SAHRA kitap kapağı

19. bölüm / 33

SAHRA

Komşu Kızı

Yazar: Sümeyye Daşdemir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Komşu Kızı

Yeni yıl yeni yaşları getirirdi. Her yeni yaş geldiğinde hayat da sona yaklaşırdı. Yeni yıllar yeni yaş getirdiği gibi farklı şeylerde getirir. Kimi için mutlu edecek şeyler, kimi için mutsuz edecek şeyler getirirdi yeni yıl kendisi ile birlikte. Kimi için güzel bir başlangıç olur, kimi içinse kötü bir son. Bazılarının yılı iyi geçer, bazılarının kötü. Yeni hayatlar başlar, bebekler doğar. Bazı hayatlar biter, insanlar ölür.

Yeni yıllar her zaman iyi olmaz. İyi başlasa bile kötü devam etme ihtimali her zaman vardır. Ve bu ihtimali düşünmek her zaman iyi değildir. Mutlu bir anı yaşarsın ancak, o anın içinde ileride olabilecek olma ihtimali olan kötü olayları düşünmemek gerekir. Bu o anın içine eder. Bir anın içinde isen, başka bir şey düşünmemek gerek. Bu bir hata. Hemde büyük hata. Ancak bu kişiye göre değişebilir. Kimi insan her adımında bir sonraki adımını düşünür ve planlar. Kimi ise sadece o anda kalır, başka bir şey düşünmez.

Yeni yılın heyecanı bir farklı olur. Genelde çoğu insan hep mutlu ve heyecanlı olur. Yeni bir, yeni bir başlangıç demek ve bu heyecan bambaşka. Yeni yıla girmek için herkes genelde on ikinci ayın son günlerine doğru gün saymaya başlar yeni yıl için. Ve gün aralık ayının son günü olduğunda. O güne insan mutlu başlar, içinde hep bir umut vardır. O umut kiminde gerçeğe dönüşür, kiminde tam tarsi hatta daha beteri bile olabilir.

O güne mutlu başlarsın, heyecanlısındır. Ancak bir şey olur bütün mutluluğun ve hevesin yok olur. Bende de çoğunlukla böyle oldu. Yaşadığım çoğu şeyin kötü olanları hep yılın son gününde olur genellikle. Başıma kötü ne geldiyse hep yılın son günü olmuştu ve ben bunu yeni fark ettim! Yeni yıla girmemize son bir hafta kala fark ettim.

Beş yıl önce sahra hastanesine gittiğimde orada hastaneye atılan bomba sebebi ile 13 Ağustos gününde komaya girdim ve bu koma aylarca sürdü. Aralık ayının son gününde kalbim durma raddesine gelmişti hatta. Ancak son anda anda kendimi hayatta tutmayı başarmıştım. Dört ay boyunca komada kalmıştım.

Dört yıl önce de yani, komadan çıktıktan bir yıl sonra. O zamanki sevgilime yılın son gününde anne olamayacağımı söylemiştim. Söylemek ve söylememek arasında çok kalmıştım ancak söylemiştim. Tabii kide yeni yıla girdiğimiz saniye benden ayrılmıştı sevgilim. O zaman kendimi çok kötü hissetmiştim ancak şimdi iyiki de ayrılmış diyorum. Çok illet bir adamdı. Onun sayesinde ondan kurtulmuştum.

Asla normal biri değildi. Sinir hastalıkları vardı ve kontrol edemiyordu. Küfürbazın bayrak taşıyanıydı. Küfür o kadarda büyük bir şey değildi ama normal konuşurken bile her muhabbetine katıyordu. Mesela Yusuf öyle değil, çok nadir sinirlendiğinde küfür ederdi. Takıntılı biriydi eski sevgilim. Ve aşırı kıskançtı. Crop giymem bile onu rahatsız ediyordu ve ne zaman giysem bana çıkarttırıyordu. Bende o zamanki aklım ile değişiyordum üstümü. Şimdiki aklım olsa asla yapmam.

Kafamı bulandıran bu düşünceler duvarları üzerime üzerime gelmesine sebep oldu. Nefes darlığı yaşadığımı anladığımda ayağa kalkıp cama doğru gidip camı açtım, ve derin bir nefes çektim içime. Yüzüme esen rüzgar rahatlamamı sağladı. Gözlerimi kapatarak kendimi rüzgarın huzurlu sesine bıraktım. Bunu yapmak çok hoşuma giden bir şey. Çok rahat ve huzurlu hissediyorum kendimi. Sessizlik ve ferahlık.

