53. bölüm · teoden

49. Bölüm: Büyük Yüzleşme, İki Aile ve İlk Anahtar

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 Tanıtım 2 1.Bölüm 3 2.bölüm Cidden mi 4 3.bölüm Teklif 5 4. Bölüm 6 5. Bölüm gizli hoslantı 7 6. Bölüm sırayı gör ve bekle 8 Ön okuma 9 7. Bölüm sadece bekle 10 8. Bölüm teneffüs 11 9. Bölüm pijama partisi 12 10. Bölüm yakınlaşma 13 11. Bölüm istek 14 12.bölüm hafif kıskanma 15 13. Bölüm beni kendi evime götür 16 14. Bölüm zorunda kalmak 17 15. Bölüm sevgili olma süreci başlangıçı 18 16.Bölüm Hazır mısın ? 19 17 . Bölüm sevgili rolü 20 18. Bölüm Aşık mı oluyoruz birbirimize 21 19. Bölüm operasyon başarılı 22 20. Bölüm buluşma 23 21. Bölüm Proje çalışması tatlılığı 24 22. Bölüm her kötü şey iyi bir şey vesile olmaz mı 25 23. Bölüm dörtlü date günü öncesi ( özel bölüm) 26 24. Bölüm dörtlü date hazırlanma ve kışkırtma 27 Bilgi 28 25. Olay başlangıcı 29 26.Kaçırılma 30 27.bölüm Rahatlamak 31 28.Bölüm 32 29.Bölüm 33 Duyuru 34 30. Bölüm 35 31.Bölüm 36 32.Bölüm kıskanma ve saklı koy 37 33. Bölüm Yat 38 34.Bölüm son gün 39 35.Bölüm 40 36.Bölüm 41 37.Bölüm 42 38. Bölüm 43 39.Bölüm bilinmezlik 44 40.Bölümm 45 41. BÖLÜM: BİZİM GÖKYÜZÜMÜZ 46 42. BÖLÜM: BİR DEVRİN SONU VE YENİ BİR GELECEK 47 43. Bölüm: İstanbul Sokakları Ve Tatlı Bela 48 44. Bölüm: Küçük Bir Kıskançlık Meseleleri 49 45. Bölüm: Kampüs Kaosu ve Beklenmeyen Tesadüf 50 46. Bölüm: Galata’nın Büyüsü ve Bir Ömürlük Söz 51 47. Bölüm: Radikal Kararlar ve Gece Yarısı İsyanı 52 48. Bölüm: Villadaki Sürpriz ve Çifte Yüzük 53 49. Bölüm: Büyük Yüzleşme, İki Aile ve İlk Anahtar 54 50. Bölüm: Bir Ömürlük Söz ve Sonsuzluk 55 Duyuru!!!

49. Bölüm:
Teoman’ın ailesine ait o gösterişli villanın devasa yemek salonundaki hava, adeta bıçak açmaz bir soğukluktaydı.
Dışarıda hafif hafif başlayan ve camlara vuran yağmurun sesi, içerideki o ağır ve gergin sessizliği bozmaya yetmiyordu.
Teoman bu akşamki yüzleşmenin şakaya gelir bir tarafı olmadığını bildiği için oyunu kurallarına göre oynamıştı.
Masada sadece Hakan ve Şebnem yoktu; Teoman, benim anne ve babamı da bu akşam yemeğine davet etmişti.
İşin ciddiyetini, kararlılığını ve geriye dönüşü olmadığını herkesin gözü önünde kanıtlamak istiyordu.
Uzun, lüks yemek masasının bir tarafında Teoman ile ben yan yana oturuyorduk.
Parmağımdaki Galata hatırası tektaş pırlanta, avizelerin ışığında parıldıyordu.
Yanımızda Leyla ile Aras el ele tutuşmuş vaziyette duruyordu; Leyla'nın parmağındaki Aras'ın ahşap oymalı kutudan çıkardığı o safir taşlı yüzük de ışıl ışıldı.
Masanın en ucunda Kuzey, sanki her an bir kargaşa çıkacakmış da araya girmesi gerekecekmiş gibi tetikte bekliyordu.
Masadaki sessizliği, holdingin patronu ve Teoman ile Leyla’nın babası olan Hakan Bey’in çatık kaşlarla tabağına çatalını vurması bozdu.
Yanında duran anneleri Şebnem Hanım, gerginlikten incili kolyesiyle oynuyor, bir Teoman’a bir de benim aileme bakıyordu.
Benim annem ve babam ise Teoman’ın bu davetindeki asıl sebebi merak eden ama duruşlarını bozmayan nazik bir tavırla ortamı süzüyorlardı.
