5. bölüm / 33
SAHRATesadüfün Masası
Bölümler 33Şu an: Tesadüfün Masası
- 1 Sahra Yolculuğu3.430 kelime
- 2 Tanıdık Bir Yüz5.421 kelime
- 3 Eve Bırakılan Yol3.664 kelime
- 4 Bir Aşılık An1.548 kelime
- 5 Tesadüfün Masası1.235 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Düşen Kahraman715 kelime
- 7 Tedavi Altında704 kelime
- 8 Beştaş1.201 kelime
- 9 Ölüm İçin Çalan Telefon801 kelime
- 10 Babam Mı Öldü?1.211 kelime
- 11 Sekiz Gün1.130 kelime
- 12 Soğuk Kan867 kelime
- 13 Kanlı El1.313 kelime
- 14 Serçe1.238 kelime
- 15 Üçüncü Günün Sabahı1.357 kelime
- 16 Neden Sakladın?2.079 kelime
- 17 Klinik2.066 kelime
- 18 Bileklik2.340 kelime
- 19 Komşu Kızı2.219 kelime
- 20 Son Bir Hafta1.287 kelime
- 21 Yeni Yıl Tiyatrosu3.011 kelime
- 22 Yeni Yılın İlk Günü2.031 kelime
- 23 Yeni Başlangıçlar1.854 kelime
- 24 Kötü Gece1.512 kelime
- 25 Kalbinde Değilim1.713 kelime
- 26 Kötü Kamp Günü2.062 kelime
- 27 Soğuk Takas2.253 kelime
- 28 Gün Sonu Haberi1.938 kelime
- 29 Aşıkların Son Vedası1.862 kelime
- 30 Yangın1.580 kelime
- 31 Yangın Sonrası Kalıntılar1.888 kelime
- 32 Doğum Günü3.751 kelime
- 33 Yeniden Mutluluk1.265 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Restoranın içi loş, sıcak bir ışık vardı. Masaların üzerinde şeffaf mum kapları yanıyor, camdan dışarı hafif rüzgar dalları oynatıyor. İçeride çatal bıçak sesleri, kahkaha kırıntıları. Ama iki masa arasında sessiz bir akım vardı.
Yusuf ve timinin oturduğu masanın hemen yanına oturmuştuk. Arada sadece küçük bir mesafe vardı. Bunu Berfin istemişti. Onların masasında Demiri görünce ona inat tam yanlarındaki masaya oturmak istedi.
Benim tam çaprazımda Yusuf oturuyordu. Onun yanında Demir, Benim yanımda ise Berfin vardı. Benim diğer yanımda yani onların masasında Yiğit vardı, Yağmurun çaprazındaydı Yiğit.
Hiç birimiz tek kelime etmiyorduk. Bakışlarım masanın üzerindeki su bardağına kaymıştı ama aklım orada değildi. Kafamı kaldırıp Yusuf'a baktığımda onunda bana baktığını görünce hemen kızlara döndüm.
Kızlar muhabbeti başlatmıştı bile. Konuşacak şeyler buluyorlardı. Berfin'e baktığımda Demire doğru baktığını gördüm. Bakışında nefret yoktu ama sanki onu tanımak istiyormuş gibi bakıyordu. Yağmura baktığımda o da ara sıra Yiğit'e bakıyordu daha sonra önüne dönüyordu.
Yusuf'a bakmak için onun olduğu masaya baktığım sırada garson geldi. "İçecek olarak ne alırsınız?" kızlar yemeği geldiğimiz ilk anda söylemişti şimdi ise içecek soruyorlar. Konuşmak için dudaklarımı araladım ama cümle çıkmadı. Çünkü o an yan masadan Yusuf'un sesi yükseldi.
"Onlara bizden içecek gönderilebilir mi?" garson onların masasına gitti. Yusuf bizim içeceklerimizi kendi seçecekti ve kendi ödeyecekti. Şaşırmıştım. Böyle bir jest beklemiyordum. İster istemez dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
Yusuf içecekleri söyledi ve garson içecekleri getirmek için gitti. Garson gittiği an Yusuf ile göz göze geldik. Bakışında en ufak bir duygu yoktu. Nefret olmasını beklemiyorum, istemiyorum da. Ama en azında ufak bir duygu istiyorum. İstediğim duygunun ne olduğunu bilmiyorum.
Hala Yusuf'a bakarken kulağıma Yağmurun sesi geldi. " Tamam ama ben hala anlamadım. Biri birine içecek yolluyor ise bunun bir anlamı vardır bence." Suyu elime aldım ve dudaklarıma yaklaştırdım ve içmeden önce konuştum. " Ne anlamı olacak? kibar bir davranış işte." suyu içtim.