"Pişt, Komşu kızı." diye bir ses gelince gözlerimi açıp etrafa bakındım ve yan dairemizdeki cama bakınca gördüğüm yüz ile şaşkına döndüm. Yusuf. Yusuf buradaydı. Ne işi vardı burada? Yan dairemize mi taşınmıştı? Ona bakınca yüzümde gördüğü şaşkınlık onun gülmesini sağlamıştı. Ben ise hâlâ şaşkın şaşkın yüzüne bakıyorum. Şaşkın bir ses ile konuşmaya başladım.

"Yusuf, senin burada ne işin var?" dedim.

Omuz silkip konuşmaya başladı. "Burayı kiraladım, kısa süreliğine." dedi.

"Neden buraya taşındın peki?" diyerek soru yönelttim.

"Askeriyede olunca seni göremediğim zamanlar oluyordu ve bende seni özlüyorum. Özlemimi gidermek için vede seni daha çok görebilmek için buraya taşındım." dediğinde dahada çok şaşırdım. Beni mi özlüyordu?

"Sen beni mi özlüyorsun?" diyerek aklımdaki soruları dilime döktüm. Ucundan da cilve yaptım tabii ki. Olmazsa olmazdı.

"Özledim tabii. Seni göremeden duramıyorum hatta." dediğinde güldüm. Gözleri bütün yüzümde dolaşıyordu, saçlarımda, ancak asla geceliğimin olduğu kısma kaymıyordu. Geceliğim iddialı bir gecelikti. Göğüs dekoltesi olan açık bir gecelikti ve o bunu önemsemiyordu. Onun şu anki tek derdi bana olan özlemini gidermekti.

"Sen gecenin bu saati camda ne yapıyorsun?" dedi ciddi bir ses ile. Bir anda ciddileşti am çok uzun sürmez diye düşünüyorum.

"Bunaldım, biraz hava alıyım dedim ve hava almaya cama çıktım." dediğimde başını sallayarak oda önüne döndü ve derin bir nefes aldı, sonra aldığı nefesi geri verdi ve tekrar bana döndü.

"Yılbaşı yaklaşıyor, heyecanlı mısın?" dedim. Ben baya bir heyecanlıyım. Yılbaşını severim.

Omuz silkip konuşmaya başladı. "Yok değilim. Benim için normal bir gün gibi. İçimde heyecan yaratıyor. Ama timdekiler her yılbaşında oyun oynamak için beni zorluyor. Sanki on yaşında çocuklar."

"Ben çok severim yılbaşını. Heyecanlanırım. Mutlu ediyor beni. Yeni yıldan bir dileğin var mı peki?" dediğimde gözlerimin içine bakarak konuşmaya başladı.

"Yeni yıldan tek bir dileğim var oda sensin." dediğinde güldüm. Aynı zamanda kalbimi ikimizin ortasına bıraktım. "Senin bir dileğin var mı peki? O kadar seviyorsun bir dileğinde vardır herhalde."

"Var tabii ama söylemem." dileğim oydu. Başka ne dileyebilirdim ki.

"Söyle hadi söyle." dediğinde başımı iki yana sallayarak konuşmaya başladım.

"Söylemem. Çünkü birisine söylersem kabul olmaz."

"O zaman bana niye söylettin kızım."

"Kim bilir belki kabul olur."

"Kabul olmazsa senden sorarım o zaman."

Gülerek başımı salladım. Hava soğumaya başlayınca üşüdüğümü hissettim. Kıyafetim açık ve inceydi ve bu çok fazla üşümeme neden oldu. Artık içeriye girmem gerekiyordu. Yusuf'a doğru dönüp konuşmam için ağzımı açmıştım ki Yusuf konuşmama izin vermeden konuşmaya başladı.

"Hava soğumaya başladı, sen çok çabuk üşüyorsun serçe. Daha fazla donmadan içeri gir hadi." dediğinde güldüm. Üşüdüğümü anlamıştı. Başımı salladım ve konuşmaya başladım. "Tamam giriyorum içeriye. Yarın görüşürüz o zaman Yusufcuk." dedim.

"Yarın görüşemeyiz. Bir saniye sen bana Yusufcuk mu dedin?" kaşlarım çatıldı. Neden görüşemeyiz ki.

