22. bölüm · SİYAH KUĞU

İlk gece 🔞

Yazarınız Nisoş

Hastane odasının dondurucu beyazlığı, koridordan süzülen hafif ışıkla kırılırken Gökhan, Lara’yı bir tüy kadar hafifmiş gibi kucağına aldı. Kızın başı, adamın göğsüne güvenle düşmüş; parmakları refleks olarak Gökhan’ın ceketinin yakasını tutmuştu. Gökhan, Lara’nın kokusunu ciğerlerine çekerken adımlarını o kadar dikkatli atıyordu ki sanki kucağında dünyadaki en kırılgan kristali taşıyordu. Hastanenin otomatik kapılarından çıkıp kendilerini bekleyen siyah jipe geçtiler. Yol boyunca Gökhan bir an olsun Lara’nın elini bırakmadı; başparmağıyla kızın elinin üstünü okşadı, arada bir dudaklarına bastırıp derin nefesler aldı.
Malikaneye vardıklarında Gökhan, arabanın kapısını açıp Lara’yı yeniden kucağına aldı. Lara hafifçe gülümsedi, sesi günlerin yorgunluğundan pürüzlüydü.
"Gökhan, yürüyebilirim biliyorsun değil mi? Yatalak hasta muamelesi yapmana gerek yok."
Gökhan, kızı kucağında daha da sıkılaştırıp merdivenleri tırmanmaya başladı. "Sessiz ol Kuğu’m. Benim kucağımda durmak varken o ayaklar yere basmayacak. Şikayet etme, keyfini çıkar."
Gökhan onu yatak odasına taşıyıp yavaşça ipek çarşafların üzerine bıraktı. Üzerini dikkatle örttü, komidinin üzerindeki suyu uzattı. "Şimdi sen burada dinleniyorsun. Ben de sana öyle bir kahvaltı hazırlıyorum ki parmaklarını yiyeceksin."
Lara kaşlarını kaldırdı, dudaklarında hınzır bir tebessüm belirdi. "Sen mi? Karahan Holding’in başkanı Gökhan Karahan mutfağa girip yumurta mı kıracak? Mutfak patlamaz umarım."
Gökhan eğilip kızın burnunun ucunu ısırdı. "Haddini bil Kuğu! Ben istediğim her şeyi mükemmel yaparım. Gör bak, şeflere taş çıkartacağım."
Aşağıya inen Gökhan, mutfakta adeta bir seferberlik başlattı. Taze sıkılmış portakal suları, kızarmış ekmekler, avokadolu omletler, reçeller... Tepsiyi krallara layık bir şekilde donatıp yukarı çıktı. Lara yatakta doğrulmuş, adamın bu çabasını izlerken içinin eridiğini hissetti. Gökhan tepsiyi yatağa koydu, kendi de Lara’nın yanına bağdaş kurup oturdu.
"Bakalım mutfak şefimiz geçer not alabilecek mi?" dedi Lara, çatalla omletten bir parça alarak.
Gökhan merakla, gözlerini kırpmadan ona baktı. "Nasıl?"
Lara bilerek yüzünü buruşturdu, düşünür gibi yaptı. "Hmm... Biraz tuzsuz sanki. Ama yapanın hatırına yenebilir."
Gökhan gülümsedi, tabağa uzanıp kızın çenesini tuttu. "Tuzsuz demek? Gel buraya, ben sana tuzu gösteririm..." diyerek kızın yanağına, boynuna küçük öpücükler kondurmaya başladı. Lara’nın kıkırdamaları odayı doldururken, günlerdir üzerlerine çöken o ağır kabus ilk kez tamamen dağılmıştı.
Öğleye doğru kapı çaldı ve ekip içeri doluştu. Bora, Ezgi, Defne ve Karan salona geçtiklerinde ev bir anda hareketlendi. Lara aşağıya, arkadaşlarının yanına indiğinde herkes ona sarıldı. Ancak ortamdaki garip hava gözden kaçmıyordu.
Bora, salona girdiklerinden beri Ezgi’nin etrafında pervane oluyordu. Ezgi koltuğa otururken arkasına hemen bir yastık koyuyor, "Ezgi, su ister misin? Çok ayakta kalma, rengin solgun. Bir şey yemek ister misin?" diyerek kızın üzerine titriyordu.
