30. bölüm · teoden
27.bölüm Rahatlamak
İyi okumalarr 🩷 🩵
Serum iğnesinin kolundan çıkarıldığı an, Deniz ciğerlerini dolduran o hafif acımsı hastane kokusuna rağmen derin bir nefes aldı.
Bedenine yayılan o yorgunluk ve zihnine çöken kâbus sahneleri kolay kolay silinecek gibi değildi belki ama pencereden içeri süzülen parlak sabah güneşi, içini ısıtmaya yetmişti.
Yatağının hemen yanında, rahatsız ahşap sandalyede dimdik oturan Teoman’a baktı.
Gözlerinin altındaki mor halkalar günlerdir uykusuz olduğunun açık bir kanıtıydı.
Elindeki hafif sargılar hâlâ duruyordu ama duruşundaki o sarsılmaz, korumacı güç bir milim bile gerilememişti.
Deniz’in hareketlendiğini fark ettiği an bakışları anında genç kıza kaydı.
Sandalyesini öne çekip Deniz’in çenesini nazikçe kavradı, dudaklarını alnına bastırıp uzunca öptü.
— "Sonunda gidiyoruz," dedi Teoman. Sesi pürüzlü, uykusuzluktan kısıktı ama günler sonra ilk kez bu kadar sakindi. "Bir daha bu hastane kapısından içeri adım atmak yok. Bana söz ver."
Deniz hafifçe gülümsedi. "Ben meraklısı değildim zaten Teo... Hem bana öyle acıyarak bakmayı da kesin artık. Gerçekten iyiyim ben."
Hastaneden taburcu oluş süreçleri Teoman’ın aşırı korumacı tavırları yüzünden tam bir güvenlik operasyonuna dönüştü.
Teoman, Deniz’i arabaya bindirirken adeta paha biçilemez bir cam heykeli taşıyordu.
Eve geçtiklerinde ise durum daha da tatlı bir işkence halini aldı.
Teoman, Deniz’in annesinin gözü önünde bile her beş dakikada bir bitiyor; "İlacını saatin geçmeden içtin mi?", "Şu üstünü ört, rüzgar esiyor", "Çorbanı bitirmeden o kaşığı masaya bırakma" diyerek kızın etrafında fır dönüyordu.
Deniz bir yandan bu hallere söyleniyor, bir yandan da Teoman’ın bu saklamaya çalıştığı şefkati karşısında için için eriyordu.
Bir haftalık zorunlu istirahatin ardından okula döndükleri ilk gün ise koridorda tam anlamıyla bir sessizlik bombası patladı.
Kaçırılma olayı örtpas edildiği ve polis kayıtları saklandığı için okuldaki öğrenciler Deniz’in günlerdir nerede olduğunu ve Teoman’ın elindeki yaraları merak ediyordu.
Onlar bahçe kapısından içeri girer girer fısıltılar dalga dalga yayıldı:
— "Deniz’e ne olmuş öyle? Kaç gündür okulda yoktu..."
— "Teoman’ın ellerine bakın ya, yine birilerini benzetmiş kesin."
— "Aralarında gerçekten bir şey mi var bunların? Yan yana yürüyorlar..."
Teoman fısıltıları duyduğu an adımlarını yavaşlattı.
Çenesindeki kaslar seğirdi, gözleri tehlikeli bir karanlıkla kaplandı.
Tam arkasını dönüp fısıldaşan iki kişiye doğru yürüyecekti ki Deniz onun bileğini tuttu.
Teoman durdu, gözlerini Deniz’e çevirdi. Deniz ona "Değmez, yapma" der gibi baktı.
Teoman derin bir nefes aldı ve hiç tereddüt etmeden, tüm okulun gözü önünde Deniz’in elini sımsıkı kavradı. Parmaklarını parmaklarına kenetledi.
O an koridordaki bütün fısıltılar bıçak gibi kesildi.
Çıt çıkmıyordu. Teoman başını dimdik tutarak, Deniz’in elini bir an bile bırakmadan sınıfa doğru yürüdü.
Bu hamle, okuldaki herkese verilen en net, en tartışmasız cevaptı: Deniz benimle ve ona dokunanı yakarım.
Sınav haftasının son günüydü.
Ziller çalmış, koridorlar boşalmış ve zorlu dönem nihayet kapanmıştı.
