Bölümler 30Şu an: Kabus
- 1 Mühür639 kelime
- 2 Sözleşmenin İkinci Maddesi554 kelime
- 3 Mesaj839 kelime
- 4 Sürpriz608 kelime
- 5 Gece Yarısı Sığınak429 kelime
- 6 İlk Dans786 kelime
- 7 İki Yaralı754 kelime
- 8 Kusursuz Tiyatro670 kelime
- 9 Anlaşma573 kelime
- 10 Gölgeler Kulübü693 kelime
- 11 Dudaktaki İz564 kelime
- 12 Fırtınadaki Liman720 kelime
- 13 Yüzleşme ve Siyah Tapu555 kelime
- 14 Güven1.046 kelime
- 15 "Seni seviyorum!"1.764 kelime
- 16 Siyah Kuğu1.315 kelime
- 17 Yuvaya Dönüş ve İpek Dokunuş919 kelime
- 18 "Birbirimizin eviyiz "2.324 kelime
- 19 Sessiz Veda1.672 kelime
- 20 Tuzak1.622 kelime
- 21 Gebelik1.057 kelime
- 22 İlk gece 🔞1.567 kelime
- 23 Kız isteme851 kelime
- 24 Yeniden1.479 kelime
- 25 Evet!1.086 kelime
- 26 "Baba oluyorum!"1.622 kelime
- 27 Kabus1.159 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 Çifte Düğün1.069 kelime
- 29 Mutfak Baskını🔞712 kelime
- 30 Çifte Mucize ( FİNAL )1.351 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş, Karahan Malikanesi’nin geniş pencerelerinden süzülüp salondaki muazzam kargaşayı aydınlatırken, evde adeta bir bebek seferberliği yaşanıyordu. Salondaki devasa sehpa; tasarım bebek kıyafetleri, organik patikler, biberon sterilizatörleri ve teknolojik bebek izleme cihazlarıyla dolup taşmıştı.
Gökhan, elindeki altı farklı ultra-akıllı bebek telsizini sırayla inceliyor, bir yandan da şakaklarındaki terleri siliyordu. Yüzündeki o haşmetli holding patronu ifadesi gitmiş, yerine ilk kez ne yapacağını bilemeyen, aşırı korumacı ve panik bir baba adayı gelmişti.
"Lara, bak bu modelde bebeğin nefes alıp verişini uzay üssü gibi takip eden kızılötesi sensörler var," dedi Gökhan, sesi ciddi bir ihale sunumu yapıyormuşçasına gergin ve hızlı çıkarak. "Ayrıca şu pusetin tekerlekleri özel darbe emici süspansiyonla donatılmış. Bebek Boğaz’ın taşlı yollarında gezerken sarsılmayacak. Hepsinden üçer tane sipariş verdim."
Lara, koltukta bağdaş kurmuş, elindeki minik beyaz çoraplara bakıp kıkırdıyordu. "Gökhan, hayatım, alt tarafı üç haftalık bir bebeğimiz var ve daha cinsiyeti bile belli değil! Ayrıca neden aynı telsizden üç tane alıyorsun? Ev uzay istasyonu değil Karahan!"
O sırada elinde yarısı yenmiş bir çikolatalı kruvasanla salona giren Ezgi ve arkasından devasa bir bebek arabası kutusu taşıyan Bora içeri daldı. Bora kutuyu gürültüyle yere bırakıp kan ter içinde koltuğa atladı.
"Ulan Gökhan!" diye bağırdı Bora. "Seni dinleyip İtalya’dan özel süspansiyonlu bebek arabası getirttim. Ulan bu araba benim arabadan daha pahalı! Çocuğun ilk arabası Porsche gibi, ben 20 yaşında Şahin’e biniyordum!"
Ezgi gözlerini devirdi, elindeki kruvasandan bir ısırık daha alarak Bora’nın bacağına vurdu. "Bora, saçmalama lütfen. Kızım o arabanın içinde bir prenses gibi süzülecek. Hem sen Gökhan’a ne bakıyorsun? Adam şimdiden beşiğe özel güvenlik kamerası sistemi kurdurmuş!"
Gökhan kaşlarını çatarak Bora’ya döndü. "Ciddi ol Bora. Ezgi hamile, sen de babasın ama hâlâ cıvık cıvık geziniyorsun. Bak, bu sterilizatör olmadan emzik bile veremezsin bebeğe. Tıbbi standartlara uyman lazım."
