Bölümler 30Şu an: Mühür
- 1 Mühür639 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Sözleşmenin İkinci Maddesi554 kelime
- 3 Mesaj839 kelime
- 4 Sürpriz608 kelime
- 5 Gece Yarısı Sığınak429 kelime
- 6 İlk Dans786 kelime
- 7 İki Yaralı754 kelime
- 8 Kusursuz Tiyatro670 kelime
- 9 Anlaşma573 kelime
- 10 Gölgeler Kulübü693 kelime
- 11 Dudaktaki İz564 kelime
- 12 Fırtınadaki Liman720 kelime
- 13 Yüzleşme ve Siyah Tapu555 kelime
- 14 Güven1.046 kelime
- 15 "Seni seviyorum!"1.764 kelime
- 16 Siyah Kuğu1.315 kelime
- 17 Yuvaya Dönüş ve İpek Dokunuş919 kelime
- 18 "Birbirimizin eviyiz "2.324 kelime
- 19 Sessiz Veda1.672 kelime
- 20 Tuzak1.622 kelime
- 21 Gebelik1.057 kelime
- 22 İlk gece 🔞1.567 kelime
- 23 Kız isteme851 kelime
- 24 Yeniden1.479 kelime
- 25 Evet!1.086 kelime
- 26 "Baba oluyorum!"1.622 kelime
- 27 Kabus1.159 kelime
- 28 Çifte Düğün1.069 kelime
- 29 Mutfak Baskını🔞712 kelime
- 30 Çifte Mucize ( FİNAL )1.351 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı imzalar kâğıda değil, tenin hemen altına atılır. Ve bazı oyunlar, sahte bir öpücükle başlar.
Gece yarısı saat üçü geçtiğinde, Boğaz’ın üzerindeki sis ne taze sıkılmış parfüm kokusunu örtebiliyordu ne de masadaki soğuk gerilimi.
Yalı katının geniş terasında yalnızca buz küplerinin bardağa çarpma sesi vardı. Bir de Lara’nın, topuklu ayakkabısının ucunu ritmik bir şekilde mermere vuruşu.
"Şartlarımı kabul etmiyorsan kapı orada, Gökhan," dedi Lara. Sesi bir milim bile titremedi. Siyah ipek elbisesinin içinde, karşısındaki adama tek bir açık bile vermemeye kararlı duruyordu. "Ailenin yarın sabah borsaya çökecek hisselerini kurtarmak için benim soyadıma ihtiyacı var. Benimse babamın o saçma yönetim kurulu kararını engellemek için senin imzana. Bu kadar simple."
Gökhan oturduğu deri koltukta geriye yaslandı. Viski bardağını hafifçe sallarken koyu kahve gözleri doğrudan Lara’nın gözlerine çivilendi. Yüzünde o kibirli, her şeyi kontrol altında tuttuğunu sanan adamların tehlikeli tebessümü belirdi.
"Soyadın," dedi Gökhan. Sesi alçak, pürüzsüz ama kulakta karıncalanma bırakacak kadar derindi. Bardağı masaya bıraktı. Yavaşça ayağa kalktığında, terastaki tüm hava bir anda ağırlaştı. İki adımda Lara’nın tam önünde bitti. "Soyadın umrumda bile değil, Lara. Ama yarın o basının karşısına çıktığımızda, parmağındaki yüzüğün ağırlığından elin titreyecekse... Bu oyuna hiç girmeyelim."
"Benden ne istediğini sanıyorsun?" Lara geri adım atmadı. Çenesini dikleştirdi. Yakınlıkları nefes kesecek raddeye gelmişti; Gökhan’ın üzerindeki pahalı odunsu kokuyla karışık hafif tütün kokusu ciğerlerine doluyordu.
"Rol yapmanı istemiyorum," dedi Gökhan, eğilip kulağına doğru fısıldayarak. Teması yoktu ama hissi tam olarak tenindeydi. "In front of everyone... Beni gerçekten seviyormuşsun gibi bakacaksın bana. Çünkü Rüzgar orada olacak. Selin orada olacak. Bizi ilk açıkta diri diri yiyecek 10 kişi o salonda olacak. Yarın o yüzük takıldığı an, sen benimsin. En azından onlar gidene kadar."