Ezgi gergince gözlerini devirdi. "Bora, iyiyim ben. Abartma lütfen. Alt tarafı biraz halsizdim."
Defne ve Lara şaşkınlıkla birbirine baktı. Defne fısıldayarak Lara’ya yaklaştı. "Bunların arasında ne oluyor? Bora bir gecede anaç bir tavuğa dönüştü, Ezgi ise kaçacak yer arıyor."
Lara başını salladı. "Ben de anlamadım. Bora hiç böyle davranmazdı."
Ezgi, Bora’nın bu aşırı ilgisinden ve vicdan azabı dolu bakışlarından boğulduğunu hissederek aniden ayağa kalktı. "Defne, benimle lavaboya kadar gelir misin?" dedi.
İki kız üst kata çıktığında Ezgi, Defne’nin elini tuttu. Sesi titriyordu. "Defne... Ben yapamayacağım. Bu bebeği doğuramam. Bora’nın bu halleri, bu sorumluluk... Ben hazır değilim. Bugün o kliniğe gidip bu işi bitirmem lazım. Benimle gelir misin?"
Defne’nin gözleri doldu, arkadaşının çaresizliğini görerek onu kucakladı. "Eğer kesin kararın buysa... Yanındayım Ezgi. Ne olursa olsun yanındayım."
Kızlar sessizce arka kapıdan çıkıp klinikten randevu alarak yola koyulurken, aşağıda Karan, Bora’nın dalgın halini fark etmişti. Bora bahçede tek başına durmuş, elleri cebinde boşluğa bakıyordu.
Karan yanına yaklaştı, sigarasından bir nefes çekip Bora’ya uzattı. "Ne oldu sana?"
Bora derin bir iç çekti. "Karan... Ezgi hamile. Benden."
Karan şaşırmadı, sadece bakışları derinleşti. "Biliyorum. Hastanedeki doktorun dediklerini duydum."
Bora panikle Karan’a döndü. "Ne yapacağımı bilmiyorum manasızca benden kaçıyor. Onu kaybetmek istemiyorum ama ne düşündüğünü de bilmiyorum!"
Karan cebinden telefonunu çıkardı. "O zaman boş boş durma. Defne ile Ezgi az önce arka kapıdan çıktı. Taksiye bindiler. Defne’nin konumunu takip ediyorum, kliniğe gidiyorlar. Ezgi o bebeği aldırmaya gidiyor Bora. Eğer engel olmak istiyorsan şimdi koş."
Bora’nın gözleri genişledi. "Ne?!" diyerek fırladı. Karan da onunla birlikte arabaya atladı ve hızla kliniğe doğru gaza bastılar.
Klinik odasının soğuk ışığı altında Ezgi, önlüğünü giymiş, muayene masasının kenarında oturuyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Defne onun elini sıkıca tutmuş, "Sakin ol canım, buradayım," diye fısıldıyordu.
Tam doktor içeri girip hazırlıkları başlatacağı sırada kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Bora nefes nefese içeri daldı, arkasından Karan girdi.
"DURUN!" diye bağırdı Bora.
Ezgi şaşkınlıkla ayağa kalktı. "Bora?! Senin ne işin var burada?!"
Bora, doktorun şaşkın bakışlarına aldırmadan Ezgi’ye doğru koştu. Kızın ellerini tuttu, gözlerinin içine baktı. Gözyaşları Bora’nın yanaklarından aşağı süzülüyordu.
"Yapma Ezgi... Lütfen yapma," dedi Bora, sesi hıçkırıklarla k kırılarak. "Biliyorum korkuyorsun. Biliyorum ben güvenilmez, uçarı bir adam gibi görünüyorum. Ama yemin ederim değişeceğim. O bebeğe de sana da hayatım boyunca bakacağım. Bizi bir şanssızlık olarak görme. Lütfen bizim parçamıza kıyma..."
