40. bölüm / 55
teoden36.Bölüm
Bölümler 55Şu an: 36.Bölüm
- 1 Tanıtım54 kelime
- 2 1.Bölüm225 kelime
- 3 2.bölüm Cidden mi273 kelime
- 4 3.bölüm Teklif206 kelime
- 5 4. Bölüm213 kelime
- 6 5. Bölüm gizli hoslantı221 kelime
- 7 6. Bölüm sırayı gör ve bekle154 kelime
- 8 Ön okuma12 kelime
- 9 7. Bölüm sadece bekle193 kelime
- 10 8. Bölüm teneffüs164 kelime
- 11 9. Bölüm pijama partisi194 kelime
- 12 10. Bölüm yakınlaşma220 kelime
- 13 11. Bölüm istek319 kelime
- 14 12.bölüm hafif kıskanma192 kelime
- 15 13. Bölüm beni kendi evime götür412 kelime
- 16 14. Bölüm zorunda kalmak338 kelime
- 17 15. Bölüm sevgili olma süreci başlangıçı533 kelime
- 18 16.Bölüm Hazır mısın ?648 kelime
- 19 17 . Bölüm sevgili rolü911 kelime
- 20 18. Bölüm Aşık mı oluyoruz birbirimize956 kelime
- 21 19. Bölüm operasyon başarılı1.021 kelime
- 22 20. Bölüm buluşma950 kelime
- 23 21. Bölüm Proje çalışması tatlılığı1.069 kelime
- 24 22. Bölüm her kötü şey iyi bir şey vesile olmaz mı941 kelime
- 25 23. Bölüm dörtlü date günü öncesi ( özel bölüm)885 kelime
- 26 24. Bölüm dörtlü date hazırlanma ve kışkırtma1.411 kelime
- 27 Bilgi29 kelime
- 28 25. Olay başlangıcı1.527 kelime
- 29 26.Kaçırılma2.343 kelime
- 30 27.bölüm Rahatlamak1.687 kelime
- 31 28.Bölüm1.361 kelime
- 32 29.Bölüm1.290 kelime
- 33 Duyuru27 kelime
- 34 30. Bölüm1.140 kelime
- 35 31.Bölüm1.676 kelime
- 36 32.Bölüm kıskanma ve saklı koy1.620 kelime
- 37 33. Bölüm Yat1.659 kelime
- 38 34.Bölüm son gün1.284 kelime
- 39 35.Bölüm998 kelime
- 40 36.Bölüm1.697 kelime · Okuduğun bölüm
- 41 37.Bölüm1.455 kelime
- 42 38. Bölüm1.414 kelime
- 43 39.Bölüm bilinmezlik1.067 kelime
- 44 40.Bölümm1.269 kelime
- 45 41. BÖLÜM: BİZİM GÖKYÜZÜMÜZ1.203 kelime
- 46 42. BÖLÜM: BİR DEVRİN SONU VE YENİ BİR GELECEK1.256 kelime
- 47 43. Bölüm: İstanbul Sokakları Ve Tatlı Bela577 kelime
- 48 44. Bölüm: Küçük Bir Kıskançlık Meseleleri1.219 kelime
- 49 45. Bölüm: Kampüs Kaosu ve Beklenmeyen Tesadüf843 kelime
- 50 46. Bölüm: Galata’nın Büyüsü ve Bir Ömürlük Söz1.572 kelime
- 51 47. Bölüm: Radikal Kararlar ve Gece Yarısı İsyanı1.109 kelime
- 52 48. Bölüm: Villadaki Sürpriz ve Çifte Yüzük1.111 kelime
- 53 49. Bölüm: Büyük Yüzleşme, İki Aile ve İlk Anahtar1.109 kelime
- 54 50. Bölüm: Bir Ömürlük Söz ve Sonsuzluk2.192 kelime
- 55 Duyuru!!!16 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dün akşam o kapının kapanma sesi, Teoman’ın zihninde tıpkı bir duvarın yıkılışı gibi yankılanmaya devam ediyordu.
Ne odasındaki sessizlik o sesi bastırabilmişti ne de gecenin ilerleyen saatlerinde camına vuran yağmur damlaları.
