18. bölüm · Teoden 2
🎭Teoden 2 -16. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE KIVILCIMLAR
🎭Teoden 2
16. BÖLÜM: MEYDAN OKUMA VE KIVILCIMLAR
Deniz’in Anlatımıyla
Akkaya evindeki o uzun, nefes kesen gecenin ardından sabah okula adım attığımda Bodrum’da gökyüzü puslu bir griye bürünmüştü.
Gece boyunca şöminenin başında Teoman’la yaşadığımız o sessiz ama yakıcı yakınlaşma, zihnimdeki bütün savunma mekanizmalarını altüst etmişti.
Bizi tamamen birleştiren bir öpücük değildi yaşanan; ama dudaklarımızın milim ötesinde duran o soluk, bir öpücükten çok daha derin bir iz bırakmıştı ruhumda.
Okul bahçesine Teoman’ın siyah arabasıyla girdiğimizde tüm gözler bize döndü.
Ar araba durur durmaz Teoman kapısını açtı, arabadan inip benim tarafıma dolandı ve kapımı açtı.
Elimi tutarak arabadan inmemi sağlarken parmaklarını parmaklarımın arasına öyle bir kenetledi ki, bahçedeki herkes için bu sessiz bir gövde gösterisinden farksızdı.
"Rengin solgun," dedi Teoman alçak bir sesle, bahçedeki meraklı bakışları zerre umursamadan. "İyi misin Deniz kızı?"
"İyiyim," dedim gülümsemeye çalışarak. "Sadece... Herkes bize bakıyor."
"Baksınlar," dedi, çenemi hafifçe yukarı kaldırarak. Siyah gözlerinde en ufak bir tereddüt yoktu. "Sana bakmaya cesaret eden herkes, önce kimi karşılarına aldıklarını öğrensin."
Ancak bu huzurlu hava okul koridorlarına adım attığımız an yerini ağır bir gerilime bıraktı.
Sınıfa doğru ilerlerken merdivenlerin başında duran Aras ve Sude ile göz göze geldik.
Aras’ın gözlerindeki o kırgınlık gitmiş, yerine hırslı ve gözü dönmüş bir öfke gelmişti.
Sude ise elindeki telefonla birilerine mesaj yazıyor, bizi gördüğünde yüzünde o sinsi, nefret dolu tebessümlerinden birini belirtiyordu.
Teoman, Aras’ın yanından geçerken omzunu hafifçe onun omzuna çarptı. Aras tam bir şey söyleyecekken Teoman arkasını dönmeden konuştu:
"Uzak dur Aras. Bu sana son uyarım."
Günün ilk üç dersi boyunca Leyla ile yan yana oturduk. Leyla kulağıma eğilip gece ne olduğunu öğrenmek için sabırsızlansa da ben olayı geçiştirmeye çalıştım.
Fakat içimdeki o huzursuzluk bir türlü geçmiyordu. Sude’nin sürekli arka sıradan bana attığı imalı bakışlar ve Aras’ın dersten sık sık izin alıp dışarı çıkması bir şeylerin döndüğünün habercisiydi.
Son ders zili çaldığında bahçe çabucak boşalmaya başladı. Leyla müdür yardımcısının odasına kulüp belgelerini teslim etmeye gitmişti. Teoman ise bahçedeki basketbol sahasında Barış ile bir şeyler konuşuyordu. Ben de çantamı omzuma takıp okul binasının arka çıkışına, otoparka doğru yürümeye başladım.
Tam okulun arka bahçesindeki eski çam ağaçlarının altına geldiğimde önüme birdenbire bir gölge düştü.
"Deniz, dur. Konuşmamız lazım."
Gelen Aras’tı.
Teoman’ın Anlatımıyla
Basketbol sahasının kenarında Barış’la hafta sonu yapılacak olan maçın detaylarını konuşurken zihnim tamamen Deniz’deydi. Gece onun kokusunu içime çektiğim, belini kavradığım ve dudaklarının sıcaklığını milim ötemde hissettiğim o anlar aklımdan bir saniye bile çıkmıyordu. Oyun bitmişti. Artık sahte sevgililik falan kalmamıştı. Deniz benimdi ve bunu bu okuldaki herkes anlayana kadar durmaya niyetim yoktu.
"Teoman, oğlum dinliyor musun beni?" dedi Barış omuz silkerek.
"Dinliyorum Barış, anlat," dedim ama gözüm okul binasının çıkışındaydı.
