13. bölüm · SAHRA

Kanlı El

Sümeyye Daşdemir

Nilüfer Sancak

Üç ay... Üç kısa ayda hayatımın rengi değişti. Hatırlıyorum ilk günler nasılda belirsiz ve soğuktu... Babam... Babamın ölümü beni çok kötü yaralamıştı. Ama sonra Yusuf çıktı karşıma. O bakışları, o sessiz ama her şeyi anlatan gülümsemesi. Kalbim istemsizce hızlanıyor, bazen de korkuyorum. Korkarım ki bu hisler, işler dahada karmaşık hale gelmeden yakalayıp beni bırakmasın.

O anlar aklıma geliyor... Yusuf'un bana gülümsediği o sessiz an, ellerimiz istemeden birbirine değdiği o kısa süre... Bir yandan içim kıpır kıpır, diğer yandan mantığım "Dur, dikkat et." diyor. Ama kalbim dinlemiyor, dinlemekte istemiyor.

Elvan... Onun yaptığı şeyleri düşündükçe içim burkuluyor. Sanki bir gölge gibi her an peşimde, her adımımı izliyor. Planları, sözleri, oyunları... Kendimi savunmasız hissettiriyor, ama buna rağmen bir yerlerde, içimde bir güç buluyorum. Çünkü Yusuf var. Yusuf, her zaman bir umut gibi, her zaman bir sığınak gibi.

Elvan'ın yaptığı şeyler aklıma geliyor... Bir gün askeriye koridorunda Yusuf bana bakarken gözlerinin derinliği. Kalbim istemsizce sıçradı, ellerim titredi. Sonra Elvan'ın gizlice gülümsediği o alaycı bakışı. İçimden bir isyan yükseldi, ama sessiz kaldım. Ve yine Yusuf'un elimi kısa süre tuttuğu o an. Sanki zaman durdu, dünya sadece o anı izliyordu.

Ve ben... Ben kimim? Üzüntü ile karışık bir umutla, korku ile harmanlanmış bir neşe içinde. Belkide sadece hayatın bana öğrettiklerini anlamaya çalışıyorum. Ama bir şey kesin. Yusuf yanımdayken dünya biraz daha az karanlık. Ve ben bu ışığı bırakmak istemiyorum.

Şu an ise hastanedeyim. Yağmur ile beraber. Berfin'in sabah nöbetinin bitmesini bekliyoruz. Nöbeti bitince beraber kahve içmeye gideceğiz. Hande gelmek istemedi. Beren ve Yaren ise zaten yeni dönmüşlerdi görevden. Hastaneye gelmişler ama yorgun oldukları için birazdan gidecekler.

Koridorun ucundan gelen sesi ilk başta umursamadım. Hastanede, hele bu saatlerde, birilerinin koşuşturması normaldi. Ama sonra Yağmurun o bağırışı. O panik. O çığlık... "Berfin! Allah'ım!"

Kalbim bir anda hızlandı. Adımlarım beni kendi kendine hareket ettirdi, ne olduğunu bilmeden koştum. Köşeyi döndüğümde gördüğüm manzara içimi dondurdu.
Demir... yüzü bembeyaz, gözleri öfke ve korku arasında sıkışmış gibiydi. Kollarında Berfin vardı. Saçları yüzüne dağılmış, yüzü solmuştu. Beyaz önlüğü ise kan ile kaplanmıştı. Kıpkırmızıydı.

O an nefesim kesildi.
Bir an zaman durdu sanki

Yağmur hemen yanımdan koşarak geçip Berfin'e doğru gitti. Sanki benim ayaklarım yere saplanmış gibiydi. Dona kalmıştım. Yağmur Demir'in yanında diz çöküp göz yaşları içinde konuştu. "Berfin'e ne oldu! Nasıl oldu! Demir bir şey söyle!" diye durmadan bağırıyordu. Ama Demir hiçbir şey duymuyor gibiydi. Sanki dünya ile iletişimi kesilmiş gibiydi. Gözleri Berfinden başka yere dönmüyordu.

Ben orada bir kaç adım geride duruyordum. Ne olduğu ike ilgili en ufak bir bilgim yoktu. Ama içimde büyük bir sıkışma hissettim. Kalbim sıkışıyordu. Babamdan sonra Berfin'i de kaybedemem. Bir ölümü daha kaldıramam. Olan her şey hep sevdiklerime oluyordu. Demir bir an başını kaldırıp bana baktı. Benden yardım istiyor gibiydi. Sert bakıyordu ama aynı zamanda titriyordu. Yardım etmem gerektiğini gözleri ile anlatıyordu.