Deniz’in yüzündeki o hayal kırıklığı, gözlerindeki o mesafe... Teoman hayatında ilk kez birini korumak isterken onu tamamen kaybettiği gerçeğiyle yüzleşmişti.
Kendi kuralları, aşırı korumacı tavırları ve kıskançlığı, en çok değer verdiği insana kapıyı göstermişti.
Yatağının kenarında oturup karanlığa bakarken tek bir şey biliyordu: Bu sefer "Özür dilerim" demek hiçbir şeyi çözmeyecekti. Deniz artık sadece söz değil, eylem bekliyordu.
Ertesi sabah okulun bahçesi her zamanki gibi cıvıl cıvıldı.
Kahkahalar, koşuşturan öğrenciler, bahçe duvarına oturup sohbet edenler... Fakat okul binasının girişinde duran Leyla ve Aras için havadaki nem bile ağırlaşmış gibiydi.
Dün gece ikisi de gözlerinin önünde yaşanan o büyük patlamaya şahit olmuşlardı.
Deniz’in Teoman’a çekip gittiği an, Aras ile Leyla’nın hafızasına kazınmıştı.
Şimdi ise okul kapısının hemen yanında, bahçe duvarına yaslanmış Teoman’a bakıyorlardı. Teoman, siyah hırkasının kapüşonunu hafifçe öne çekmiş, elleri ceplerinde, gözlerini bir an bile okulun dış kapısından ayırmıyordu.
Yüzü çelik gibi sertti ama gözlerindeki o uykusuzluk ve derin çaresizlik dışarıdan bile okunuyordu.
Aras, ellerini ceplerine sokup Teoman’ın yanına birkaç adım yaklaştı. Omuz atar gibi hafifçe dürtüp fısıldadı:
"Oğlum... Dün gece hiç uyumadın değil mi? Yüzünden düşen bin parça."
Teoman başını bile çevirmedi, gözleri hâlâ bahçe kapısındaydı. "Uyumak mı? Aras, kız yüzüme kapıyı çarptı gitti. 'Beni boğuyorsun' dedi. Sen olsan uyuyabilir miydin?"
Aras derin bir nefes verip başını salladı. "Bak dostum, dünkü olaya Leyla ile ben canlı canlı şahit olduk.
Haklıydın demiyorum, kızın üstüne gerçekten çok gittin. Onu bir fanusa kapatıp sadece seninle nefes almasını bekleyemezsin.
Ama Deniz bu... Sana kolay kolay sırtını dönmez. Sadece sinirinin geçmesi lazım."
"Mesele sinir değil Aras," dedi Teoman, sesi ilk defa bu kadar pürüzlü ve kısık çıkıyordu. "Mesele, beni tamamen hayatından çıkarma ihtimali. Ben korumaya çalıştıkça onu kendimden uzaklaştırdım.
Şimdi nasıl toparlayacağım bilmiyorum ama pes etmeyeceğim. Tek bir adım bile geri atmayacağım."
Leyla o sırada telefonuna bakıp huzursuzca kıpırdandı. "Deniz geliyor," dedi birden.
Aras ve Teoman aynı anda bakışlarını o yöne çevirdi.
Deniz, okul kapısından içeri adımını attığı an bahçedeki rüzgar bile yön değiştirmiş gibiydi.
Üzerinde her zamanki okul forması vardı ama duruşu, adımları, başını dik tutuşu dünkünden çok farklıydı.
İncinmişliğini, kırgınlığını tamamen bir zırhın arkasına saklamıştı. Yüzünde çelikten bir ifade vardı.
Leyla hemen öne doğru atıldı. "Deniz! Canım, dünden beri aklım sende kaldı. Nasılsın?"
Deniz, Leyla’yı görünce yüzündeki o sert ifadeyi hafifçe yumuşattı, dudaklarına zoraki bir tebessüm yerleştirdi. "İyiyim Leyla. Çok iyiyim. En azından artık ne yapmam gerektiğini biliyorum."
O sırada Teoman bir adım öne çıktı. Aralarındaki mesafe sadece birkaç metreydi ama sanki aralarında kilometrelerce uzayan devasa bir uçurum vardı.
Teoman’ın bakışları Deniz’in yüzünün her bir santiminde gezindi.
