SAHRA kitap kapağı

2. bölüm / 33

SAHRA

Tanıdık Bir Yüz

Vaveyla Yazarı: Sümeyye Daşdemir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Tanıdık Bir Yüz

Günümüz 2025

Zaman o kadar hızlı geçiyordu ki o patlamanın üstünden beş yıl geçmişti ama hâlâ benim üstümden geçememişti. Bana çarpmıştı ve asla gitmiyordu. Acısı hâlâ ilk gün kigibi yerinde. Acısı o kadar büyüktü ki ne yapsam azalmıyor.

O patlamadan sonra resmen hayatım tepe taklak oldu. O patlamadan sonra Bolu’ya beni geri götürdüklerinde dört ay komada kaldım. 15 Ağustos da başladı ve dört ay sürdü. O dört ay gözümü hiç açamadım ama acısını her an hissettim.

O patlama benden çok şey aldı. En çok istediğim şeyi, hayalimi benden aldı. Anneliğimi aldı benden. Artık anne olamayacağım. Rahmim parçalandı o patlamada ve zorunlu olarak rahmimi almak zorunda kaldılar. Rahmimi alarak aslında beni de aldılar. Ben çok istiyordum ama artık olamaz. İmkânsız.

O zaman sevgilimde vardı, artık yok. Ona yıl sonu çocuğumun olamayacağını söylemiştim.Aslında söylemek istemiyordum ama ağzımdan kaçırmıştım. Oda o gün benden ayrılmıştı. İyi ki ayrılmıştı. Zaten zar zor hayatımı bir düzene soktum, bir de onunla uğraşamazdım.

Beş yıl önceki o yaralı asker. Ona verdiğim söz. Aklıma geldikçe üzülüyorum. Babasına verecektim mektubu, Kars da köyde yaşıyormuş, veremedim. Onun ne halde olduğunu bile bilmiyorum. Zaten babasını da bulamazdım. Orada kaç köy var kim bilir. Okadar köy arasından onun babasını bulamazdım.

Arada oturup okuyorum ve gözyaşlarımı tutamıyorum. Biliyorum okumamam gerekiyor, başkasının özeli ama kendimi tutamadım. Onun isimliğini de atmadım. Bir kutuya koydum ve ikisine de sakladım. O gün ile ilgili her şeyi kutuya koydum, o gün giydiğim kıyafeti bile. Soy adı Akcan hiç unutamıyorum, her saniye aklımda.

Yüzünü bile en küçük detayına kadar hatırlıyorum. Siyah hafif çıkmış sakalı, siyah saçları ve orman gibi olan yeşil gözleri. O an dikkat etmemiştim ama şimdi hatırlayınca karizmatik. Zaten o an onu düşünmek imkânsız bir şey. Onun resmini çizmiştim hastanede.Oda kutuda.

Nöbetim yeni bitti ve çok yorgunum. Bir an önce eve gidip uyumak istiyorum. Eşyalarımı toplayıp çantama koydum, montumu da giyip odadan çıktım. Koridora yürürken bana doğru hızla gelen stajyer hemşireyi gördüm. Yanıma gelip karşıma geçti ve nefes nefese konuşmaya başladı.

“Nilüfer abla, Olcay Bey seni çağırıyor. Sana çok önemli bir haber verecekmiş. ‘Hemen gelsin’dedi.”

“Tamam ben şimdi giderim yanına. Söylediğin için teşekkür ederim.”
Gülümseyip tekrar yürümeye başladım. Bu sefer üst kata doğru yol aldım. Olcay beyin odasına doğru. Bu sefer ne diyecek acaba. Her gün bana farklı bir haber veriyor resmen. Bu sefer ne diyecek merak ediyorum.
Görüş açıma Olcay beyin odası girince daha da hızlandım. Kapının önünde durdum, derin birnefes alıp kapıyı çaldım ve girdim odaya.
“Olcay Bey?”

“Gel Nilüfer,otur şöyle.”

Hemen masasının önündeki sandalyeye oturdum ve tekrar konuşmaya başladım.

“Ne için beni çağırmıştınız Olcay Bey?”

“Nilüfer, hatırlıyor musun, bir buçuk ay önce tayin istemiştin?”

“Evet, Olcay Bey hatırlıyorum. Çıktı mı yoksa?”

“Evet, Nilüfer çıktı ama senin için sıkıntı olur mu bilemiyorum.” Kaşlarımı çattım. Benim için neden sıkıntı olsun ki?

“Neden ki?Nereye çıktı? Sıkıntılı bir yer mi?” Soruları art arta dizdim.

“Nilüfer,Şırnak çıktı ve askeriye.”

“Sıkıntı değil benim için. Ben giderim.”

“Nilüfer, sınır bölgesine yakın. Sen istersin de ailen ister mi?”

“Olcay Bey ben yirmi sekiz yaşındayım. Kendi kararlarımı verebilirim. Bunun için ailemden izin almama gerek yok. Gitmek istiyorum ve gideceğim.”

“Nilüfer, emin misin? Sen ailen ile konuş bana haber ver.”

“Tamam ama sadece söyleyeceğim izin almayacağım. Görüşürüz, Olcay Bey.”
Başını salladı ve bende ayağa kalkıp odadan çıktım. Çıkışa doğru giderken aklım düşünceler ile doldu. Ben oraya gideceğim. Ben kabul ediyorsam ailemde kabul etmek zorunda. Annemin kabulleneceğini düşünmüyorum ama neyse. Zaten orada tek olmayacağım ki. Berfin ve Yağmur olacak orada. Onlar orada yaşıyor. İki yıl önce oraya taşındılar.
Olcay beyin öyle düşünme sebebi beş yıl önce savaş zamanı bomba sebebiyle ağır yaralandığım için büyük ihtimalle, ailemin izin vermeyeceğini düşünüyor. Ama ben sonuca bakarım, sonuç olarak ben istiyor muyum? Evet, o zaman başka bir sıkıntı kalmamıştır.

Ailemin düşüncesin saygı duyarım evet ama ben Şırnak’a gidiyorum.
Dışarı çıktığımda yağmur yağıyordu. Sonbaharda oldukça yağmur yağıyor. Bir süre taksi bekledim ama gelmeyince bende yürümeye karar verdim. Aradan beş yıl geçti ama hâlâ kendime bir araba alamadım. Aslında alma gibi bir düşüncemde yok.

Hava çok soğuk.Donmak üzereyim resmen. Saçlarım ve kıyafetlerim sırılsıklam oldu. Bir an önce eve gitmek istiyorum. Bir an önce eve gitmezsem burada donarak öleceğim.

