SAHRA kitap kapağı

16. bölüm / 33

SAHRA

Neden Sakladın?

Yazar: Sümeyye Daşdemir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Neden Sakladın?

Günümüz

İnsanların öğrenmesini istemediğin bir şey ortaya çıkınca insan kendi içinde birden fazla duygu yaşar. Bende tam o anlardan birindeyim. İçimde birden fazla duygu var. Hepsi aynı anda olunca kalbime dokunuyor. Bu duyguların her biri aklımda farklı bir soru yaratıyor ve farklı bir yara bırakıyor. Öğrendikleri bir sır değildi, bir yaraydı. Ve bu yara en savunmasız olduğum kişiye istemeden açıldı.

İçimde oluşan ilk duygu nedense utanç oldu. Bu duygu aklımda tek bir soru yarattı. "Acaba beni eksik görür mü?" sorusu ağır bastı. Bu sorunun karşıma çıkma sebebi de aslında eskiden kalma bir şey. Yağmur ve Berfin dışında kim öğrense hep eksik olduğumu yüzüme vurdu. Böyle bir duygu, böyle bir soru 'sevdiğim adam beni böylede sever mi?' düşüncesine yol açtı.

İçimde oluşan ikinci duygu ise korku oldu. Bu duygu sebebi ile aklımda oluşan bir diğer soru ise. 'Yusuf bana acıyarak bakar mı?' oldu. Sevilmemekten, terk edilmekten korktum. O zamanki sevgilim bende bu sebep ile ayrılmıştı. Bana acıyarak bakmıştı. Yusuf'un da bana o şekilde bakmasından korkuyorum. Ve bunlar gibi bir çok duygu var içimde. Her bir duygu bana farklı boyutta birer bıçak saplıyor.

Ne yapacağımı bilmiyorum. Ellerimi koyacak bir yer bulamadığımdan öylece kucağıma koydum. İki elimi sımsıkı birbirine sarmıştım. Ellerim titriyordu. Kimse görmesin diye böyle yapıyordum. Gözümden yaş akınca hızla sildim ve elimi tekrar kucağıma koydum. Gözlerim odadaki kişiler dışında her yerde dolaşıyordu ama asla hiçbirine değmiyordu. Herkes bana bakıyordu, özellikle Yusuf. Ama kimseye bakamadım. O gücü kendimde bulamadım ve bulamıyorum.

Yusuf'un bana baktığını hissediyorum ama onun bakışlarından kaçmam gerek. Ama kaçamıyorum, sıkışıp kaldım. Kalbimin atış hızı artmıştı ama aynı zamanda sanki işlevini yitirmişti. Nefesim daralıyordu. Nefes alamıyor gibi hissedince yavaşça ayağa kalktım. "Biraz hava alıp geleceğim." diye kısa bir bilgi verip odadan çıktım. Arkamdan birinin daha odadan çıktığını anladım. Büyük ihtimalle Yusuf geliyordu. Kim olduğunu anlamak için kısa bir an arkama dönüp baktım. Yusuf olduğunu görünce önüme dönüp hızlandım.

Hastaneden çıktığımda bahçede biraz ilerlemiştimki bir el bileğimi tutup beni kendine çekti. Karşılaştığım yüz Yusuf oldu. Bir eli bileğimi tutuyor, diğer eli ise belimdeydi. Benim ise elim Yusuf'un göğsünde duruyordu. Kaşları çatıktı. "Yusuf?" diye titrek bir ses çıktı ağzımdan. Kalbim hızla atmaya başladı. Bu adamı ne zaman görsem kalbim hızlanıyordu! "Neden benden kaçıyorsun Nilüfer?" diye isyan etti. Ne diyecektim ki! "Ben." dedim. Söyleyecek bir şeyim yoktu. "Yusuf, ben..." diye geveledim.

"Sen ne Nilüfer? Benden kaçmanı gerektirecek bir şey yapmadım. Neden bende kaçıyorsun?" beni yanlış anlıyordu. Bunu ona söylemem gerekiyor. Gözlerinin içine bakmayı denedim ama başaramadım. "Yusuf, hayır beni yanlış anladın." devam ettim. "Ben senden kaçmıyorum. Ben sadece hava almak istedim." diye açıkladım ama yeterli olmadığını biliyorum çünkü bu bir açıklama değildi. Ondan kaçmamıştım ama hareketlerim ondan kaçıyormuşum gibi olmuştu. Şimdi ise kendini ifade edemiyorum.

Yusuf'un kaşları çatıldı. Söylediklerime inanmamıştı. Zaten inanılacak gibi değildi. "Nilüfer benden kaçmıyorsan neden beni görünce koşmaya başladın?" diye sordu. Bir dakika koştum mu? Hayır koştuğumu hatırlamıyorum. O an hiç koştuğumu fark etmemiştim ve bu yüzden Yusuf'a ondan kaçıyorum hissini vermiştim."Yusuf, ben koştuğumu fark etmemiştim." Yusufbaşını iki yana sallayarak konuşmaya başladı. "Nilüfer, neden bana söylemedin?" sıkışıp kalmıştım. "Ben sadece senin bunu öğrenmeni istemememiştim." dediğimde kaşları dahada çatıldı. Konuştukça batıyordum. "Yani hayır şimdi söylemeyecektim. Belkide söylemezdim." bir an önce susmam gerekiyor ama susmuyorum. "Çünkü bu şekilde kimse beni sevmez. Eski sevgilim bile bu yüzden bende ayrıldı. Kim niye sevsin ki beni?" doğruydu bu şekilde kim beni sevsin ki. "Eksik bir kadını niye sevesin ki. Beni sevmezsin diye söylemememiştim ve söylemeyecektim büyük ihtimalle." çatık kaşları düzeldi. Bir anda Gülümsedi.

"Nilüfer senin çocuk sahibi olamayacağın benim için önemli değil." konuşmaya devam etti. "Sen kendinde kusur olarak görüyorsun ama ben seni böylede severim." gözlerimi büyüterek baktım ona. Şaşırdım çünkü böyle bir itiraf beklemiyordum. Şaşırmıştım ama aynı zamanda çok mutlu olmuştum. İçimdeki kötü duygular bir anda kendini iyi duygulara çevirdi. Kalbim resmen yerinden çıkacaktı. Yusuf resmen bana aşkını itiraf ediyordu. "Yusuf..." dedim. Sesim kısık çıkmıştı. Başını iki yana sallayıp konuşmaya başladı. "Hayır bu bir aşk değil Nilüfer, bu bir sevda. Ben sana aşık olmadım Nilüfer, ben sana sevdalandım."

"Nilüfer, nefes almak için pencereyi değilde, fotoğraflarını açtığımda anladım, sana yenildiğimi. Cemal Süreyya'nın yıllar önce yazdığı bu satırlarda fark ettim sana sevdalandığımı."

Yusuf'un ağzından çıkan kelimeler bir anlığına etrafımdaki her şeyi susturdu.
Sanki zaman, tam o anda nefesini tuttu. Ne dediğini duydum ama kalbim, anlamaktan çok önce sevinmeye başlamıştı. Göğsümün içinde. ir şey hızla çarpıyordu; heyecan mıydı, mutluluk mu, yoksa uzun zamandır içimde biriken duyguların en sonunda kendine bir yer bulması mıydı... bilmiyordum. O an, hayatımdaki bütün ağırlıklar hafiflemiş gibi hissettim. Yaşadığım acılar, korkular, yarım kalmış cümleler... Hepsi bir adım geriye çekildi. Yerlerini sıcak bir umut aldı. Yanımda olduğu sürece her şeyin biraz daha katlanılır, biraz daha güzel olabileceğini düşündüm.

Ne diyeceğim bilmiyorum. Yusuf bana aşık olmamıştı, Yusuf bana sevdalanmıştı ve bu dünyanın en güzel şeyi. Hissettiğim duyguları daha önce hiçbir zaman hissetmemiştim. Çok farklıydı bu. Tarif edilemez duygular hissediyorum. Yusuf'un böyle bir aşk itirafı, daha doğrusu sevda itirafını beklemiyordum. Dilimi yutmuşum gibi tek kelime etmiyordum. Ama en sonunda ağzımı açıp konuşmayı başardım. "Yusuf, sen bana..." dedim ama gerisini getiremedim. Gerisini söylemeden Yusuf'un göğsünün üstünde olan elim dudaklarıma gitti. Yusuf ise başını salladı ve tekrar konuşmaya başladı. "Evet serçe ben sana sevdalandım. Artık benim serçe'm olur musun? Sadece benim serçe'm, başka kimsenin değil." bana dosdoğru çıkma teklifi ediyordu. Şu an aklımı yitirebilirim.

"Yusuf, ben ne diyeceğimi bilmiyorum." dedim. Gerçekten bilmiyorum. Çok şaşırmıştım. Yusuf, sevdiğim adam bana çıkma teklifi ediyordu. Yusuf belimdeki elini çekerken konuşmaya başladı. "Düşün Nilüfer, düşün. Bu ne kadar sürerse sürsün bekleyeceğim. Ömür boyu sürse bile bekleyeceğim Nilüfer." dedi. Yavaş yavaş başımı salladım. Düşünecektim ama aslında düşünmeme gerek yoktu zaten Yusuf'un teklifini kabul edecektim ama biraz naz yapmam gerekiyor. Sonuçta kabul edeceğim ama biraz nazımı çeksin. Şimdiden.

Yusuf bakışlarını arkama çevirince oraya döndüm. Gördüğüm kişiler ile gözlerim açıldı. Hande ve Erdem. Beraber, el ele tutuşarak buraya geliyorlar. Bizi fark etmemişlerdi. Onlar fark etmeden bileğimi Yusuf'un elinden çektim. Yusuf'a baktığımda yaptığım hareket ile kaşlarını çattığını gördüm. "Neden çektin elini?" dedi. "Hande ve Erdem geliyor. Onlar bizi fark etmeden çektim işte elimi." diye açıkladım ama açıklamam kaşlarının dahada çatılmasına neden olmuştu. "Görsünler, onların görmeleri bir şey değiştirmiyor." dediğinde gülerek Hande ve Erdem'in geldiği yöne döndüm.

Bizi fark ettikleri an Hande hemen elini Erdem'in elinden çekti ve zoraki bir gülümseme ile el salladı. Erdem ise olduğu yerde durup asker selamı verdi. Yusuf yanıma gelip Erdem'e eli ile gel hareketini yaparak yanına çağırdı. Erdem ise ilk önce Hande'ye baktı. Kendi aralarında kaş göz hareketleri yapıp beraber aynı anda yürümeye başladılar. Erdem'in yüzünde tedirgin bir ifade var ama Hande ise aksine gülerek geliyordu. Yanımıza geldiklerinde Hande hemen bana sarıldı ve yanıma geçip koluma girdi. Erdem ise tedirgin bir şekilde konuşmaya başladı. "Komutanım..." derken bir bize bir Yusuf'a bakıyordu. Yusuf ise Erdem'i taklit ederek. "Erdem..." dedi. Yusuf'un yaptığı ile Hande ile kendi aramızda güldük.

Yusuf elini Erdem'in omzuna koyup konuşmaya başladı. "Neden buradasın Erdem?" dedi laubali bir ses ile. "Komutanım, dediğiniz şeylerin hepsini yaptım. Hande hanımda buraya tek gelmek istemedi beni davet etti. Bende geldim komutanım." diye savundu kendini Erdem. Yusuf yavaş yavaş başını sallayıp tekrar konuşmaya başladı. "Hande hanım davet etti. Hmmm." bekledi ve devam etti. "Bu yüzden mi el ele geliyordunuz Hande hanım ile." dedi, resmen adamla dalga geçiyordu. Erdem tedirgin bir ifade ile bana baktı. Bana beni kurtar der gibi bakıyordu. Başımı hafif bir şekilde sallayıp Yusuf'a döndüm.

"Yusuf, rahat bıraksana Erdem'i. Gelmiş işte kız ile bunu neden bu kadar sorguluyorsun?" dediğimde bana dönüp kaşlarını havaya kaldırdı. "Peki sen öyle diyorsan rahat bırakırım Erdem'i Nilüfer hanım." dedi gülerek. Dediklerine bende gülerek karşılık verdim. Erdem gülerek Yusuf'un yanına geçti. Yusuf bana dönüp centilmenlik yaparak elini öne doğru uzattı. Bizim önden yürümemizi istiyordu. Gülümserken başımı hafifçe eğerek Hande ile Yusuf ve Erdem'in önüne geçip yürümeye başladık. İçimde hâlâ büyük bir heyecan ve mutluluk vardı. Yusuf'un dedikleri aklımdan çıkmıyor, çıkaramıyorum ama çıkarmaya da uğraşmıyorum.