"Evet Teoman," dedi Hakan Bey, gözlüklerinin üstünden son derece otoriter ve soğuk bir ses tonuyla.
"Yurt dışı seyahatinden döner dönmez hem bizi hem de Deniz kızımızın ailesini bu masada topladın.
Nedir bu aciliyet? Önümüzde sınav haftası var, sizin kütüphaneden çıkmamanız gerekirken bu toplanma da neyin nesi?"
Teoman derin bir nefes aldı. Masanın altından elimi sımsıkı tuttu.
O dokunuşundaki güç, içerideki bütün o gergin atmosferi tek hamlede dağıttı sanki.
Teoman oturduğu sandalyeden yavaşça ayağa kalktı.
Şebnem Hanım ve Hakan Bey ona bakarken Teoman bir adım öne çıktı.
"Baba," dedi Teoman. "Sizi ve Deniz’in ailesini buraya topladım çünkü hayatımın en önemli kararlarını aldım ve bunu herkesin huzurunda açıklamak istiyorum."
Şebnem Hanım endişeyle araya girdi. "Teoman oğlum, Ne kararı?"
"Birincisi..." dedi Teoman, sesi salonda bir gürleme gibi yankılandı. "Üniversite sınavına girmeyeceğim. Babamın benim için hazırladığı o koltuğu, otel işlerini ve sizin çizdiğiniz sahte geleceği tamamen reddediyorum."
Masada adeta bir bomba patladı. Hakan Bey elindeki peçeteyi masaya fırlatarak ayağa kalktı. "Sen ne saçmalıyorsun Teoman?! Sen bu ailenin soyadını taşıyorsun! Ben o otelleri sizin geleceğiniz için, senin o koltuğa oturman için gece gündüz çalışarak kurdum!"
"Hayır Baba ," dedi Leyla araya girerek. O da sandalyesinden kalktı, Aras’ın elini daha sıkı tuttu. "Sen o otelleri ve yerleri kendi hırsların ve saygınlığın için kurdun. Bizi hiçbir zaman dinlemedin. Teoman’a çocukluğundan beri bir kere bile 'Oğlum nasılsın, ne hissediyorsun?' demedin! Sadece notlarını, derslerini, başarılarını sordun. Onu hiçbir zaman bir evlat gibi sevmedin, hep yönetilecek bir proje gibi gördün!"
Şebnem Hanım gözleri dola dola kızına baktı. "Leyla... Kızım sen ne diyorsun? Babanız sizin kötülüğünüzü ister mi?"
"İster annem, eğer kendi istediği robotlar olmazsak ister!" dedi Leyla gözlerinden bir damla yaş süzülürken. "Ve ben de sınavı bırakıyorum. Babanın şirketinde ömrümü çürütmeyeceğim. Kendi giyim markamı kuruyorum."
Hakan Bey’in yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu. "Giyim markası mı? Atölye mi? Siz çıldırdınız mı?! Yanınızdaki bu çocuklarla mı yapacaksınız bunu?"
Aras sakin ama son derece kararlı bir şekilde ayağa kalkıp Leyla’nın yanına geçti. "Hakan Bey, ben Leyla’nın sonuna kadar arkasındayım. Biz kendi markamızı, kendi tasarım atölyemizi kuruyoruz. Sizin imkanlarınıza da paranıza da ihtiyacımız yok. Kendi tırnaklarımızla kazıyarak yapacağız bunu."
Benim annemle babam şaşkınlık ama bir o kadar da çocukların bu cesur duruşuna duydukları saygıyla olayı izliyorlardı. Annem hafifçe babamın koluna dokundu.
Teoman bana döndü, elimden tutup beni de ayağa kaldırdı. Benim aileme ve ardından Hakan Bey ile Şebnem Hanım'a baktı.
"Ve en önemli habere gelince..." dedi Teoman, sesi salondaki tüm o ağır havayı yırtıp geçti. "Deniz ile ben evlenme kararı aldık. İstanbul’da, Galata Kulesi’nin altında yüzüğümüzü taktık.
Leyla ile Aras da nişanlandı. Biz sadece kendi işlerimizi kurmakla kalmıyoruz, kendi ailelerimizi de kuruyoruz.
Deniz’in ailesinden de huzurlarınızda kızlarının elini ve bir ömrü talep ediyorum."
Benim babam gülümsedi, gözlerindeki o onaylayan ve gururlu ifadeyi görmek içimi ısıttı.
Ama Hakan Bey adeta öfkeden deliye döndü. Masaya yumruğunu vurdu.