"Yarın neden görüşemiyoruz?" dedim onun sorusunu es geçerek.

"Yarın işim var, ayrıca soruma cevap vermedin."

"Ne sordun ki?" dedim safça.

"Yusufcuk dedin."

"Öyle demek istedim çünkü."

"Tamam daha fazla konuşmadan içeri gir yoksa buz küpüne dönşeceksin."

Gülümseyerek Yusuf'a el salladım ve içeri girip camı kapattım. Perdeyi örtüp yatağıma doğru ilerledim. Yatağıma girip yorganı üstüme çektim. Öylece tavanı izliyorum ama istemeden sırıtıyorum. Ama aklıma gelen şey ıle sırıtmam çok uzun sürmedi. Yarın onu göremeyeceğim. İşi varmış. Yarın askeriyeye gideceğim ve Yusuf'u göremeyeceğim, çok sıkıcı bir gün olacak. Daha fazla düşünmeden kendimi uykuya bıraktım.

***

Yavaş yavaş gözlerimi araladığımda üzerimde büyük bir ağırlık hissettim. Sanki kemiklerim kırılmışta sonradan tekrar iyileşmiş gibi. Ki bu gerçekten de olan bir şeydi. Ve bu çok acı veriyordu. Yavaşça doğruldum ve bulanık gören gözlerim ile karşımdaki kitaplığabaktım bir süre. Daha sonra kendime gelerek saate baktım. Saate baktığımda gözlerimi büyüttüm. Saat on olmuştu. Geç kalmıştım. Hızla yatağımdan çıktım. Odamdan çıkıp tuvalete gittim ve ilk önce dişimi fırçaladım, sonra ellerimi ve yüzümü yıkayıp tuvaletten çıkıp geri odama döndüm.

Odama girdiğimde direkt olarak kıyafet dolabına doğru gittim. Dolabı açıp hemşire üniformasını çıkartıp giymeye başladım. Hızla kıyafeti giydiğimde saçımı toplayıp montumu da alıp odamdan çıktım. Koridorda ilerlerken aynı zamanda montumu da giyiyorum. Berfin ve Yağmur çoktan gitmişlerdi. Beni uyandırmak akıllarından geçmemiş. Ayakkabılarımı giyip kapıyı kapattım ve hızla aşağı indim. Dışarı çıktığımda fark ettiğim şey ile bir anda durdum. Berfin arabası ile gitmişti. Mecburen yürüyerek gitmem gerekiyor. Yürümeye başladığımda kendi kendime söylendim.

"Hay benim şansıma yani."

Gerçekten de bir gram şansım yok. Özellikle bugün. Her şey üst üste geliyor. Öylece yürüyorum, aklımdan bir kelime geçmiyor. Geçmesin de zaten, aklımı yormak istemiyorum. Bu ara o kadar çok yoruldum ki. Daha fazla yorgunluk istemiyorum.

Çok geçmeden askeriyeye varmıştım. Zaten çok da uzak değil. Bu yüzden hızla gelmiştim. Askeriyeden içeriye girdim. Çok kalabalık değildi. Gerçi bu saatte neden kalabalık olsun ki. Revire doğru ilerlerken sabah bana 'günaydın hemşire hanım' diye seslenen biri olmayınca bir garip hissettim. Normalde Yusuf her sabah bana öyle selam verirdi ama bugün yoktu. Yokluğunu daha şimdiden hissetmiştim. Onun gözlerine baktığımda gördüğüm orman gibi olan yemyeşil gözleri bugün göremiyorum.

Revire girdiğimde Hande ve Erdem ile karşılaştım. Oturmuş öylece konuşuyorlardı. Beni görünce susmuşlardı ama Hande hemen kızıl saçlarını savurup alaycı bir şekilde konuşmaya başladı. "O Nilüfer hanım maşallah erkencisin." dedi gülerken. Montumu asarken yüzümü buruşturdum. "Uyuya kalmışım." dedim hissiz bir ses ile. Hande moralimin bozuk olduğunu anlamış olacak ki tekrar konuştu.

"Nilüfer, ne oldu kız. Yüzün asık."

"Hiçbir şey olmadı."

"O zaman bu güzel yüzün niye asık erkenci kuş."

"Yusuf yok bugün." diyerek gerçeği söyledim.