Hastaneden içeriye girince Hande durup bana döndü. "Nilüfer, çay alalım mı?" dedi. "Olur alalım." diye cevap verdim. Arkama doğru kısa bir an dönüp Yusuf'a bakıp elim ile gel yapıp onları da çağırdım. Beraber hastanenin kafeteryasına doğru yürümeye başladık. Hande'ye doğru başımı çevirip merak ettiğim soruyu sordum. "Hande, Erdem ile sevgili misiniz?" dediğimde hızla başını bana çevirdi. Gözleri büyümüştü. "Hayır ne alaka canım." diyerek yalana başvurdu. "O zaman gelirken niye el ele tutuşarak geldiniz?" diye onu dahada sıkıştırdım. "Nilüfer, neyi sorguluyorsun? Sevgili değiliz işte!" sesi yüksek çıkmıştı. "Peki öyle olsun bakalım." diyerek rahat bıraktım.

Kafeterya'ya girdiğimizde Yusuf durup bize döndü. "Siz oturun bir yere ben alıp gelirim." dedi. Erdim bir masaya oturdu ve bizde gidecekken Yusuf bileğimden tutup gitmeme izin vermedi. "Oturmadan önce bana bir iyilik yap." devam etti. "Gülümsemeni burada morelim ile çay almaya gideyim." dediğinde güldüm. Ben gülerken Hande de duymuş olmalı ki gülerek konuşmaya başladı. "Yusuf." dedi sandalyeye yaslanarak. "Çay almaya mı gidiyorsun yoksa Nilüfer'i özlemeye mi?" Erdem kahkahasını tutamadı. "Abi." devam etti. "İki dakika çay alacaksın. Veda konuşması yapmana gerek yok."

Yusuf gözlerini kaçırmadan bana baktı. "Ne yapayım." dedi omuz silkerek. "İnsan değer verdiği şeyi gözlerinin önünden ayırmak istemiyor." yüzümün ısındığını hissettim. Bileğim hâlâ onun ellerindeydi. Yanaklarımın kızardığına eminim. Hande elini salladı. "Tamam, tamam." dedi. "Sen git çayını al gel, biz buradayız. Nilüfer'i kaçırtmayız." Yusuf ancak o zaman elimi bıraktı. "Güveniyorum size." dedi. "Ama yine de hızla geliyorum." ben sandalyeye otururken kalbim çoktan yerini unutmuştu.

Yusuf çay almaya gittiğinde Hande kahkaha attı. "Nilüfer." dediğinde konuşmasına izin vermedin konuştum. "Hayır sus Hande." dediğimde dahada çok güldü. Bu kız akıllanmazdı!

Yusuf elinde çaylar ile geri döndüğünde ilk baktığı yer ben oldum. Sanki masayı değil, beni bulması gerekiyormuş gibi. Göz göze geldiğimiz o an, kısa ama yoğun bir sessizlik oldu. Hani kimsenin fark etmediğini sandığın ama herkesin fark ettiği o anlardan. Çayı önüme bırakırken parmakları elime değdi. Bilerek mi yaptı yoksa bilmeden mi, ayırt edemedim.

"Şeker koymadım." dedi. "Gerek yok, şeker atmıyorum zaten." dedim. Sesim düşündüğümden daha yumuşak çıkmıştı.

Erdem kaşlarını kaldırdı. "Vay," dedi. "Komutanım, bir masa, dört kişi arasından şeker tercihini ezberlemiş."

Hande kıkırdadı.
"Bu artık çay değil." dedi. "Duygusal içerik."

Yusuf sakin bir şekilde sandalyesine oturdu."Abartmayın." dedi. "Bazı şeyler dikkat çekiyor sadece." bakışları yine bana kaydı. Gülümsedim, başımı çaya eğdim ama kalbim masada kalmıştı. "Dikkat çekmekle kalmıyor." dedi Hande. "Resmen bağırıyor." Yusuf çayından bir yudum aldı. "Bırakın." devam etti. "Hastanedeyiz. Sessiz olalım."

