26. bölüm · SİYAH KUĞU

"Baba oluyorum!"

Yazarınız Nisoş

Seyir terasındaki o masalsı gecenin sonuna gelinirken, Boğaz’ın dondurucu ama tatlı rüzgarı yerini gece yarısının derin sessizliğine bırakmıştı. Havai fişeklerin gökyüzünde bıraktığı son kıvılcımlar karanlık sulara gömülürken, herkesin yüzünde neşeli ve huzurlu bir tebessüm vardı. Defne’nin parmağındaki ışıl ışıl parlayan safir yüzük, mumların son ışıklarında süzülüyor; Karan ise elini kızın belinden bir an olsun ayırmıyordu.
"Hadi bakalım çifte kumrular," dedi Bora, takımı düzeltip esneyerek. "Geceyi tamamladık. Küçük prensesim ve müstakbel karım acıktı, eve dönüyoruz!"
Herkes gülüşerek otoparka doğru adımladı. Gökhan, Lara’nın omzuna kendi ceketini sermiş, kızın belini kavrayarak arabaya doğru yürüyordu. Lara’nın adımları her zamankinden daha ağırdı; yüzünde hafif bir solgunluk, gözlerinde ise derin bir dalgınlık vardı.
Gökhan, arabanın kapısını açıp Lara’nın binmesine yardımcı olmak isterken duraksadı. "Kuğu’m... İyi misin? Çok soğuk geldiyse hemen klimayı açayım."
Lara başını kaldırıp Gökhan’a bakmaya çalıştı. "İyiyim Karahan, sadece biraz... başım-"
Cümlesini tamamlayamadı. Lara’nın gözleri bir anda geriye kaydı, dizlerinin bağı çözüldü. Bedenindeki tüm güç çekilmişçesine, bir kuğu tüyü gibi boşluğa yuvarlandı.
"LARA!"
Gökhan’ın kükremeye benzer nidası Boğaz’ın tepesinde çınladı. Refleksleri bir kaplan kadar hızlı olan Gökhan, kızı yere düşmeden havada yakalayıp kucağına aldı. Lara’nın başı cansız bir şekilde Gökhan’ın göğsüne düştü. Yüzü kireç gibi beyazlamış, dudaklarındaki tüm renk çekilmişti.
"Lara! Aç gözlerini Kuğu’m! Lara!" Gökhan’ın sesindeki o devasa karizma, yerini panik ve dehşete bırakmıştı. Ellerinin titrediğini hayatında ilk kez hisseden koskoca Karahan, kızın yüzüne dokunurken ne yapacağını bilemedi.
Arkadan gelen Karan ve Bora anında yanlarına koştu. Defne çığlık atarak elini ağzına kapattı, Ezgi ise dehşetle ileri atıldı.
"Nesi var?! Ne oldu bir anda?!" diye bağırdı Defne gözyaşları içinde.
Karan hızla arabanın kapısını açtı. "Hemen hastaneye! Gökhan, arkaya geç, kızı kucağına al! Ben sürüyorum!"
Gökhan, Lara’yı bir saniye bile bırakmadan arabanın arka koltuğuna atladı. Kızı göğsüne bastırıp şakaklarını, dudaklarını öpmeye başladı. "Bana bak Kuğu’m... Sakın bırakma kendini. Buradayım, Karahan’ın burada..."
Karan gaza sonuna kadar bastı. Siyah jip, gecenin karanlığını yararak siren gibi öten korna sesleriyle şehre doğru adeta uçtu. Gökhan yol boyunca Lara’nın elini tutuyor, kızın yüzünü okşarken nefesini kontrol etmekte zorlanıyordu. Kalbinde öyle büyük bir korku vardı ki, Karahan imparatorluğunun tüm serveti o an bu kızın tek bir göz kırpışına feda edilebilirdi.
Özel hastanenin acil servis kapısı gürültüyle açıldığında, Gökhan kucağında Lara ile içeri daldı. "DOKTOR! BİRİ GELSİN HAREKET EDİN!"
Sedye anında getirildi. Lara sedyeye yatırılırken Gökhan elini bırakmak istemedi, ama görevliler onu müdahale odasının dışında tutmak zorunda kaldı. Odadan içeri giren doktorlar ve hemşireler kapıyı kapattığında, Gökhan sırtını soğuk duvara yaslayıp yere çöktü. Ellerini saçlarının arasına geçirdi.