Lara’nın kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı. Bu tamamen mantık evliliğiydi. Nefret ettiği, kibir abidesi bir adamla yapılan soğuk bir anlaşma. Ama Gökhan’ın elini hafifçe belinin hemen arkasına, kumaşın bittiği yere koyup onu kendine birkaç santim daha çekmesiyle sistemindeki bütün mantık devreleri yandı.
"Sana ait değilim," diye fısıldadı Lara, gözlerinin içine meydan okuyarak bakarken.
Gökhan’ın parmakları belinde hafifçe sıklaştı. "Göreceğiz, müstakbel karım. Göreceğiz."
Ertesi gün, saat 14.00.
İstanbul’un en prestijli otelinin balo salonu, flaş patlamalarından koridora sızan devasa bir ışık hüzmesine dönşmüştü.
Selin, elindeki şampanya kadehiyle kapının hemen yanında duruyordu. Yanındaki Karan’a eğilip alaycı bir fısıltıyla konuştu: "Bu tiyatroya gerçekten inanmamızı mı bekliyorlar? Gökhan iki hafta önce bu kızı görse yolunu değiştirirdi."
"Selin," dedi Karan, gözlerini kapıdaki korumalardan ayırmadan. "Sesini kes ve içkini iç. Gökhan’ın oyununa çomak sokarsan seni bu salondan ben atarım."
O sırada salonun kapıları ardına kadar açıldı.
Müzik kesilmedi ama salondaki 300 kişinin nefesi aynı anda kesildi.
Gökhan, siyah smokini içinde kusursuz duruyordu. Ama salondaki herkesin odak noktası, onun koluna giren Lara’ydı. Sırt dekolteli, mürdüm rengi ipek elbisesi ve zarafetiyle adeta salondaki tüm ışığı emiyordu.
Gökhan eğildi, Lara’nın şakağına dudaklarını hafifçe bastırdı. Dışarıdan bakan biri için bu, tapılacak kadar derin bir aşkın göstergesiydi. Oysa Gökhan fısıldıyordu:
"Gülümse. Rüzgar saat dokuz yönünde bizi izliyor."
"Ben zaten gülümsüyorum," dedi Lara, dişlerinin arasından, basına ışıl ışıl bir poz verirken. "Ama bir daha şakağımı öyle öpersen, o kordonu boğazına dolatırım."
"Çok geç," diye yanıtladı Gökhan. Tam o sırada arkadan Rüzgar’ın adımları duyuldu.
Rüzgar, yüzünde tehlikeli bir tebessümle çiftin önüne dikildi. Gözleri doğrudan Lara’nın parmağındaki tektaş pırlantaya takıldı. "Vay vay... Sosyetenin en imkânsız ikilisi. Tebrik ederim Gökhan. Ama biliyorsun, sahte olan şeyler çabuk kırılır."
Gökhan hiç istifini bozmadı. Sol elini Lara’nın beline yerleştirip onu tamamen göğsüne yasladı. Sahiplenici tavrı öyle doğaldı ki, Lara bir an için rol yapıp yapmadıklarını karıştırdı.
"Kırılacak bir şey varsa Rüzgar," dedi Gökhan, gözlerinde karanlık bir uyarıyla. "O da benim olan şeye uzatmaya çalıştığın elin olur. Şimdi izninle, karımla dans edeceğim."
Pistteki müzik yükselirken Gökhan, Lara’yı belinden tutup tek hamlede piste çekti. Lara’nın elini tuttuğunda, parmaklarının arasındaki o kıvılcım ikisini de çarptı.
"Çok iyi roldü," dedi Lara, ritme uyup gözlerini onun gözlerine dikerken. "Az kalsın ben bile inandım."
Gökhan eğildi. Yüzleri arasındaki mesafe sıfırlandı.
"Kim dedi rol yaptığımı?"
Bölüm etkileşimi
