49. bölüm · teoden
45. Bölüm: Kampüs Kaosu ve Beklenmeyen Tesadüf
Teoman’ın hırkasına daha da sıkı sarınıp başımı omzuna yasladığım o huzurlu an, sahilin sakin dalga sesleriyle birleşerek zihnime kazınmıştı.
İstanbul gecesi bize sadece serin bir rüzgâr değil, uzun zamandır ihtiyacımız olan o iyileştirici dinginliği de vermişti.
Ezgi’nin arkasında bıraktığı o kırık dökük günlerden ve günlerdir süren gerginlikten sonra, Teoman’ın elini tutuyor olmak karanlık bir tünelden çıkıp güneşe bakmak gibiydi.
"Çok geç oldu güzelim," dedi Teoman yumuşak bir sesle.
Eli hâlâ elimdeydi, başparmağıyla elimi hafifçe okşuyordu.
"Kuzeyler otelde bizi bekliyordur, yavaş yavaş toparlansak mı? Yarın üniversite gezisi için sabahın köründe kalkacağız zaten."
Derin bir nefes alıp başımı omzundan kaldırdım.
"Doğru, üniversite tanıtım günleri için geldik ama sanki tatildeymişiz gibi takılıyoruz. Sonra oryantasyonda kaybolursak Kuzey’in dilinden kurtulamayız."
Teoman kocaman bir kahkaha attı. "Kuzey önce kendi yolunu bulsun da! Neyse, dondurman bittiyse kalkalım."
Banktan kalkıp otelimize doğru yürürken adımlarımız birbiriyle uyum içindeydi.
Boğaz’ın serinliği yavaş yavaş üzerimizden çekilirken, ellerimizin sıcaklığı hiç eksilmedi.
Ertesi sabah gözlerimi odanın geniş penceresinden süzülen parlak İstanbul güneşiyle açtım.
Telefonumun alarmı çalmadan önce oda çoktan bir kaos alanına dönmüştü bile.
Leyla yatağın üzerinde bağdaş kurmuş, elindeki iki farklı tişörtü bana doğru sallıyordu.
"Kızım uyan artık! Aras aşağıda üç dakikada bir 'Geldiniz mi, indiniz mi?' diye mesaj atıyor! Adamı üniversite kapısına gitmeden çıldırtacağız," diye bağırdı Leyla.
Gözlerimi ovalayarak yataktan doğrulup ona baktım. "Leyla, sabahın sekizi... Ayrıca Aras sana beş dakika ayrı kalsanız bile mesaj atıyor zaten, yeni bir şey değil ki bu!"
Leyla yanakları hafifçe kızararak tişörtlerden birini yüzüme fırlattı. "Uf, tamamaaan! Gülme hemen.
Hem bugün kampüsü gezeceğiz, mimarlık fakültesini görmem lazım benim. Aras da mühendislik binasına bakacakmış, birlikte gezeriz diye sabırsızlanıyor işte."
Hızlıca hazırlanıp odadan çıktık. Otelin lobisine indiğimizde bizim ekip çoktan toplanmıştı.
Kuzey elinde bir simit, Aras’a bir şeyler anlatmaya çalışıyor; Aras ise gözünü merdivenlerden ayırmıyordu.
Leyla’yı gördüğü anda Aras’ın yüzünde beliren o rahatlama ifadesi gözümden kaçmadı.
"Nihayet," dedi Aras, Leyla’nın yanına adımlayıp elini tutarken. "Bir an bizi unutup İstanbul turuna çıktınız sandım."
"Aras Bey, sevgilinizi iki dakika yalnız bırakamıyorsunuz bakıyorum da?" dedim sataşarak.
Aras sırıttı. "Hiç alakası yok, ben sadece kampüs yolunda kaybolmasın diye rehberlik yapıyorum."
Teoman yanıma gelip kolunu omzuma attı. "Aman Aras, bırak şimdi rehberliği. Kuzey sabahın köründe 'Sultangazi’den otobüse mi binsek?' diye bir fikir attı ortaya, adamı zor zapt ettik."
Kuzey elindeki simitten bir ısırık alıp savundu kendini: "Ne var oğlum? İstanbul’u gerçek anlamda yaşayalım dedim! Metro, metrobüs, tramvay... Hepsini denememiz lazım!"
"Kuzey, kurban olayım sus," dedi Leyla gülerek. "Biz bugün sadece hedeflediğimiz üniversitenin kampüsünü gezip fakülteleri inceleyeceğiz. Maceraya gerek yok."