Yaşanan kâbusun, hastane günlerinin ve okulun üzerlerinde bıraktığı o ağır stresi atmak için dörtlü grup kantinin en arka masasındaki yerini almıştı.
Ezgi de elinde iki kutu meyve suyuyla masaya yanaşıp sandalyeyi çekti.
— "Millet, sizce de hepimizin devreleri yanmak üzere değil mi?" dedi Ezgi. "Özellikle sizin..." Gözleriyle Deniz ve Teoman’ı işaret etti.
— "Valla ben ruhen ve bedenen bittim," dedi Aras arkasına yaslanıp kollarını iki yana açarak.
"Teoman’ın suratsızlığını ve koruma güdülerini çekmekten saçlarıma ak düştü. Adam mahalleye giren sineğe bile racon kesiyor artık."
— "Seni felç etmemi istemiyorsan çeneni kapat Aras," dedi Teoman soğuk ve tehtitkar bir sesle.
Ama bir yandan da eli Deniz’in sandalyesinin arkasında korumacı bir tavırla duruyordu.
Ezgi heyecanla masaya doğru öne eğildi: "Geyik yapmayı bırakın da beni dinleyin! Bizim Ege’deki yazlık boş. Şehrin gürültüsünden, yaşanan bütün bu kâbuslardan uzaklaşalım.
Toplanıp Ege’ye, o küçük sahil kasabasına gidiyoruz. Ne dersiniz?"
Teoman anında kaşlarını çattı. "Deniz yeni iyileşti Ezgi. Uzun yol yorar onu, riske gerek yok."
— "Teo, saçmalama lütfen!" dedi Deniz heyecanla Teoman’a dönerek. Bütün yüzü bir anda aydınlanmıştı. "Bize o kadar iyi gelir ki! Deniz havası alalım, kafa dinleyelim. Lütfen gidelim... Hem ben çok iyiyim artık, baksana!"
Teoman, Deniz’in gözlerindeki o hevesli, ışıl ışıl ifadeyi görünce bütün direncini kaybetti.
Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. "İyi bakalım... Madem bu kadar çok istiyorsun, gidiyoruz."
Tatil kararı alındıktan sonraki akşam ise tam bir AVM curcunasına dönüştü!
Deniz ve Leyla mağazaları altüst edip kabinler arasında mekik dokurken, Aras ve Teoman elindeki devasa poşet dağlarıyla arkalarından sürükleniyordu. Aras elindeki dev güneş şemsiyesini Teoman’ın omzuna yaslamış söyleniyordu:
— "Kardeşim, biz tatile mi gidiyoruz yoksa üçüncü dünya savaşına mı? Kızlar AVM’deki bütün güneş kremlerini ve koruyucuları satın aldı ya! İki günlüğüne gidiyoruz altı üstü!"
— "Bırak ne istiyorlarsa alsınlar Aras," dedi Teoman sakince. Gözleri mağaza kasasında neşeyle bir şeyler seçen Deniz’deydi. "Günlerdir ilk defa böyle içten gülüyor."
Tam o sırada Deniz, elinde iki kocaman pembe hasır şapkayla koşturarak yanlarına geldi.
Şapkanın birini Teoman’ın kafasına geçirmeye çalıştı.
— "Deniz sakın," dedi Teoman kafasını hızla geriye çekerek. "Ben hayatta o şeyi takmam."
— "Lütfen Teo! Valla çok tatlı oldun, baksana bir mirror selfie çekeriz!"
— "Deniz, ben Teoman’ım. Mahallede, okulda karizmayı tatile gitmeden AVM ortasında çizdiremem."
— "Lütfen ama... Bak valla küserim, bütün yol boyunca tek kelime konuşmam seninle." Deniz gözlerini kocaman açıp alt dudağını büzdü.
Teoman derin, çaresiz bir iç çekti. Şapkayı kafasına oturturken mırıldandı: "Sadece senin yanında takarım. Aras, eğer o elindeki telefonla bir tane bile fotoğrafımı çekersen o telefonu sana yediririm."
Aras arkada kahkahalara boğulurken AVM güvenlikleri bile ne olduğunu anlamak için onlara bakıyordu.
Ertesi sabah erkenden yola çıktılar. Teoman’ın siyah SUV’si Ege’nin zeytin ağaçları, sararmış tarlaları ve kıvrımlı yolları arasında süzülürken arabanın içinden neşeli sesler yükseliyordu.