O sırada koridordan koşturarak çıkan Sude’nin kankası Merve’yi gördüm. Merve, elindeki telefonla okulun arka tarafındaki eski çamlığa doğru adımlıyordu. Yüzündeki o telaşlı ve sinsi ifade bir anda dikkatimi çekti. Hemen arkasından Sude de okul kapısından çıktı, dudaklarında muzaffer bir tebessümle o tarafa doğru ilerledi.
Kafamdaki alarm zilleri aynı anda çalmaya başladı.
"Barış," dedim sesim anında sertleşerek. "Deniz nerede?"
"En son çantasını alıp arka kapıdan otoparka doğru yürüyordu kanka," dedi Barış.
Hiç düşünmeden adımlarımı hızlandırdım. İçimdeki o tehlikeli his hırsla büyüyordu. Sude ve Aras’ın sabahtan beri çevirdiği o gizli kapaklı işlerin kokusu burnuma gelmişti. Eğer Deniz’e tek bir zarar gelirse, bu okulu onların başına yıkardım.
Deniz’in Anlatımıyla
"Bizim seninle konuşacak hiçbir şeyimiz kalmadı Aras," dedim bir adım geri çekilerek. Çantamın sapını sımsıkı kavradım. "Lütfen önümden çekil, Teoman beni bekliyor."
"Teoman, Teoman, Teoman!" diye bağırdı Aras ansızın. Yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu. "Adını duymaktan bıktım Deniz! Sen o adama nasıl kanarsın? Seninle sırf benimle uğraşmak için oynuyor! Seni kullanıyor anlamıyor musun?"
"Beni kimsenin kullandığı yok!" diye çıkıştım, sesimi yükselterek. "Teoman bana senden çok daha dürüst davrandı! Sen beni Sude’nin kucağına atıp arkamdan iş çevirirken o benim yanımdaydı!"
Aras aniden üzerime doğru bir adım attı ve bileğimi sımsıkı yakaladı.
"Bırak bileğimi!" diye bağırdım, kendimi geriye çekmeye çalışarak. "Aras canımı yakıyorsun, bırak!"
"Bırakmayacağım!" dedi Aras, beni kendine doğru çekmeye çalışarak. "Benimle gelip gerçeği dinleyeceksin. O adama kurban olmana izin vermeyeceğim!"
Tam o sırada, ağaçların arkasından çalıların hışırtısı ve bir telefon deklanşörü sesi geldi.
Başımı o tarafa çevirdiğimde Sude ve Merve’nin ellerinde telefonlarla bizi videoya çektiklerini gördüm.
Aras’ın beni zorla tuttuğu, sanki baş başa gizlice buluşup sarılıyormuşuz gibi görünecek o açıyı yakalamışlardı.
"Sude!" diye bağırdım. "Sil o fotoğrafları!"
"Aaa niye sileyim Deniz’ciğim?" dedi Sude sinsi bir gülüşle. "Eski aşklar yeniden mi alevlendi yoksa? Teoman bu kareleri görünce ne düşünecek acaba?"
"O fotoğrafları silmezsen seni mahvederim Sude!" diye çırpındım ama Aras bileğimi hala bırakmıyordu. "Aras bırak diyorum sana piçlik yapmayı kes!"
İşte tam o anda, otopark tarafından gelen devasa bir ayak sesi yeri göğü inletti.
"BIRAK O KIZIN ELİNİ!"
Gelen ses bir insana değil, zincirlerini kırmış bir canavara aitti.
Teoman’ın Anlatımıyla
Çamlığa ulaştığımda gördüğüm manzara beynimdeki bütün şalterleri indirdi.
Aras, Deniz’in bileğini sımsıkı yakalamış, kızı kendine doğru çekiyordu. Deniz çırpınıyor, canının yandığı yüzündeki ifadeden okunuyordu. Kenarda ise Sude ve Merve telefonla bu anı kaydedip gülüşüyorlardı.
O an gözümün önüne bir perde indi. Siyah, kanlı bir perde.
Nasıl koştuğumu, aradaki mesafeyi nasıl kapattığımı hatırlamıyorum.
Birkaç büyük adımla aralarına daldım. Sol elimle Aras’ın Deniz’in bileğini tutan elini kavradım ve kemiklerini kıracak bir kuvvetle sıktım.
Aras acıyla bir çığlık atıp elini çekmek zorunda kaldı.
Deniz’i anında arkama aldım. Sol kolumla onu sırtımın güvenliğine çekerken, sağ elimle Aras’ın yakasına yapıştım.
Onu devasa bir güçle geriye doğru fırlattım. Aras arkasındaki çam ağacının gövdesine sertçe çarptı.