Aklım başıma gelmiş gibi hızla koşmaya başladım. Yanlarına gidip hızla yere oturdum. Etrafıma baktım kesici bir şey var mı diye. Bulamayınca Berfin'in yarasının olduğu yerden tişörütünü yırttım. Ellerimi yaranın üzerine bastırdım. Kanın akışının azalması lazımdı. Soğuk kan dalga halinde elime yayılırken nefesim kesildi.

Bu gerçekti.
Ve Berfin gözümün önünde acı çekiyordu.

"Berfin duyuyor musun beni?" dedim çırpınarak. Berfin'in gözleri titredi ama açılmadı. Demir bir kaç adım geride duruyordu. Gözünü bile kırpmadan Berfin'e bakıyordu.

"Nilüfer kanaması çok mu?" diye tanıdık bir ses geldi kulağıma. Ses kapıdan geliyordu. Yusuf'un sesiydi. Yusuf koşarak yanıma oturdu. "Elim ile kapatıyorum ama yetmiyor." dedim nefes nefese. Göz yaşları içinde Yusuf'a baktım. "Yusuf, durmuyor kan. Durmuyor. Çok fazla. Çok fazla kan var."

Bir anlığına içimdeki hemşire kimliğinin duvarları çatladı. Göğsümde büyük acı bir sızı yükseldi. Ellerim ile göz yaşlarımı silemezdim. Ellerimi kaldırdığımda Berfin'in
daha çok kanı akar.

"Nilüfer, bak. Nilüfer." Yusuf elini omzuma koydu. Sesi yumuşak ama ciddi çıkıyordu. "Bak bana." Başımı kaldırdım. Gözlerimde yaşlar. Ellerimde kanlar varken. "Sen iyi olmalısın." dedi Yusuf. "Berfin seni duyuyor.
Panik olduğunu hissederse daha da kötü olur."

"Dayanamıyorum." dedim fısıldayarak. "Ona böyle görmek beni mahvediyor." Yusuf elimi kontrol etti. Baktırdığım yeri doğruluğunu onayladı. "Çok iyi yapıyorsun. Sakın bırakma." O sırada Berfin acı içinde inledi. Vücudu hafifçe kıpırdadı. "Tamam, tamam." dedim Berfin'e doğru. "Buradayım. Duyuyor musun? Sakin ol... nefes almaya çalış."

Demir Berfin'in küçücük bir hareketini fark edince hızla yanıma geldi. "Nilüfer, ne gerekiyorsa söyle." dedi gergin ve kırık bir ses ile. "Nilüfer, hadi bir şeyler yap! Neden bir şey yapmıyorsun! Hadi yap bir şey kurtar!"

"Demir bana burada boş yere bağırmak yerine git doktorlara haber ver!"

"Elimden geleni yapıyorum zaten görmüyor musun!"

Demir başını sallayıp koşmaya başladı. Doktorlara haber verecekti. Ben Berfin'in başucundaydım. Ellerim kan içinde, nefesim paramparça. "Sen çok güçlüsün" dedi Yusuf yeniden, yanımda eğilerek."Ama ağlayacaksan da ağla. İnsan olduğun için." Gözlerimden yaşlar durmadan akıyordu. Başımı salladım. "Yusuf ya geç kalırsak?"

"Geç kalmayacağız." dedi kesin bir ses ile. "Çünkü sen buradasın."

O an sedye geldi. Hızla Berfin'i sedyeye koydular. Ellerimden kayıp gitti. Hızla ayağa kalktım. Sedye ile beraber hızla koştum. Arkamdan diğerleri geliyordu. Ameliyathane'nin önüne geldiğimizde içeri aldılar. Dışarıda kaldım. Boşluğa düşmüştüm sanki.

Ameliyathane'ye bakarken biri hızla kolumdan tutum beni kendisine çevirdi. Yüzüne baktığımda bu kişi Yağmur'du. Sinirli bakıyordu. Ne olduğunu anlamadım. Bana neden böyle bakıyordu? Sinirle konuşmaya başladı.

"Hiçbir şey yapmadın!" elleri ile omuzlarıma vuru itiyordu beni. "Öylece oturdun! Hemşiresin sen! Bir şey yapabilirdin!"

"Onu kurtarabilirdin! Neden yapmadın!"

"Senin yüzünden! Bu kadar mı kıymetsizdi senin için!" her dediği kelimede beni parçalıyordu.

"Neden yapmadın Nilüfer!" bağırmaya devam ederken Yiğit araya girip Yağmuru tuttu ve uzaklaştırdı.

