48. bölüm / 55
teoden44. Bölüm: Küçük Bir Kıskançlık Meseleleri
Bölümler 55Şu an: 44. Bölüm: Küçük Bir Kıskançlık Meseleleri
- 1 Tanıtım54 kelime
- 2 1.Bölüm225 kelime
- 3 2.bölüm Cidden mi273 kelime
- 4 3.bölüm Teklif206 kelime
- 5 4. Bölüm213 kelime
- 6 5. Bölüm gizli hoslantı221 kelime
- 7 6. Bölüm sırayı gör ve bekle154 kelime
- 8 Ön okuma12 kelime
- 9 7. Bölüm sadece bekle193 kelime
- 10 8. Bölüm teneffüs164 kelime
- 11 9. Bölüm pijama partisi194 kelime
- 12 10. Bölüm yakınlaşma220 kelime
- 13 11. Bölüm istek319 kelime
- 14 12.bölüm hafif kıskanma192 kelime
- 15 13. Bölüm beni kendi evime götür412 kelime
- 16 14. Bölüm zorunda kalmak338 kelime
- 17 15. Bölüm sevgili olma süreci başlangıçı533 kelime
- 18 16.Bölüm Hazır mısın ?648 kelime
- 19 17 . Bölüm sevgili rolü911 kelime
- 20 18. Bölüm Aşık mı oluyoruz birbirimize956 kelime
- 21 19. Bölüm operasyon başarılı1.021 kelime
- 22 20. Bölüm buluşma950 kelime
- 23 21. Bölüm Proje çalışması tatlılığı1.069 kelime
- 24 22. Bölüm her kötü şey iyi bir şey vesile olmaz mı941 kelime
- 25 23. Bölüm dörtlü date günü öncesi ( özel bölüm)885 kelime
- 26 24. Bölüm dörtlü date hazırlanma ve kışkırtma1.411 kelime
- 27 Bilgi29 kelime
- 28 25. Olay başlangıcı1.527 kelime
- 29 26.Kaçırılma2.343 kelime
- 30 27.bölüm Rahatlamak1.687 kelime
- 31 28.Bölüm1.361 kelime
- 32 29.Bölüm1.290 kelime
- 33 Duyuru27 kelime
- 34 30. Bölüm1.140 kelime
- 35 31.Bölüm1.676 kelime
- 36 32.Bölüm kıskanma ve saklı koy1.620 kelime
- 37 33. Bölüm Yat1.659 kelime
- 38 34.Bölüm son gün1.284 kelime
- 39 35.Bölüm998 kelime
- 40 36.Bölüm1.697 kelime
- 41 37.Bölüm1.455 kelime
- 42 38. Bölüm1.414 kelime
- 43 39.Bölüm bilinmezlik1.067 kelime
- 44 40.Bölümm1.269 kelime
- 45 41. BÖLÜM: BİZİM GÖKYÜZÜMÜZ1.203 kelime
- 46 42. BÖLÜM: BİR DEVRİN SONU VE YENİ BİR GELECEK1.256 kelime
- 47 43. Bölüm: İstanbul Sokakları Ve Tatlı Bela577 kelime
- 48 44. Bölüm: Küçük Bir Kıskançlık Meseleleri1.219 kelime · Okuduğun bölüm
- 49 45. Bölüm: Kampüs Kaosu ve Beklenmeyen Tesadüf843 kelime
- 50 46. Bölüm: Galata’nın Büyüsü ve Bir Ömürlük Söz1.572 kelime
- 51 47. Bölüm: Radikal Kararlar ve Gece Yarısı İsyanı1.109 kelime
- 52 48. Bölüm: Villadaki Sürpriz ve Çifte Yüzük1.111 kelime
- 53 49. Bölüm: Büyük Yüzleşme, İki Aile ve İlk Anahtar1.109 kelime
- 54 50. Bölüm: Bir Ömürlük Söz ve Sonsuzluk2.192 kelime
- 55 Duyuru!!!16 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İstanbul’un serin akşam rüzgârı Boğaz’ın üzerini yavaş yavaş kaplarken, sahil boyunca yakılan sarı ışıklar denizin yüzeyine altın rengi parıltılar düşürüyordu.