Bora sahte bir hürmetle doğruldu, ellerini birleştirdi. "Aman Karahan Majesteleri! Özür dilerim, unuttum ben sizin Bebek Bakım Bakanı olduğunuzu! Ezgi, duyuyorsun değil mi? Bundan sonra eve girmeden önce kendimizi dezenfekte edeceğiz, Gökhan’ın emri kesin!"
Lara ve Ezgi kahkahalara boğulurken, salondaki bu tatlı karmaşa evin her köşesine neşe saçıyordu. Gökhan’ın bu aşırı panik halleri, Lara’nın içini tarifsiz bir sevgi ve şefkatle dolduruyordu.
Öğleden sonra evdeki atmosfer daha sakin, duygu yüklü bir hale büründü. Lara’nın annesi, bahçeye bakan verandadaki sallanan koltukta oturmuş, kucağındaki yumuşak beyaz yünle bir patik örmeye başlamıştı. Parmakları yılların birikimi ve anne şefkatiyle hızlıca hareket ediyor, şişlerin tıkırtısı huzurlu bir melodi oluşturuyordu.
Lara, elinde ılık süt bardağıyla annesinin yanına yaklaştı. Yavaşça yanındaki sandalyeye oturup başını annesinin dizine yasladı. Annesi elindeki örgüyü bırakıp titreyen, şefkat dolu eliyle kızının saçlarını okşadı.
"Güzel kızım benim..." dedi annesi, sesi geçmişin tüm yaralarını saran bir yumuşaklıkla çıkarak. "Zaman nasıl da hızlı geçiyor. Seni kucağıma aldığım dün gibiydi... Şimdi sen kendi evladını kucağına almaya hazırlanıyorsun."
Lara’nın gözleri doldu. Annesinin dizindeki o tanıdık sıcaklık, hayatı boyunca aradığı en büyük sığınaktı. "Anne... Çok korkuyorum bazen. İyi bir anne olabilecek miyim? Onu koruyabilecek miyim?"
Annesi gülümsedi, kucağındaki bitmek üzere olan minik beyaz patiği Lara’nın eline tutuşturdu. Patiğin ucundaki minik ponpon kızın avucuna dokundu.
"Anne olmak korkmak demektir zaten Kuğu’m," dedi annesi, kızının alnını öperek. "Kalbinin vücudunun dışında atması demektir. Ama bak... Gökhan seni öyle bir seviyor, öyle bir sarıp sarmalıyor ki, sizin bebeğiniz sadece sevgiden beslenecek. Bu patikleri onun o minik ayaklarına giydirdiğin gün, tüm korkuların buharlaşıp gidecek."
Lara, minik patiği göğsüne bastırıp annesinin ellerini öptü. "İyi ki geldin anne... İyi ki yanımdasın."
Aynı günün akşamında, bu kez gündem Defne ve Karan’dı. Karan, geçen haftaki romantik evlilik teklifinin ardından hiç vakit kaybetmek istememişti. Kız isteme merasimi için Defne’nin evine gidilmiş, resmi adımlar atılmıştı.
Salonda Defne, Ezgi ve Lara bir köşeye çekilmiş, isim tekliflerini ve düğün planlarını tartışırken erkekler köşe koltukta içkilerini yudumluyordu.
Bora elindeki tabağı sallayarak, "Ben çocuğun adını koydum bile!" dedi neşeyle. "Eğer kız olursa ki zaten kız, adını 'Bora Jr.' koyacağım. Nasıl?"
Ezgi mutfaktan seslendi: "Bora! Bir kız çocuğuna 'Bora Junior' adını koyarsan seni bu evden kovarım! Saçmalamayı bırak!"
Lara kıkırdayarak Defne’ye döndü. "Peki siz Defne? Düğün ne zaman? Biz diyoruz ki, hazır Ezgi ile sen aynı dönemde gelin oluyorsunuz, niye tek tek uğraşalım? Ortak, devasa bir düğün yapalım!"
Defne’nin gözleri ışıldadı. "Ortak düğün mü? Gerçekten mi?! İnanılmaz olur Lara! Zaten Karan da hemen evlenmek istiyor, 'bekleyecek bir saniyem bile yok' deyip duruyor."
Pistin diğer tarafında Karan, Gökhan’ın yanına yanaştı. Karan’ın sert çene hattı hafifçe gevşemiş, gözlerinde Defne’yi izlerken oluşan o alışılmadık huzur belirmişti.
"Gökhan," dedi Karan, sesi alçak ve kararlıydı. "Kız isteme işini hallettik. Haftaya nikahı kıyıyoruz. Defne ve Ezgi ortak bir düğün istiyor. Benim için fark etmez, Defne nasıl mutlu olacaksa öyle olsun."