Camdan giren tuzlu deniz kokusu Deniz’in yüzünü okşadıkça genç kız gözlerini kapatıp huzuru hissetti.
Şoför koltuğunda oturan Teoman’ın sol eli, vitesin hemen yanında duran Deniz’in elini sımsıkı kavramıştı.
Aras arka koltukta son ses pop müzik açıp oynamaya çalışırken Teoman dikiz aynasından ona öldürücü bakışlar fırlatıyordu:
— "Aras, o radyodaki bağıran adamı kapatmazsan seni 120 km hızla giderken otobanda arabadan atarım."
— "Ooo kankam ritim tutamıyor! Deniz, şuna bir şey söyle ya, adam tatile değil infaza gidiyor sanki!"
Deniz, Teoman’ın gergin elini okşayıp gülümseyerek onu sakinleştirdi. "Bırak eğlensinler Teo, yol bitmek üzere zaten."
Yazlığa vardıklarında begonvillerle kaplı iki katlı beyaz taş ev hepsini büyüledi. Verandası doğrudan denize bakıyordu.
Ancak yerleştikten hemen sonra mahalle teyzeleri kapıya üşüştü!
Kasabanın en kıdemli teyzeleri, Deniz’in geldiğini duyup ellerinde fırından yeni çıkmış sıcak tepsi börekleri ve yaprak sarmalarıyla içeri daldı. Yanında dev gibi, heybetli Teoman’ı görünce teyzelerin gözleri parladı.
— "Maşallah kızım! Nişanlın da pek heybetliymiş, tam bir kapı gibi duruyor yanında!" dedi Şaziye Teyze, Teoman’ın yanaklarını sıkmaya çalışarak.
Sert, karanlık, herkesin adını duyunca kaçıştığı Teoman; 65 yaşındaki Şaziye Teyze’nin elinden tabağı alırken adeta donup kaldı.
Hayatında ilk kez ne yapacağını, nasıl tepki vereceğini bilemiyordu.
Teyze, Teoman’ın ağzına zorla kocaman bir yaprak sarması tıkıştırırken Teoman, çaresiz ve yalvaran gözlerle Deniz’e baktı.
— "Oğlum ye bakayım şunu, pek zayıf kalmışsın sen, kemiklerin sayılacak!"
Teoman lokmayı çiğnemeye çalışırken Deniz’e doğru fısıldadı: "Deniz... Kurtar beni şuradan.
Yemin ediyorum kadını tutup havuza atacağım şimdi."
Deniz ise mutfak tezgahına tutunmuş, gülmekten gözlerinden yaşlar gelerek bu manzarayı izliyordu.
"Ye ye Teo, Şaziye Teyzemin ikramı geri çevrilmez, tabağı bitir!"
Ertesi gün sahil pırıl pırıldı.
Güneş Ege sularını elmas gibi parlatırken kızlar şezlonglarda güneşleniyor, Aras ise suyun içinde yüzme şovları yapıyordu.
Deniz, AVM’den büyük bir hevesle aldığı devasa pembe flamingo deniz yatağını şişirtip gururla sığ suya bıraktı.
— "Teo bak, ben bununla koyun ortasında hafifçe süzülüp kestireceğim biraz," dedi Deniz yatağın üzerine kurulurken.
— "Çok açılma Deniz, açıkta hafif rüzgar var," diye uyardı Teoman kıyıdan, gözlerini bir an olsun kızdan ayırmadan.
Deniz yatakta uzanıp gözlerini kapattı. Tatlı tatlı sallanırken içinin geçtiğini hissetti.
Ancak hafif Ege rüzgarı, pembe flamingoyu sinsice kıyıdan uzaklaştırmaya başlamıştı bile!
Deniz gözlerini açtığında kıyıdaki insanların minyatür gibi kaldığını ve koyun dışına doğru sürüklendiğini fark etti.
— "Teo! Acaba ben biraz fazla mı açıldım?" diye bağırdı Deniz, elleriyle suyu iterek kürek çekmeye çalışarak.
Teoman kıyıdan kafasını kaldırdı, Deniz’in açık denize doğru sürüklendiğini görünce bir anda gözleri büyüdü:
— "Deniz! Nereye gidiyorsun sen?!"
Teoman üzerindeki t-shirt'ü fırlattığı gibi panikle suya atladı.