Ortam o kadar güzel, o kadar huzurluydu ki, lise zamanında çektiğimiz bütün o stresli günlerin yorgunluğu bir anda silinip gitmiş gibiydi.
Kafedeki kalabalık masamızdan ayrıldıktan sonra Teoman’la baş başa yürümeye karar vermiştik.
Masada kalanların tatlı yaygarası hâlâ kulaklarımda çınlıyordu ama İstanbul’da ilk defa bu kadar sakin ve baş başa kalma fırsatı bulmuştuk.
Aramızdaki tek eksik Ezgi’ydi ama onun adı bile geçmiyordu artık.
Yaptığı o kadar hatadan, bize yaşattığı o kadar hayal kırıklığından sonra hiç kimse onun adını anmak istemiyordu.
İstanbul’a gelmiştik, yeni bir sayfa açmıştık ve bu sayfada ihanet eden insanlara yer yoktu.
O yüzden onu tamamen arkamızda bırakmış, kendi mutluluğumuza odaklanmıştık.
Saçlarım rüzgârda yüzüme doğru uçuşurken Teoman yanımda yürüyordu. Adımlarını benim yavaş adımlarıma göre ayarlamıştı.
Bir eli ceketinin cebindeydi, diğer eliyle de hafifçe koluma dokunup beni kalabalık yürüyüş yolunun iç tarafına doğru çekiyordu.
"Bitanem, biraz hızlansak mı acaba?" dedi Teoman, gözlerini devirip yüzünde beliren o muzip gülümsemeyle bana bakarak.
"Hani dondurma yemeye gidiyorduk ya? Bu hızla gidersek dondurmacı dükkânı kapatıp memleketine dönecek sevgilim."
"Ya Teoman!" dedim omzuna hafifçe vurarak. "Yavaş yürümüyorum bir kere! İstanbul’un tadını çıkarıyorum. Ayrıca senin bacakların uzun diye ben koşturmak zorunda mıyım?"
"Tamam tamam, kızma hemen güzelim," dedi ve yürümeyi tamamen durdurdu.
Önüme geçip iki elini de omuzlarıma koydu. Gözlerinin içi parıldıyordu. "Sen nasıl istersen öyle yürürüz. İstersen kaplumbağa hızıyla yürüyelim, yeter ki yanımda ol."
Söylediği şeyle gülümsenim. Yanaklarımın hemen ısındığını hissedebiliyordun. "Bak işte böyle söz dinle Teoman Bey. Hah şöyle yola gel!"
"Yola gelirim tabii sevgilim, senin yolundan başka yol mu var?" deyip göz kırptı.
Nihayet sahildeki o şirin dondurmacının önüne geldiğimizde sıra bayağı uzundu.
Teoman beni yürüyüş yolunun kenarındaki tahta banklardan birine oturttu.
"Sen burada bekle güzelim," dedi üzerindeki hırkasını çıkarıp omuzlarıma bırakırken. "Hava serinledi, üşütmeni istemiyorum. Ben sıraya girip en sevdiğin çikolatalı ve kaymaklı dondurmadan alıp geliyorum. Başka bir isteğin var mı sevgilim?"
"Yok bitanem, dondurma yeterli," dedim gözlerimin içiyle gülerek. "Ama çikolatası bol olsun!"
"Emriniz olur küçük hanım," deyip göz kırptı ve sıraya doğru ilerledi.
Hırkasına iyice sarındım. Teoman’ın kokusu sinmişti hırkaya; burnuma geldikçe içimi inanılmaz bir huzur kaplıyordu.
Onu sıradayken izlemeye başladım. Boyu posu, duruşu, o kadar insanın arasında hemen fark ediliyordu zaten. Kendi kendime "Ne kadar şanslıyım," diye geçiriyordum içimden.
Ama o huzurlu anım tam olarak üç dakika sürdü.
Sıranın hemen arkasında beliren iki tane kız dikkatimi çekti.
İkisi de süslü, iddialı giyinmişti ve fısıldaşarak direkt Teoman’ın olduğu tarafa bakıyorlardı.