Ezgi, Bora’nın bu samimi, çaresiz ve sevgi dolu itirafı karşısında sarsıldı. Yıllardır tanıdığı o umursamaz adam gitmiş, yerine hamile olduğu çocuk için ağlayan bir adam gelmişti. Ezgi başını Bora’nın göğsüne yaslayıp hıçkırıklara boğuldu. "Korkuyorum Bora... Çok korkuyorum."
Bora onu k kollarıyla sarıp sarmaladı. "Korkma sevgilim. Ben varım. Birlikte halledeceğiz."
O sırada koridorda bekleyen Karan ve Defne, kapının aralığından içeriye bakıyordu. Defne derin bir nefes alarak rahatladığını hissetti, elini kalbine koydu. "Çok şükür... Doğru olanı yaptılar."
Karan, yanında duran Defne’ye baktı. Kızın rüzgarda uçuşan ve yüzüne gelen saç telini nazikçe elinin tersiyle düzeltti, kulağının arkasına sıkıştırdı. Dokunuşu o kadar yumuşak, o kadar koruyucuydu ki Defne’nin kalbi bir anlığına tekledi.
Karan, derin sesiyle fısıldadı: "Sen çok iyi bir arkadaşsın Defne. Onlar için çok çabaladın."
Defne başını kaldırıp Karan’ın koyu gözlerine baktı, hafifçe kızardı. "Ben sadece onların mutlu olmasını istedim... Tıpkı Lara ve Gökhan gibi."
Karan hafifçe gülümsedi. "Merak etme. Herkes hak ettiği mutluluğu bulacak."
Gece malikaneye çöktüğünde evdeki sessizlik huzur vericiydi. Herkes dağılmış, malikane Karahan ve Kuğu’suna kalmıştı.
Lara, banyoda sıcak bir duş aldıktan sonra üzerindeki beyaz ipek gecelikle odaya döndü. Saçları nemliydi, teni taze zambak kokuyordu. Gökhan ise yatağın kenarında oturmuş, elindeki içki bardağını çeviriyordu. Lara’nın içeri girdiğini görünce gözlerindeki o yoğun, karanlık tutku yeniden alevlendi.
Gökhan bardağı komidine bıraktı. Sesi biraz mahcup, biraz da ağır bir yükün altındaymış gibi pürüzlüydü. "Lara... O gece rezidans olayını sana açıklamak zorundayım. O görüntüler, Selin’in yaptığı... Yemin ederim ben-"
Lara yavaş adımlarla Gökhan’a doğru yürüdü. Parmağını adamın dudaklarına bastırarak onu susturdu.
"Açıklamana gerek yok Karahan," dedi Lara, gözlerinin içine dimdik, sonsuz bir güvenle bakarak. "Biliyorum. Senin bana, sevgimize asla ihanet etmeyeceğini biliyorum. Rüzgar’ın ve Selin’in kurduğu o iğrenç tuzak ikimizin arasındaki bağı koparmaya yetmez. Sana inanıyorum."
Gökhan’ın gözleri doldu. Bu güven, onun ruhundaki tüm yanık izlerini iyileştirmeye yetti.
Lara, yavaşça hareket ederek yatakta oturan Gökhan’ın kucağına tırmandı. Bacaklarını adamın belinin iki yanına doladı. Ellerini Gökhan’ın ensesine kenetledi. Gökhan’ın elleri refleks olarak kızın ince belini buldu.
Lara, hiç tereddüt etmeden dudaklarını Gökhan’ın dudaklarına bastırdı. Bu öpücük, günlerdir biriken özlemin, korkunun, tutkunun ve kavuşmanın patlamasıydı. Gökhan, kızın belini daha sıkı kavrayıp öpücüğe açlıkla karşılık verdi. Alt dudağını emdi, dilinin sıcaklığıyla Lara’nın ağzının içinde bir fırtına kopardı.
Gökhan’ın elleri Lara’nın ipek geceliğinin altından kayarak kızın pürüzsüz tenine dokundu. Her teması, Lara’nın bedeninden küçük bir titreme dalgası geçiriyordu. Lara, adamın saçlarını parmaklarının arasına alarak onu kendine daha da çekti.
"Lara..." dedi Gökhan, öpücüklerin arasında nefes nefese. "Emin misin Kuğu’m? Bu gece... Her şeyimizle birbirimizin olacağız."