"SANA ONA DOKUNMAYACAKSIN DEMEDİM Mİ ULAN BEN?!" diye kükredim.
Sesi duyan öğrenciler, bahçedekiler, Barış ve Leyla saniyeler içinde etrafımızı sarmaya başladı. Okulun arka bahçesi bir anda mahşer yerine döndü.
Aras sırtını ağaçtan ayırıp doğrulmaya çalıştı. Yüzünde hırslı bir ifade vardı. "Sen kimsin ulan?!" diye bağırdı Aras bana doğru atılarak. "Deniz benim geçmişim! Sen sadece onun hayatında geçici bir figüransın!"
Bu cümle bardaktan taşan son damla oldu.
Aras üzerime atıldığında hamlesini boşa çıkardım. Yakasından tuttuğum gibi onu yere savurdum ve üzerine çöküp yakasını sıktım.
"Teoman yapma! Teoman dur!" diye çığlık attı Deniz arkamdan. Ağlıyordu.
Onun gözyaşı sesini duyduğum an yumruğumu Aras’ın suratının milim ötesinde durdurdum. Yumruğum toprağa saplandı. Nefes nefeseydim. Göğsüm hızla kalkıp iniyordu.
Başımı çevirip kenarda korkudan tir tir titreyen Sude’ye baktım.
"O telefonu bana ver," dedim, sesimdeki o buz gibi ölümcül tonla.
"Te-Teoman valla ben..." dedi Sude gerileyerek.
Bir hamlede ayağa kalktım. Sude’nin üzerine doğru yürüdüm. Sude korkudan elindeki telefonu düşürdü. Telefonu yerden aldım.
İçindeki o videoyu ve fotoğrafları tek tek Deniz’in ve herkesin gözü önünde sildim.
Ardından telefonu asfalt zemine atıp botumun topuğuyla un ufak edene kadar ezdim.
"Bir daha..." dedim, Sude’nin yüzüne doğru eğilerek. "...bir daha Deniz’in adını ağzınıza alırsanız, bu okulda hiçbirinize nefes aldırmam. Anladınız mı beni?!"
Kimse gıkını bile çıkaramadı. Bahçede derin bir sessizlik hakim olmuştu.
Deniz’in Anlatımıyla
Teoman, ezilen telefonun üzerinden ayağını çekti. Aras yerde, omzunu tutarak nefes almaya çalışıyordu. Sude ise ağlayarak Merve’nin arkasına saklanmıştı.
Teoman yavaşça bana doğru döndü. O az önceki gözü dönmüş, tehlikeli adam bir anda yok oldu. Gözlerindeki o devasa öfke, bana baktığı an yerini derin bir endişeye ve sahiplenmeye bıraktı.
Adımları bana yaklaştı. Sol elimi tuttu. Aras’ın sıktığı ve kızarttığı bileğime baktı. Parmak uçları o kızarıklığın üzerinde tüy kadar hafifçe gezindi.
"Canını yaktı mı?" diye sordu. Sesi ilk defa bu kadar yumuşak ve kısıktı.
"Hayır..." dedim fısıltıyla. Yanağımdan süzülen tek bir damla yaşı elinin tersiyle yavaşça sildi.
"Gidiyoruz," dedi.
Arkasını döndü. Bütün okulun, müdür yardımcısının ve öğrencilerin şaşkın bakışları arasında bileğimi bırakmadan elimi sımsıkı kavradı. Birlikte otoparka doğru yürüdük. Arkamızda darmadağın olmuş bir Aras, rezil olmuş bir Sude ve bizim yıkılmaz iktidarımızı izleyen onlarca insan bıraktık.
Arabaya bindiğimizde Teoman motoru çalıştırdı ama gaza basmadı. Direksiyonu sıkan elleri hala titriyordu.
Elimi uzatıp onun direksiyondaki elinin üzerine koydum.
Teoman başını bana çevirdi. Siyah gözlerinde hala o fırtınanın izleri vardı.
"Teoman..." dedim yumuşacık bir sesle. "Teşekkür ederim."
Teoman elini direksiyondan çekip benim elimi tuttu. Dudaklarına götürüp avcumun içine derin, yakıcı bir öpücük kondurdu.
"Seni kimsenin incitmesine izin vermem Deniz kızı," dedi gözlerimin içine bakarak. "Hiç kimsenin."
Bodrum’un yağmuru yeniden atıştırmaya başlarken, biz o okuldan ve o tuzaklardan çok uzakta, birbirimizin sığınağı olmaya ant içmiştik.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınnn seviliyorsunuzzzz
