38. bölüm · teoden
34.Bölüm son gün
Ege’nin o pırıl pırıl güneşi, yazlık evin verandasına son kez bu kadar sıcak ve cömertçe vuruyordu.
Bahçedeki begonviller hafif rüzgarla sallanırken, evde hem okulu asıp geldikleri bu kaçamak tatilin bitiyor olmasının burukluğu hem de İstanbul’a dönüşün heyecanı hakim idi.
Mutfaktan çatal bıçak sesleri ve her zamanki gibi Aras ile Leyla’nın tatlı sevgili kavgası yükseliyordu.
Aras, elindeki krep tavasını sallayarak Leyla’ya doğru dert yanıyordu:
— "Leyla’m, güzelim, sevgilim... Ben sana Ege usulü otlu krep yapıyorum, sen bana 'Bunun tuzu eksik, şekli yamuk' diyorsun! Kalbimi kırıyorsun ama bak, bu hassas bünyem bu eleştirileri kaldırmıyor!"
Leyla masada oturan sevgilisine göz devirerek gülümsedi.
Kalkıp Aras’ın arkasından yaklaştı, kollarını beline doladı ve çenesini onun omzuna koydu:
— "Aras’ım, canım sevgilim... Tavanın ortasındaki şey krep değil, kömür olmuş da ondan diyorum. Seni seviyorum ama midemi de seviyorum yani!"
Aras arkasını dönüp Leyla’nın burnunu sıktı:
"Bana bak, kahvaltıyı ben hazırladım diye bir öpücük bile vermedin, üstüne laf çakıyorsun! İstanbul’a dönünce göreceğim ben seni, o okul kantininde sana tost bile almayacağım!"
Leyla kıkırdayarak Aras’ın yanağına uzun bir öpücük kondurdu: "Tamam tamam, şefim... En güzel krep senin krepin, affet."
Tam o sırada Deniz ve Teoman merdivenlerden indiler.
Deniz üzerine toz pembe Ege elbisesini giymiş, saçlarını yarım toplamıştı.
Teoman ise siyah tişörtü ve rahat şortuyla her zamanki gibi heybetli ve karizmatik duruyordu.
Deniz, Aras ile Leyla’nın o sarılmış halini görünce neşeyle konuştu:
— "Siz yine sabah sabah neyi paylaşamıyorsunuz bakalım aşıklar?"
Aras hemen kendini toparlayıp dikleşti: "Görüyorsun değil mi Teo? Yaranılmıyor bu kızlara! Yaranılmıyor! Ben burada aşkımla kahvaltı hazırlıyorum, yaranabildim mi? Hayır!"
Teoman, Deniz’in belinden tutup sandalyesine oturttuktan sonra Aras’a baktı. Gözlerinde hafif muzır bir tebessüm belirdi:
— "Söylenme Aras, sevgilin ne diyorsa doğrudur. Ağzını açma, kahvaltını et."
Leyla zafer kazanmış gibi Aras’a dil çıkardı.
Dördü birden kahkaha atarak tatillerinin bu son sabah kahvaltısına oturdular.
Kahvaltının ardından evde tam bir bavul kapatma telaşı başladı.
Okulu asıp kaçtıkları o birkaç günlük rüya gibi tatil sona ermişti.
Herkes odasına çekilmiş, Ege’den alınan hediyelikleri, deniz kıyafetlerini valizlere tıkıştırmaya çalışıyordu.
Deniz odasında valizinin üzerine oturmuş, fermuarı çekmeye çalışıyordu.
— "Puf... Kapanmıyor bu ya! Teo! Bir bakar mısın?"
Teoman kapıdan içeri girdi. Deniz’in valizin üstünde zıpladığını görünce gülümsedi.
Ağır adımlarla yanına gelip Deniz’i belinden tuttuğu gibi havaya kaldırdı, yatağın üzerine bıraktı.
Tek eliyle valize bastırıp fermuarını tık diye çekti.
— "Çocuk gibisin valla," dedi Teoman, eğilip Deniz’in burnunun ucunu öperek.
Deniz yataktan doğrulup Teoman’ın tişörtünün yakalarından tuttu:
— "İstanbul’a dönüyoruz Teo... Kaç gündür okulu astık ama yarın o sınıflara geri dönmek zorundayız."
Teoman’ın bakışları anında ciddileşti. Deniz’in bu cümlesiyle Teoman’ın zihnindeki o meşhur korumacı ve kıskanç radarlar anında devreye girmişti.