Bir şey söylemek, "Günaydın" demek, hatta sadece adını fısıldamak istedi. Ama Deniz, Teoman’ın tam önünden geçerken gözlerini bir milim bile ona çevirmedi.
Sanki Teoman orada yokmuş gibi, sanki tamamen görünmez bir hayaletmiş gibi yanından süzülüp binanın merdivenlerine doğru yürümeye başladı.
Teoman olduğu yerde kalakaldı. Göğsüne saplanan o keskin sızı nefesini kesti.
Deniz’in bağırıp çağırması, kızması, hatta yüzüne tokat atması bile belki bu kadar canını yakmazdı.
Ama o tam bir görünmezlik muamelesi, Teoman’ın bütün savunma mekanizmalarını darmadağın etmişti.
Aras, Teoman’ın omzuna elini koydu. "Sakin ol oğlum. Dedim sana, barut gibi."
Teoman çenesini sıktı, gözlerindeki o kırgınlık bir anda hırslı bir kararlılığa dönüştü.
"Görünmez değilim," diye fısıldadı kendi kendine. "Beni görmezden gelemez."
Leyla, Deniz’in peşinden merdivenleri tırmanırken arkasına bakıp Aras’a 'Sınıfta görüşürüz' işareti yaptı.
Koridora girdiklerinde sınıfın kapısı aralıktı. Deniz, çantasının askısını daha da sıkarak içeri girdi.
Sınıftaki birkaç kişi her zamanki gibi kendi arasında gülüşüyordu.
Deniz, adımlarını doğrudan sınıfın ortasına yönlendirdi.
Normalde her gün hiç düşünmeden, ayaklarının ezbere bildiği o yoldan gidip Teoman’ın yanındaki sıraya otururdu. Ama bu sefer o sıranın önünde durmadı bile.
Çantasını aldı ve pat diye Leyla’nın oturduğu, Teoman’ın sırasının hemen ön çaprazındaki masaya bıraktı. Leyla’nın yanına yerleşti.
Sınıfın kapısında beliren Aras ve hemen arkasından içeri giren Teoman bu manzarayla karşılaştıklarında, sınıftaki o hafif uğultu Teoman için tamamen kesildi.
Teoman, Deniz’in kendi sırasına değil, Leyla’nın yanına oturduğunu gördüğü an adeta donup kaldı.
Gözleri şaşkınlıkla açıldı, ardından çene kasları öyle bir kasıldı ki şakaklarındaki damarlar belirdi.
Bakışlarında anlık bir şok, hemen ardından alev alev yanan bir hırs ve derin bir kırgınlık dalgası yükseldi.
Deniz, Teoman’ın kapıda durduğunu, üzerindeki o yakıcı bakışları gayet iyi hissediyordu.
Kalbi göğüs kafesini dövercesine küt küt atıyordu, parmakları masanın üzerindeki defterin kenarını büküyordu. Ama başını kaldırmadı.
Defterini açtı, kalemini çıkardı ve tamamen derse odaklanmış gibi yaptı.
Aras hafifçe eğilip Leyla ile Deniz’in masasına yaklaştı.
Kısık ama ciddi bir sesle, "Deniz..." dedi. "Dün yaşananlara Leyla ile ben şahit olduk. Haklısın, ama... Teoman’ın yanını boş bırakıp buraya geçmek ne demek biliyorsun değil mi? Bu resmen ona savaş ilan etmek."
Deniz başını ağır ağır kaldırdı. Gözlerinde zerre kadar tereddüt yoktu. "Savaş ilan etmiyorum Aras," dedi net bir sesle.
"Sadece kendi sınırlarımı çiziyorum. Dün siz de gördünüz; o sınırları yok saymayı alışkanlık haline getirdi. Artık yok öyle. Ben onun istediği zaman yönetebileceği biri değilim."
Teoman daha fazla kapıda duramadı. Ağır, tehditkar ve bir o kadar da kararlı adımlarla sınıfın ortasından Deniz’in oturduğu sıraya doğru yürümeye başladı...
Teoman’ın adımları sınıftaki ahşap zeminde tok sesler çıkarırken, sınıftakilerin uğultusu bıçakla kesilir gibi dindi.