Evi gördüğümde resmen koşmaya başladım. Hızla dış kapıdan içeri girdim ve bahçeyi geçip kapıyı çalmaya başladım. Anahtarımı evde unutmuştum. Bir an önce açsınlar şu kapıyı. Kısa bir süre sonra annem kapıyı açınca onun soruları ile karşı karşıya kaldım.

“Kızım bu halin ne? Ne oldu? Neden bu kadar geç kaldın?”

“Anne bana hiçbir şey sorma. Donuyorum.” Sorularını cevapsız bırakarak odama koştum. Odama girer girmez çantamı yere fırlattım ve montumu çıkardım. Dolabımdan kazak ve kalın bir pijama alıp giyinmeye başladım. Giydiğimde birazda olsun ısındım.Ellerim hâlâ üşüdüğü için peteğin yanına gidip ellerimi peteğe yaslayıp ısıtmaya başladım.

Ellerim yeterince ısınınca odamdan çıktım ve tuvalete gittim. Ellerimi ve yüzümü yıkayıp tuvaletten çıktım. Odama geri gidiyordum ancak annem seslenince olduğum yerde durup anneme döndüm.

“Nilüfer kızım gel yemek yiyoruz.”
Başımı salladım ve salona doğru yürümeye başladım. Salona geldiğim gibi yemek masasına oturup yemeğimi yemeye başladım. Yemeğimi yerken anneme Şırnak’a gideceğimi nasıl söyleyeceğimi düşünmeye başladım. Aslında nasıl söylersem söyleyeyim sinirlenecek ve kabul etmeyecek ama yapacak bir şey yok ben gitmeyi çoktan kabul ettim.

Dank diye hemen söyleyip bitirsem nasıl olur? Evet, bunu yapacağım hemen söyleyip konuyu kapatacağım. Derin bir nefes alıp hemen konuşmaya başladım.

“Ben gidiyorum.” İçime çektiğim nefesi geri verdim.

Bir anda konuşup böyle bir şey deyince hepsi Kızım orası çok uzak değil mi? Sen yapamazsın oralarda.”

“Anneciğim neden yapamam? Gayet de yaparım.”
“Kızım senin orada kimsen yok. Nerede kalacaksın?”

“Anne unuttun mu? Yağmur ve Berfin de orada. İki yıl önce oraya gittiler ya. Ben onlar ile kalırım.”

“Kızım tamam onlar orada ama Yağmur veteriner o gidip orada sınırda hayvan iyileştirmiyorki.”

“Anne ona bakarsan Berfin de doktor, oda orada yaşıyor.”

“Ama Berfin askeriyede değil, normal hastanede.”
bir anda dondu.Ablam şaşkın bir yüz ifadesi ile ilk konuşan kişi oldu.

“Anlamadım tam olarak nereye gidiyorsun?”

“Şırnak’agidiyorum. Bir buçuk ay önce tayinimi istemiştim ve bugün çıktı. Şırnak’ta bir askeriyeye çıktı ve bende kabul ettim.”

Annem gideceğimi duyunca hemen üzüldü, yüzünden anlaşılıyor ne kadar üzüldüğü. Ve tabii ki gitmemem için hemen itiraza geçti.

“Askeriye olmaz.”

“Anlamadım askeriyede olunca ne değişiyor anne?”

“Kızım sen orada yapamazsın. Gitmeyeceksin o kadar.”

“Anne yalnız sen benim sorularıma cevap vermiyorsun. Ayrıca gideceğim ve hiçbiriniz bana karışmayacaksınız. Ben size haber vermeye geldim. İzin almaya değil.”
Masadan kalkıp odama doğru gittim. Odama girince kapıyı kapatıp telefonumu aldım ve Olcay beye yazmaya başladım. Gideceğimi yazıp hemen bavulumu çıkardım ve gerekli olan eşyalarımı, kıyafetlerimi bavula yerleştirmeye başladım. Hepsini teker teker yerleştirip bavulumu kapattım ve kapının kenarına koydum.

Telefonumu aldığımda Olcay beyin mesajını gördüm. Yarın gideceğimin haberini veriyordu.Mutlu bir şekilde Olcay beye cevabımı yazarken odamın kapısı sertçe açıldı veiçeriye annem girdi.

Odama girip hiçbir şey demeden bavulumu gördüğü anda açıp içine yerleştirdiğim kıyafetleri çıkartmaya başladı. Ben ne olduğunu anlamadan annem bavulumu dağıtmıştı. Hemen ayağa kalkıp annemin kolunu tutup durdurmaya çalıştım.
“Anne dur! Neyapıyorsun!”

Annem dediklerimi dinlemeden eşyaları dağıtmaya devam etti. Artık durması gerekiyordu.

“Anne dururmusun artık!”

Kolumdan tutup itti ve sinirle konuşmaya başladı.
“Sana sormadım, Nilüfer! Aynı senin de bize sormadığın gibi!”

Durmuyordu,hiçbir şekilde durmak bilmiyordu. Onun bana karşı geldiği gibi bende ona karşı gelmeye başladım.

“Anne dur artık! Ben gidiyorum!”

“Hayır gitmiyorsun Nilüfer!” Diyerek bana karşı çıktı.

“Anne beni rahat bırak! Yirmi sekiz yaşına geldim ve sizden izin almayacak yaştayım.”Dediğimde annem dönüp bana öyle bir tokat attı ki başım yana düştü. Gerçekten çok acımıştı ve annemin bana tokat atacağını hiç düşünmemiştim.

Annemin elinde anahtar ile odadan çıktığını görünce hemen yanına gittim ve gözümden akan yaşlar ile konuşmaya daha doğrusu yalvarmaya başladım.

“Anne beni anlamıyorsun. Buradan gitmeye ihtiyacım var.” Ağlamaya başlamıştım. Gerçekten buradan gitmeye ihtiyacım var. Artık burada yapamıyorum. Annem tabii ki bana karşı çıktı.

“Hayır buradan gitmeye ihtiyacın yok Nilüfer.” Daha da çok ağlamaya başladım.

“Anne beni neden anlamıyorsun? Burada yapamıyorum artık. Nefes almıyorum. Beni de anla lütfen anne. Ben artık burada yaşayamıyorum.
”
Annem beni hiç dinlemeden kolumdan tuttu ve beni sertçe çekerek odama götürdü. Beni resmen odaya atıp odadan çıktı ve kapımı kilitledi. Hemen kapıya koştum. Kapıya vurarak yalvarmaya başladım.
“Anne ne olur aç kapıyı!” Cevap gelmedi.

“Anne aç kapıyı!” Yine cevap yok.

“Anne yalvarırım aç kapıyı!” Yine cevap gelmedi ve hiç gelmeyecek. Burada kaldım.

Kapıya yaslanıp ağlamaya başladım. Arada kapıya vuruyordum yavaş bir şekilde. Buradan çıkmamlazım ama annem bırakmıyor. Kendi kendime ağlayarak söylenemeye başladım.
“Anne...”

“Aç kapıyı anne...”

“Ne olur aç şu kapıyı anne...”
Annemin kapıyı açmayacağını anlayınca sırtımı kapıya yasladım. Buradan çıkmam lazım ama nasıl çıkacağım. Etrafa bakınca bavulumdan çıkan ve odamı dağıtan kıyafetlerimi gördüm. Odamın her yanında kıyafetlerim vardı. Yavaşça ayağa kalkıp odamdaki kıyafetleri toplamaya başladım. Bütün kıyafetlerimi toplayıp bavulumun yanına koydum.

Hepsini teker teker katlayıp bavula yerleştirmeye başladım. Hepsini yerleştirip bavulumu kapattım ve geri kapının yanına koydum. Yatağıma gidip telefonumu aldım ve masamın üstüne koyup geri yatağa döndüm.

Yatağıma dönüp yatağıma uzandım. Ağlamaya devam ediyordum ve ağlamaktan başıma ağrılar girmişti.Ağrılar ve gözyaşları içinde yavaş yavaş uykuya daldım.

***

Kapımın çalınmasının sesi ile gözlerimi araladım. Yavaşça ayağa kalkıp kapıya doğru gittim. Kapıyı açmayı denedim ve açılınca şaşıra kaldım. Kapı kilitli değildi.Kapıyı açtığımda tekerlekli sandalyede oturan babamı gördüm. Elinde odamın anahtarı vardı. Kapımı babam açmıştı. Hemen eğilip babamın ellerini tuttum.

“Baba sen mi açtın kapıyı?” Onun açtığını biliyorum ama nedense sorma ihtiyacı duydum.Babamın gözleri dolmuştu ve gözünden bir yaş aktığında konuşmaya başladı.

“Kızım sen gitmek istiyorsan var git. Belli ki burada yapamıyorsun.”
Bende ağlamaya başlamıştım.

“Çok teşekkür ederim baba. Ne yapsam hakkını ödeyemem baba. Ama yine de ben gitmeden benden istediğin bir şey var mı onu yapayım?”

Babam daha daçok ağlayarak konuşmaya başladı.
“Gitmeden beni son defa öpsen yeter.” Dediğinde güldüm ve yanaklarından öptüm. Ben yanaklarından öpünce babamda gülerek konuştu.

“Gel bende öpeyim. Son kez...” Babam sanki ölecekmiş gibi konuşuyordu. Bu çok saçma.

“Baba niye ölecekmiş gibi konuşuyorsun. Ben yine geleceğim. Yine öpeceğim seni, sen merak etme.”

“Tamam git hadi geç kalma.”

Hızla koşarak odama gittim. Montumu giydim ve telefonumu cebime koyup odadan çıktım. Üstümü değişmeye vaktim yok, zaten daha da geç kalırsam uçağı kaçıracağım. Bavulumu alıp odamdan çıktım. Odamdan çıkınca babamın kendi odasına gittiğini gördüm.Annem fark etmeden hızlıca evden çıktım.

Hemen yoldan bir taksi çevirip bindim. Parayı uzatıp gideceğim yeri söyledim ve cebimden telefonu çıkartıp Yağmur’a yazmaya başladım.

Pişt Deterjan baksana
Anında baktı.

Deterjan: Ne var lan Nane. Bugün
yanınıza geliyorum. Temelli.

Deterjan: Ciddi misin Nilüfer?

Evet, hem de fazlasıyla ciddiyim
.
Deterjan: Ne zaman geliyorsun.Hazırlık yapalım.

Şu an taksideyim.Havalimanına gidiyorum.
Herhalde dört saate kadar gelirim. Ben zaten
Uçak inmeden sizeyazarım.

Deterjan: Tamam o zaman. Ben hemen Berfin’e haber vereyim.

Yağmur hiçbir zaman mutluluğunu veya heyecanını mesajdan gösterebilen biri olmadı.
Yağmur ile konuşurken fark etmemiştim ama havalimanına varmıştık. Arabadan indim ve havalimanına girdim. Bilet kontrolünden geçip hızla uçağa bindim. Uçak kalkmak üzereydi ve son anda yetişmiştim.

Koltuğumu bulduğum gibi oturdum. Komadan çıktığım andan beri bu şehirden gitmek istiyorum ve şimdi nasip oldu. Aslında sadece istiyordum, gideceğime dair hiç kesin birkararım olmamıştı. Sonunda buradan kurtuluyorum. Komadan ilk çıktığım andan beri buradan gitmek istiyorum. Ancak ailemin nasıl bir tepki vereceğini düşünüyordum. Gördüm. En beklemediğim tepki babamdan geldi. Ben pek izin vereceğini düşünmemiştim ama tek kabul eden oydu.

Beklediğimdende büyük tepki veren kişi ise annemdi. Çok fazla tepki vermişti. Tokat atmıştı bana. Bu yaşıma kadar bana bir kez bile elini kaldırmayan annem bana tokat atmıştı. Ama sıkıntı değildi, anne sonuçta ona bir şey diyemem.

Oda korkuyor. İlk defa beş yıl önce onlardan uzak bir yere gittim ve döndüğümde komaya girdim. Annelik duygusu bastırıyor onda. Askeriye ve sınır bölgesi olduğu için bana herhangi bir şey olacağından korkuyor. Bana tokat atmıştı vebeni odama kilitlemişti. Babam beni odamdan çıkardığı için şu an kavga ettiklerine adım gibi eminim.

Ailemi seviyorum ama artık her gün olan kavgalar hoşuma gitmiyor. Annem ile babamın habire kavga etmesi beni bıktırdı artık. En küçük şeye bile kavga ediyorlar.Abim ve ablam evde olmadığı için onların haberi yok tabii. Ablam zaten evlinereden haberi olsun? Abimde neredeyse günün yarısını nişanlısı ile geçiriyor.Hastanede olmadığım günlerin hepsinde onların kavgalarını duyuyorum.

Uçak çoktan kalkmıştı. Birkaç saate Şırnak’a varırım herhalde. Yağmur ve Berfin de nasıl heyecanlanmışlardır şimdi. Onları o kadar özledim ki, hiçbir şekilde ifade edemem. İki yıl önce ikisi beraber gitti. Berfin’in tayini çıkmışt ıoraya. Normalde üçümüz gidecektik ama benim annem izin vermeyince onlar ikikişi gitmek zorunda kaldılar.

