemiştim.
Deniz’in Anlatımıyla
Teoman’ın eli boynumdan aşağıya, köprücük kemiğimin üzerine doğru kayarken vücudumdan geçen o devasa elektrik dalgası dizlerimin bağını tamamen çözdü.
Sırtımı duvara daha da bastırdım çünkü ayakta duracak gücü kendimde bulamıyordum.
Parmaklarının sıcaklığı cildimi yakıp kavuruyordu.
Başımı geriye doğru eğdiğimde, Teoman bu anı hiç tereddüt etmeden değerlendirdi.
Eğildi. Sıcak ve nemli dudaklarını çene çizgim boyunca ağır ağır kaydırdı.
Dudaklarının teması kulağımın hemen altına, boynumun o en hassas noktasına değdiği an gözlerimi sımsıkı kapattım. Nefesim boğazımda kilitlendi.
"Teoman..." diye fısıldayabildim sadece. Bu ses bir durdurma isteği değildi; aksine içimdeki o koca yalnızlığın, ona sığınma ihtiyacının çaresiz bir kabullenişiydi.
"Efendim Deniz kızı?" dedi, dudaklarını tenimden bir milim bile ayırmadan. Sesi içimi titreten, kemiklerime kadar işleyen bir rezonansla ruhuma kazınıyordu.
Ellerim kontrolüm dışında hareket etmeye başladı. Onu itmek, araya mesafe koymak için ellerimi göğsüne koymam gerekiyordu.
Ama kendimi onun gri hırkasının yakalarını sımsıkı kavrarken buldum. Parmaklarım kumaşa geçirildi; onu kendime daha da çekmek, aramızdaki o son hava boşluğunu da yok etmek istiyordum.
Teoman başını kaldırdı. Yüzlerimiz arasındaki mesafe yarım santimdi. Soluklarımız birbirine karışıyor, göğüs kafeslerimiz aynı ritimle çarpışıyordu.
İki elini birden duvardan çekti. Güçlü elleri belimi sımsıkı kavradı.
Belimdeki parmaklarının baskısı o kadar dominant ve sahipleniciydi ki, beni hafifçe yukarı kaldırıp bedenimi tamamen kendi bedenine yapıştırdı.
Sırtım duvarda, belim onun ellerinin arasında, göğsüm onun göğsüne kenetlenmiş haldeydim.
Aras’ın yarattığı o yılların soğukluğu, Sude’nin kumpasları, Bodrum’un fırtınası... Hepsi bir anda yok oldu. Dünya sadece bu depodan ve Teoman’ın beni yakan varlığından ibaret kalmıştı.
"Artık sahte falan değil," dedi Teoman, gözlerimin ta içine bakarak. Bakışlarında öyle karanlık, öyle doyumsuz ve derin bir tutku vardı ki nefesim kesildi. "Bu oyunun içinde yanacaksak, hakkını vererek yanacağız."
"Yanacağız..." diye tekrarladım fısıltıyla. Onu onaylıyordum. Bu yangına kendi rızamla yürüyordum.
Teoman başını hafifçe eğdi. Dudakları dudaklarıma dokundu.
İlk temas... Sadece hafif bir dokunuş, bir kıvılcımdı. Ama o küçük temas bile zihnimdeki bütün şalterleri indirmeye yetti.
Dudağının sıcaklığı dudağıma değdiğinde gözlerimi açacak gücü bile bulamadım.
Teoman belimdeki tutuşunu daha da sıkılaştırıp beni kendine biraz daha bastırdı.
Dudakları dudaklarımın üzerinde derinleşmeye, o ilk ürkek temas yerini yakıcı bir tutkuya bırakmaya başladığı an deponun gıcırdayan kapısı dışarıdaki rüzgarın şiddetiyle gürültüyle savruldu.
İçeriye fırtınanın soğuk havası ve parlak bir ışık hüzmesi doldu.
Teoman dudaklarını dudaklarımdan ayırdı ama beni bırakmadı. Belimdeki elleri hala sımsıkıydı, göğsü hızla kalkıp iniyordu.
Başını hafifçe arkaya çevirip derin bir nefes aldı, ardından tekrar bana döndü. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, alnını alnıma dayadı.
İkimiz de nefes nefeseydik. Soluklarımız birbirimizin yüzünde eriyordu.
Gözlerini açıp doğrudan gözlerimin içine baktı. O karanlık bakışlardaki mesaj netti: Bu sadece bir başlangıçtı.
"Bu burada bitmedi," diye fısıldadı kulağıma doğru. Sesindeki ton, tüylerimi diken diken etmeye yetti. "Bu gece... Akkaya evinde bu hesabı kapatacağız Deniz."
Elimi tuttu. Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip kenetledi. Birlikte depodan dışarıya, Bodrum’un fırtınalı rüzgarına doğru adım attık.
Ama dışarıdaki fırtına ne kadar sert olursa olsun, içimizde kopan o yeni yangının yanında hiçbir şeydi.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn