8. bölüm · SAHRA

Beştaş

Sümeyye Daşdemir

Askeriyenin bahçesinde huzurlu bir hava vardı. Erdem'in iyi olduğunun haberi askeriyeye gelince herkes rahatlamıştı. Çok huzurlu bir askeriye saatleri geçirmeye başladım Erdem iyileşince.

Hande ve Erdem'i yalnız bırakmak için bahçeye çıkmıştım. Aralarında konuşacak birşeyler vardır belki. Aslında en son Erdem uyuyordu ama Hande başında beklemiş öylece izliyordu Erdem'i. İkisinin birbirine karşı bir çekimi vardı.

Askeriye bahçesinde askerler mutluydu. Hem başarılı bir görev, hem de asker arkadaşlarının iyileşmesi onlar için bir ödüldü. Bu askeriyede fark ettim ki, ne kadar timler olsa bile buradaki askerler sanki tim yokmuşcasına arkadaşdı, dostdu, kardeşdi. Birbirilerine bağlılardı. Huzur vardı bu askeriyede. Mutlu olmamak elde değildi.

Bahçede birkaç asker kız arkadaşları ile konuşuyordu. Ziyarete gelmiş insanlar çoktu. Fotoğraf çekiliyolardı. Mutlu bir tablo vardı şu an askeriyede.

Askeriyenin arka bahçesine doğru yürümeye başladım. Hava güzeldi ve arka bahçede geldiğimden beri çok kişi yoktu. Bende ara sıra hava almak için arka bahçeye gidiyorum. Keyifli oluyor. Kimse yok rahatça kafamı dinliyorum.

Arka bahçeye geldiğimde bir bankta oturan Yusuf'u gördüm. Kalbim hızla atmaya başladı. Öylece oturmuş kollarını dizine yaslamış önüne bakıyordu. Derin düşünceler içinde gibi duruyordu. Yaklaştıkça yüzünü daha net görüyorum. Yüzü çok güzeldi.

Yanına geldiğimde fark etmedi bile ancak yanına oturunca başını çevirdi. Çatık kaşları beni görünce havalandı. Ona bakıp gülümsedim ve "Selam." dedim. Yusuf'un da yüzünde cennet gibi bir gülümseme oluştu. Bir anda hiç beklemediğim bir şekilde cevap verdi. "Selam, gülüşü güzel hemşire."

Başıımı eğip güldüm. Kalbimdeki çiçek bahçesinin sulandığını hissettim. Kalbimdeki çiçek sayısı gittikçe artıyordu ama merak ettiğim onun benim kalbimde çiçek açtığı gibi bende onun kalbine çiçek açıyor muyum? yoksa, zaten olan çiçekleri yakıyor muyum?

Aklımdaki düşüncelerden sıyrılarak vede konuşmak için ortaya birşeyler attım. "Burada yalnız başına ne yapıyorsun."
Cevap vermeden önce önüne dönüp arkasına yaslandı ve derin bir iç çekti. "Öyle oturup birşeyler düşünüyordum."
Dudaklarımı birbirine bastırarak başımı salladım.

Yusuf bir anda "Kaç yaşındasın sen?" dedi. Söylediği şey ile ona baktım. Açıkçası böyle bir şey soracağını hiç tahmin etmemiştim.
"Yirmisekiz yaşındayım." diyerek Yusuf'a yanıt verdim. Yaşımı söyleyince Yusuf çok şaşırdı. Gözleri büyüdü. Şaşırmasını komik bulduğum için hafifçe gülerek konuştum. "Neden bu kadar şaşırdın Yusuf?"

"Yirmisekiz yaşında olduğuna inanamadım. Küçük duruyorsun. Söylemesen ben senin yirmidört olduğuna neredeyse emindim." güldüm.

"O kadar küçük gözüktüğümü düşünmüyordum. Peki sen kaç yaşındasın?"

"Ben otuzbir yaşındayım." deyince gözlerim büyüdü. O kadar büyük göstermiyordu. Genç duruyordu. Şaşırdığımı görünce Yusuf güldü. "O kadar büyük durmuyorum dimi." dedi. Hızlıca başımı salladım. "Ben senin yirmiyedi yaşında olduğunu sanıyordum. Sen nasıl otuzbir yaşında olabilirsin?"

Farklı bir konu açarak "Kaç dil biliyorsun?" dedim. Nedense merak etmiştim. Askerdi sonuçta illaki birkaç dil biliyordur. "Üç dil biliyorum. Türkçe, İngilizce ve İspanyolca. Peki sen kaç dil biliyorsun?" Üç dil biliyordu. Öğrendiği iki dil güzeldi. Ben tabii dil biliyorum.

"Bende üç dil biliyorum. Türkçe, İngilizce ve Fransızca biliyorum ben." yavaşça başını salladı. "Türkçe dışında hangi dili daha çok seviyorsun?"
Fransızcaydı. Çok seviyorum Fransızcayı. Güzel bir dil.
"Fransızca. Bana çok hoş geliyor. Bence Fransızca aşkın dili. Ben kendimce aşkın dili diyorum. Hatta birkaç şarkı biliyorum. Çok güzeller."

"O zaman bana da şarkılardan birini söylersin."

"Hayır söyleyemem. Utanırım ben. Hem sesimde güzel değil" dedim gülerek.

"Sesin güzel olup olmaması bir şeyi değiştirmiyor önemli olan söyleyen kişi söyleyen güzelse söylediği şarkıda güzeldir."

Bu adam benim kalbimi yerinden çıkarmak için elinden geleni yapıyor.Söylerdim ama çok utanıyorum. Nasıl söyleyebilirim ki. Sesimde güzel değil. Bir süre bekledim. Bu sırada Yusuf söylemem için yüzüme bakıyordu. En sonunda utancımı bir kenara bırakarak şarkıyı söylemeye başladım. Söylediğim şarkı Je veux.

"Donnez-moi une suite au Ritz, je n'en veux pas. Des bijoux de chez Chanel, je n'en veux pas."

"Donnez-moi une limousine, j'en ferais quoi?Pa-pala-pa-pa-pala."

"Offrez-moi du personel, j'en ferais quoi? Un manoir á nevchâle, c'n'est pas pour moi."

"Offrez-moi la Tour Eiffel, j'en ferais quoi?"

"Cha-lapapa- dapa- papa- lapa- ladee- dada- papa."

"Je veux d'l'amour d'la joie, de la bonne humeur."

"C'n'est oa votre argent qui fera mon bonheurmoi, j'veux crever la main sur le coevr."

"Allons, ensemble, découvrir ma liberte. Oubliez donc tous vos clichés."

"Bienvenve dans ma réalite."

Şarkıyı söylemeyi bıraktığımda Yusuf büyülenmiş gibi bakıyordu. Bana bakıyordu ve gözlerinde hayranlık vardı. Bir duygu daha vardı ama çözemiyordum.

Şarkının anlamını bilse acaba ne düşünürdü. Şarkı gerçekten çok güzel bir şarkıydı ve aşk işe ilgiliydi. Bana aşkı bir şarkı ile tanımla deseler bu şarkıyı son ses.Bilse ne düşünürdü acaba. Şarkıda benim içimde oluşan duygulara benziyor. Aynı şeyler. Ama içindeki duygunun adını bir türlü veremiyorum. Biliyorum çok iyi biliyorum ama öyle olduğunu kabul etmek istemiyorum.

Yusuf şaşkınlığını bırakıp sonunda konuşmaya başladı. "Sesin çok güzel Nilüfer. Büyülenmiş gibi hissettim. Erdem'in vurulması beni kötü etkilemişti ama sen o bütün kötü duyguları dağıtıyorsun. Söylediğin tek bir şarkıda bile etrafımdaki bütün kötü duygular gitti. Bir melek gibi beni kötülükten kurtarıyorsun. Şarkıda güzelmiş adı ne?"