Erdem bana göz kırptı. "Merak etme. Biz sessiziz. Siz yeterince konuşuyorsunuz zaten." Yusuf bu bu kez gerçekten güldü, bende. İlk defa uzun zamandır, hastane kafetaryası bana soğuk gelmedi.

Kafetarya da geçirdiğimiz geri kalan zamanda hiç konuşmadık. Yusuf ile bakışmalarımız olmuştu ama utancımdan gözlerimi kaçırmıştım hep. Yusuf da bunu fark edip gülümsemişti.

Berfin odasının olduğu kata gelince hızlanmıştık. Koridora geldiğimizde gördüğüm kişi ile olduğum yerde kaldım. Elvan. Yine gelmişti. Yine sinirimi bozmak için elinden gelen her şeyi yapacaktı. Yürümeye devam ettim. Berfin'in odasına girecektim ki Elvan'ın sesi engel oldu."Nilüfer bekle." dediğinde ona dönüp sinirle konuştum. "Ne var Elvan? Bu sefer ne istiyorsun?" dedim.

"Bir şey söyleyecektim sana."

"Söyle." Yusuf'a bakıp tekrar bana döndü.

"Ne o yine Yusuf'u ayartmayaya mı çalışıyorsun? Yeni taklitler mi buldun?" dediğinde sözleri biter bitmez tokatım yanağına indi. Bu tokat bir adam için değildi, bu tokat benim gururum içindi. Elvan'ın sözleri artık gururumu okşamaya başlamıştı. Bunu çok öncesinde yapmam gerekiyordu ama geç kalmıştım.

Elvan utanmış olacak ki hemen gitti. Yüzüme bile bakmadı. Bende beklemeden odaya girdim. Ben girdikten sonra diğerleri de girdi. Odada kahkaha sesleri vardı. Neşeli bir ortam vardı. Hande yanımdan geçip hemen Berfin'in yanına gitti ve sarıldı. Erdem, Demir ve Yiğit'in yanına gitmişti. Yusuf ise tekli koltuğa oturdu. Oturacak yer kalmadığı için ayakta kaldım. Yağmur'un sesi kulağıma gelince ona döndüm. "Nereye gittiniz?" dedi. "Hiç çay içtik sadece." diye cevap verdim.

Kapı bir anda açıldığında içeriye giren kişi ile şaşırdım. Oğuz. Oğuz gelmişti. Oğuz odaya girer girmez sanki birini arıyormuş gibi gözleri odayı taradı. Beni görünce gözleri durdu. Hemen yanıma gelip ellerimi tuttu. Yusuf'a baktığımda elleri yumruk olmuştu. Oğuz konuşmaya başlayınca ona döndüm. "Nilüfer, neden ayaktasın?" konuşmama izin vermeden Yağmur'u oturduğu yerden itti ve beni Yağmur'un oturduğu yere çekti. "Otur hadi." dedi.

"Gerek yok böyle iyiyim." diye cevap verdim.

"Sana çok seveceğin bir hediye aldım." dedi ve arkasında çiçekleri çıkardı. Zambak. Zambak en sevdiğim çiçekti. Çiçeği ellerime alıp kokusunu içime çektim. Oğuz'a bakıp konuşmaya başladım. "Oğuz, nereden biliyorsun?"

Oğuz cevap vermeden Yusuf Oğuz'u yaka paça dışarı attı. Sinirle Yusuf'a döndüm.

"Yusuf neden adamı yaka paça dışarı attın!"

"O piçin burada sana yürümesini öylece izleyeceğimi düşünmedin herhalde!"

"Yinede buna gerek yoktu!"

Ellerimdeki çiçekleri de alıp çöpe attığında dahada çok sinirlendim.

"Yusuf!"

"Ben sana daha güzelini alırım. Sen gel şöyle buraya otur." konuşmama izin vermeden elimden tutup kendi oturduğu yere götürdü beni. Oturduğumda Yusuf'a sırtımı döndüm. Kaşlarını çattığını tahmin edebiliyorum.

Bir süre ben Yusuf'u Elvan'dan kıskanmıştım, şimdide Yusuf'un kıskanma sırası...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

166okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…