Onlarla beraber üniversite okumuştuk. Üniversitede tanıştık. O zaman ben yirmi yaşındaydım.Sekiz yıl oldu. Beraber üniversiteyi bitirdik ve hayatımızın geri kalanını beraber geçirmeye yemin ettik. O zamandan beri hep arkadaşız. Artıkarkadaşlıktan bile öte. Kardeş gibiyiz artık. Onlar gibisi zor bulunur. İkiside çok iyi insanlar. Üçümüzün de karakteri farklı ama beraber olunca gayet iyi anlaşıyoruz.

Oraya gidince yeni bir hayata başlayacağım, kendime yeni tertemiz bir sayfa açacağım.Sıkıntısız yeni ve güzel geçen bir hayat istiyorum.

Eşyalarımı bavula koyarken ilk başta yerleştirdiğim o kutuydu. O kutuyu ömrüm boyunca kaybetmeyeceğim. Bir ateşin tam ortasında bile olsa gidip alacağım. O kutuda önemli şeyler var. O yaralı askerin babasına yazdığı mektubu ve isimliği var.Bir de benim çizdiğim resim. Onun yüzünü hatırladığım kadarıyla çizmiştim.

Onun yüzü hiç aklımdan çıkmadı. Oda çıkmadı aklımdan. Şimdi ne yapıyor bilmiyorum.Öldü mü yoksa yaşıyor mu, haberim yok. Gün içinde onu unutsam gece uykumda rüyalarıma girerek kendini bana hatırlatıyor. Şu an ne yaptığını çok merakediyorum. Onun ile tekrar karşılaşabilmek için her şeyi yapabilirim. Keşke onutekrar görebilsem.

Yani şöyle bir düşünüyorum, insan hiç tanımadığı, hayatında sadece bir defa gördüğü birini özler mi? Özlermiş. Ben hayatımda bir defa gördüğüm o askeri çok özlüyorum ve çok merak ediyorum. Onun o yeşil gözlerini tekrar görmek isterdim.Acaba oda benim kahve gözlerimi tekrar görmek istiyor mudur? Acaba oda beni düşünüyor mudur? Gerçi neden düşünsün ki? Kimse benim gibi hayatında bir defa gördüğü birini özlemez veya düşünmez. Ama ben düşünüyorum. İşte bu yüzden yakıyorum kendimi. Ben ne kadar düşünürsem o kadar yanıyorum.

Onun babasına yazdığı mektubu babasına veremediğim için kendimi çok suçlu hissediyorum. Ama ona ne olduğu ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Bu şekilde nasıl verebilirim babasına mektubu?

Ben o patlamada komaya girdiysem onu düşünemiyorum. O göğsünden vurulmuştu. Kurşunu başka bir doktor ile çıkarmıştık ama hemen ardından bomba atılmıştı hastaneye.O bomba ona nasıl zarar vermiştir. Umarım bana verdiği kadar zarar vermemiştir.

Kendimden daha çok tanımadığım birini düşünüyorum resmen.

Kendimi çok fazla es geçiyorum ama bunu o an yaşanırken fark etmiyorum, o an bitiyor ondan sonra fark ediyorum ve genelde hep pişman oluyorum. Bazı insanlar ilearam bozulmasın diye yaptıklarına susuyorum ama daha sonra onlar beni hayatlarından çıkartıyorlar. Ben insanları anlayamıyorum.

Kendilerine yapılmasını istemedikleri şeyi başkasına yapıyorlar ve o şey kendilerineyapıldı mı kıyameti koparıyorlar.

Kopardıkları kıyamette hep başkalarına geliyor. Kendileri yara almıyor. Başkaları alıyor yarayı. Yarayı alanlardan biri de benim. Lise zamanımda çok fazla bu şekilde olay yaşadım. Lise öncesi zaten beterdi. Liseden sonra daha da beter oldu. Ama Berfin ve Yağmur ile tanışınca resmen iyi bir hayat yaşamaya başladım. O kadar kötü değildi hayatım ama arkadaşlıklarım kötüydü.

Uçak inişe geçmeden hemen önce telefonumu çıkartıp Yağmur’a yazmaya başladım.

Deterjan uçakinişe geçti, hazır olun :)

Deterjan:Bizde şimdi geldik.
Asıl sen hazır ol Nane :)

Güldüm.O ikisi bana ‘Nane’ diyor bense Yağmura ‘Deterjan’, Berfin’e ise ‘Disko topu’diyorum. Çünkü Yağmur adı ile marka benzetmesi yapıyorum, Berfin ise çok süslü biri olduğu için öyle diyorum.

Uçak inince yavaşça ayağa kalktım ve çıkışa doğru ilerledim. Dışarı çıktığımda hava aydınlıktı, büyük ihtimalle öğle vaktiydi. Hava burada da soğuk. Ekimi nortasındayız tabii soğuk olacak. Ama ben üşümeyi sevmiyorum. Kış mevsimini sevip üşümeyi sevmeyen bir insanım.
Berfinve Yağmur’u görünce hızla onlara doğru koşmaya başladım. Onların yanına gidip sımsıkı sarıldım. O kadar çok özledim ki onları. Gün boyu onlara sarılsam yine bitmez. Sarılmayı bıraktığımızda ilk konuşan kişi Berfin oldu

“Hangi rüzgâr seni buraya attı bakalım nane?”

“Ben bir ay önce tayinimi istemiştim, dün çıktı. Bende hemen geldim.” Diyerek kısa bir açıklama yaptım.

“Nebahat abla nasıl izin verdi peki buna?” Diye bir soru sordu Yağmur.

“Valla hiç kolay olmadı. Sormadım zaten ona ama o kıyameti koparttı evde.” “Anlatsana.”Dedi Berfin merak içinde. Bende hemen anlatmaya başladım.

“Biz evde yemek yiyorduk bende dank diye söyledim bunlara. Önce hepsi bir sus pus oldu.”

“Araba şurada.” Diyerek lafımı böldü Yağmur. Kısa bir şekilde anlatmaya devam ettim.

“Annem istemedi tabii ama bende gelmek istedim. Odama gidip bavulumu falan hazırlamıştım.” Arabanın arka koltuğuna oturduğumda konuşmaya devam ettim.

“Yatağıma oturmuştum, annem bir anda odaya girip bavulumu falan dağıttı ben karşı çıkınca bana tokat attı.” Bunu söyleyince ikisinin de ağzı açık kaldı. Dudaklarımı birbirine bastırıp yavaşça başımı salladım.

“Evet, daha sonra beni odama kilitleyip gitti. Bende eşyalarımı tekrar toplayıp uyudum. Sabah uyandığımda babam kapımı açmıştı. Bende hemen çıktım evden.” Mutluluktan uzak bir şekilde güldüm. “Şu an evde kavga ettiklerine eminim.” Tekrar güldüm.