Aras da "Kardeşimi kurtarmaya geliyorum!" diyerek paletleri aceleyle ters takıp koşmaya çalıştı ama daha ilk adımda kuma yüzüstü kapaklandı!
Teoman dev kulaçlarla yüzerken Deniz flamingo yatağın üzerinde komik hareketlerle suyu itmeye çalışıyordu.
Teoman en sonunda nefes nefese flamingonun uzun boynundan yakaladı.
— "Sen... gerçekten... benim başıma tatlı bir belasın Deniz," dedi Teoman sudan bakarak, saçlarından sular damlıyordu.
— "Amma abarttın Teo ya! Atina’ya kadar gitmezdim herhalde, dönerdim bir şekilde!" dedi Deniz kıkırdayarak.
Teoman, pembe flamingoyu ve üzerindeki Deniz’i iple çekilen bir sandal gibi kıyıya kadar sürükledi.
Kıyıya çıktıklarında sırılsıklam olan Teoman, Deniz’i yatak üzerinden kucağına aldığı gibi sığ denize tekrar bıraktı.
İkisi de suyun içinde birbirlerine sarılıp kahkahalara boğuldu.
Teoman’ın o sert yüzünde beliren en içten gülüş, Deniz’in kalbini bir kez daha fethetti.
Akşam olduğunda bahçedeki büyük ahşap masanın etrafında toplanıldı.
Müzik hafifçe arkadan çalarken Kızlar (Deniz, Leyla, Ezgi) vs Erkekler (Teoman, Aras) olarak Tabu oynamaya başladılar.
Sıra Teoman ve Aras’a geldiğinde kum saati çevrildi.
Teoman karttaki kelimeye baktı. Kelime "Aşk"tı.
Teoman derin bir nefes alıp çenesini sıktı.
— "Şey işte... Hani böyle birini görürsün, mal gibi kalırsın. Koruma içgüdün tavan yapar, onun için dünyayı yakasın gelir," dedi Teoman dümdüz bir sesle.
Aras gözlerini kıstı: "Trafik polisi?"
— "Ne polisi lan! Hani ben Deniz’e bakınca oluyorum ya!" dedi Teoman sinirle patlayarak.
Deniz masada utançtan ve mutluluktan yüzünü elleriyle kapattı.
Leyla ve Ezgi çığlık atarken Aras kahkahayı bastı.
Sıra kızlara geçtiğinde ise Teoman tam bir hilekára dönüştü.
Deniz kelimeyi anlatırken Teoman, Aras’ın ağzını eliyle kapatıp "Doğru bildiler, puan bizim!" diyerek masadaki skoru değiştirmeye kalkıştı.
— "Lan Teo!" diye bağırdı Aras masadan fırlayarak. "Koskoca adamsın, mahallenin delisisin, aşkından sahtekar oldun çıktın başımıza! Yeter be, oynamıyorum ben sizinle!"
Gecenin ilerleyen saatlerine kadar bahçede kahkahalar yükseldi.
Bütün o yaşanan kâbuslar, karanlık depolar ve hastane kokuları Ege’nin rüzgarına karışıp yok oldu.
Gece yarısı herkes odalarına çekildiğinde, Teoman ve Deniz bahçedeki ahşap salıncakta baş başa kaldılar.
Gökyüzünde binlerce yıldız parıldıyordu.
Deniz, başını Teoman’ın geniş göğsüne yasladı. Teoman’ın güçlü kolları Deniz’i sımsıkı sarmalamıştı.
— "Teo?"
— "Efendim güzelim?"
— "İyi ki geldik... Çok mutlu oldum bugün. Gerçekten sıfırlandığımı hissettim."
Teoman eğilip Deniz’in saçlarını derin bir nefesle kokladı. Dudaklarını kızın şakaklarına bastırdı.
— "Sen yeter ki gül Deniz... Ben Şaziye Teyze’den bir ömür boyu yaprak sarması yerim, o pembe flamingoyu da sırtımda taşırım."
Deniz başını kaldırıp Teoman’ın yanağına tatlı, sıcak bir öpücük kondurdu.
Karanlık günler geride kalmıştı.
Artık sadece onlar, kahkahaları ve birbirlerine verdikleri o sessiz, sonsuz söz vardı.
İyi gublerrr
Arkadaşlar yorum atmayı ve beğenmeği unutmayınn
