42. bölüm / 55
teoden38. Bölüm
Bölümler 55Şu an: 38. Bölüm
- 1 Tanıtım54 kelime
- 2 1.Bölüm225 kelime
- 3 2.bölüm Cidden mi273 kelime
- 4 3.bölüm Teklif206 kelime
- 5 4. Bölüm213 kelime
- 6 5. Bölüm gizli hoslantı221 kelime
- 7 6. Bölüm sırayı gör ve bekle154 kelime
- 8 Ön okuma12 kelime
- 9 7. Bölüm sadece bekle193 kelime
- 10 8. Bölüm teneffüs164 kelime
- 11 9. Bölüm pijama partisi194 kelime
- 12 10. Bölüm yakınlaşma220 kelime
- 13 11. Bölüm istek319 kelime
- 14 12.bölüm hafif kıskanma192 kelime
- 15 13. Bölüm beni kendi evime götür412 kelime
- 16 14. Bölüm zorunda kalmak338 kelime
- 17 15. Bölüm sevgili olma süreci başlangıçı533 kelime
- 18 16.Bölüm Hazır mısın ?648 kelime
- 19 17 . Bölüm sevgili rolü911 kelime
- 20 18. Bölüm Aşık mı oluyoruz birbirimize956 kelime
- 21 19. Bölüm operasyon başarılı1.021 kelime
- 22 20. Bölüm buluşma950 kelime
- 23 21. Bölüm Proje çalışması tatlılığı1.069 kelime
- 24 22. Bölüm her kötü şey iyi bir şey vesile olmaz mı941 kelime
- 25 23. Bölüm dörtlü date günü öncesi ( özel bölüm)885 kelime
- 26 24. Bölüm dörtlü date hazırlanma ve kışkırtma1.411 kelime
- 27 Bilgi29 kelime
- 28 25. Olay başlangıcı1.527 kelime
- 29 26.Kaçırılma2.343 kelime
- 30 27.bölüm Rahatlamak1.687 kelime
- 31 28.Bölüm1.361 kelime
- 32 29.Bölüm1.290 kelime
- 33 Duyuru27 kelime
- 34 30. Bölüm1.140 kelime
- 35 31.Bölüm1.676 kelime
- 36 32.Bölüm kıskanma ve saklı koy1.620 kelime
- 37 33. Bölüm Yat1.659 kelime
- 38 34.Bölüm son gün1.284 kelime
- 39 35.Bölüm998 kelime
- 40 36.Bölüm1.697 kelime
- 41 37.Bölüm1.455 kelime
- 42 38. Bölüm1.414 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 39.Bölüm bilinmezlik1.067 kelime
- 44 40.Bölümm1.269 kelime
- 45 41. BÖLÜM: BİZİM GÖKYÜZÜMÜZ1.203 kelime
- 46 42. BÖLÜM: BİR DEVRİN SONU VE YENİ BİR GELECEK1.256 kelime
- 47 43. Bölüm: İstanbul Sokakları Ve Tatlı Bela577 kelime
- 48 44. Bölüm: Küçük Bir Kıskançlık Meseleleri1.219 kelime
- 49 45. Bölüm: Kampüs Kaosu ve Beklenmeyen Tesadüf843 kelime
- 50 46. Bölüm: Galata’nın Büyüsü ve Bir Ömürlük Söz1.572 kelime
- 51 47. Bölüm: Radikal Kararlar ve Gece Yarısı İsyanı1.109 kelime
- 52 48. Bölüm: Villadaki Sürpriz ve Çifte Yüzük1.111 kelime
- 53 49. Bölüm: Büyük Yüzleşme, İki Aile ve İlk Anahtar1.109 kelime
- 54 50. Bölüm: Bir Ömürlük Söz ve Sonsuzluk2.192 kelime
- 55 Duyuru!!!16 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Teoman'ın okul çıkışındaki o sessiz ve kararlı özrünün üzerinden iki gün geçmişti.
O günden beri sınıftaki havanın rengi değişmişti.
Teoman artık bağırmıyor, Deniz'in etrafında görünmez bir gölge gibi dolanmıyor, onu boğmuyordu.
Ama pes etmiş de değildi. Her sabah sınıfa ilk gelen o oluyor, kendi sırasındaki o boş sandalyeye Deniz'in en sevdiği çikolatalı sütü ya da bir paket papatya çayını çaktırmadan bırakıp yerine geçiyordu.
Tek bir kelime bile etmeden... Sadece "O sıra hâlâ senin ve ben buradayım" mesajını eylemleriyle veriyordu.