Karan, Bora, Defne ve Ezgi de arkalarından acile ulaştı. Defne ağlayarak Karan’ın göğsüne sığındı. Bora ise Gökhan’ın yanına diz çöküp omzuna vurdu. "Sakin ol kardeşim... Bir şey yok. Yorgunluktur, strestir... Bir şey çıkmayacak."
Gökhan başını kaldırmadan boğuk bir sesle konuştu: "Ben ona dikkat edemedim Bora... Daha yeni hastaneden çıktı dedik, bünyesi zayıftı. Yine benim yüzümden..."
"Saçmalama Gökhan!" dedi Karan sert bir sesle. "Sen onun için canını verirsin. Kendini suçlamayı bırak, kız yoruldu sadece."
Araladan geçen yarım saat, Gökhan için yarım asır gibi uzadı. Müdahale odasının kapısı nihayet açıldığında, kadın doğum uzmanı ve acil doktoru gülümseyen bir yüz ifadesiyle dışarı çıktı.
Gökhan fırlayarak doktorun yakasına yapışacakmış gibi yaklaştı. "Doktor! Nesi var? İyi mi? Bir şey söyleyin!"
Doktor, Gökhan’ın bu yırtıcı haline rağmen sakinliğini koruyup gülümsedi. "Gökhan Bey, lütfen sakin olun. Eşinizin genel sağlık durumu gayet iyi. Kan değerleri hafif düşmüş ve aşırı yorgunluk var, hepsi bu."
Gökhan rahat bir nefes vererek başını geriye attı. "Çok şükür... Çok şükür Allah’ım."
Doktor devam etti, gözlerinde hınzır bir pırıltı vardı: "Ancak... Baygınlığının asıl sebebi yorgunluk değil. Biyokimyasal testler ve ultrason sonuçlarına göre, Lara Hanım tam 3 haftalık hamile. Tebrik ederim Gökhan Bey, baba oluyorsunuz."
O an koridorda zaman durdu.
Gökhan olduğu yerde donakaldı. İri body'si, sert hatları, dünyayı titreten duruşu bir anda buharlaştı. "Ne...?" diye fısıldadı. Sesi titriyordu. "Ne dediniz siz?"
"Lara Hanım gebe," dedi doktor neşeyle. "Yaklaşık 3 haftalık minik bir mucize var orada."
Bora bir çığlık attı: "LAN BABA OLUYOR! GÖKHAN BABA OLUYOR ULAN!" Bora koşup Gökhan’ın boynuna sarıldı, onu sarsmaya başladı. Defne ve Ezgi birbirine sarılıp ağlaşırken, Karan bile yüzünde devasa bir tebessümle Gökhan’ın sırtına vurdu.
Gökhan hâlâ şoktaydı. Elleri titreyerek yüzüne gitti. Gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü. "Ben... Ben baba mı oluyorum? Kuğu’m hamile mi?"
Doktor gülümseyerek kapıyı işaret etti: "Lara Hanım uyandı. Yanına girebilirsiniz, henüz haberden bilgisi yok."
Gökhan adeta bir çocuk saflığıyla odaya doğru adımladı. Kapıyı yavaşça açıp içeri girdi. Lara yatakta doğrulmuş, kolundaki serumla boşluğa bakıyordu. Gökhan’ı görünce hafifçe gülümsedi.
"Gökhan... Özür dilerim, sizi de korkuttum-"
Gökhan hızla yatağın kenarına yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü. Lara’nın ellerini tutup dudaklarına, yanaklarına, alnına sayısız öpücük kondurdu. Gözyaşları kızın ellerine damlıyordu.
Lara şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Gökhan? Neden ağlıyorsun? Kötü bir şey mi var?"
Gökhan, kızın elini alıp yavaşça Lara’nın henüz dümdüz olan karnına koydu. Başını kızın dizlerine yaslayıp hıçkırdı.
"Kötü bir şey yok Kuğu’m... Hiçbir şey bu kadar güzel olamazdı. Sen... Sen bize bir mucize veriyorsun. Buradasın, içimizde... 3 haftalık bebeğimiz var Lara."