Gökhan dostunun omzuna sıktı. "Hayırlı olsun kardeşim. Hayatında verdiğin en doğru karar. Bak bana... Bir zamanlar 'karanlıktan çıkmam' diyordum, şimdi ise Karahan Holding patronu olarak elinde emzik sterilizatörüyle gezen bir adamım. Aşk seni iyileştirir Karan."
Bora hemen lafa atladı: "Beyler! İsim konusuna dönelim. Lara, Gökhan... Sizin minik mucizenin adı ne olacak? Eğer erkek olursa 'Gökhan Karahan 2' yapmayın sakın, çocuk okula yürürken etrafındakileri korkutmasın!"
Gökhan hafifçe gülümsedi, bakışları salonun karşısında annesiyle sohbet eden Lara’ya kaydı. "Erkek ya da kız olması fark etmez. Eğer kız olursa... Annesinin adını taşıyacak. Bir Siyah Kuğu daha yetiştireceğiz."
Lara, Gökhan’ın kendisine bakarak söylediği bu lafları duyduğunda yanakları al al oldu, gözleriyle kocasına sonsuz bir aşk mesajı gönderdi.
Gecenin ilerleyen saatlerinde konuklar dağılmış, malikane yeniden kendi derin sükunetine bürünmüştü. Annesi üst kattaki konuk odasına çekilmiş, Gökhan ise çalışma odasındaki acil bir şirket evrakını imzalamak üzere aşağıya inmişti.
Lara, üzerindeki rahat pamuklu geceliğiyle banyodaydı. Aynanın karşısına geçip elini karnına koydu. "İyi geceler minik mucizem..." diye fısıldadı gülümsüyerek. "Baban bugün bizim için bir sürü oyuncak aldı. Seni çok seviyoruz..."
Ancak tam o sırada, Lara’nın karnının alt kısmına saplanan keskin, dondurucu bir sancı kızın nefesini kesti.
"Ah!..."
Lara acıyla büküldü, elini lavabonun kenarına dayadı. Sancı öyle ani ve şiddetliydi ki, gözlerinden anında yaşlar boşaldı. Bacaklarında beliren sıcak bir sıvının hissiyle bakışları aşağı kaydı.
İpek geceliğinin eteklerinden aşağıya, beyaz fayansların üzerine doğru kırmızı bir leke süzülüyordu.
"Hayır... Hayır, hayır, hayır!" dedi Lara, sesi dehşetle titreyerek. "Lütfen Allah’ım... Lütfen bebeğim, hayır!"
Kapanmak üzere olan gözleri, şiddetli baş dönmesiyle karardı. Bacaklarındaki tüm güç çekildi. Lara, banyo kapısının kenarına tutunmaya çalıştı ama başaramadı. Bedeninde beliren o büyük karanlığa teslim olarak bilincini kaybetti ve banyo zeminine yığıldı.
Aşağıda evrakı imzalayan Gökhan, yukarıdan gelen o boğuk, ağır düşme sesini duyduğu an elindeki kalemi düşürdü. İçini kaplayan o devasa felaket hissiyle yerinden fırladı.
"Lara?!"
Merdivenleri üçer beşer atlayarak yukarı koştu. Yatak odasına daldığında odayı boş gördü. Banyonun açık kapısından süzülen ışığa doğru adımladı.
Ve gördüğü manzara karşısında Gökhan Karahan’ın dünyası başına yıkıldı.
Lara, beyaz fayansların üzerinde, kanlar içinde hareketsiz yatıyordu. Yüzü kireç gibiydi, gözleri kapalıydı. Eteğindeki o kırmızı leke, beyaz zeminde büyümeye devam ediyordu.
"LARA!"
Gökhan’ın feryadı malikanenin duvarlarında çınladı. Dizlerinin üzerine çöküp kızı kucağına aldı. Lara’nın başı cansız bir şekilde arkaya düştü. Gökhan’ın elleri kızın kanına bulandı.
"Kuğu’m! Aç gözlerini! Lütfen aç gözlerini!" Gökhan’ın gözlerinden yaşlar sel gibi akıyor, sesi böğürürcesine çıkıyordu. "Bırakma bizi Lara! Bebeğimizi bırakma! BİRİ YARDIM ETSİN! DOKTOR!"
Gökhan, yerde baygın yatan karısını göğsüne bastırmış, çaresizlik ve devasa bir acı içinde ağlarken, gece malikanenin üzerine kapkaranlık bir kabus gibi çöktü.
Bölüm etkileşimi