Deniz ise her sabah masasına konan o küçük hediyelere bakarken içindeki o sert duvarların ufalandığını hissediyordu.
Gururu "Sakın yumuşama" diye bağırsa da, kalbi Teoman'ın bu çabasını görmezden gelemiyordu.
O sabah edebiyat dersinin ortasında öğretmen elindeki listeyi masaya vurarak sınıftaki uğultuyu kesti.
"Çocuklar, dönem sonu için önemli bir proje çalışmamız var," dedi öğretmen, gözlüğünü burnunun ucuna kaydırarak. "Bir yazarın hayatını ve eserlerini derinlemesine inceleyip sunum hazırlayacaksınız.
Ve bu sefer grupları ben belirlemiyorum... İkişerli eşleşeceksiniz."
Sınıfta anında bir fısıltı koptu. Kaan hemen Deniz'e doğru eğilip gülümsedi."Deniz, beraber yapalım mı? Notların harikaydı, harika bir ikili oluruz."
Deniz bir an duraksadı. Kaan'a cevap vermeden önce gözü arkadaki Teoman'a kaydı.
Teoman’ın yüzünde ne bir öfke ne de bir patlama emaresi vardı.
Sadece Kaan’a ve Deniz’e çok sakin, ama derin bir buruklukla bakıyordu.
Kendi kendine koyduğu "Sana karışmayacağım" kuralını ihlal etmemek için dudaklarını birbirine bastırmıştı.
Tam o sırada Leyla ile Aras bakıştılar. Aras kaş göz işareti yaptı, Leyla da başıyla onayladı.
İkisi günlerdir Teoman’ın çektiği acıyı da, Deniz’in içten içe onu nasıl özlediğini de çok iyi biliyordu.
Araya bir operasyon çekmenin zamanı gelmişti.
Leyla aniden parmağını kaldırdı. "Hocam!" dedi yüksek sesle. "Bence kura çekelim! Herkes en yakın arkadaşıyla eşleşirse projeler tarafsız olmuyor, ders başarısı düşüyor."
Sınıftan itiraz sesleri yükseldi ama öğretmen bu fikri çok beğendi.
"Leyla haklı. Kimse konfor alanında kalmasın. İsimleri ben torbadan çekeceğim."
Kaan hayal kırıklığıyla arkasına yaslanırken Deniz, Leyla’ya "Sen ne yaptın?" der gibi baktı.
Leyla ise sadece masanın altından göz kırptı.
Öğretmen torbadan ilk isimleri çekmeye başladı.
Birkaç eşleşmeden sonra torbaya elini daldırdı ve gülümsedi:
"Evet... Bir sonraki grup: Deniz ve Teoman."
Sınıfta bir anlık devasa bir sessizlik oldu.
Aras arka sırada hafifçe yumruğunu havaya sallayıp "Yes!" diye fısıldadı. Leyla zafer kazanmış bir komutan gibi gülümsedi.
Deniz başını hızla Teoman’a çevirdi. Teoman ise duyduğu isimle dona kalmıştı.
Şaşkınlığı birkaç saniye sürdü, ardından yüzüne öyle bir tebessüm oturdu ki... Gözlerindeki o kırgınlık bir anda yerini alev alev yanan bir umuda bıraktı.
Öğretmen devam etti: "Sonraki grup: Kaan ve Leyla..."
Kaan offlayarak başını masaya koyarken, Teoman oturduğu yerden yavaşça doğruldu. Bakışları tam karşısındaki Deniz’in gözleriyle buluştu. Deniz kalbinin ritmini kontrol etmekte zorlanıyordu.
Kaçacak yeri kalmamıştı; Teoman’la baş başa kalıp o projeyi hazırlamak zorundaydı.
Ders bittiğinde sınıftakiler gürültüyle dışarı süzülürken, Kaan hala sırasından kalkmamıştı.
Kura sonucundan hiç memnun değildi. Leyla bahçeye çıkmak için adımlarken Kaan, Deniz’e doğru biraz daha yaklaştı.
"Deniz," dedi sesi memnuniyetsiz bir tonda. "Keşke hoca kurayla yapmasaydı. Ama fark etmez, kütüphanede ben de Leyla ile çalışacağım. Hep beraber takılırız, ben sana yine takıldığın yerlerde yardım ederim."
Deniz henüz cevap veremeden Kaan’ın arkasından bir adım sesi duyuldu.
Teoman, elindeki defterleri çantasına atarken adımlarını onların sırasına doğru yöneltmişti.
Yüzünde az önceki öfkeli hallerinden eser yoktu; aksine çok kendinden emin ve dingindi.