“Nane,şimdi mutlu olma zamanı. Tekrar beraberiz. Üzüntüye yer yok artık.” Dedi Yağmur beni teselli etmek ister gibi. Benim teselliye ihtiyacım yok ki. “Artık sadece güleceğiz.” Dedi Berfin de. Güldüm. Bu gerçek bir mutluluktan gelen gülüştü.

“Sana tayin neresi çıktı. Hangi hastane.”
“Hastane değil ki. Askeriye çıktı.” Dedim.

“O zaman kendine bir asker manita yaparsın.” Dedi Yağmur.

“Oha Deterjan dur da daha gitmedum bile. Gidince düşinuruz.” Dedim gülerek.

“Hemende şiveye gir zaten.” Diyerek güldü Berfin. Eve az kalmıştır herhalde diyedüşünüyorum. Çünkü çok acıktım. Sabah kahvaltısı bile yapamadım!

“Onu bunu boş verinde eve varmamıza ne kadar kaldı? Açlıktan öleceğim şimdi burada.” Diyerek açlığımı dile getirdim. Yağmur hemen konuşmaya başladı.

“Sen büyüdün de acıktın mı sen?” Diyerek benle dalga geçti.

“Senden büyüğüm bir kere ben.” Hemen karşılık verdim ama tabii ki oda durmadı.

“Sadece bir ay büyüksün!”

“Olabilir,bir ay bir aydır. Sonuç olarak büyük müyüm? Büyüğüm. Daha erken doğsaydın ben ne yapayım?”

“Aralık ayında doğmak benim suçum değil.”

“Dedim ya, erken doğsaydın.”

“Çok pardon annem erken doğuramamış, Nilüfer abla.” Dediğinde güldüm.

Onu daha da sinir etmek için üzerine gittim. “Ha şöyle, abla diyeceksin.” Bunu demem iledaha çok sinirlenip şikâyet eder gibi Berfin’e döndü.

“Ben bunu döverim he!”

“Ablana karşı saygılı ol. Hiç öyle denir mi ablaya? Çok ayıp, yeni nesil nereye doğru gidiyor böyle?” Dediğimde Berfin güldü, Yağmur ise kolunu arkaya uzatarak banavurmaya çalıştı.

“Hiç ablaya el kalkar mı ama?” Dediğimde Berfin gülüşünün arasından konuştu.

“Tamam yeter başlamayın yine!”

“Ben bunu dövmeden durmayacağım!” Dedi Yağmur, Berfin’in dediklerini duymamış gibi.Berfin, Yağmur’u çekerek zorla koltuğa oturttu.

“Lan yeter durun!”

“Tamam,sus sende! Bize ne karışıyorsun!” Diye bağırınca Yağmur bende hemen onakatıldım.

“Evet, ne karışıyorsun? Biz böyle mutluyuz!” Dediğimde Yağmur elimi tutarak Berfin’in gözüne soktu ellerimizi. Berfin de isyan eder gibi konuşmaya başladı.

“Bunun suçlusu nasıl ben oldum! Allah’ım benim suçum neydi de bu iki deliyi gönderdin bana!” Diye bağırınca Yağmur ile ikimiz kahkahalara boğulduk.
Yağmur ile el ele verip Berfin’i çıldırtmaya bayılıyorum. Bunu çok özlemişim.

Araba durunca kapıyı açtım ve ilk kendim çıkıp sonra bavulumu çıkardım. Yağmur kapıyı açmaya gittiği binayı izlemeye başladım. Çok uzun bir bina değildi. Hemen Yağmur’un arkasından gittim ve binaya girdim. Benim arkamdan Berfin geldi.Girişin bir üst katına çıktığımızda Yağmur evin kapısını açıp içeri girdi.Bende içeri girdim ve montumu çıkartıp astım. Tuvaleti bulup ilk önce tuvalete gittim.

Elimi yüzümü yıkayıp tuvaletten çıktım. Kızların arkasından salona gittim ve koltuğa oturdum. Ev sıcaktı, hemen ısındım. Ev sıcak olmasa bile biz beraber olunca ısınmanın bir yolunu buluruz.

“Yemeği getirinde bir güzel yiyeyim.” Dediğimde Yağmur hemen kaşlarını çattı.

“Kölen miyiz biz senin? Kalk kendin al.” Dedi.

“Ben uzun yoldan geldim, yorgunum. Ablanıza yardım etseniz ölmezsiniz.”

“Paşama bak hele. Sen ona yardım değil de hizmet de istersen. Ayaklarını da yıkayalımmı kraliçem? İster misiniz?” Dedi Berfin. Gülerek konuşmaya başladım.

“Valla çok iyi olur biliyor musun?” Dedim. İkisi de başını iki yana salladı.
“Ya saat olmuş üç, biraz yemek yiyip uyurum zaten. Ne olacak getirseniz? Ama ben anladım, siz beni sevmiyorsunuz.” Dedim duygu sömürüsü yaparak. “Öyle olsun.”Deyip ayağa kalktım ve mutfağa gittim. Mutfakta hazırlanan yemekleri gördüm.Sarma, börek, makarna salatası ve çorba yapmışlar. Tamda sevdiğim yemekleri yapmışlar. Küçük bir tabağa sarma ve makarna salatası koydum ve çatal kaşıkalıp salona geri döndüm.

Koltuğa tekrar oturup yemeği yemeye başladım. İkisi oturup dizi açmışlardı. Açtıkları dizi ise The Vampire Diaries. Ben önceden başlamıştım bu diziye. Ben beşinci sezondayım onlar daha ilk sezonda.

Yemek yerken susadığımı hissettim. Şimdi bunlara söylesem getirmezler. O zaman bende getirmelerini sağlarım. Sanki yemek boğazımda kalmış gibi rol yaparak öksürmeye başladım. Diziyi izlemeyi bırakarak hemen yanıma koştular. Öksürürken aynızamanda göğüs kafesime vurmaya başladım daha inandırıcı olsun diye.

“Lan kızın boğazında kaldı koş su getir!” Diye bağırdı Berfin. Yağmur hemen mutfağakoştu. Bu sırada Berfin sırtıma vuruyordu.

“Gitmiyor mu Nane?” Dediğinde başımıiki yana salladım. Yağmur koşarak geldi elinde su vardı. Hemen bana uzattı suyu.

“İç!” Dedi. Bardağı alıp içmeye başladım. Rahatladım. Susuzluğumu giderdim. “Oh valla çok susamıştım, eyvallah.” Dediğimde ikisi de şok oldu.

“Ne?” Dedim hiçbir şey yapmamış gibi.

“Boğazına yemek kaçmamış mıydı?” Diye sordu Berfin.

Başımı imi yana salladım. “Sadece susamıştım ve istesem getirmezdiniz.” Diye açıkladım. Yağmur anında vurmaya başladı. “Bak seni harbi gebertirim!”

“Birşey yapmadım ki.” Dedim masumca.