Lara’nın elleri duraksadı. Dili damağı kurudu. Bakışları karnına, sonra Gökhan’ın gözyaşları içindeki yüzüne kaydı. "Ben... Ben hamile miyim?"
Gökhan başını salladı, kızı belinden sarıp göğsüne bastırdı. "Hamilesin Kuğu’m. Bizim bebeğimiz geliyor. Tıpkı hayal ettiğimiz gibi..."
Lara’nın gözlerinden yaşlar boşanırken başını Gökhan’ın boyun kavisine gömdü. "Gökhan... Biz bebek sahibi oluyoruz!"
Ertesi gün malikanede tam bir tatlı telaş fırtınası esiyordu. Gökhan, Lara’nın ayağını yere bastırmamak için adeta seferberlik ilan etmişti. Merdivenleri inip çıkarken kucağında taşıyor, mutfaktan taze meyve suları ve organik yiyecekler getiriyor, her beş dakikada bir "Ağrın var mı? Bir şey ister misin?" diye sorarak kızı çıldırtma noktasına getiriyordu.
Düğüne sadece iki gün kalmıştı ve hamilelik haberiyle birlikte hazırlıklar iki kat hız kazanmıştı. Düğün salonu, süslemeler, davetli listesi derken Lara bir yandan da gelinliğinin son provasını yapıyordu.
Öğleden sonra gelinlik tasarımcısı malikaneye geldi. Lara, dünkü olaydan sonra biraz daraltılması gereken gelinliğini tekrar giydiğinde aynanın karşısında durdu. Karnına hafifçe dokundu. Yüzündeki o muazzam mutluluğa rağmen, bakışlarına aniden derin, hüzünlü bir gölge düştü. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
O sırada odaya giren Gökhan, Lara’nın gelinlik içinde ağladığını görünce panikle içeri atıldı. "Kuğu’m! Ne oldu? Bir yerin mi ağrıyor? Bebeğe mi bir şey oldu?!"
Lara başını iki yana salladı, gözyaşlarını silmeye çalıştı ama başaramadı. Sesi hıçkırıklarla kırıldı: "Yok... Bir şeyim yok Karahan. Sadece... Sadece bugün gelinliğimi giyerken, karnımda bebeğimizi hissederken... içim çok acıdı. Keşke... Keşke annem de burada olsaydı. Kızının gelin olduğunu görseydi, anne olacağımı duysaydı, bana sarılsaydı..."
Lara başını Gökhan’ın göğsüne koyup ağlamaya devam etti. Bu çaresiz, anne kokusuna hasret hıçkırıklar Gökhan’ın kalbini bir bıçak gibi kesti. Gökhan kızı sarıp sarmaladı, saçlarını öptü.
"Sakin ol Kuğu’m... Biliyorum, çok zor. Ama o seni görüyor, biliyorum."
Gökhan kızı teselli edip yatağa yatırdıktan sonra odadan çıktı. Cebinden telefonunu çıkardı. Gözlerinde kararlı ve yırtıcı bir ışık vardı. Karan’ı aradı.
"Karan," dedi Gökhan sert ve net bir sesle. "Bana Lara’nın annesinin bulunduğu yeri, kaldığı bakım evini/şehrini derhal buluyorsun. Özel jeti hazırlatın. O kadın yarın akşam o düğünde olacak. Ne gerekiyorsa yapın, Lara’nın annesini buraya getirin."
Ve beklenen o büyük gün... Boğaz’ın kıyısındaki tarihi yalı, binlerce beyaz orkide, ışıklandırılmış şeffaf podyumlar ve havada süzülen devasa kristal avizelerle bir peri masalı sarayına çevrilmişti. Türkiye’nin ve cemiyet hayatının en önde gelen isimleri salondaydı.
Müzik başladığında, kapılar açıldı.
İlk olarak Bora ve Ezgi yürüdü. Ezgi, karnını hafifçe belli eden helen model, uçuş uçuş ipek gelinliğiyle bir tanrıça gibiydi. Bora ise takımı içinde caka satarak yürüyor, arada bir Ezgi’nin karnına dokunup davetlilere sırıtıyordu.
Ardından Karan ve Defne göründü. Karan, simsiyah jilet gibi smokini ve dik duruşuyla muazzam bir asalet sergilerken, Defne straplez, kuyruklu dantel gelinliğiyle Karan’ın kolunda parıldıyordu.