"Gerek yok Kaan," dedi Teoman, sesi alçak ama aşılması imkansız bir duvar gibi netti.
"Proje bizim projemiz. Deniz’in kimsenin yardımına ihtiyacı yok, hele ders notları bende tamken.
Sen Leyla ile kendi ödevine odaklansan iyi edersin."
Kaan kaşlarını çattı. Teoman'ın üzerindeki o baskıcı havayı hissedebiliyordu ama bu sefer kolay pes etmek istemedi.
"Biz sadece arkadaşça yardım etmekten bahsediyoruz Teoman. Bu kadar kasmana gerek var mı?"
Teoman hafifçe tebessüm etti. Ama bu tebessüm Kaan’ı rahatlatmak yerine buz gibi bir ürperti yaydı.
Teoman, Kaan’a doğru bir adım atıp sesini sadece ikisinin ve Deniz’in duyabileceği bir seviyeye düşürdü:
"Bak Kaan... Sana iki gün önce ders notlarımı verdim, sesimi çıkarmadım.
Çünkü Deniz’e verdiğim bir söz var, kimseye haksızlık etmek ya da olay çıkarmak istemiyorum.
Ama ödevimiz hakkında ne yapacağımıza Deniz ile ben karar veririz.
Araya dördüncü bir kişiyi sokmaya çalışıp şansını zorlama."
Kaan, Teoman’ın gözlerindeki o durdurulamaz kararlılığı görünce yutkundu.
Teoman kaba kuvvet kullanmıyordu, bağırmıyordu ama zekice koyduğu o mesafe Kaan’ın geri adım atması için fazlasıyla yeterliydi.
"Pekala," dedi Kaan elini kaldırarak. "Neyse ne. Leyla gel gidelim."
Kaan sınıftan çıktığında masada sadece Deniz ve Teoman kaldı.
Aralarındaki o devasa sessizlik bir anda geri dönmüştü.
Teoman, gözlerini Deniz’e çevirdi. Az önceki o sert ve tavizsiz adam gitmiş, yerine Deniz’in gözlerinin içine çekingenlikle bakan o çocuk gelmişti.
"Seni zor durumda bırakmak istemedim," dedi Teoman sesi ilk defa bu kadar yumuşak çıkıyordu. "Ama bu ödevi gerçekten seninle yapmak istiyorum. Nerede çalışalım? Kütüphanede mi, yoksa..."
Deniz kalbinin küt küt atışını bastırmaya çalıştı.
Teoman’ın Kaan’ı yine o sakinliğiyle saf dışı bırakması, sınırları aşmadan onu korumaya çalışması içindeki duvarları büsbütün sarsmıştı.
"Kütüphane çok kalabalık olur," dedi Deniz, bakışlarını Teoman’ın gözlerinden kaçırmaya çalışarak.
"Okul çıkışı parka gidelim. Sessiz bir yerde kurguyu çıkartırız."
Teoman’ın yüzünde adeta güneş açtı. Gözlerinin içi parıldayarak başını salladı. "Tamam... Nasıl istersen. Parkta olur."
Okul çıkışında havanın serinliği yavaş yavaş çökerken, parkın kuytu köşesindeki ahşap bankta yan yana oturuyorlardı.
Aralarında sadece birkaç santimlik bir mesafe vardı ama ikisi de bu yakınlığın yarattığı o elektrikli havadan kaçamıyordu.
Önlerindeki ahşap masaya yayılmış defterler, kalemler ve ders notları duruyordu. Ancak ikisinin de aklı aslında projede değildi.
Teoman, elindeki kalemi parmaklarının arasında çevirirken gözlerini Deniz’in profiline kaydırdı.
Rüzgar, Deniz’in saçlarını yüzüne doğru savurduğunda Teoman istemsizce elini uzattı, o bir tutam saçı kızın kulağının arkasına itmek istedi... Ama tam o anda duraksadı.
Deniz’e verdiği "Sana saygı duyacağım, sınırlarını aşmayacağım" sözü zihninde çınladı. Elini yavaşça geri çekip masaya koydu.
Deniz, Teoman’ın o havada kalan elini ve tereddüdünü fark etmişti.
Kalbi göğüs kafesini dövercesine hızlandı. Teoman gerçekten değişiyordu.
Eski Teoman olsa o saçı hiç düşünmeden çeker, kendi istediği gibi davranırdı.
Ama şimdi Deniz’in alanına basmamak için kendini durduruyordu.
"Yazarın gençlik yıllarından başlayalım mı?" dedi Deniz, sesindeki o hafif titreşimi gizlemeye çalışarak.