Lara, adamın gözlerinin içine bakarak başını salladı. "Ben zaten seninim Karahan. Bu gece sadece mühürlüyoruz."
Gökhan kızı yavaşça yatağın ortasına yatırdı, kendisi de üzerine uzandı. Gözleri bir saniye olsun ayrılmıyordu. Gökhan’ın dudakları Lara’nın dudaklarından ayrılıp çene hattına, oradan da boynundaki o hassas çukura indi. Kızın pürüzsüz tenini küçük, sıcak öpücüklerle donattı. Lara başını geriye attı, boğazından dökülen hafif bir inilti odanın sessizliğini deldi.
Gökhan’ın elleri geceliğin askılarını omuzlarından aşağı kaydırdı. Kumaş ipeksi bir hışırtıyla Lara’nın bedeninden süzülüp yatağa düştü. İki beden de hiçbir engel olmadan, çırılçıplak bir ruh ve bedenle karşı karşıyaydı. Gökhan, Lara’nın vücudunu adeta bir sanat eserini inceler gibi süzdü. Kızın kavisli belini, göğüslerinin kıvrımını, kalçasının hattını elleriyle ezberlercesine okşadı.
Lara’nın elleri Gökhan’ın geniş, kaslı sırtında gezinirken parmak tırnaklarını hafifçe adamın tenine batırdı. Gökhan’ın tenindeki sıcaklık Lara’yı yakıyordu.
Gökhan, kızın bacaklarının arasına yerleşti. Dokunuşları son derece nazik ama bir o kadar da tutku doluydu. "Sana zarar vermekten korkuyorum," diye fısıldadı Gökhan, kızın şakaklarını öperek.
"Sana güveniyorum," dedi Lara.
Gökhan, son bir birleşme hamlesiyle yavaşça, santim santim Lara’nın içine kaydı. O an zaman büküldü, odadaki hava dondurucu bir sıcaklığa bürüntü. Lara’nın dudaklarından hafif bir acı ve yoğun bir haz karışımı inilti döküldü. Gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü; bu acının değil, teslimiyetin ve ilk kez tam anlamıyla bir olmanın gözyaşıydı.
Gökhan eğilip o gözyaşını dudaklarıyla sildi. "Özür dilerim... Geçti Kuğu’m, geçti," diye fısıldadı.
Lara kollarını adamın boynuna daha sıkı sararak kendini adama bıraktı. "Acımıyor... Çok güzel."
Gökhan yavaş, ritmik hareketlerle Lara’nın içinde hareket etmeye başladı. Her bir hamlesi, Lara’yı daha önce hiç bilmediği, hissetmediği bir haz zirvesine taşıyordu. Odanın içinde sadece ikisinin birbiriyle bütünleşen nefes sesleri, ipek çarşafların hışırtısı ve tenlerinin birbirine vururken çıkardığı o tutkulu melodi yankılanıyordu. Lara kendinden geçmişçesine Gökhan’ın adını sayıklıyor, tırnaklarını adamın sırtına geçiriyordu.
Gökhan tempo arttırdıkça, Lara’nın bedenindeki o titreme devasa bir dalgaya dönüştü. İki ruh, iki beden yıllardır bekledikleri o tek vücut olma halini en derin şekilde yaşadı. Zirveye ulaştıkları o son anda Gökhan, Lara’nın dudaklarına yapıştı; hıçkırık benzeri bir nefesle kızın içine aktı.
Odanın ortasına çöken derin sessizlikte, ikisi de nefes nefese birbirine sarılmış halde yatıyordu. Gökhan, Lara’yı göğsüne çekmiş, yorganı üzerlerine örtmüştü. Kızın nemli saçlarını koklayarak öptü. Lara başını adamın kalbinin tam üzerine koymuştu; o kalbin her atışı, artık Lara’nın yeni eviydi.
"Seni seviyorum Karahan," dedi Lara fısıltıyla, gözleri mutluluktan kapanırken.
Gökhan kızı daha da sıkı sardı. "Seni seviyorum Siyah Kuğu’m. Şimdi ve sonsuza kadar."