50. bölüm · teoden

46. Bölüm: Galata’nın Büyüsü ve Bir Ömürlük Söz

Zöhre Yılmazzz

Bölümler
1 Tanıtım 2 1.Bölüm 3 2.bölüm Cidden mi 4 3.bölüm Teklif 5 4. Bölüm 6 5. Bölüm gizli hoslantı 7 6. Bölüm sırayı gör ve bekle 8 Ön okuma 9 7. Bölüm sadece bekle 10 8. Bölüm teneffüs 11 9. Bölüm pijama partisi 12 10. Bölüm yakınlaşma 13 11. Bölüm istek 14 12.bölüm hafif kıskanma 15 13. Bölüm beni kendi evime götür 16 14. Bölüm zorunda kalmak 17 15. Bölüm sevgili olma süreci başlangıçı 18 16.Bölüm Hazır mısın ? 19 17 . Bölüm sevgili rolü 20 18. Bölüm Aşık mı oluyoruz birbirimize 21 19. Bölüm operasyon başarılı 22 20. Bölüm buluşma 23 21. Bölüm Proje çalışması tatlılığı 24 22. Bölüm her kötü şey iyi bir şey vesile olmaz mı 25 23. Bölüm dörtlü date günü öncesi ( özel bölüm) 26 24. Bölüm dörtlü date hazırlanma ve kışkırtma 27 Bilgi 28 25. Olay başlangıcı 29 26.Kaçırılma 30 27.bölüm Rahatlamak 31 28.Bölüm 32 29.Bölüm 33 Duyuru 34 30. Bölüm 35 31.Bölüm 36 32.Bölüm kıskanma ve saklı koy 37 33. Bölüm Yat 38 34.Bölüm son gün 39 35.Bölüm 40 36.Bölüm 41 37.Bölüm 42 38. Bölüm 43 39.Bölüm bilinmezlik 44 40.Bölümm 45 41. BÖLÜM: BİZİM GÖKYÜZÜMÜZ 46 42. BÖLÜM: BİR DEVRİN SONU VE YENİ BİR GELECEK 47 43. Bölüm: İstanbul Sokakları Ve Tatlı Bela 48 44. Bölüm: Küçük Bir Kıskançlık Meseleleri 49 45. Bölüm: Kampüs Kaosu ve Beklenmeyen Tesadüf 50 46. Bölüm: Galata’nın Büyüsü ve Bir Ömürlük Söz 51 47. Bölüm: Radikal Kararlar ve Gece Yarısı İsyanı 52 48. Bölüm: Villadaki Sürpriz ve Çifte Yüzük 53 49. Bölüm: Büyük Yüzleşme, İki Aile ve İlk Anahtar 54 50. Bölüm: Bir Ömürlük Söz ve Sonsuzluk 55 Duyuru!!!

46. Bölüm
Üniversite gezisinin o koşturmacalı, Kuzey’in amfi tiyatrodaki heykelle imtihan verip güvenlikle başını belaya soktuğu kaos dolu gündüzünü geride bıraktığımızda, İstanbul’un üzerine tatlı bir akşam erguvanı çökmüştü.
Bütün gün fakülte stantları arasında mekik dokumaktan, çimlerde yuvarlanmaktan ve Kuzey’i karakolluk olmaktan kurtarmak için dil dökmekten bacaklarımıza karasular inmişti.
Ama kimsenin otele dönüp yatmaya niyeti yoktu.
İstanbul’daki son gecemizdi ve bu geceyi alelade bir otel odasında tv izleyerek geçirmek, bu ekibin ruhuna kesinlikle aykırıydı.
"Bakın açık ve net söylüyorum," dedi Kuzey, Taksim’in kalabalık, renkli sokağında yürürken elindeki simit susamlarını üzerine dökerek. "Eğer bu gece Galata Kulesi’ne çıkmazsak, İstanbul bize beddua eder. 'Geldiler, mimarlık gezdiler, çimlerde yattılar, güvenlikle kavga ettiler ama Galata’yı görmeden gittiler' diye dedikodumuzu yaparlar. Şehirlerarası gururuma yediremem ben bunu!"
Leyla koluma girmiş, bir yandan adımlarını Aras’ın geniş adımlarına uydurmaya çalışırken bir yandan da gözlerini devirerek Kuzey’e baktı. "Kuzey, sanki Galata Kulesi Mahmutpaşa pazarı da elini kolunu sallayarak gireceksin. Sıra vardır orada şimdi kilometrelik! Zaten ayaklarıma karasular indi, beni bir de o merdivenlerde helak etme."
Aras, Leyla’nın elini daha sıkı tutup gülümsedi.
O öyle bir gülüştü ki, Leyla’nın bütün yorgunluğu bir anda buharlaşıp gitti sanki.
