Tamamı

Vaveyla Yazarı: rana feyza zenginler

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: Tamamı

Tamam. Her şey sıradan bir akşam Instagram'd a gezinirken karşıma çıkan bir videoyla başladı. Normalde böyle şeylere çok ilgiliydim zaten. Videoda "20 Eylül gecesi rüyanızda gördüğünüz kişi" diye bir şeyler yazıyordu. Bir durdum. Sonra videoyu izlemeye devam ettim. Sonra telefonu kenara bıraktım ve uyudum. Ve o gece

Gerçekten birini rüyamda kimseye benzemeyen birini gördüm. Onunla görüntülü konuşuyorduk. Yüzünü tam olarak göremiyordum. Sanki kameraya yüzünün bir kısmını gösteriyordu sadece. Ama garip olan şu ki sesini çok net hatırlıyordum. Kıvırcık saçları vardı. Belirgin, keskin bir çene hattı vardı. Yüzü rüyamda tamamen net değildi ama bana hissettirdiği duygu çok netti. Onunla konuşurken kendimi huzurlu hissediyordum. Hatta içimden "Sanki gelecekte evleneceğim kişiyle konuşuyormuşum gibi" diye geçirmiş tim.

Üstelik rüyada o kişinin bir köpeği vardı. Buruşuk yüzlü, dikkat çekici bir köpekti. Sonra uyandım. Rüyayı unutacağımı düşündüm. Ta ki birkaç gün sonra apartmanın asansör kapısı açılana kadar.

Karşımda yaşıt sayılabilecek biri duruyordu. İlk anda bir şey düşünmedim. Sonra yüzüne baktım. Kıvırcık saç, keskin çene hattı. Rüyamdaki yüz. Kalbim bir anlığına hızlandı. Ama asıl şaşırtıcı olan henüz bitmemişti. Onun evinin içinde, kapının yakınında rüyamda gördüğüm o aynı köpek duruyordu. Buruşuk köpek. Ben köpeklerden korktuğum için hemen asans kapısını kapattım. O sırada aklımdan tek bir şey geçiyordu. Bu çocuğu ben hayatımda hiç görmedim ama rüyamda gördüm. Böyle bir tesadüf olabilir mi? Asansör aşağı doğru indi. Ben de rüyamda duyduğum o sesi hatırlamaya çalıştım ama gerçek hayatta onun sesini hiç duymamıştım. Keşke o an konuşsaydı. Sadece bir "Merhaba" bile deseydi. Belki o zaman rüyamdaki sesle aynı mı diye anlayacaktım. Ama hiçbir şey olmadı. Sadece birkaç saniyelik bir karşılaşma. Ve kafamda yüzlerce soru kaldı. Bu sadece inanılmaz bir tesadüf müydü yoksa beynim fark etmediğim bir detayı rüyada mı birleştirdi? Bilmiyorum. Ama 20 Eylül gecesinden sonra sıradan bir rüyanın, birkaç gün sonra apartmanın asansör kapısında karşıma çıkması bana uzun süre unutamayacağım kadar tuhaf geldi.Tabii. İkinci bölüm — Asansörün Kapısı. Asansörün kapısı kapandığında hâlâ olanları anlamlandırmaya çalışıyordum. Az önce gördüğüm yüz, birkaç gün önceki rüyamdaki yüzle neredeyse aynıydı. Ve o köpek de oradaydı. Ben köpeklerden korktuğum için hemen asansörün kapısını kapattım. O anda aklımdan tek bir düşünce geçiyordu. "Bu çocuğu hayatımda hiç görmedim ama rüyamda gördüm." Böyle bir tesadüf olabilir mi? Asansör aşağı doğru inerken rüyadaki sesi hatırlamaya çalıştım. Ama gerçek hayatta onun sesini hiç duymamıştım. Keşke o anda konuşsaydı, sadece bir kez bile "Merhaba" deseydi. Belki o zaman rüyamdaki sesle aynı olup olmadığını anlayacaktım. Ama hiçbir şey olmadı. Sadece birkaç saniyelik bir karşılaşma ve kafamda yüzlerce soru. Bu sadece inanılmaz bir tesadüf müydü yoksa beynim fark etmediğim bir detayı rüyada mı birleştirdi? Bilmiyorum. Ama 20 Eylül gecesinden sonra sıradan bir rüyanın, birkaç gün sonra asansörün kapısında karşıma çıkması bana uzun süre unutamayacağım kadar tuhaf geldi.