Yağmur gözlerini devirmek yerine gözlerini kısarak bana baktı ve konuşmaya başladı. "Sen kibar davranış dediğinde genelde haklı çıkıyorsun. Ama yine de..."
Ne anlamı olabilirdi ki. Gözlerinin içi boş bakıyor. Öylesine yapmış gibi ya da dalga geçmek için.
Bu sırada Demir gülerek konuşmaya başladı. " Kibar davranış mı, Yusuf?" bizi duymuştu. Gerçi duymaması imkansızdı. Çok az mesafe vardı masalarımızın arasında. Yusuf başını kaldırmadan tabağının kenarını düzeltti ve bıkkın bir şekilde konuştu. "Gerektiğini düşündüm. Hepsi bu."
Gerektiğini düşünmüş. Böyle bir şeyin gerektiğini niye düşünmüş ki. Ne gerek vardı? O istemeden beni umutlandırıyordu. Umutlanmamam gerekiyor ama elde değil. Bana karşı böyle davranırken. Daha iki gün oldu ama benim içimde başlayan duygular beş yıl önce çiçek açmıştı.
Yağmur elindeki su şişesini yavaşça masaya bıraktı ve kısık bir sesle konuştu. " Bak adamın sesi bile düz konuşuyor. Ama içinde duygu var. Nasıl yapıyor bunu?" İstemeden güldüm. Sessiz bir gülüştü bu. Yusuf o an başını kaldırdı ve gülüşümü gördü. Gülüşüm ikimizin arasında havada kaldı.
"Yani bazen insanlar, sadece selam vermek için bile bir adım atıyor. Söyleyemediğini başka bir şeyle söylüyor." dedi Demir bir anda. Yusuf, Demirin sözünü kesmedi ama bakışları hala bana dönüktü. Demire inat Berfin lafa girdi. "Evet, bazen konuşmak gerekmiyor. İnsan bakınca anlıyor."
Yağmur anında bana "gördün mi bak" bakışı attı. Çok sakin bir sesle cevap verdim. "Bazı şeyler... Söylenmeden anlaşılır." Bu cümlem direkt Yusuf'a gitmiş gibi masanın üzerinden geçti. Yusuf'un yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Ne iddialı, ne gizli. Sadece yerini bulan bir şeyin gülümsemesi. "Öyle." dedi Yusuf. Demir kaşını kaldırdı. "Öyle"nin neye cevap olduğunu çok iyi biliyordu.
Ama bir cevabı yoktu. Cevapsız bir "Öyle"ydi ben sadece bir mesaj göndermek istemiştim. Aslında mesajında bir anlamı yoktu. Boş bir şey yapmıştım. Niye yaptım ki ben bunu? Yağmur konuşunca ona baktım. " Neyse, sonuç olarak biri içecek gönderiyorsa... bu ya kibarlıktır ya da... ilgidir."
Beren kaşlarını kaldırdı. "İlgi demek için çok erken." Yağmur bilmiş gibi konuşarak konuştu. "Ben erken konuşurum." Berfin güldü ben ise başımı iki yana salladım ve konuştum "Yağmurun ağzı torbasız. Filtresi yok."
Gülmüş gibi yapıp suyu yudumladım. Bu sırada yan masada bir muhabbet başladı. Çaktırmadan onları dinlemeye başladım. Yiğit'in yanındaki kumral ve sert gözüken adam konuşmaya başladı. "Bak şimdi... biz buraya bilerek gelmişiz gibi bir enerji var. Bu tesadüf değil gibi."
Yusuf başını iki yana salladı. "Tesadüf Hakan. Başka bir şey değil." Sesindeki çok ince esneklik dikkat çekecek cinsten. İkizlerden mavi gözlü olanı hemen lafa karıştı. "Tamam da sen içecek gönderdin. Normalde kimseye içecek göndermezsin." Yeşil gözlü iki onayladı. " Evet Tuna haklı. Hatta sen normalde gereksiz nezaketi sevmezsin." Yusuf hiç rahatsız olmadı. Hatta sakin bir şekilde konuştu. "Bazen... yapılması gereken şey yapılır."