"Sıra olsa da bekleriz güzelim, ne olacak?" dedi Aras sesiyle ortamı yumuşatarak.
"Hem Galata’nın akşam ışıklarındaki manzarası bir başkadır. Seni o manzarada izlemeye değmez mi?"
Leyla, Aras’ın bu ansızın gelen romantik çıkışı karşısında yanaklarının al al olmasına engel olamadı.
Bakışlarını kaçırıp hafifçe öksürdü. "Aman iyi, tamam... Sırf sen istiyorsun diye beklerim. Yoksa Kuzey’in çenesini çekeceğime kule merdivenlerinde pusu kurarım daha iyi."
"Vay be!" dedim araya girerek, ellerimi belime koyup ikisine baktım. "Biz söylesek 'Ayaklarım koptu, beni otobüse atın' diye olay çıkarırsın Leyla Hanım. Aras Bey tek bir cümle kurunca 'Sırf sen istiyorsun diye' oluyoruz! Arkadaşlık hukukumuz burada bitti mi yani?"
Teoman yanımda yürürken kolunu omzuma atıp beni kendine doğru çekti.
Kulağıma eğilip o kendine has, muzip sesiyle fısıldadı: "Kıskanma kızları sevgilim. Biz de kendi cephanemizi kullanırız, sıkıntı yok."
"Hangi cephaneymiş o Teoman Efendi?" dedim başımı kaldırıp doğrudan onun derin gözlerinin içine bakarak.
"Huzur, sabır ve yüksek dozda karizma cephanesi," dedi göz kırparak. "İhtiyacın olduğu an kullanıma hazır. Yeter ki sen talep et."
"Çok mütevazısınız bakıyorum da!" diyerek dirseğimle hafifçe karnına dokundum. T
eoman sahte bir acıyla inleyip gülümsedi, ardından hızlı ve sıcak bir öpücüğü tam yanağımın üzerine kondurdu.
"Uslu dur bakalım Deniz Hanım, gecenin sonunda kim kime mütevazılık dersi veriyor göreceğiz."
Galata Kulesi’nin heybetli gölgesi altına vardığımızda, sokak müzisyenlerinin keman ve akustik gitar sesleri tarihi taş sokaklarda yankılanıyordu.
Etrafta waffle kokuları, hediyelik eşya satanların sesleri ve cıvıl cıvıl insanlar vardı.
Neyse ki şansımıza sıra düşündüğümüz kadar uzun değildi; akşamın ilerleyen saatleri olduğu için kalabalık seyrelmişti.
Tam biletler alınıp kuleye girmeden hemen önce Teoman, Kuzey ve Aras’ın ceketinin kolundan tutup hafifçe geride kaldı.
"Siz önden girin kızlar, biz bir erkek erkeğe şu köşedeki büfeden su ve nane şekeri alıp geliyoruz," dedi Teoman son derece sıradan bir ses tonu takınmaya çalışarak.
Leyla ile ben şüpheyle ikisine baktık. Leyla tek kaşını kaldırdı. "Ne suyu ya? Kulede de vardır içecek, koskoca tarihi mekan. İki dakika ayrı kalamıyor musunuz bizden?"
"Siz geçin geçin, biletleri okutun, geliyoruz iki dakikaya! Kızım su işte, kuruduk yürümekten!" dedi Aras da Teoman’ı destekleyerek.
Onlar hızlıca arka sokaktaki ışıkları loş büfeye doğru seğirtirken biz Leyla ile turnikelere doğru adımladık.
Tabii erkeklerin arka tarafta ne büyük, ne heyecanlı bir tezgah çevirdiğinden tek bir zerre bile haberimiz yoktu...
(Arka sokaktaki loş büfenin önü)
Teoman elleri titreyerek cebindeki o kadife, lacivert kutuyu çıkardı.
Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki ceketinin üzerinden bile hissediliyordu. "Beyler..." dedi nefes nefese.
"Kulenin en üstünde, tam İstanbul manzarasına karşı bu iş bitecek. Bana bakın, ikiniz de kulaklarınızı 46 açın, iyi dinleyin."
Aras şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Oğlum... Sen ciddi misin? Kutuyu yanında mı taşıyordun sabahtan beri?"
"Evet abi! Cebimde patlayacak diye ödüm koptu bütün gün! Hele Kuzey heykeltıraşlığa soyunduğunda cebimden düşecek diye aklım gitti!" dedi Teoman, ardından ciddileşti.
"Beni dinleyin. Ben tam kutuyu çıkarırken Kuzey sen 'Hadi bir fotoğraf çekelim' diyerek kamerayı açıyorsun ama fotoğraf değil, video kaydına alıyorsun. Anladın mı? Tek bir saniyesini bile kaçırmayacaksın!"