Teoman derin bir nefes verip başını salladı. "Olur... Sen nasıl istersen deniz."
Bir süre sessizce not aldılar. Kalemlerin kağıttaki hışırtısından başka ses yoktu.
Fakat aralarındaki o söylenmemiş sözler, havada asılı duran o devasa duygu yoğunluğu artık taşınamaz bir hal almıştı.
Parktaki bankta yan yana otururken aralarındaki o ağır sessizlik artık taşınamaz bir hal almıştı.
Deniz, önündeki defteri yavaşça kapattı.
Başını kaldırıp doğrudan Teoman’ın gözlerinin içine baktı. Gözlerinde kırgınlık, öfke ve günlerdir içini kemiren o belirsizliğin yorgunluğu vardı.
"Deniz mi?" dedi Deniz, sesi hafifçe titreyerek ama bir o kadar da net. "Biz bu kadar bitiyor mu yuz Teoman?"
Teoman duyduğu cümleyle dona kaldı. Kalbine bir bıçak saplanmış gibi Deniz’e baktı, verecek tek bir cevap bile bulamadı.
Deniz gözlerini kaçırmadan devam etti: "Bilmemezlik beni boğuyor... Bir gün korumacısın, ertesi gün mesafeli. Bir gün arkamdan iş çeviriyor gibisin, ertesi gün kapımda bekliyorsun.
Artık bir şeye karar verip ona göre davranmamız gerekiyor. Ben artık neye tutunacağımı bilmiyorum."
Teoman, Deniz’in yüzündeki o çaresizliği görünce yutkundu.
Elini masanın üzerinden uzatıp Deniz’in elini tutmak istedi ama Deniz elini geriye çekti.
Deniz, kalemi masaya bırakıp başını kaldırdı.
Doğrudan Teoman’ın gözlerinin içine baktı. "Neden zorluyorsun Teoman?"
Teoman durdu. Bakışlarını defterden kaldırıp Deniz’e çevirdi. "Neyi?"
"Bunu," dedi Deniz, masadaki defterleri işaret ederek.
"Sırayı boş tutmayı, her sabah masama çikolatalı süt bırakmayı, Kaan’a bağırmak yerine kendini tutup geri çekilmeyi... Neden bu kadar çabalıyorsun?"
Teoman’ın gözlerindeki o sertlik tamamen eridi. Yerini masum, kırgın ama bir o kadar da gözü kara bir tutkuya bıraktı.
"Çünkü seni kaybetmekten ölesiye korkuyorum Deniz," dedi Teoman, sesi alçak ve pürüzsüz bir fısıltı gibiydi.
"Seni korumak isterken boğduğumu, kendi kurallarımla senin etrafına parmaklıklar ördüğümü anladım.
O kapıyı yüzüme kapatıp gittiğin gece... İçimden bir şeyler koptu. Eğer değişmezsem, seni tamamen kaybedeceğimi biliyorum."
Deniz yutkundu. Boğazına kocaman bir düğüm oturdu.
Teoman’ın bu kadar açık, bu kadar savunmasızca içini dökmesi içindeki bütün savunma mekanizmalarını darmadağın etmişti.
"Sana kırgınım Teoman," dedi Deniz, gözleri dolarken. "Bana güvenmediğini hissettim."
"Güvenim sana değildi ki," dedi Teoman, biraz daha eğilerek aralarındaki mesafeyi kayıp geçti. "Güvenim kendime ve etrafındaki herkese karşı duyduğum o aptal koruma güdüsünendi. Ama öğreniyorum.
Bak... Bugün Kaan yanına oturduğunda çıldırdım ama sana söz verdiğim için sustum. Sana zarar vermemek için kendimi tuttum."
Deniz başını önüne eğdi. İçinde bir yerlerde günlerdir ördüğü o buzdan duvarların çatır çatır yıkıldığını hissediyordu. Ama gururu ve günlerdir içinde biriken o cevapsız sorular hâlâ canını yakıyordu.
Teoman derin bir nefes aldı. "Yarın..." dedi sesi pürüzsüz ama bir o kadar kararlı çıkarak. "Yarın her şey değişecek Deniz. Sana söz veriyorum."
Deniz hiçbir şey söylemeden çantasını aldı, banktan kalkıp arkasını dönerek uzaklaştı. Teoman ise parkta tek başına, havanın kararmasını izleyerek öylece kaldı...
Arkadaşlar beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın..
İyi geceler
Günaydınn
Ve iyi gublerrrrr
Bölüm etkileşimi