"Evlilik mi?! Atölye mi?! Bu yaştan sonra başıma çocuk oyuncağı mı çıkarıyorsunuz?" diye bağırdı Hakan Bey. Parmağını kapıya doğru salladı. "Eğer bu kapıdan çıkarsanız, tek bir kuruş bile destek vermem! Evimden de, yerlerimin hisselerinden de silerim sizi! Sokakta kalırsınız, meteliksiz kalırsınız!"
Kuzey arkadan gözlüklerini düzeltip fısıltıyla karışık bir tonla lafa girdi: "Kusuruma bakmayın Hakan Bey amca ama sokakta kalmayız, atölye kiraladık bile. Ben de Pazarlama Müdürüyüm, yani satışlar tavan yapacak, müsterih olun. Mutfak masraflarını ben hallederim."
Hakan Bey Kuzey’e 'Sen kimsin be adam?' der gibi baktı ama Teoman hiç oralı olmadı.
"Zaten senin tek bir kuruşunu bile istemiyoruz Baba," dedi Teoman son noktayı koyarak. "Bize hiçbir zaman gerçek bir babalık yapmadın, bari geleceğimize ipotek koyma.Anne sende, kusura bakma ama biz kendi yolumuzu çiziyoruz."
Teoman elimden tuttu, Leyla Aras’ın koluna girdi.
Benim ailem de ayağa kalkıp Teoman’ın omzunu sıktı. Babam Teoman’a bakıp, "Arkanızdayız çocuklar, kendi yolunu çizen gencin rızkı kesilmez," dedi.
Hakan Bey arkamızdan bağırıp çağırırken, Şebnem Hanım gözyaşlarına boğulurken biz villanın o devasa, soğuk kapısını arkamızdan son kez kapattık ve dışarıdaki tatlı yağmurun altına çıktık.
Bahçe kapısından çıktığımız an hepimiz derin bir nefes aldık. Sanki yıllardır üzerimizde olan o ağır zincirler pat diye kırılıp düşmüştü.
"Başardık..." dedi Leyla, yağmur altında gözleri dolu dolu gülümseyerek.
"İlk defa babama karşı durdum Aras! İlk defa kendi hayatımı seçtim!"
Aras Leyla’yı belinden tutup havada döndürdü. "Seninle gurur duyuyorum güzelim. Artık özgürüz."
Teoman bana döndü. Yüzünde, yıllardır taşımadığı o hafiflik, özgürlük ve huzur vardı. Beni kendine çekip alnımdan öptü.
"Bitti Deniz. Artık sadece biz varız. Kendi kurallarımız var."
"Sizinle gurur duyuyorum Teoman," dedim, parmak ucumda yükselip yanağına tatlı bir öpücük kondurarak. "Şimdi ne yapıyoruz?"
Teoman cebinden pirinçten yapılmış, eski ama büyük bir anahtar çıkardı. Gözleri ışıldıyordu.
"Şimdi... Eski sanayi bölgesinde kiraladığımız o eski, tarihi ahşap atölyeye gidiyoruz. İlk tabelamızı asacağız!"
"Ooo!" dedi Kuzey kollarını sıvayarak. "İşte bu! Temizlik, boya, badana işleri bana ait! Yalnız Pazarlama Müdürü olarak ilk kuralım: Atölyede bolca kahve ve müzik olacak!"
Hep birlikte taksiye atlayıp kiraladığımız o şirin, yüksek tavanlı, tuğla duvarlı atölyeye vardık.
Anahtarla kapıyı açtığımızda içerideki ahşap kokusu ve geniş alan hepimizin gözlerini parlattı.
Leyla ile Aras köşede çizim masalarını nereye koyacaklarını planlamaya başlarken, ben masanın üzerine kâğıtlarımı ve dizüstü bilgisayarımı yerleştirdim.
İlk romanımın ilk bölümünü yazacağım yer burasıydı.
Teoman arkamdan gelip belime sarıldı, çenesini omzuma koydu.
"İşte bizim dünyamız," dedi fısıldayarak. "Burası senin kitabının yazıldığı, bizim atölyemizin yükseldiği yer olacak."
"Ve çok yakında..." dedim elimdeki yüzüğü göstererek. "Bu ekibin o büyük düğünü olacak."
"Evet," dedi Teoman gülümserek. "O devasa düğün, o büyük mutlu son... Hepsini burada, kendi ellerimizle hazırlayacağız."
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar atölyeyi temizledik, boya yaptık, tatlı atışmalarla, Leyla ve Aras’ın cilveleşmeleriyle, Kuzey’in şakalarıyla duvarları çınlattık.
Artık önümüzde hiçbir engel yoktu. Hakanın baskısı, sınav stresi, başkalarının beklentileri geride kalmıştı.
İyi gublerr
Son 1 bölümm