Üçüncü Bölüm — Merak ve Mesafe Ertesi gün istemeden de olsa apartmanda gözlerim onu aradı. Sonra kendime kızdım. Neden hâlâ bunu düşünüyorsun ki dedim kendi kendime. Rüyalar bazen sadece zihnin oynadığı oyunlardır diye düşündüm. Ama bir yandan da içimde bir merak kalmıştı. Onunla bir kez konuşsaydım ne olurdu? Sadece basit bir cümle kursaydım mesela "Merhaba" ama sonra bunun rüya ile bir ilgisi olmadığını düşündüm. Belki de her şeyi olduğundan büyük görüyorum dedim kendime. Sonra şunu fark ettim. Bazen cevaplardan çok sorularla yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Belki de bu hikâyenin en doğru yanı bunun hemen bir cevabının olmaması.Tabii. Dördüncü bölüm yazıyorum. Cevapsız Sorular Bir süre bu meseleyi kafamda evirip çevirdim. Bazen gün içinde birden aklıma geliyordu. Sonra bunun cevap bulmak zorunda olduğum bir soru olmayabileceğini fark ettim. Belki de her şey bir anlam çıkarmak için değil, sadece yaşanıp geçmesi için vardır. Onu bir kez daha görsem her şey değişir mi onu da bilmiyorum. Belki yine sadece bir merhaba deyip geçer gider her şey. Belki de önemli olan cevabı bulmak değil, bu sorunun bende ne hissettirdiğini anlamak.

Bazen soruların cevapsız kalması da bir cevaptır. Bu hikâye de belki orada, asansörün kapısında asılı kalıyor.Beşinci Bölüm

İlk Kelime

Aradan birkaç gün geçmişti.

Olanları hâlâ zaman zaman düşünüyordum ama artık kendimi her gördüğüm yerde onu ararken bulmuyordum.

En azından öyle sanıyordum.

Bir akşam yine asansörün önünde durdum.

Kapıya bastım.

Asansör yavaşça aşağıdan yukarı çıkarken ekrandaki sayılara baktım.

Kapı açıldığında ise olduğum yerde kaldım.

O oradaydı.

Rüyamdaki çocuk.

Bir an ikimiz de birbirimize baktık.

Bu kez kaçıp kapıyı kapatmak istemedim.

O da sanki beni daha önce görmüş gibi hafifçe gülümsedi.

— Merhaba, dedi.

Kalbim bir anlığına hızlandı.

Ses.

İşte o an aklıma rüyam geldi.

Rüyadaki sesi hatırlamaya çalıştım.

Aynı mıydı?

Bilmiyordum.

Çünkü rüyaların sesi zaman geçtikçe bulanıklaşıyordu.

Ama garip bir şekilde, onun sesini duyduğum anda içimde tanıdık bir his oluştu.

Sanki bu sesi daha önce bir yerlerde duymuştum.

Sanki…

Bir rüyanın içinden gelmişti.

— Merhaba, dedim sonunda.

Asansöre girdim.

Bu kez kapıyı hemen kapatmadım.

O da asansöre bindi.

Birkaç saniye boyunca ikimiz de sessizdik.

Sonra göz ucuyla bana baktı.

— Seni daha önce burada görmüştüm galiba, dedi.

Şaşırdım.

— Evet… olabilir.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra gülümsedi.

— Ben bu arada…

Adını söyledi.

Adını duyduğum anda ise içimde garip bir his oluştu.

Çünkü rüyamda kardeşimin onu tanıdığını hatırladım.

Ama gerçek hayatta onun adını bile bilmiyordum.

Asansör katımıza doğru çıkarken ilk kez şunu düşündüm:

Belki de bütün bu hikâyenin cevabı rüyada değildi.

Belki cevap…

Şimdi başlıyordu.Altıncı Bölüm

Tesadüf mü?

Ertesi sabah uyandığımda, gece yaşananları tekrar tekrar düşündüm.

Asansördeki o kısa konuşma…

Söylediği birkaç kelime…

Ve en önemlisi, sesini ilk kez gerçekten duymuş olmam.

Telefonumu elime alıp bir süre boş boş ekrana baktım. Sonra rüyayı düşündüm. 20 Eylül gecesini…

Rüyadaki yüzü.

Kıvırcık saçlarını.

Keskin çene hattını.

Ve o köpeği.

Sonra kendi kendime sordum:

“Gerçekten onu daha önce hiç görmemiş miydim?”