Yaklaşık yarım saatlik bir taksi yolculuğunun ardından hayalini kurduğumuz üniversitenin devasa tarihi kapısının önündeydik.
İçerisi tam bir öğrenci festivali alanı gibiydi.
Farklı fakültelerin stantları kurulmuş, üst sınıflardan öğrenciler gelen adaylara broşürler dağıtıyordu.
Çimlerin üzerinde oturanlar, gitar çalanlar, çay-kahve eşliğinde ders notlarını tartışanlar... Tam bir üniversite havası vardı.
"İşte bu be!" dedi Kuzey kollarını iki yana açarak. "Aramıza hoş geldin gençlik! Ben kesin buradayım, ortam tam benlik."
"Önce puanı tuttur da Kuzey Efendi, sonra çimlerde yatarsın," diye takıldı Aras.
Leyla ile Aras çoktan Mimarlık ve Mühendislik stantlarına doğru el ele yürümeye başlamışlardı bile.
Onların o halini görmek içimi ısıttı. Ezgi'nin yarattığı saçma gerginliklerden sonra herkesin kendi kafasına göre mutlu olması harika bir şeydi.
Biz de Teoman’la birlikte İletişim Fakültesi’nin standına doğru ilerledik.
Ancak sakin geçen her dakikamızın ardından bir aksilik çıkması bizim ekibin yazılı olmayan kuralıydı.
Stanttaki görevli çocukla konuşurken arkamızdan gelen bir sesle irkildik. "Pardon, bakar mısınız?"
Dönüp baktığımızda, dünkü sahilde Teoman’a saati soran ve fotoğraf çekmesini isteyen kız tam karşımızda duruyordu! Yaka kartında 'Kayıt ve Rehberlik Takımı' yazıyordu.
Kız ilk başta bizi tanımadı ama Teoman’a bakınca gözleri parladı. "A! Dün akşam sahildeki çocuk değil misin sen? Ne tesadüf! Siz de mi bu üniversiteyi düşünüyorsunuz?"
Ben tam gözlerimi devirip 'Yok artık, bu kadar da tesadüf olamaz!' diye söze girecekken Teoman hemen yanımda durup elimi tuttu ve kızı nazikçe böldü. "Evet, kampüsü gezmeye geldik. Ama rehberliğe ihtiyacımız yok, teşekkürler. Biz sevgilimle kendimiz geziyoruz."
Kız bir an duraksadı, elini mahcup bir şekilde ensesine attı.
"Ah, anladım... Kusura bakmayın, ben sadece yön tarif etmek istemiştim. İyi geziler!" diyerek hızla yanımızdan uzaklaştı.
Teoman bana dönüp hafifçe gülümsedi. "Gördün mü? Bu sefer dondurmayı kafasına geçirmene gerek kalmadan hallettim."
"Aferin Teoman Efendi," dedim gülmemi tutmaya çalışarak. "Öğreniyorsun bu işleri."
O sırada ileriden bir bağırtı koptu. "LAN KUZEY! DUR ORAYA TIRMANMA!"
Sesin geldiği yöne döndüğümüzde Aras ve Leyla’nın şaşkınlıkla bir yere baktığını gördük.
Kuzey, amfi tiyatronun ortasındaki dekoratif heykelin üzerine çıkmış, megafonla millete seslenmeye çalışıyordu!
"Sevgili gelecekteki okul arkadaşlarım!" diye bağırmaya başladı Kuzey. "Girişler ücretsiz, çaylar benden! Bu kampüsün yeni kralı geliyor!"
Güvenlik görevlilerinin hışımla o tarafa doğru koştuğunu görünce Teoman’la birbirimize bakıp kahkahayı bastık.
"Bu çocuk bizi rezil etmeden bu geziyi bitirebilirsek büyük başarı," dedi Teoman kafasını sallayarak.
Hep birlikte koşarak Kuzey’i güvenlikten kurtarmaya gittik.
Aras adamları ikna etmeye çalışıyor, Leyla gülmekten konuşamıyor, Kuzey ise hâlâ 'Ben sanatımı icra ediyordum abi' diye kendini savunuyordu.
Üniversite gezisi tam anlamıyla bir kaosla başlamıştı ama dünkü huzurdan sonra bu tatlı patırtı hepimize iyi gelmişti.
Karşımızda koskocaman bir geleceğin kapısı aralanıyordu ve biz bu ekiple her şeye hazırdık.
İyi akşamlarrr
Arkadşlar kısa oldu ama atıcam yeni bölüm bı kaç saat sonra.
Ayrıca finale son 5 bölümmm.