Kuzey duygusal bir tonda gözlerini kuruluyormuş gibi yaptı. "Ağlamayacağım... Ağlamayacağım! Ulan Teoman, ilk aramızdan fire veren sen oluyorsun ha! Yuvadan bir kuş daha uçuyor! Tamamdır komutanım, operasyon BÖCEK başarıyla yönetilecek!"
"O ne biçim operasyon adı Kuzey?" dedi Aras kafasına hafifçe vurarak. "Adam evlenme teklif edecek, sen böcek diyorsun!"
"Kapa çeneni Aras, stratejik kod adı bu! Tarihi bir ana tanıklık ediyoruz şurada! Sen de Leyla’yı meşgul et ki Deniz arkasını döndüğünde durumdan uyanmasın!"
Teoman derin bir nefes aldı. "Eminim Aras. Üniversiteyi nerede okursak okuyalım, hayatımıza ne girerse girsin ben bu kızla bir ömür geçireceğimi biliyorum. Ezgi’nin saçmalıkları, okul stresi, mesafeler... Hiçbiri umurumda değil. Sözümüzü bu gece Galata’da takacağız."
Aras Teoman’ın omzunu sıktı. "Helal olsun kardeşim. Arkandayız."
Kulenin en üstündeki seyir terasına çıktığımızda karşımızda duran manzara kelimenin tam anlamıyla nefes kesiciydi.
Bütün İstanbul, ışıklar içinde devasa bir mücevher kutusu gibi Boğaz’ın iki yanına serilmişti.
Köprünün ışıkları deniz üzerinde yakamozlar oluşturuyor, serin bir gece rüzgârı saçlarımı yüzüme savuruyordu.
Teoman arkamdan gelip belime sıkıca sarıldı, çenesini omzuma koydu. Rüzgârın getirdiği o tanıdık, huzur veren kokusu burnuma doldu.
"Nasıl?" diye sordu kısık, derinden gelen bir sesle.
"İnanılmaz..." dedim büyülenmiş gibi. "İstanbul sanki bu gece tamamen bizim için ışıldıyor gibi. Bütün o koşturmaca, sınav stresi aşağıda kaldı."
Leyla ile Aras biraz ilerimizde, kulenin demir korkuluklarına yaslanmış sohbet ediyorlardı.
Leyla kuledeki o meşhur efsaneyi hatırlayıp Aras’a takılmaya başladı:
"Biliyor musun Aras, efsaneye göre Galata Kulesi’ne ilk kez kiminle çıkarsan onunla evlenirmişsin. Biz şimdi seninle buraya çıktık..."
Aras sırıttı, Leyla’nın belinden tutup kendini çekinmeden biraz daha kendine doğru çekti.
"E, ne güzel işte. Sen şimdi kaçabileceğini mi sanıyordun benden Leyla Hanım? Kaderimiz kule tarafından çoktan mühürlendi, geçmiş olsun, kaçışın yok artık."
Leyla gülümsedi, kafasını Aras’ın göğsüne yasladı. "Kimin kimden kaçtığı tartışılır Aras Bey! Ama seninle bir ömür... Kulağa hiç de kötü gelmiyor açıkçası."
Biz onların bu tatlı, romantik hallerini izleyip arkadan gülümsrken Kuzey pat diye araya kaynak yaptı: "Pardon, çok özür dileyerek araya giriyorum aşıklar ama ben buraya yalnız çıktım. Şimdi bu mantığa göre ben Galata Kulesi’nin kendisiyle mi evleneceğim? Bu efsaneyi kim yazdıysa mahkemeye vereceğim! Nerede benim müstakbel eşim?"
Hepimiz gürültülü bir kahkaha attık. Kuzey’in bu absürt çıkışları ortamın tüm romantik ağırlığını bir anda tatlı bir neşeye çeviriyordu.
"Gülmeyin be!" dedi Kuzey kamerasını cebinden çıkararak.
"Neyse, madem yalnızız, bari görevimizi yapalım. Gelin bakalım gençlik, şu manzara arkamızdayken efsanevi bir toplu fotoğraf çekelim. Deniz, sen şöyle öne geç, kulenin ışığı tam yüzüne vursun."
Kuzey’in direktifiyle korkuluklara doğru bir adım attım. Yüzümü manzaraya dönmüştüm. "Böyle iyi mi Kuzey? Işık geliyor mu?" diye sordum.
"Harika! Şimdi tam arkandaki Boğaz manzarasına bak, ben 'üç' deyip 'çekiyorum' deyince dön!" dedi Kuzey.
O sırada Aras, Leyla’nın koluna girip "Leyla bak şurada ne var?" diyerek onun dikkatini diğer tarafa çekti. Teoman ise arkamda derin, titrek bir nefes aldı. Cebindeki o küçük lacivert kadife kutuyu çıkardı. Kalbi adeta göğüs kafesini delercesine vuruyordu.
