29. bölüm · SİYAH KUĞU

Mutfak Baskını🔞

Yazarınız Nisoş

Düğünün görkemli coşkusu, havai fişeklerin Boğaz sularında bıraktığı son ışıltılarla birlikte yerini gecenin tutkulu ve derin sessizliğine bırakmıştı. Karan, Defne’yi kucağına aldığı gibi Karahan Yalısı’nın en üst katındaki özel suit odalarına çıkardı. Kapı arkalarından gürültüyle kapandığı an, dış dünyadaki tüm gürültü buharlaştı; geriye sadece birbirinin varlığıyla tutuşan iki ruh kaldı.
Karan, Defne’yi yavaşça yere indirdiğinde kızın sırtı yatak odasının ağır ahşap kapısına dayandı. Odanın içerisi sadece mumların cılız, turuncu ışığıyla aydınlanıyordu. Karan’ın simsiyah gözlerinde, yıllardır biriken fırtınaların ve kontrol edilmesi imkansız bir arzunun alevi vardı. Dev elleri, Defne’nin gelinliğinin bel kısmını kavrayarak kızı kendine doğru sertçe çekti.
"Nihayet..." diye fısıldadı Karan, sesi arzudan ve derinlikten boğuklaşmış bir halde. "Nihayet benimsin Defne Korhan..."
Defne, parmaklarını Karan’ın smokin ceketinin klapelerine geçirip adamı kendine doğru çekti. "Sadece seninim Karan..."
Karan’ın dudakları, Defne’nin dudaklarına yırtıcı ama bir o kadar da taptığı bir kadına dokunmanın hassasiyetiyle kapandı. Öpüşleri, gecenin karanlığını yakacak kadar sıcaktı. Karan bir hamlede smokin ceketini yere attı; ardından elleri Defne’nin gelinliğinin arkasındaki gizli fermuara kaydı. Kumaşın aşağıya doğru süzülüşüyle birlikte Defne’nin pürüzsüz, bronz teni mum ışığında bir kuğu gibi parıldadı. Karan, kızın açıkta kalan omzuna, köprücük kemiklerine sıcak, yakıcı öpücükler kondururken Defne nefesini tuttu. Karan’ın kaslı, geniş göğsü kızın bedenine baskı yapıyor, ikisinin de hızlanan kalp atışları odada tek ses oluyordu.
Karan kızı kucağına alıp devasa yatağa bıraktı. Kendi gömleğinin düğmelerini tek harekette söküp atarken, gözlerini bir saniye bile karısından ayırmadı. Yatağa, kızın üzerine doğru eğildiğinde sert çene hattı Defne’nin boynuna sürtündü. Elleri kızın belini, bacaklarını kavrayarak aralarındaki tüm mesafeyi sıfırladı. Defne parmaklarını Karan’ın gür, siyah saçlarına doladı; adamın her dokunuşu bedeninde elektrik akımı gibi yayılıyordu. Karan’ın sert ve koruyucu yapısı, yatakta muazzam bir tutkuya dönüşmüş; Defne’nin zayıf inlemeleri Karan’ın boğuk hırıltılarına karışmıştı. İki beden, yılların acısını, hasretini ve belirsizliğini bu yakıcı gecede, tek bir ruh olarak eritti. Tenlerin teması, gecenin sonuna kadar devam eden tutkulu bir melodiye dönüştü.
Sabahın ilk ışıkları odaya süzülürken, Karan ve Defne yatakta birbirine sarılı halde mışıl mışıl uyuyordu. Defne başını Karan’ın geniş göğsüne yaslamış, Karan ise uykusunda bile kolunu kızın beline dolayarak onu koruma altına almıştı.
Ancak bu romantik tablo, aşağı katlardan gelen gürültülü seslerle bir anda tarumar oldu.
"Bora yavaş yürü ulan! Başım çatlıyor! diye bağırdı Ezgi’nin sesi.
"Ulan gece boyu dans ettiren sensin, bacaklarım tutmuyor! Ayrıca ben acıktım, Gökhanların mutfağında kesin dün akşamdan kalan ejder meyveli pasta vardır!" diye karşılık verdi Bora.
Karan gözlerini çatışmayla açtı. Sesi ve neşesiyle ortamı darmadağın eden çiftin, koridorda adımladığını duyduğu an derin bir sabır çekti. Defne de kıpırdanıp gözlerini ovuşturdu, kocasının göğsüne hafifçe vurdu. "Karan... Onlar mı geldi?"
Karan yataktan doğruldu, üzerindeki örtüyü çekip eşofmanını giydi. "Ben bunları öldüreceğim. Valla bak, bu sefer kesin öldüreceğim."
Karan odanın kapısını hışımla açıp koridora çıktı. Aşağıda, mutfaktan gelen tıkırtılar ve buzdolabı kapısının açılma sesi yankılanıyordu. Karan merdivenlerden bir kaplan edasıyla indi. Mutfak kapısına vardığında gördüğü manzara karşısında donakaldı.
Bora, başında hâlâ düğünden kalma damatlık fiyonkuyla buzdolabına kafasını gömmüş, elindeki büyük boy tencereden soğuk dolma yiyordu. Ezgi ise hamileliğin getirdiği ani krizle tezgahın üzerine oturmuş, elindeki kavanozdan kaşık kaşık çikolata yiyordu.
"Siz..." dedi Karan, sesi bir gürültü gibi mutfakta patladı. "Sizin kendi eviniz yok mu ulan?!"
Bora elindeki dolmayla donakaldı, yutkunarak Karan’a döndü. "Ooo! Güvey bey uyanmış! Ne bağırıyorsun kardeşim ya? Biz dedik ki yeni evlilere sürpriz kahvaltı hazırlayalım... Ama önce kendimiz acıktık."
Ezgi kaşığı havaya kaldırıp Karan’a salladı. "Karan hiç öyle bakma! Kızın canı gece yarısı Karahan Malikanesi’nin dolmasını çekti! Ben hamileyim, bana bağıramazsın!"
O sırada yukarıdan gelinliği andıran sabahlığıyla Defne ve arkasından elinde taze sıkılmış portakal suyuyla Lara göründü. Lara kıkırdayarak Ezgi’nin yanına gitti. "Günün ilk baskını gerçekleşmiş bakıyorum."
Gökhan da eşofmanlarını çekmiş halde mutfağa girdi. Bora’nın elindeki tencereyi görüp gözlerini devirdi. "Bora, sen harpten mi çıktın oğlum? Sabaha karşı evimi niye yağmalıyorsunuz?"
Bora tencereyi tezgaha bırakıp kollarını açtı. "Kardeşim! Düğün bitti, görev tamamlandı! Şimdi kutlama kahvaltısı zamanı! Ayrıca Karan niye öyle ejderha gibi bakıyor? Alt tarafı bir dolma yedik!"
Karan, Defne’nin beline sarılıp kızı kendine çekerken Bora’ya dik dik baktı. "Beş dakika içinde o mutfaktan çıkmazsan seni Boğaz’ın serin sularına fırlatırım Bora."
Bora hemen Ezgi’nin arkasına saklandı. "Ezgi, koru beni! Adam balayına çıkamadı diye hırsını benden çıkarıyor!"
Mutfak, sabahın ilk saatlerinde neşeli kahkahalar, takılmalar ve dostluğun sıcaklığıyla dolup taşarken; Karan ve Defne birbirlerine bakıp gülümsediler. Bütün o fırtınalı günler geride kalmış, geriye sadece sevgi, eğlence ve sonsuz bir geleceğin kapıları açılmıştı.