Teoman dizlerinin üzerine çöküp Deniz ile göz göze geldi. Elleriyle kızın bacaklarını sarmaladı:
— "Bak bitanem... Kaç gündür okuldan uzaktık, kafamız rahattı evet. Ama yarın o sınıflara, koridorlara geri dönüyoruz. Ve okulda geçen zamandaki gibi rahat takılmak yok."
Deniz kaşlarını kaldırdı: "Nasıl yani Teoman bey?"
— "Bayağı öyle. Sınıf aralarında erkeklerle gereksiz muhabbetler istemiyorum. Tenefüste nerede olursan ol, yanına geleceğim. Benim olduğum yerde sana kimse ters ters bakamaz, laf atamaz. Anladın mı beni güzelim?"
Deniz’in kalbi Teoman’ın bu sahiplenici tavrıyla yine deli gibi çarpmaya başladı. Teoman’ın o çıldırtan kıskançlığı, ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar hep Deniz’i koruma isteğinden geliyordu.
— "Teo... Sen benimle aynı okulda, aynı koridorlarda olacaksın zaten. Kim bakabilir ki bana senin yanındayken?" dedikten sonra gülümsedi Deniz.
Teoman kızın çenesini tutup kendine doğru çekti. Dudaklarını Deniz’in dudaklarına sıkıca bastırdı:
— "Baksalar da bakmasalar da... Benim gözüm hep üzerinde olacak Deniz. Sen benimsin, o okulda da herkes bunu bilecek."
Saat öğleden sonra üçü gösterdiğinde, siyah SUV arabanın bagajı valizlerle dolmuştu.
Yazlık evin kapısı son kez kilitlendi. Dördü birden bahçe kapısının önünde durup o begonvillere, havuzlu bahçeye ve uzaktaki masmavi deniz manzarasına baktılar.
Aras, kolunu sevgilisi Leyla’nın omzuna attı. Leyla da başını Aras’ın göğsüne yasladı.
— "Vay be..." dedi Aras, duygusal bir ses tonuyla. "Geldik, okulu astık, kafayı boşalttık, koylarda yüzdük... Efsane bir kaçamak oldu ama."
Leyla başını kaldırıp sevgilisinin yanağını öptü: "Gerçekten öyleydi Aras’ım. Çok güzel anılar biriktirdik."
- Hoop cıvımayın bı tatile geldik gözümün önünde cilvelesmeyin zaten sana hak ısınamadım uzaklasın bakıyım siz. Dedi sinirle Teoman.
Deniz gülmeye başlamıştı Aras ve Leyla bunu duyunce birazda olsa güldü ve çok az uzaklaştı Arasta ama hala elinden tutuyordu.
Sonrasında Teoman arkasına yaslandı.
Deniz ise Teoman’ın yanında duruyordu. Teoman arkasından sarılmış, ellerini Deniz’in karnında kenetlemişti. Deniz başını geriye yaslayıp Teoman’ın kokusunu içine çekti.
— "Gidiyoruz artık..." dedi Deniz fısıltıyla.
— "İstanbul’a, kendi evimize dönüyoruz güzelim," dedi Teoman. "Okulda da bizi bekleyen güzel günler var."
Arabaya bindiler. Direksiyona Teoman geçti, yanına Deniz oturdu. Arka koltukta ise Aras ile Leyla yayılmış, şimdiden yol müziklerini ayarlamaya başlamışlardı.
Yol boyunca arabada tam bir festival havası vardı. Aras arkada son ses müzikler açıyor, Leyla ile birlikte şarkılara avazı çıktığı kadar eşlik ediyordu.
— "Aç sesini Teo! 'Araba' şarkısı çalıyor, tam bizim havalar!" diye bağırdı Aras.
Teoman dikiz aynasından Aras’a baktı, şimdilik diye bı bakış attı ve başını salladı. Deniz ise camı hafifçe aralamış, rüzgarın saçlarını dalgalandırmasına izin veriyordu.
Teoman bir eliyle direksiyonu tutarken, diğer eliyle vitesin üzerindeki Deniz’in elini sımsıkı kavramıştı.
Yolun yarısında verilen bir mola yerinde, Aras ve Leyla el ele yürürken Deniz ile Teoman masada çay içiyorlardı.