Herkes aralarındaki gerilimi zaten hissediyordu ama Teoman’ın yüzündeki o alev alev yanan ifade, fırtınanın kopmak üzere olduğunun habercisiydi.
Ağır adımlarla Deniz’in oturduğu sıranın önüne geldi. İki elini de Deniz ve Leyla’nın masasına dayayarak öne doğru eğildi.
Leyla refleksle geriye çekilip nefesini tuttu.
Aras ise aradaki elektriği düşürmek ister gibi Teoman’ın omzuna dokundu: "Oğlum Teoman, sakin ol. Zaten dün yeterince gerildi ortalık."
Teoman elini hafifçe kaldırıp Aras’ı durdurdu.
Gözlerini bir an bile Deniz’den ayırmıyordu. Sesi alçak, pürüzsüz ama için için yanan bir ateş gibiydi:
"Dün Leyla ile Aras’ın önünde bana sınır çizdin Deniz. Eyvallah... Haklıydın, boğdum seni, kabul ettim. Ama yanıma oturmayıp buraya geçmek ne demek?"
Deniz başını ağır ağır kaldırdı. Kalbi göğsünü delercesine, kulaklarında uğuldayarak çarpıyordu.
Ama bakışlarındaki o çelikten dik duruşu bozmadı. Teoman’ın gözlerinin içine tam bir kararlılıkla baktı.
"Sana kendime ait bir hayatım olduğunu hatırlatmak demek Teoman," dedi, sesi soğuk ve milim titremiyordu. "İster Leyla’nın yanına otururum, ister en arka sıraya. Ben senin istediğin zaman kontrol edebileceğin bir obje değilim."
Teoman biraz daha eğildi. Masaya dayadığı ellerinin eklem yerleri beyazlamıştı. "Karışmasın Aras," dedi yan tarafta duran arkadaşına bakmadan. "Kimseden gizlimiz saklımız yok. Dün ikisinin önünde beni yerin dibine soktun, gıkım çıkmadı. Şimdi de buraya geçip beni cezalandırıyorsun."
Teoman sesini sadece Deniz’in duyabileceği ama Leyla ve Aras’ın da gerilimini iliklerine kadar hissettiği bir fısıltıya düşürdü:
"Ama unutma Deniz... Ben o sırayı boş tutacağım. Sen bana inanana, o boğucu tavırlarımı bıraktığımı görene kadar kimse oraya oturmayacak. Ama sen de o sıraya geri döneceksin. Benden kaçamayacaksın."
Deniz’in boğazı düğümlendi.
Teoman’ın dünkü olaya şahit olan Aras ve Leyla’nın önünde bile bu kadar açık, bu kadar cesurca duygularını ve pişmanlığını ortaya koyması içindeki sert duvarları bir anlığına sarsmıştı.
Leyla yan taraftan gözleri büyümüş halde ikisini izliyordu.
"Göreceğiz Teoman," dedi Deniz, sesinin titrememesine özen göstererek. "Sözler kolay söylenir. Bakalım eylemlerin ne diyecek."
Teoman arkasını dönüp bomboş kalan sırasına doğru yürüdü.
Çantasını masaya bıraktı ama oturmadı. İçi alev alev yanıyordu.
Aras yanına gelip omzuna vurdu, "Sakin ol şampiyon, zaman ver biraz," dedi. Teoman ise tek kelime etmeden sadece ön çaprazında oturan Deniz’in ensesine, o dik duruşuna baktı.
Ders başladığında sınıftaki o ağır hava bir an olsun dağılmadı.
Öğretmen tahtada ders anlatırken Teoman’ın gözleri tek bir saniye bile tahtaya kaymıyordu.
Bakışları, hemen ön çaprazında oturan Deniz’in üzerindeydi.
Deniz’in saçlarının dökülüşü, kalemi tutan elinin gerginliği, hatta nefes alıp verirken omuzlarının kalkıp inişi bile Teoman’ın radarındaydı.
Deniz ise Teoman’ın üzerindeki o yoğun baskısını her hücresinde hissediyordu.
Kalbi deli gibi atıyor, defterine not alırken parmakları titriyordu. Teoman’ın bakışlarının yakıcılığı arkasından bile canını acıtacak kadar netti.