Söylediği şeyler benim kanatlanıp uçmamı sağladı resmen. Şu an gökyüzünde gibiyim. Söylediği en küçük şey benim kalbimin hızını arttırıyor. Böyle şeyler demesi beni daha çok mutlu ediyor. Sanki değer verdiği biriymişim gibi hissettiriyor bana.

"Şarkının adı je veux. Çok güzel değil mi? Bende çok seviyorum."

"Gerçekten güzel bir şarkı. İlk defa senden duydum, iyi ki senden duydum. Başkasından duysam beğenmezdim."

Delireceğim neredeyse. Bu adam neden böyle güzel konuşuyordu? Başka bir konu açmak istedim ama ne diyeceğimi bilmiyorum. Etrafa baktığımda yerde duran taşları gördüm. Aklıma direkt beştaş oyunu geldi. Acaba oynamayı biliyor muydu?
Ayağa kalkıp taşların olduğu tarafa gidip yere oturdum . Taşları seçmeye başladığımda Yusuf'un bakışlarının üzerimde olduğuna emindim. Taşları toplayıp Yusuf'a bakmak için kafamı kaldırdım.

"Beştaş oynamayı biliyor musun?"

Başını iki yana salladı. "O zaman gel ben öğretirim."

Ayağa kalıp karşıma geçti ve benim gibi yere oturdu. Elimdeki taşları onun avucuna bıraktım ve kendime yeni taşlar seçmeye başladım. Taşları seçip oynamaya başladım ve aynı zamanda anlatmaya.

İlk önce hepsini yere bıraktım." Önce yere bırak sende ve aralarından bir tanesini seç." birini seçtim ve Yusuf da taşları yere bırakıp taşlardan birini seçti. "Sonra seçtiğini havaya atıp bir taşı al ve attığın taşı tut ve hepsine teker teker yap." seçtiğim taşı havaya atıp yerden birini aldım ve attığım taşı tekrar tuttum, hepsine aynı şeyi yaptım. Ben yaptıktan sonra Yusuf nasıl yaptığıma bakıp yaptı. Hepsini doğru yapmıştı.

"Şimdi tekrar yere bırak ve yine bir taş seçip havaya at ama bu sefer bir değil iki taş alacaksın. Taşı aldıktan sonra attığın taşı tut." Tekrar yere bıraktım ve taş seçip havaya attım. İki taşı alıp attığım taşı tutup diğer iki taşıda aynı şekilde aldım. Yusuf da yaptı aynısını. Pür dikkat beni dinleyip dediklerimi doğru bir şekilde yapıyordu.

"Şimdi yine atıp bir taş seç ve havaya at ama bu sefer üç taş alacaksın yerden daha sonra tekrar atıp diğer iki taşı alacaksın." Taş seçip havaya attım ve üç taşı alıp tekrar attığım taşı tuttum sonrada diğer iki taşı aldım. Yusuf da yaptı. Şu ana kadar her şeyi doğru yapıyordu.

"Şimdi elinde bel taşı tutup birini al ve havaya at, bu sırada diğer dört taşı yere koy ve attığın taşı tut. Sonra yine havaya at taşı ve dört taşı da alıp havaya attığın taşı tut."
Dediklerimi yaptım ve Yusuf'un da yapmasını bekledim. Yusuf yapınca son kısmı anlatmaya başladım.

"Son olarak beş taşı da havaya atıp elini ters çevir ve beşinide elinin üstünde tut. Sonra hepsini tekrar havaya atıp elinde tut. Ve bitti." Dediklerimi yapıp oyunu tamamladım. Yusuf nasıl yapacağını düşünüyordu.

Ve ben şu anda yüzbaşına beştaş öğretiyorudum. O bir yüzbaşıydı ve hiç sorgulamadan benim ona beştaş öğretmeme izin veriyordu...