"Ha senin bu yüzden moralin bozuk, anladım."

"Ben nasıl geçireceğim günü onsuz."

"Yenge, pardon hemşire hanım." dediğinde Erdem ona baktım.

"Ne ara bu kadar aşık oldun Yusuf komutanıma."

"İnan bende bilmiyorum Erdem. Ama tek bildiğim var ben onu seviyorum."

"Gerçekten mi kız?" diye sordu Hande.

"Gerçekten kız," devam ettim. "Yani Yusuf bana öyle iyi davranıyor ki, öyle güzel seviyor ki. Yani beni sevdiğini gözlerine bakınca bile anlıyorum. Ama benim ona olan aşık fark ettim ki yeni başlamadı. Beş yıl önce başladı. Beş yıl önce onu tedavi ettiğimde başladı." nefes aldım. "O gün bana bir mektup vermişti, hâlâ saklıyorum onu mesela. Birde isimliği, o kopmuştu. Bende almıştım. Onuda saklıyorum. Onu göremeden yapamıyorum. O yeşil gözleri her şeye iyi geliyor. Orman gibi."

"Sen harbi aşık olmuşsun Nilüfer."

"Onu çok seviyorum Hande. Ama bunu ne zaman söyleyeceğim bilmiyorum. Nasıl söyleyeceğimi de bilmiyorum. Tamam daha önce sevgilim oldu ama ben hiçbirine aşk itirafı yapmadım. Ona nasıl yapacağım bilmiyorum."

"Hande ben çıkıyorum timin yanına gideyim görüşürüz." diyerek bana döndü Erdem. "Sana görüşürüz hemşire hanım." dediğinde kısa bir şekilde el salladım. Erdem çıktıktan sonra Hande heyecan ile bana döndü ve konuşmaya başladı. "Gerçekten daha önce hiç aşk itirafı yapmadın mı?"

"Yapmadım." diye kısa bir cevap verdim.

"Biz buluruz. Yağmurlar ile falan konuşur buluruz."

"Buluruz dimi."

"Buluruz tabii, yeni yıl yaklaşıyor ya hani zaten bir hafta var. Yeni yılda söyleyebilirsin bence."

"Olur mu ki?"

"Olur ya niye olmasın."

"Benim hep yılbaşı günlerinde günlerim berbat geçer. Ya olmazsa." Hande bir elini omzuma atıp, diğer ile de saçımı karıştırdı. "Buluruz Nilüfer. Sen bu kadar kafana takma."

"Tamam." dedim saçımı düzeltirken.

Hande ayağa kalkıp tekrar konuşmaya başladı. "O zaman hadi kalk burayı temizleyelim. Hem vakit geçer. Baksana hiç asker gelmiyor, hadi."

Gülerek başımı salladım ve ayağa kalktım. Hasta yataklarına doğru ilerledim. Hiç hasta asker gelmediyse bu yataklar nasıl dağılıyor, hiç anlamıyorum. Yavaş yavaş ilk yatağı düzeltmeye başladım. İlk yatağı düzelttim ve diğer yatağı düzeltmeye başladım. Bütün yatakları toplama işi bitince bu sefer ilaç dolabına ilerledim. İlaç dolabının kilidini açıp ilaçları düzenlemeye başladım. Bütün ilaçları doğru şekilde dolaba koyduktan sonra koltuğa doğru gidip bir süre dinlenmek için oturdum.
Her yerim ağrıyor. Sabah kaltığımdaki baş ağrım hâlâ daha gitmedi. Artık gitmesi gerekiyordu. Başımı koltuğa yaslayıp bir süre gözlerimi dinlendirmeye başladım.

***

Gece olmuştu ve eve gelmiştim. Yağmur ve Berfin uyuyordu ama benim hiç uykum yok. Bugün yorulmuştum. Öğleden sonra fazla asker gelmişti revire. Ağrı kesici içtiğim halde başımın ağrısı bir türlü durmamıştı. Ayağa kalkıp masamdaki ağrı kesici alıp içtim. Su ile boğazımdan geçerken başımın ağrısını geçmesini umdum. Umarım geçerdi.

Bugün Yusuf'u hiç görmedim. Gelmedi hiç askeriyeye. Onu bir günde çok fazla özledim. Artık görmem gerekiyor onu. Belki eve gelmiştir. Ama bu saatte gitmek olmaz ki. Evde olsa bile saat gecenin biri, bu saatte asla gidemem. Yanlış olur.