Demir hızla konuştu. " Hıh işte bak! Bu cümle bile yeter. Bazen yapılması gereken yapılır. Çünkü karşı taraf bunu hak eder." Yusuf'un bakışı o an bana doğru kaydı ama çok sürmedi hemen önüne döndü. Yağmur kısık bir sesle elimi tuttu ve konuştu. "Gördün mü! Gördün!" Asla paniğe düşmedim. Su bardağını bıraktım, başımı hafifçe yana eğerek konuştum. "Evet görüyorum." Yağmur bozuldu." Nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun?" Sesim çok sakindi. İçimde ise zor saklanan bir gülümseme vardı. " Belki de saklamam gereken bir şey yoktur."
Bu cümle havada kaldı. Demir ise havada kaptı cümleyi. "Güzel cümle." Berfin şaşkınlıkla. "Biz mi konuştuk, onlar mı duydu yoksa bu evren mi böyle denk getirdi?" Yaren ilk defa masada konuştu. " Evren biraz fazla çaba sarf ediyor gibi." Yusuf'un masasında Tuna kahkaha attı."Bence masalar konuşuyor. İnsanlar arada kalmış. Dimi Altay." İkizine döndü. Altay gülerek ekledi. "Kesinlikle."
Gülümsememi daha fazla tutamadım. Omuzlarım çok minik bir hareketle rahatladı. Yusuf bu gülüşümü gördü. Bu sefer gözlerini kaçırmadı. Çok yumuşak bir sesle konuştu. "Afiyet olsun." Ben daha bir şey demeden Demir gülerek Yusuf'un omzuna vurdu ve konuştu. "O kadar aklın gitmiş ki kıza, yemeklerinin gelmediğinin farkında değilsin." İki masa arasında büyük bir kahkaha patladı. Gülerek bizimkilere döndüm. Onlarda gülüyordu. Yağmur ve Berfin'i aldatıldıklarından beri ilk defa böyle gülerken görüyorum. Yusuf'a döndüm oda gülüyordu.
***
Yemekler bitmişti. Çatal bıçak sesleri azalmaya başlamış, restorandaki kalabalık dağılmaya başlamıştı. Garson masaları toplarken ortam daha sakin, biraz daha geceye yakın bir hal almıştı.
Hesabı ödemek için elimi kaldırmıştım ki Yusuf da benle aynı anda elini kaldır. Garson şaşırdı. Hatta gülümsedi. "İki masa yine aynı anda. Güzel denk geldi."
Berfin koluma dirsek attı ve kısık bir sesle konuştu. " Evren yine sizin için uğraşıyor. İzin verelim mi?" Gözlerimi devirdim ama içim belli belirsiz gülümsedi. "Berfin sus." Fakat gülümsemesi susmadığını belli ediyordu.
Hesaplarımızı ödedik ve restorandan çıktık. Kapıya çıktığımda gece serinliği yüzüme çarptı. Karanlık değildi, sokak lambası sarıydı. Hava hafif soğuktu. Bizim arkamızdan Yusuflarda çıktı.Şansım öyle büyük ki bugün bir daha denk gelmez.
Deri ceketimin önünü kapatırken Yusuf tam yanımdaydı. Aramızda hiçbir konuşma geçmiyordu. Bu sırada fark ettim ki Hande timden tanımadığım biri ile konuşuyordu. Aslında çoğu kişi birbiri ile konuşuyordu sadece ben ve Yusuf konuşmuyoruz.
Hande bana döndü ve "Bu arada yarın Pusu Timi göreve gidiyor. Yani bugün vedalaşın. Çünkü uzun sürebilirmiş görev." Özellikle bana baktı göz kırptı. Ben Yusuf ile konuşmak yerine Yaren ve Beren'e döndüm. "O zaman siz şimdi onlar ile gidiyorsunuz galiba?" Beren ve Yaren başını salladı.
Hande yanındaki adam ile sarıldı ve bize döndü. Bana hadi der gibi başını salladı. Ben ne yapacağımı düşünürken Yusuf önüme geçti. "Ben yarın gideceğim Handenin dediği gibi. Eğer vedalaşmak istersen."
Başımı salladığımda Yusuf elini uzattı. Ben ise onu şaşırtarak sarıldım. Sadece onu değil kendimide şaşırmıştım ve şu an utançtan geberiyorum. Yusuf'un kollarını belimde hissettiğimde gerildim.
Geri çekilip gülümsedim. "O zaman görüşürüz. Hayırlı görevler." dedim ve hemen kızların yanına gittim. Berfin'in cebinden arabanın anahtarını aldım ve arabaya bindim. Utancımdan geberiyorum. Yusuf'a baktım ve sırıttığını gördüm.
Sanırım hayatımda bu kadar uyanmamıştım. Ama o kadar yumuşak sarışmıştıki. Kuş gibi hissettirdi bana. Bu anı asla unutamam...
Bölüm etkileşimi