İçlerinden sarışın, dalgalı saçlı olanı önce üstünü başını düzeltti, sonra yanındaki arkadaşına bir şeyler söyleyip gülüştüler.
İçimden bir ses "Deniz, sakın kurma," dedi ama o ses beş saniye içinde tamamen sustu. Çünkü kızlar resmen Teoman’ın hemen arkasındaki sıraya geçmediler, direkt yanına yaklaştılar!
Sarışın olan kız elindeki telefonu hafifçe sallayarak Teoman’a doğru adım attı.
Yüzüne de bayağı yapmacık bir gülümseme oturtmuştu.
"Pardon," dedi kız, sesi ta oturduğum banka kadar geliyordu neredeyse. "Acaba çok kısa rahatsız ediyorum ama Boğaz manzarasına karşı bir fotoğrafımızı çekebilir misiniz? Işık çok güzel de, biz beceremedik."
Teoman her zamanki gibi neşeli ve nazik haliyle döndü. "Tabii, çekeyim," dedi.
Buraya kadar her şey normaldi. Sonuçta insan insandan fotoğraf çekmesini isteyebilirdi, değil mi? Ama olay orada bitmedi!
Kız telefonu Teoman’a uzatırken parmakları bilerek ve isteyerek Teoman’ın eline değdi.
Evet, kesinlikle bilerek yaptı! Sonra poz vermek için arkadaşının yanına geçti ama bakışları sürekli Teoman’ın üzerindeydi.
Teoman telefonu tutup "Çekiyorum, üç, iki, bir..." derken kız sahte bir kahkaha atarak biraz daha kulak hizasına doğru poz verdi.
Teoman telefonu kıza geri uzattı. "Buyurun, umarım beğenirsiniz."
Kız fotoğrafı kontrol etme bahanesiyle Teoman’a iyice yaklaştı. Aralarındaki mesafe neredeyse sıfıra inmişti! "Ayy inanmıyorum, harika çekmişsiniz!" dedi abartılı bir ses tonuyla.
Sonra Teoman’ın kolundaki saate baktı. "Bu arada saatiniz de çok şıkmış, markası neresi acaba? Erkek kardeşime hediye alacağım da..."
Aha! Saat bahane, muhabbet şahane!
İşte o an beynime sıçrayan kıvılcımı anlatamam.
Oturduğum banktan nasıl fırladığımı ben bile hatırlamıyorum.
Hırkasını omuzlarımdan düşürmeden, hızlı ve kararlı adımlarla direkt yanlarına yürüdüm.
Rüzgâr saçlarımı uçururken yüzüme hayatımın en sert "Burası dolu!" ifadesini takınmışım meğer.
Teoman tam kıza cevap verecekken, ben hiç çekinmeden ve tereddüt etmeden Teoman’ın koluna girdim.
İki elimle kolunu sıkıca sardım, başımı da bilerek onun omzuna yasladım.
"Sevgilim..." dedim, sesimi o kadar tatlı ama bir o kadar da gözdağı veren bir tonda tutarak. "Dondurmamız eriyor yalnız. Hani baş başa Boğaz’ı izleyecektik bitanem? Çok bekletmedin mi beni?"
O an kızın yüzündeki o ifadenin değişimi görülmeye değerdi! Gülümsemesi anında buz kesti.
Teoman ise önce bir anlık şaşkınlıkla bana baktı, koluna sımsıkı yapışmış halimi görünce gözleri kocaman açıldı.
Kızlara döndüm. Bakışlarımla resmen "Yaklaşma, yakarsın!" mesajı veriyordum.
Sarışın kız hemen geri adım attı, elindeki telefonu çantasına tıkıştırmaya çalıştı. "Şey... Çok teşekkür ederiz tekrar, iyi akşamlar," deyip arkadaşının kolundan tuttuğu gibi adeta kaçar adımlarla oradan uzaklaştı.
Onlar tamamen gözden kaybolana kadar arkalarından baktım.
Onlar gittiği an Teoman’ın kolunu hızla bıraktım.
Ellerimi göğsümde birleştirip kaşlarımı çattım ve kafamı başka yöne çevirdim.