İçinden kendine sürekli “Sakın arkana dönme Deniz, sakın yumuşama” diyerek telkinde bulunuyordu.
Leyla, Deniz’in halini fark edip masanın altından elini sıktı ve küçük bir kağıda fısıldar gibi yazıp önüne itti:
“Kızım adam arkandan sana bakmıyor, adeta seni gözleriyle yiyor! Gerçekten delirmiş bu adam senin için.”
Deniz kağıdı okuyunca hafifçe yutkundu ama cevaben sadece “Bırak yesin, hak etti” yazıp kağıdı geri itti.
Dersin sonuna doğru öğretmen grup çalışması yapılacağını ve herkesin sıra arkadaşıyla eşleşeceğini söylediğinde sınıfta hafif bir fısıltı koptu.
Öğretmen, "Herkes yanındakiyle notları paylaşsın," dediğinde Teoman oturduğu yerde kımıldamadı bile. Tek kişilik kalan o boş sıraya baktı, sonra gözlerini yavaşça Deniz’e çevirdi.
Deniz de anlık bir duraksama yaşadı. Eski günlerde olsa, soru sormadan birbirlerinin defterini çeker, gözleriyle anlaşırlardı. Şimdi ise Leyla ile defterlerini birleştirmişlerdi ama Deniz’in aklı bir anlığına Teoman’ın yalnız kalan masasına kaydı.
Teoman, Deniz’in o anlık kaçamak bakışını yakaladı.
Yüzünde kırık, ama bir o kadar da meydan okuyan hafif bir tebessüm belirdi.
Eğilip kendi defterine büyük harflerle bir şey yazdı ve defteri Deniz’in görebileceği bir açıda masanın kenarına koydu:
“O sıra hâlâ senin.”
Deniz yazıyı gördüğünde göğsüne kocaman bir taş oturdu sanki.
Nefesi kesildi, bakışlarını hızla önüne çevirdi. Leyla da yazıyı görmüştü ve Deniz’e dönüp, "Kızım... Bu adam pes etmeyecek, haberin olsun," diye fısıldadı.
Teneffüs zili çaldığında sınıftakiler hızla dışarı süzüldü.
Deniz masadan kalkıp koridora çıkmak istedi ama Teoman çoktan kapının önünde bitmişti.
Deniz adımlarını durdurdu. Aralarında yine o kaçınılmaz çekim ve yüksek gerilim vardı.
"Kenara çekilir misin Teoman?" dedi Deniz, sesine soğuk bir zırh giydirmeye çalışarak.
Teoman geri adım atmadı. Aksine bir adım daha yaklaştı.
İki insan arasındaki hava adeta kıvılcım saçıyordu. "Bütün gün beni görmezden geldin Deniz. Leyla’nın yanına oturdun, notları onunla paylaştın, yüzüme bile bakmadın. Cezamı kestin, kabulüm."
"Bu bir ceza değil Teoman," dedi Deniz gözlerinin içine bakarak. "Bu sana senin kurallarınla yaşamayacağımı gösterme şeklim."
"Anladım," dedi Teoman, sesi ilk defa bu kadar içten ve yumuşak çıkıyordu. "İnan bana anladım. Ama sana söz veriyorum; o sırayı boş tutacağım. Sen ne kadar uzak durursan dur, ben o mesafeyi kapatmak için her gün buraya geleceğim. Çünkü sen olmadan o sırada oturmanın hiçbir anlamı yok."
Teoman ceketini alıp sınıftan çıkarken, Deniz olduğu yerde çakılı kaldı. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Leyla yanına gelip koluna girdi: "denom bu adam cidden pes etmeyecek. Şimdi ne yapacaksın?"
Deniz, Teoman’ın arkasından boş kalan o sıraya baktı.
İçindeki fırtına dinmemişti ama Teoman’ın bu kararlı ve pes etmeyen tavrı, ördüğü duvarlarda ilk çatlağı oluşturmuştu bile.
"Bekleyip göreceğiz Leyloş," diye fısıldadı Deniz. "Bakalım eylemleri ne kadar sürecek...
İyi gublerrr
Arkadaşlar yorum yapmayı unutmayın zaten en kısa zamanda final olucak
Bölüm etkileşimi