Yağmur'dan böyle bir çıkış beklemiyordum. Ben bir şey yapmamıştım ki. Neden beni suçluyordu? Kardeşim dediğim kişiye kötülük yapacak kadar karaktersiz değilim. Kalbimin yok olduğunu hissettim Yusuf'un dediği şeyler ile. Ellerime baktığımda Berfin'in kanı vardı. Berfin'in kanı ile kaplanmıştı ellerim. Yusuf önümde durup kollarımdan tuttuğunda konuşmaya başladım. "Bir dakika." diyebildim sadece. Yusuf bana baktı. "Nilüfer?"
"Bir dakikaya ihtiyacım var." dedim kısık bir ses ile. Hiç ir yere bakmadan koşarak tuvalete gittim.

Lavabo başında çöktüm. Nefesim kontrolsüz bir şekilde titriyordu. Ardından tutamadığım göz yaşlarım geldi. "Allah'ım... ona bir şey olmasın lütfen." Sesim ıslık gibi ince bir fısıltıya dönüşmüştü. Birisi kapıyı tıklattı. "Nilüfer açar mısın kapıyı?" Yusuf'tu. Açamadım. Bir süre daha bekledi sonra tekrar konuştu. "Beni içeriye almazsan kapıyı kırmam gerekecek. Çünkü sen oradasın. Seni yalnız bırakamam." Bir an durdum. Sonra yavaşça kapıyı açtım.

Yusuf beni gördüğü an nefesi kesildi. Gözlerim kıpkırmızı, ellerim kan içinde, omuzlarım düşmüş... Bir şey söylemeden bana yaklaştı ve yavaşça ellerimi tuttu. "Hadi." dedi. "Temizleyelim." Lavaboyu açıp ellerimi suya soktum. Kan yavaşça akıp giderken ben titremeye başladım.

"Yusuf çok korkuyorum." bu kez sesim tamamen kırılmıştı. Yusuf başımı kaldırdı ve gözlerimin içine baktı. "Korkmak insanı zayıf yapmaz. Berfin hayatta kalacak çünkü sen ona ilk müdahaleyi yaptın." hızla başımı iki yana salladım. "Hayır ben bir şey yapmadım. Yağmur doğru söylüyor."

"Nilüfer sen elinden geleni yaptın sıra doktorlarda. Kendini suçlama. Hadi çıkalım." yavaşça başımı salladım. Ellerimdeki kanlar tamamen gitmemişti. İzleri hâlâ duruyordu. Yusuf ile beraber dışarı çıkıp sandalyelere oturduk ve beklemeye başladık.

***

Dakikalar geçmedi...
Saatler gibi aktı.

Demir yerinde duramıyor, Yağmur yere çökmüş ağlıyordu yanında ise Yiğit vardı. Yusuf onların arasında bir ileri bir geri gidip duruyordu. Ben ise ameliyathane'nin önüne sabitlenmiş gibi oturuyordum. Sırtımı duvara yaslamıştım. Her açılma sesi geldiğinde kalbim yerinden fırlıyordu.

Ve sonunda...
Kapı açıldı.

Hızla ayağa kalktım. Orta yaşlı, ciddi bakışlı bir cerrah çıktı. Maskesini indirirken ifadesi hepimizi susturdu. Demir hemen doğruldu. "Berfin, iyi mi?" diye sordu. Doktor başını salladı. "Kan kaybı fazlaydı ama zamanında müdahale yapıldı. Şu an durumu stabil fakat..." hızla konuştum. "Fakat ne?"

"Yara çok derin. Normal bir yara değil. Şu an yoğun bakımda. Uyandığında bilgi almam gerekebilir." doktorun söyleceyeceği şeyler bitince gitti. Onun söylediği şeyler ilede biz bittik.

Yağmur o sırada yere çökmüş ağlıyordu. Dizlerini kendine çekmişti. Yanına gidip diz çöktüm. "Yağmur." dedim. O başını kaldırdı, gözleri yaşlar ile doluydu. "Nilüfer, ya Berfin bir daha uyanamazsa?" dedi. Sesindeki kırılma beni delip geçti. "Ben ona hep yanında olacağım dedim. Ben şimdi ne yapacağım?"

Bir şey demedin ona kollarımı sardım. Oda bana sarıldığında üstüm ıslandı.Bir şey demek işe yaramazdı. Onun bana dedikleri ne aklımdan çıkıyordu nede kalbimden.

Bu gün sadece Berfin'in hayatı değil, hepimizin hayatı değişmişti...