Berfinde Yağmur’a katılıp bana vurmaya başladı. “Yapmadın mı? Emin misin!” Diye bağırdı.

Ağlar gibi rol yapmaya başladım. “Ama siz benim üstüme çok geliyorsunuz.”

“Bi de ağlıyor musun? Ağla, delirttin beni!” Diye bağırdı Yağmur. Gerçekten delirtmiştim onları. Özellikle Yağmur’u. Bu kadar yeter diye düşündüm ve dile getirmeye başladım, gülerek.
“Tamam, tamam yeter. Daha fazla bir şey yapmayacağım.”

“Allah’a şükür.” Dedi Yağmur. Daha çok güldüm.

Onlarda oturdukları yere geri dönünce beraber diziyi izlemeye devam ettik. Ancak ben konuşmadan duramadım. “Siz daha burada mısınız? Ben beşinci sezona geçtim.”

“Tamam sus spoiler verme sakın.” Yağmur spoiler vermemden nefret ediyor ancak ben spoiler vermeyi çok seviyorum. Onun ile aynı şeyi izlerken ben kendimi tutuyorum ama en sonunda o spoilerı veriyorum. Yağmur da bana sinir oluyor.İşte bu hoşuma gidiyor.

“Lexi’yiçok seviyorum ya. Çok güçlü bir vampir.” Dedi Yağmur.

“Lexi ölüyor, Demon öldürüyor.” Dediğimde o kadar hızlı bana döndü ki gözlerindeki o siniri gördüm.

“Nane, daha bir saniye önce ne dedim ben sana? Niye söylüyorsunki? Hem ben seviyordum Lexi’yi. Ölmesin ya.”

“Ne yapsınlar 2009 da çekilen filmi baştan mı çeksinler?” Dedim.

“Çeksinler ne olacak ki?” Dedi Yağmur üzülerek.

“Bir karaktere mi üzülüyorsun gerçekten?” Dedi Berfin şaşırmış bir ses ile.

“Evet,üzülüyorum ne olacak? Beni bu konuda bir tek Nane anlar tamam mı? Sen anlamazsın ben.”

“Evet çünkü böyle şeylere sadece sizin gibi mallar ağlıyor.”

“Biz çok bağlanıyoruz tamam mı? O kadar çok seviyoruz ki ölümüne ağlıyoruz. Sen anlamazsın bizi Disko topu.” Dedim savunmaya geçerek.

“Neye ağlarsanız ağlayın. Umurumda değilsiniz.” Diyerek bizle konuşmayı bırakıp diziyi izlemeye devam etti Berfin. Ben ve Yağmur da alttan alttan güldük.Berfin bize çok fazla sinir oluyor. Birbirimizi yiyip sonra yine ona karşı birlik olmamıza çok sinir oluyordu. Bizde bunu bildiğimiz için daha fazla yapıyoruz.

Yemeğimi yerken diziyi izlemeye devam ettim. İzlediğim halde bayağı bir sarıyor bu dizi.Yemeğim bitince tabağımı mutfağa götürdüm. Mutfakta iken bir bardak su içip geri salona döndüm ve diziyi izlemeye devam ettim. Saat resmen sekiz olmuştu.Üçümüzde diziyi izlemeye o kadar dalmıştık ki saatin kaç olduğunun farkına varmamıştık. Artık gözlerim ağrıdığı için kendiliğinden kapanmaya başladı. Bunu gören Berfin beni hemen uyandırdı.

“Kalk odanda uyu lan Nane. Burada sırtın kopar.” Dedi.

“Benim odam yok ki.” Dedim kısa bir şekilde.

“Biz hazırladık senin odanı git hadi.” Diye açıkladı Yağmur.

Başımı sallayarak ayağa kalktım. “Nerede oda.”

“Koridorun solundan ikinci oda.” Diyerek odanın yerini söyledi Berfin.
Başımısallayıp odaya gittim. Gerçekten benim için odayı hazırlamışlardı. Bir yatak,masa ve kitaplık vardı. Yatağa gidip hemen uzandım. Eşyalarımı yarın işten dönünce yerleştiririm artık. Zaten dün zorlu bir gün geçirdim, akşam yani.Yeterince dinlenip yarın işe dinamik bir şekilde gitmem lazım.
Üşüdüğümü hissedince yatağın içine girdim. Aslında ev soğuk değildi ama nedense üşüdüğümü hissettim. Soğuk olmasa bile kendi kendime üşüyorum. Bağışıklığım çok kötüzaten. En küçük mevsim değişikliğinde hemen hasta oluyorum. Hastalıklarımda çok zorlu geçiyor.

Kısabir sürede gözlerim yavaş yavaş kapandı ve bedenim kendini uykuya teslim etti.

***

Yavaş yavaş gözlerimi araladım. Sabah olmuştu. Sabaha kadar uyumuştum. Saate baktığımda sabah sekiz olduğunu gördüm. Saat sekiz buçukta gitmem gerekiyor askeriyeye.Yarım saat içinde evden çıkmam gerekiyor.

Ayağa kalkıp hemen tuvalete gittim. Dişimi fırçaladım ve elimi, yüzümü yıkayıp geri odama döndüm. Hemşire üniformamı hızla giydim. Makyaj bile yapamayacağım. Normalde ilk günüm olduğu için yapardım ama eğer yaparsam geç kalırım ve ilk günden geç kalmak istemiyorum. Bu yüzden hızla üniformamı giydim ve üşümemek için montumu da giyip telefonumu da cebime atıp odadan çıktım.

Kapıya doğru giderken mutfağın önünden geçtiğim için masada kahvaltı yapan Yağmur ve Berfin beni görüp durdurdu. “Gel yemeğini ye öyle git Nane.” Dedi Berfin annemgibi.

“İlk günden işe geç kalmak istemiyorum. Bir dahaki sefere artık. Size afiyet olsun.” Dedim.

“Dikkatli git.” Diye bağırdı arkamdan Yağmur.

“Tamam dikkatli olurum ayrıca Disko topu arabanı alıyorum.” Deyip Berfin’in cevap vermesine izin vermeden evden çıktım. Ayakkabımı giyip koşarak aşağıya indim.Arabaya binip telefonumdan yola bakıp arabayı sürmeye başladım. Ehliyetim vardı ama arabam yok. Araba almaya param yetmiyor. Buradayken de gerek yok aslında Berfin’in arabası yeter.

Acaba orada nasıl bir ortamım olacak? Bolu'daki hastanede bir sürü arkadaşım vardı.İllaki olur ama iyi biri olsun istiyorum. Gel ipte en kötüsü beni en kötüsü beni bulsun istemiyorum.