Cevabı hâlâ aynıydı.

Hayır.

En azından ben öyle hatırlıyordum.

O gün evden çıkarken apartmanın koridorunda bir ses duydum. Kapıyı kapatıp asansöre doğru yürüdüm.

Tam düğmeye basacakken arkamdan bir ses geldi.

— Günaydın.

Döndüm.

Oydu.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

— Günaydın, dedim sonunda.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra gülümseyerek:

— Geçen gün konuşamadık pek, dedi.

Ben de hafifçe gülümsedim.

— Evet. Asansörde pek konuşulacak zaman olmuyor zaten.

Güldü.

İlk defa onu rüyamdaki kişi olarak değil, gerçek hayatta karşımda duran biri olarak görmeye başladım.

Belki de mesele rüyam değildi.

Belki de bütün bunların anlamını bulmaya çalışmak yerine, onu gerçekten tanımam gerekiyordu.

Asansör geldi.

Kapılar açıldı.

Bu kez ikimiz de aynı anda içeri girdik.

Ve ben içimden tek bir şey geçirdim:

“Bakalım bu hikâye gerçekten nereye kadar gidecek…”Yedinci Bölüm

İlk Sohbet

Asansörün kapıları kapandı.

Bu kez aramızdaki sessizlik önceki kadar garip değildi. İkimiz de sanki birbirimize alışmaya başlamıştık.

Bir süre sonra bana dönüp:

— Bu arada, senin adın ne? diye sordu.

Adımı söyledim.

O da kendi adını tekrar söyledi. Bu kez ismini gerçekten aklımda tutmak istedim.

— Seni daha önce birkaç kez görmüş olabilirim, dedi.

— Ben de seni, dedim.

Bunu söyler söylemez sustum.

Çünkü aslında söylemek istediğim şey çok daha farklıydı:

“Seni rüyamda görmüştüm.”

Ama bunu söylemeye cesaret edemedim.

Asansör bir kata geldi ve kapılar açıldı. O çıkmadı.

Ben de çıkmadım.

Birkaç saniye sonra bana bakıp:

— Sen de bu katta mı oturuyorsun? diye sordu.

Başımı salladım.

— Evet.

Gülümsedi.

— Demek komşuyuz.

İlk kez gerçekten güldüm.

— Evet, sanırım öyle.

Asansör yeniden hareket etti.

O an fark ettim ki günlerdir kafamı kurcalayan gizem, aslında karşımda duran sıradan bir insandı.

Ama yine de içimdeki o garip his kaybolmamıştı.

Çünkü onunla konuşurken, 20 Eylül gecesindeki rüyamın bir parçası sanki yavaş yavaş gerçek hayatın içine karışıyordu.

Ve hâlâ ona söylemediğim tek bir şey vardı:

Onu daha önce görmüştüm.

Ama nerede?

Bir rüyada.Sekizinci Bölüm

Rüyadaki Köpek

Ertesi gün okuldan döndüğümde apartmanın girişinde onu gördüm.

Bu kez yanında rüyamda gördüğüm köpek vardı.

Bir an olduğum yerde kaldım.

Köpek bana doğru bakınca istemsizce bir adım geriye çekildim. O da bunu fark etti.

— Korkuyor musun? diye sordu.

Biraz utanarak başımı salladım.

— Biraz…

Gülümsedi.

— Merak etme, sana bir şey yapmaz.

Köpeğini yanına çağırdı ve tasmasını kısalttı.

— Adı ne? diye sordum.

Köpeğin adını söyledi.

O an içimde yine o garip his oluştu.

Çünkü rüyamda da aynı köpeğin yanında durmuştum.

Ama bunu ona söylemedim.

Sadece köpeğe uzaktan baktım.

— Güzelmiş, dedim.

— Normalde herkesten korkar ama sana nedense bakıp duruyor.

Kaşlarımı kaldırdım.

— Benden mi?

— Evet.

İkimiz de güldük.

Sonra birkaç saniye sessiz kaldık.

Tam apartmana girecekken bana dönüp:

— Bu arada… seni daha önce de burada görmüş müydüm? dedi.

Bir an düşündüm.

— Sanırım evet.

Başını salladı.

— Ben de öyle hatırlıyorum.

Sonra kapıyı açtı.

Ben içeri girerken bir an arkamı dönüp köpeğe baktım.

Köpek hâlâ bana bakıyordu.

İçimden tek bir cümle geçti:

“Rüyamdaki köpek de böyle bakmış mıydı?”