"Saat çok şıkmışmış! Erkek kardeşine alacakmış! Kız resmen gözünün içine düşüyordu Teoman! Sen de maşallah, 'Tabii çekeyim, markası şu' diye sohbet ediyorsun!"
Teoman bir an durdu. Sonra yüzünde o çok iyi bildiğim, gıcık ama bir o kadar da dünyadaki en tatlı gülümseme yayıldı.
Gözlerinin kenarları kırıştı, bıyık altından gülmeye başladı.
"Ne gülüyorsun be?!" dedim ayağımı yere hafifçe vurarak. "Komik bir şey mi var sevgilim?"
Teoman bana doğru bir adım attı. Aradaki mesafeyi kapatıp ellerini belime koydu.
Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesini hissedebiliyordum.
"Sen..." dedi sesi kısılarak, gülmemek için kendini zor tutuyordu. "Sen bayağı bayağı beni kıskandın mı güzelim?"
"Ne kıskanacağım seni be!" dedim göğsüne hafifçe vurarak ama ellerini belimden çekmedi. "Dondurma eriyordu diyorum sana! Zaman kaybediyorduk!"
"Hadi oradan bitanem," dedi Teoman kafasını hafifçe yana eğip gözlerimin içine bakarak. "Bayağı kükreyerek geldin oraya. 'Sevgilim, bitanem' diyerek koluma bir yapıştın ki, kızlar kaçacak yer aradı. Benim güzelim kıskanınca ne kadar tehlikeli oluyormuş meğer."
"Teoman bak hâlâ dalga geçiyorsun!" dedim yüzümü asmaya çalışarak ama onun bu halini görünce içimdeki o sinir eriyip gitmişti bile.
"Kız yapışkandı diyorum sana! Müdahale etmesem telefon numaranı falan isteyecekti!"
Teoman kocaman bir kahkaha attı. Bu kahkaha Boğaz’ın sesine karışırken beni kendine biraz daha çekti.
Eğilip alnıma uzun, sıcacık bir öpücük kondurdu. Dudakları alnımdayken fısıldadı:
"Benim güzelim, benim bitanem..." dedi, sesi öyle içtendi ki kalbimin ritmi bir anda değişti. "Bu dünyada benim gözüm senden başkasını görür mü sanıyorsun? Kız saati sordu, ben saatin yüzüne bile bakmadım. Benim aklım da gözüm de sadece o bankta beni bekleyen güzel kızdaydı."
Gözlerimi süzdüm ama gülümsememe engel olamadım. "Gerçekten mi?"
"Gerçekten tabii sevgilim," dedi elini yüzüme götürüp yanağımı okşayarak. "Senden başka kimse umurumda değil. Ama kabul et, bu kıskanç halin inanılmaz tatlıydı. Ara sıra böyle kıskanabilirsin, benim çok hoşuma gitti."
"Hiç heveslenme Teoman Efendi," dedim burnumu havaya dikerek. "Bir daha olursa bu kadar tatlı uyarman kızları. Direkt dondurmayı kafalarına geçiririm!"
Teoman yine güldü, elimi tutup sıkıca kendi elinin arasına aldı. "Söz veriyorum bitanem, bir daha kimsenin fotoğrafını çekmeyeceğim.
Sadece senin fotoğrafını çekeceğim. Şimdi gel bakalım, dondurmalarımızı alıp Boğaz’a karşı oturalım."
Dondurmalarımızı alıp sahildeki banka geri döndük.
Rüzgâr esmeye devam ediyordu ama Teoman’ın hırkası üzerimde, eli elimde, başım onun omzunda otururken dünyanın en huzurlu insanı bendim. İstanbul bize çok iyi gelmişti.
Ezgi’nin geride bıraktığı o kötü günlerden sonra, burada Teoman’la, arkadaşlarımla geçirdiğim her an bana yeniden doğmuşum gibi hissettiriyordu.
"Bitanem?" diye fısıldadı Teoman saçlarımı öperken.
"Efendim sevgilim?"
"Seni çok seviyorum."
Gülümsedim, elini daha sıkı tuttum. "Ben de seni çok seviyorum bitanem."
İyi gecelerrrr
Bölüm etkileşimi