Telefona bakmaktan sıkıldığım resim malzemelerini alıp masaya oturdum. Resmim iyiydi. Beş yıl önce komadan çıktığımda hatırladığım kadarıyla Yusuf'u çizmiştim ve hâlâ duruyor. Yusuf ile ilgili olan şeylerin hepsini saklıyorum. O zaman çizerken Yusuf olduğunu bilmiyordum ama şu an o resime baktığımda gerçekten Yusuf'u çizmişim diyorum.

Bir manzara resmi çizmeye başladım. Ama deniz manzarası. Dalgalı bir deniz. Genelde bu şekilde resimler çizmeye bayılıyorum. Çok güzel duruyor. Çok beğendiklerim olunca çerçeveletiyorum. Şu an masamda bir tane var. O resmi hastanede çizmiştim sıkıntıdan. Nöbet günümdü. Resmi çizerken dışarıdan bağırma sesleri geliyordu. Kavga olabilirdi ama olmayadabilir. Tam olarak anlamadım. Kısık bir ses ile biri bağıryor ve ses çok tanıdık bir ses.

Cama bir şey çarpınca irkildim. Çok fazla umursamadan resmi çizmeye devam ettim. Ancak bir anda cam kırılınca hemen ayağa kalktım. Cam kırılmıştı ve odamın ortasında taş vardı. Biri camımı kırmıştı. Yağmur ve Berfin uyanmaz umarım. Camlara basmamaya çalışarak ilerledim. Cam kırıktı dışarıyı görebiliyorum ama bu şekilde bakarsam bir yerimi keserim. O yüzden camı açıp o şekilde dışarıya baktım. Aşağıya baktığımda gördüğüm kişi ile hem şaşırdım hem de mutlu oldum. Yusuf. Yusuf gelmişti. Hemde camımı kırarak gelmişti.

"Yusuf?" diye seslendim yüksek olmayan bir ses ile. Bana cevap vermek yerine bir Yusuf bir anda şarkı söylemeye başlayınca şok oldum. Gecenin bu saatinde bağıra bağıra şarkı söylüyordu.

"Günüm gün olmaz seni görmeden! Gözlerim ayrılmaz pencerenden!"

"Günüm gün olmaz seni görmeden! Gözlerim ayrılmaz pencerenden!"

"Gözlerinin karasına! Bak kalbimin yarasına! Dertlerimin arasına!"

"Karıştın sen komşu kızı!"

"Gözlerinin karasına! Bak kalbimin yarasına! Dertlerimin arasına!"

"Karıştın sen komşu kızı!"

"Bana bir kez gülmez misin komşu kızı! Hiç karşılık vermez misin komşu kızı!"

"Bana bir kez gülmez misin komşu kızı! Hiç karşılık vermez misin komşu kızı!"

"Günüm gün olmaz seni görmeden! Gözlerim ayrılmaz pencerenden!"

"Günüm gün olmaz seni görmeden! Gözlerim ayrılmaz pencerenden!"

"Gözlerinin karasına! Bak kalbimin yarasına! Dertlerimin arasına!"

"Karıştın sen komşu kızı!"

"Gözlerinin karasına! Bak kalbimin yarasına! Dertlerimin arasına!"

"Karıştın sen komşu kızı!"

Şok içerisinde onu izledim. Sadece onu. Öyle güzel bir şarkı söyledi ki. Kalbim yerinden çıktı resmen. Ona hayranlıkla bakıyorum. Gerçekten mükemmel biri. Bu nasıl aklına geldi anlamadım. Bu saate kadar hiç karşma çıkmadı ve gecenin birinde camımı kırıp bana şarkı söyledi. Gecenin bu saatinde herkes uyurken son ses şarkı söylemişti. Bazı evlerde cama çıkanları gördüm.

Nefes alıp tekrar konuşmaya başladı. "Komşu kızı, aşağı gel hadi!" diye bağırdı.

"Tamam geliyorum, komşu oğlu!" diyerek hızla odamdan çıktım. Evden sessizce çıkıp aşağıya indim. Dışarı çıktığımda Yusuf'u gördüm. Hızla yürüyerek karşısında durdum. O bana olan özlemini gideriyor, bense onu saatler sonra görmenin mutluluğunu yaşıyorum...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

115okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…