Ve son olarak... Salondaki tüm ışıklar söndü, tek bir beyaz takip ışığı kapıya odaklandı.
Gökhan Karahan, elini tuttuğu Siyah Kuğu’su ile içeri adım attı.
Lara, sırtı tamamen açık, göğüs dekoltesi zarifçe işlenmiş, aşağıya doğru bir kaskat gibi dökülen muazzam gelinliğinin içinde kusursuzdu. Saçındaki pırlanta taç ve elindeki beyaz şakayık buketiyse güzelliğini tamamlıyordu. Gökhan ise devasa omuzları, karizmatik duruşu ve kızın elini sımsıkı tutan koruyucu tavrıyla adeta bir kral gibiydi.
Salonda alkış tufanı koptu.
Nikah masasına geçildiğinde, üç çiftin de nikahı art arda kıyıldı. İmzalar atılıp "EVET" sesleri Boğaz’da yankılandığında, gökyüzünde devasa havai fişekler patladı.
Ancak Gökhan’ın Lara’ya asıl sürprizi henüz gerçekleşmemişti.
Nikah sonrasında ilk danslar için sahneye davet edildiklerinde, romantik bir keman melodisi salona yayıldı.
Karan, Defne’yi belinden kavrayıp kendine çekti. İkili, birbirlerinin gözlerinin içine bakarak, o sert geçmişi arkalarında bırakmanın huzuruyla dans etmeye başladı. Karan, Defne’nin kulağına eğilip, "Artık sonsuza kadar benimsin," diye fısıldadı.
Bora ve Ezgi ise pistin diğer tarafında hem dans ediyor hem de eğleniyordu. Bora, Ezgi’yi kendi etrafında döndürüp aniden belinden kavradı, kızın burnunu öptü. "Ezgi Karahan... Sana ve karnımdaki cüceye ömrümü veririm!"
Gökhan ve Lara pistin ortasında süzülürken, Gökhan kızın belini tutup onu kendine yapıştırdı. Lara başını adama yaslamıştı.
"Çok mutluyum Karahan..." dedi Lara usulca. "Ama bir yanım hep eksik."
Gökhan hafifçe gülümsedi. "Karahan’ın olduğu yerde hiçbir şey eksik kalmaz Kuğu’m. Arkana bak."
Lara dansı durdurup şaşkınlıkla arkasını döndü.
Pistin kenarında, tekerlekli sandalyede oturan, gözleri yaşlar içinde kendisini izleyen, zarafetinden hiçbir şey kaybetmemiş o kadını gördü. Annnesi...
Lara’nın elindeki çiçek yere düştü. Ellerini ağzına kapattı, gözlerinden yaşlar sel gibi akmaya başladı. "Anne...?"
Lara gelinliğinin eteklerini toplayarak koştu. Annesinin önünde diz çöktü, başını kadının kucağına koydu. Annesi titreyen elleriyle kızının saçlarını okşadı, yüzünü öpücüklere boğdu. "Kızım... Kuğum benim... Çok güzel bir gelin olmuşsun. Bebek geliyormuş... Güzel kızım benim..."
Gökhan gelip Lara’nın arkasında durdu, elini kızın omzuna koydu. Lara başını kaldırıp Gökhan’a baktı. Gözlerinde sonsuz bir minnet, aşk ve hayranlık vardı. Ayağa kalkıp Gökhan’ın boynuna sarıldı, adamı tutkuyla öptü.
"Seni seviyorum Karahan... Seni her şeyden çok seviyorum!"
Gökhan kızı belinden kavrayıp havaya kaldırdı, etrafında döndürdü. "Ben de seni seviyorum Siyah Kuğu’m... Seni ve ailemizi sonsuza kadar koruyacağım."
Müzik coşkuyla yükselirken, salondaki tüm dostlar, aileler ve sevdikleri pistte toplanıp bu mucizevi geceyi kahkahalar, danslar ve mutluluk gözyaşlarıyla taçlandırdı. Karahan imparatorluğu ve onun Siyah Kuğu’su, karanlık geçmişi tamamen geride bırakıp, kucaklarındaki yeni canlıyla aydınlık geleceğe doğru ilk adımlarını attılar.