"Tamamdır Deniz, dön!" diye bağırdı Kuzey. (Kamera video kaydındaydı ve Kuzey’in elleri bile heyecandan titriyordu).
Arkamı döndüğümde gördüğüm manzara karşısında zaman durdu. Sesler kesildi. Nefesim boğazımda düğümlendi.
Teoman... İstanbul’un binlerce yıllık o muazzam ışıklarının önünde, tek dizinin üzerine çökmüş bana bakıyordu. Elindeki açılmış kadife kutuda duran zarif tektaş pırlanta yüzük, kulenin sarı ışığında ışıl ışıl parıldıyordu.
Zaman o an gerçekten durdu sanki. Rüzgârın esintisi, kulenin etrafındaki kalabalığın fısıltıları, aşağıdan gelen vapur sesleri... Her şey silindi. Sadece Teoman ve onun gözlerindeki o sonsuz, derin derya kaldı.
"Deniz..." dedi Teoman. Sesi hafifçe titriyordu ama gözleri daha önce hiç olmadığı kadar kararlı ve sevgi doluydu. "Ezgi’nin, milletin, sınavların, hayatın bize çıkardığı her engelde ben sadece senin gözlerine bakarak yolumu buldum. Bu İstanbul gecesinde, Galata’nın ve şu gökyüzünün şahitliğinde sana bir söz vermek istiyorum. Liseyi de, üniversiteyi de, bu hayatın getireceği her yaşı ve her mevsimi seninle yaşamak istiyorum. Benimle bir ömrü paylaşır mısın? Benimle evlenir misin güzelim?"
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü ama dudaklarımda hayatımın en büyük, en mutlu gülümsemesi belirdi. Ellerimle yüzümü kapattım, heyecandan dizlerimin bağı çözülecek gibi oldu.
Leyla arkada ellerini ağzına kapatmış, gözleri dolu dolu bizi izliyordu. Aras gururla Teoman’a bakıp gülümsüyordu. Kuzey ise kamerayı hiç bozmadan kısık sesle bağırıyordu: "EVET DE KIZIM EVET DE! KAMERA HAFIZASI BİTECEK HEYECANDAN ÖLDÜM ŞURADA!"
Teoman’a doğru hızlı bir adım attım. Dizlerinin üzerinde duran Teoman’ın boynuna kollarımı sıkıca doladım.
"Evet!" diye fısıldadım kulağına, sesim hıçkırığımla karışırken. "Bin kere, milyon kere evet Teoman! Seninle her şeye, bir ömre evet!"
Teoman ayağa kalkıp beni belimden tuttuğu gibi havada döndürdü. O an kulenin terasında muazzam bir alkış tufanı koptu. Oradaki yerli yabancı diğer tüm turistler ne olduğunu anlayınca ıslıklarla, alkışlarla bizim bu mutlu anımıza katıldılar.
Teoman beni yavaşça yere indirdiğinde, titreyen elleriyle yüzüğü parmağıma taktı. Yüzük sanki benim için üretilmiş gibi tam oturdu. Elimi kaldırıp dudaklarına götürdü, derin bir öpücük kondurduktan sonra beni tekrar göğsüne bastırdı. "Seni çok seviyorum Deniz," dedi kulağıma.
"Ben de seni çok seviyorum Teoman... Çok..." dedim nefes nefese.
O sırada Kuzey koşturarak yanımıza geldi, elindeki kamerayı salladı. "Aha! Yüzük takıldı, operasyon BÖCEK başarıyla tamamlanmıştır! Yalnız Teoman kardeşim, damat tarafıyım ama bu düğünde halay başı benim, şimdiden protokole yazın bunu!"
Leyla koşup boynuma sarıldı, ağlamamak için kendini zor tutuyordu. "İnanmıyorum ya! Gerçekten nişanlandınız sayılır! Çok mutluyum Deniz, çok!"
Aras da gelip Teoman’a sarıldı, sırtına vurdu. "Aferin oğlum. Yakışanı yaptın, adamın dibisin."
Gecenin geri kalanında Galata’nın altındaki o şirin kafelerde otururken kahkahalarımız hiç eksik olmadı. Parmağımdaki ışıldayan yüzüğe her baktığımda içimi kaplayan o tarif edilemez mutluluk, önümüzdeki tüm zorlukları, sınav streslerini tek kalemde silebilecek bir güç veriyordu bana.
Gelecekte bizi ne beklerse beklesin; zorlu sınav maratonları, farklı şehir ihtimalleri, dersler... Biz artık tek bir vücuttuk.
Son 4 bölümm
İyi gecelerrrrrr