Askeriye bizim eve çok uzak değildi. Bu yüzden hızla vardım askeriyeye. Arabayı güzel bir yere park edip arabadan çıktım. Askeriyeye girdiğimde telefonumdan saate baktığımda saatin sekiz buçuk olduğunu gördüm. Tam vaktinde gelmiştim.

Etrafıma bakıp reviri bulmaya çalıştım. Reviri gördüğümde hemen revire gittim. Revire yavaşça girdiğimde çok güzel bir kadın ile göz göze geldim.

Kızıl uzun saçları boynundan aşağıya dökülüyordu. Mavi gözleri ise kızıl saçlarınarenk katıyordu. Beyaz teni ise ay gibi parlıyordu. Uzun bir boyu vardı. Çok uzun değildi ama yine de uzun denilebilecek bir uzunluktaydı. Çok güzel bir kadındı. Resmen büyülenmiş gibi bakıyorum kadına. Acaba adı neydi? Şu an çokmerak ettim. Onunla hemen tanışmak istiyorum.

“Hoş geldin.” Dedi samimi bir şekilde.

“Hoş buldum.” Dedim aynı samimi ses ile.

Ona doğru gidince tanışmak ister gibi bana elini uzatıp kendini tanıttı. “Hande ben. Burada uzun zamandır doktorum. Bir hemşireye ihtiyaç vardı. İyi ki geldin.Tanıştığıma memnun oldum.”

Gülümseyerek karşılık verdim. “Nilüfer bende. Bende seninle tanıştığıma memnun oldum.”

Demek adı Handeydi. Adı gerçekten yüzüne çok yakışıyor. Yüzü gibi güzel bir adı var.

“İsmin ne kadar güzel, anlamı ne?” Diye sordu.

“Güzellikve zarafet anlamı.” Diye açıkladım.

“Gerçekten adının anlamı taşıyorsun. Hem çok güzelsin hem de çok zarif duruyorsun.”

“Teşekkür ederim, sende çok güzelsin.” Dedim gülümseyerek.

“Rica ederim ve ayrıca teşekkür ederim. Peki adının bir hikayesi var mı çok mera kettim?” Dedi merakla.

“Var.Annem ile babam tanıştığı zamanlarda babamın anneme aldığı ilk çiçek nilüfer çiçeğiymiş. Hatta gidip kendisi bulmuş. O zamandan beri babam hep bir kızınınadını nilüfer koymak istiyormuş. Bana nasip oldu.”

“Çok iyi. Annen ile babanın gerçekten çok güzel bir aşkı varmış. Babanın gidipkendisi çiçeği toplaması falan. Bir de çiçek gölde yetişen bir çiçek. Hayranoldum resmen.” Dediğinde güldüm. Şimdiden çok sevdim ben Handeyi.

“Ben gidip kantinden çay alayım, beraber içerken konuşuruz. Olur mu?” Diye sordu Hande.

“Ben gidip alayım, hem burayı tanırım. Olur mu?” Dedim güzel bir teklif sunarak.

“Peki sen öyle istiyorsan git.”

“Tamam o zaman ben iki çay alıp geliyorum.” Montumu çıkartıp askıya astıktan sonra revirden çıktım. Kantini gördüğümde yönümü oraya doğru çevirdim.

Hande iyi birine benziyor. Çok tatlı geldi bana. Şimdiden sevdim onu. Bizim kızlar ile tanıştırırım, onların da seveceğine adım gibi eminim.
Kantinedoğru giderken bacağımda bir şey hissettim. Bacağıma baktığımda böcek vardı.Böcekleri hiç sevmem. Başımı eğip hemen böceği bacağımdan attım. Başımı kaldırıp yürümeye devam edeceğim sırada cüsseli birine çarptım.

Saçlarımı yüzümün önünden çekip çarptığım adama baktım. “Pardon yanlışlıkla oldu,görmedim sizi.” Diyerek kısa bir şekilde açıkladım. Cümlemi bitirince yüzüne daha dikkatli bakmaya başladım. Çok tanıdık bir yüzü vardı, yüzünü bir yerden hatırlıyorum. Hatırladığım silik yüze çok fazla benziyordu. Tekrar görmek istediğim o kişiye benziyordu.

Siyaha kaçan kumral saçları rüzgârdan dolayı dalgalanıyordu ama çok fazla değil. Yeni çıkmaya başlayan sakalları yüzüne sertlik katıyordu. Orman gibi olan yeşil gözleri ise yüzüne renk veriyordu. Yüzündeki çizik onu daha da sert gösteriyordu. Yüzünde yara vardı. Yanağının hemen altında bir çizik. Uzun vecüsseliydi. Ona bakmak için başımı kaldırıyordum. Ya onun boyu fazla uzundu yada ben fazla kısayım.

Ben onun yüzüne nasıl bakıyorum bilmiyorum ama o benim yüzüme fazlasıysa boş bakıyor. Hiçbir şey hissetmiyor gibi bakıyor. Ne düşündüğünü yüzüne bakınca anlamama izin vermiyor.

İsimliğine baktığımda Akcan yazdığını gördüm. Bunu görünce yüzüne daha anlamlı bakmaya başladığıma eminim. Beş yıl önceki o yaralı askerin soy adı ile aynı.Yüzleri çok benziyordu. O olabilir mi? Umarım odur. Beş yıl önceki o askerdir umarım.

Yüzüme boş boş bakarken hiçbir şey anlamıyorum. Çok ciddi bakıyor yüzüme. Ama yakışıklı yüzüne bu sertlik çok yakışıyor.

Sonunda dili çözüldü ve konuşmaya başladı. “Sıkıntı değil.” Dedi ve gitti. Bu mu yani.Öylece kısa bir şey söyleyip gitti. Dönüp arkasından ona baktım. Hızla ilerlerken bir defa olsun arkasına dönüp bakmadı. Bu nedense beni kırmıştı.Kırılmam gerekiyordu çünkü onu tanımıyorum bile ama öylece gitmesi nedense içimde bir şeylerin kırılmasına sebep oldu. Hem de en derinlerde. O giderken bende asık suratım ile önüme dönüp kantine ilerlemeye başladım.

Onun böyle yapması beni kırdı ama kırılmamam gerekiyordu işte. Hiçbir şey hissetmemem lazımdı ama kırılmıştım işte. Aynı zamanda ona bakarken içimde farklı duygularında oluştuğunu hissetmiştim. Belki de ben farklı anlamlar yüklüyorum, belki o böyle biridir. Ben gereksiz bir şekilde kendimce farklıa nlamlar yüklüyorum. Bu yönden bakmak gerekiyor.

Beş yıl önceki o askere aşırı benziyordu.Saçları, sakalı ve gözleri tıpatıp aynıydı. Eve gidince yapacağım ilk şey kutudaki o resme bakmak olacak.

