11. bölüm · SİYAH KUĞU
Dudaktaki İz
Sabahın ilk ışıkları, Karahan Malikanesi’nin devasa pencerelerinden içeri süzülürken Lara, gözlerini koyu gri keten çarşafların arasında açtı. Burnuna dolan ilk şey, kendi parfümüyle karışmış o tanıdık, odunsu tütün kokusuydu.
Gökhan’ın yatak odasındaydı.
Zihnindeki sis yavaşça dağılırken, dün geceye dair sahneler bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Ses kaydı, babasının ihaneti, elindeki viski şişesi... Ve ardından gelen o dumanlı karanlık. Yanakları aniden yakıcı bir sıcaklıkla kızardı. Hafızası ona acımasız bir oyun oynamamıştı; her şeyi net bir şekilde hatırlıyordu. Gökhan’ın kucağında sızışını, onun ensesini kavrayışını ve dudaklarını adamın dudaklarına nasıl bastırdığını...
Lara hızla yataktan doğruldu. Kalbi göğüs kafesini döverek atıyordu. Üzerindeki elbise çıkarılmış, yerine Gökhan’ın geniş, siyah tişörtlerinden biri giydirilmişti. Siyah Kuğu zırhı bir kez daha yerle bir olmuştu.
Hızlıca kendi odasına geçip üstünü değiştirdi. Aşağı indiğinde Gökhan, ada mutfağa yaslanmış, elindeki espresso bardağıyla onu bekliyordu. Üzerinde yine kusursuz kesim bir takım elbise vardı ama bakışlarındaki o derinlik, gece yaşananların izini taşıyordu.
"Günaydın," dedi Gökhan. Sesi pürüzsüz ama fazlasıyla sakindi.
Lara çenesini dikleştirdi, adımlarını masaya doğru atarken yüzüne en umursamaz ifadesini yerleştirdi. "Günaydın. Dün gece için... Fazla kaçırmışım. Ne olduğunu pek hatırlamıyorum bile. Umarım sana bir yük olmamışımdır."
Gökhan bardağını yavaşça masaya bıraktı. Adımlarını Lara’ya doğru attı. Aralarındaki mesafe kapandığında, elini uzatıp başparmağıyla Lara’nın alt dudağına hafifçe dokundu. Dokunuşu tüy kadar hafifti ama bıraktığı etki bir yıldırım kadar şiddetliydi.
"Hatırlamadığına emin misin Kuğu?" diye fısıldadı Gökhan, gözlerinin en koyu yerine bakarak. "Çünkü benim dudaklarım hâlâ o anı unutamadı. Sığındığın limanın ben olduğumu unutturmaya çalışma bana."
Lara’nın nefesi boğazında tıkandı. Bakışlarını kaçırmak istedi ama Gökhan’ın parmağı çenesini kavrayarak bunu engelledi. "Bugün lansman var Lara. Babaların, düşmanların ve basının önünde olacağız. Ama bu gece salondan çıktığımızda... O öpücüğün hesabını baştan konuşacağız."
Akşam saatlerinde şehrin en görkemli otelinin balo salonu, Türkiye’nin en nüfuzlu isimleriyle dolup taşmıştı. Karahan Holding’in devasa lansmanı için kırmızı halı teras boyunca uzanıyor, flaş patlamaları geceyi aydınlatıyordu.
Lara, bedenini bir kuğu gibi saran, sırt dekolteli, siyah ipekten tasarlanmış son derece zarif bir elbiseyle aynanın karşısında duruyordu. Elbisenin sadeliği, Lara’nın asil duruşunu ve boynundaki pırlantaları daha da ön plana çıkarıyordu. Gökhan arkasından yaklaştı. Elindeki pırlanta gerdanlığı yavaşça Lara’nın boynuna taktı. Parmakları kızın tenine her temas ettiğinde, aralarındaki o gizli çekim salondaki tüm havayı ağırlaştırıyordu.
"Korkuyor musun?" diye sordu Gökhan, aynadaki yansımasına bakarak.
"Korkması gereken ben değilim," dedi Lara, bakışlarını adamın gözlerine sabitleyerek. "Bugün babamla yüzleşeceğim."
Salona girdiklerinde tüm gözler onlara çevrildi. Flaşlar ardı ardına patlarken Gökhan, elini Lara’nın beline yerleştirdi. Onu öyle bir sahiplenişle tutuyordu ki, dışarıdan bakan her insan bu iki insanın birbirine kör kütük bağlı olduğunu düşünürdü.
Sahnede sunumlar yapılırken, Lara salonun tenha bir köşesinde duran babasını gördü. Adamın yüzündeki o suçluluk ve kibir karışımı ifade, içindeki ateşi daha da körükledi.
Gökhan eğilip kulağına fısıldadı: "Yanındayım. Bu gece kimse sana dokunamaz."
Tam o sırada, salonun devasa ışıkları bir anda kesildi. İçeride hafif bir panik dalgası yayılırken, karanlığın ortasında Lara’nın çantasındaki telefon titreşti. Lara ekranı açtı. Bilinmeyen bir numaradan gelen bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta, annesinin tutulduğu iddia edilen o ahşap evin önü görünüyordu. Ancak altında yazan mesaj, Lara’nın damarlarındaki kanı dondurdu:
“Gökhan seni korumuyor Lara, seni bir kafeste tutuyor. O adreste annen değil, Karahanların yıllar önce işlediği ve senin ailenin üzerine yıktığı o büyük cinayetin cesetleri gömülü. Gerçeği öğrenmek istiyorsan, şimdi salondan çık.”
Lara başını kaldırıp karanlıkta yanındaki Gökhan’a baktı. Gökhan’ın silueti, elini koruyucu bir refleksle beline koymuş hâlde duruyordu. Ama Lara’nın zihnindeki o devasa güven binası, tek bir fısıltıyla bir kez daha temellerinden sarsılmıştı.