Aras çayından bir yudum alıp ciddileşti:
— "Oğlum Teo... Valla bu tatilde şunu anladım. Biz gerçekten büyük bir aile olmuşuz lan. Birkaç gün okulu astık diye disipline falan verirlerse versinler, hiç umrumda değil. Şu kafa rahatlığına değdi."
Leyla sevgilisinin elini sıktı: "Aras doğru söylüyor. Yarın okula döndüğümüzde o stresi hiç yaşamayacağız. Bu kaçamak bize ilaç gibi geldi!"
Deniz Teoman’a baktı. Teoman çay bardağını kenara bırakıp Deniz’in elini tekrar tuttu:
— "Aynen öyle. Okulda yine yan yanayız. Kimse huzurumuzu bozamaz artık.
Gece yarısına doğru araba İstanbul’un köprü ışıklarına yaklaştı.
Boğaz’ın o erguvan ve mavi ışıkları, köprünün muazzam manzarası onları karşıladı.
Ege’nin o sakin, sessiz havasından sonra İstanbul’un canlı, hiç uyumayan ritmi onları sarmıştı.
Aras arkada Leyla’nın dizine başını koymuş uyukluyordu. Leyla ise sevgilisinin saçlarıyla oynuyordu.
Deniz Boğaz köprüsünden geçerken dışarıyı izliyordu.
İstanbul gözüne her zamankinden daha güzel görünüyordu çünkü yanında Teoman vardı.
Artık saklanmak yoktu, korkmak yoktu.
Teoman arabayı önce Leyla ve Aras’ın evlerine doğru sürdü. İkisini de evlerine bıraktıktan sonra Aras arabadan inip Teoman’a sarıldı:
— "Teo, kardeşim... Efsane tatildi. Yarın okulda görüşürüz artık, bakalım yokluğumuzda neler olmuş!"
— "Tamam Aras, görüşürüz ama bak tekrar söylüyorum benim yanımda kardeşimle yakınlasmayın döverim ," dedi Teoman kararlı bir sesle.
Sonunda araba Deniz’in evinin önüne geldi. Sokak sakindi. Sokak lambalarının sarı ışığı arabanın içine vuruyordu.
Teoman arabayı stop etti. Arabanın içinde derin bir sessizlik oluştu. Deniz emniyet kemerini çözdü ama arabadan inmek istemiyormuş gibi Teoman’a döndü.
Teoman da emniyet kemerini açıp tamamen Deniz’e doğru döndü.
Elini kızın yanağına koydu, başparmağıyla Deniz’in elmacık kemiğini okşadı.
— "Geldik güzelim..." dedi Teoman, sesi gecenin sessizliğinde buğulu ve derin çıkarak.
— "Geldik Teo..." dedi Deniz fısıltıyla. "Ege bitti."
— "Ege bitti ama biz bitmedik," dedi Teoman gözlerinin içine bakarak. "Yarım bıraktığımız okula geri dönüyoruz.
Yarın sabah seni almaya ben geleceğim. O okul kapısından el ele gireceğiz. Herkes kimin kimin olduğunu bir kez daha görecek."
Deniz kıkırdadı: "Yani yine kıskançlık krizleri bizi bekliyor desene?"
Teoman eğilip Deniz’in dudaklarına uzun, tutkulu ve özlem dolu bir öpücük kondurdu.
Sol eliyle kızın ensesini kavradı. Nefes nefese ayrıldıklarında Teoman’ın gözlerinde sadece aşk vardı.
— "Seni kıskanmak benim en büyük hakkım Deniz," dedi Teoman. "Çünkü sen benim bu hayattaki tek gerçeğimsin."
Deniz Teoman’ın yanağını son bir kez öpüp arabanın kapısını açtı:
— "Yarın görüşürüz Teoman bey. Okula geç kalma!"
— "Asla kalmam güzelim."
Deniz eve girip pencereden baktığında, Teoman’ın arabası hâlâ sokağın başında bekliyordu.
Deniz ona el salladı, Teoman da korna çalarak sokağın sonundan kayboldu.
Okulu asıp gittikleri o birkaç günlük kaçamak bitmişti.
Ama şimdi okul koridorlarında yaşanacak yepyeni, aşk ve kıskançlık dolu günler onları bekliyordu...
Arkadaşlar yorum atmayı ve diğer bölümde ne olucagını tahmin ederseniz sevinirim
İyi gecelerrr