Daha fazla düşünmeden kantine gittim. Kantine girince anlamadığım bir şekilde çoğukişi bana baktı. Özellikle cam kenarında oturan yedi erkek ve iki kız olan bir grubun hepsi aynı anda dönüp bana bakıyordu. İçime büyük bir utan duygusu oturdu resmen. Sanki vücuduma otuz iki tane ışıldak takılmış gibi hissediyorum.

Umursamamış gibi yaparak kantine gittim. Çay on lira yazıyordu. Elimi cebime götürüp yirmi lira çıkartıp kantinci askere uzattım. “İki çay alabilir miyim lütfen?” Dedim nazik bir şekilde. Asker başını sallayıp parayı aldı ve çayları doldurmaya başladı.Çok hızlı hareket ediyordu sanki burada durmaktan bıkmıştı. Askeriyede kantinde olmak bu kadar sıkıcı mıydı? Bir süre bekledim ve asker çayları tepsi ile uzatınca tepsiyi alıp kantinden çıktım.

Revire doğru doğru giderken kantinden birilerinin çıktığını anladım çünkü büyük bir gürültü çıkmıştı. Kantinde cam kenarından bana bakan o askerler olduğunu düşünmeye başladım. Arkamı dönüp baktığımda onlar olduğunu gördüğümde güldüm.

Revirin önüne geldiğimde tepsiyi tek elime aldım ve boşta kalan elimle revirin kapısınıaçıp içeriye girdim. İçeriye girdiğimde Hande masada oturuyordu, bahçede çarptığım asker ise hasta yatağında oturuyordu.

İçeriye girince ikisi de konuşmayı kesip bana baktı. Hande içeriye girenin ben olduğunu görünce hemen konuşmaya başladı. “Nilüfer, ne kadar uzun sürdü gelmen. Neyse gel hadi.” Eliyle beni çağırdı. Gelmem o kadarda uzun sürmemişti aslında.
Masasına gidip tepsiyi masaya koydum ve sandalyeyi çekip oturdum. Etrafıma baktığımda çıkarılan serum malzemelerine gördüm. Serum malzemelerine bakarken kulağıma Hande’nin sesi geldi. “Nilüfer, buradaki ilk hastan hayırlı olsun. Ona serum takacaksın.” İlk hastam bahçede çarptığım askerdi.

Ayağa kalkıp ellerimi yıkamak üçün musluğa doğru gittim. Ben ellerimi yıkarken Hande beni tanıttı. “Nilüfer buraya gelen yeni hemşire. İlk hastası sen olacaksın.Şanslısın.” Handeye dönüp baktığımda bana bakarak tanıttığını gördüm. O bana gülümseyince bende ona gülümsedim.

“İyiymiş.”Dedi kısa bir şekilde asker.
Ellerimi kurutup eldivenleri ellerime geçirdim. Daha sonra ise alkollü pamuğu alıp askere doğru gittim. Ben ona doğru giderken o çoktan üstündeki yeşil tişörtün kolunu sıyırmaya başlamıştı.

Yanına gidip hiçbir şey demeden ile kolunu tutup diğer elim ile kolunda serumyapacağım yeri temizlemeye başladım. Ben temizlerken askerin durmadan bana baktığının farkındaydım. O bana akarken ben ise ona kısa bir şekilde baktım vegeri önüme döndüm. Kısa bir şekilde gülümsedim. Onun da gülümsediğini hissettim. Bana bakarken sanki birini tanımak ister gibi bakıyordu. Bir anda konuşunca ona baktım.

“Neden hiç yüzüme bakmıyorsun, hemşire hanım?” Diye sordu alayla. Bu adam benle alaymı ediyor?

“İşime odaklandığım için bakmıyorum, yüzbaşım.”

“Yüzbaşı olduğumu nereden anladın, hemşire hanım?”

“Rütbenizden anladım, yüzbaşım.” Dedim hasta yatağına koyduğu askeri üniformasını göstererek.

“Çok dikkatlisiniz, hemşire hanım.” Dedi yüzüme bakarken. Bende ona bakıyordum.İkimizde birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk. Ben bu bakışmayı kesip geri temizliğe döndüm. Böyle yapınca güldüğünü anladım.

Temizlik bittiğinde alkollü bezi çöpe attım ve serum torbasını alıp geri askere döndüm. Askerin yanına gidip serum askısını bize doğru yaklaştırdım ve serumu askıya astım.Hande’nin gülme sesini duyunca Handeye döndüm. Deli gibi bir bana bir askere bakıp gülüyordu. Başımı iki yana sallayıp geri askere döndüm. Ona baktığımda bana baktığını gördüm. Kısa bir şekilde gülümseyip geri işime döndüm. Serum iğnesini damar yoluna taktım ve yeni bir pamuk alıp bastırdım. Askerin diğerelini tutup pamuğun üstüne koydum. “Bunu böyle tut tamam mı?” Dedim.

Bir anda elini tutunca kaskatı kesilmişti. Kısa bir şekilde balını sallayınca geri masanın olduğu yere gittim ve çektiğim sandalyeye geri oturdum.

Sandalyeye oturup çayımdan bir yudum aldığım sırada gözlerim cama takıldı. Kantinde bana bakan o grup askerler camdan içeriye bakıyordu. Bunlar niye her yerde karşıma çıkıyor. Nedense onların kim olduğunu merak ettim ve işaret parmağım ile camı gösterip konuşmaya başladım.

“Onlar kim?” Dediğimde asker dönüp
işaret ettiğim yere baktı. Daha sonra bana dönüp konuşmaya başladı. Nedense kaşları çatılmıştı. Sanki onların yaptığı bu şey onu sinirlendirmişti.

“Onlar benim askerlerim, Pusu Timi askerleri.

Kıdemli Üsteğmen Hakan Çetin.

Üsteğmen Demir Bozkurt.

Teğmen Yaren Uslu.

Astsubay Başçavuş Yiğit Karan.

Astsubay Başçavuş Beren Karataş.

Astsubay Kıdemli Üstçavuş Erdem Boztepe.

Astsubay Kıdemli Üstçavuş Mert Eroğlu.

Astsubay Kıdemli Çavuş Altay Yazıcı.

Astsubay Çavuş Tuna Yazıcı.

Ve ben komutanları Yüzbaşı Yusuf Akcan.”

Oydu...Beş yıl önceki sahra hastanesindeki o askerdi. O askerin bana babasına vermem için verdiği mektupta isim yazan yerde Yusuf Akcan yazıyordu. O olduğunu düşünüyorum. O olması kalbimin yerinden çıkmasına sebep oldu resmen. O olmasabile ben o olduğuna inanıyorum.

Beşyıl önceki o yaralı asker şimdi tam karşımda oturuyor.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

322okunma 12beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18