Ve o anda, 20 Eylül gecesinden beri ilk kez rüyamı ona anlatmayı ciddi ciddi düşündüm.Dokuzuncu Bölüm

Söyleyemediğim Şey

O akşam odama geçtiğimde aklım hâlâ apartmanın girişindeydi.

Onun söyledikleri…

Köpeğinin bana bakışı…

Ve en önemlisi, rüyam.

Telefonumu elime aldım. Bir süre ekrana baktım. Sonra kendi kendime:

“Acaba ona anlatmalı mıyım?”

dedim.

Bir yandan anlatmak istiyordum.

Diğer yandan, daha doğru düzgün tanımadığım birine çıkıp “Seni rüyamda gördüm ve köpeğini bile gördüm.” demek bana fazlasıyla tuhaf geliyordu.

Telefonu bıraktım.

Tam o sırada bir bildirim geldi.

Apartmandaki ortak gruptan bir mesajdı.

Mesajı açtım.

Bir an duraksadım.

Çünkü mesajı gönderen kişi oydu.

Sadece kısa bir şey yazmıştı:

“Az önce girişte gördüğüm kişi sen miydin?”

Kalbim hızlandı.

Ne yazacağımı bilemedim.

Sonunda:

“Evet, bendim.”

diye cevap verdim.

Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra yeni bir mesaj geldi.

“Tamam. Bir an emin olamadım.”

Gülümsedim.

Sonra telefonun ekranına bakarken aklıma yine aynı düşünce geldi.

Belki de bu sadece sıradan bir komşuluk sohbetiydi.

Belki de benim için anlamı çok daha farklıydı.

Tam telefonu kapatacakken yeni bir mesaj daha geldi:

“Bu arada, köpeklerden korktuğunu fark ettim. Umarım seni korkutmamıştır.”

Bir süre ekrana baktım.

Sonra istemeden gülümsedim.

“Biraz korkuttu ama sorun yok :)”

yazdım.

Ve ilk kez, rüyamda gördüğüm kişiyle gerçek hayatta mesajlaşıyordum.

Ama ona hâlâ gerçeği söylememiştim.

Onu ilk kez asansörde değil, 20 Eylül gecesi rüyamda gördüğümü…Onuncu Bölüm

Gerçeğin Ucunda

Ertesi gün okuldan eve dönerken telefonuma baktım.

Ondan yeni bir mesaj gelmişti.

“Bugün asansörde karşılaşırsak sana bir şey soracağım.”

Mesajı birkaç kez okudum.

Ne soracağını merak etmeye başlamıştım.

Eve geldiğimde asansörün önünde birkaç saniye bekledim. Düğmeye bastım.

Kapılar açıldı.

Ve tahmin ettiğim gibi o içerideydi.

— Merhaba, dedi.

— Merhaba.

Asansör hareket etti.

Bu kez ikimiz de sessiz kalmadık.

— Sana bir şey soracaktım, dedi.

— Sor.

Bir an durdu.

— Beni daha önce nereden tanıyorsun?

Kalbim hızlandı.

Bir anda 20 Eylül gecesi aklıma geldi.

Görüntülü konuşma…

Kıvırcık saçlar…

Keskin çene hattı…

O köpek…

Ve rüyadaki ses.

Birkaç saniye cevap veremedim.

— Aslında… seni daha önce tanımıyordum, dedim.

Kaşlarını kaldırdı.

— Nasıl yani?

Derin bir nefes aldım.

Artık saklamanın daha garip olacağını düşündüm.

— Seni ilk kez birkaç gün önce gördüm.

— Evet, onu biliyorum.

— Ama senden önce seni başka bir yerde görmüştüm.

Şaşkınlıkla bana baktı.

— Nerede?

Asansör bir kata geldi.

Kapılar açıldı.

Ama ikimiz de çıkmadık.

Ona baktım.

Sonunda söyledim:

— Rüyamda.

Bir an sessizlik oldu.

Yüzündeki ifade değişti.

Sonra hafifçe gülümsedi.

— Ciddi misin?

Başımı salladım.

— Hem de çok.

Bir süre bana baktı.

Sonra beklemediğim bir şey söyledi:

— Sana bir şey anlatmam lazım.

Şaşırdım.

— Ne?

Gülümsedi.

— Ben de seni daha önce bir yerde gördüğümü düşünüyordum.

Asansörün kapıları tekrar kapanırken ikimiz de sustuk.

Ve o anda, bunun artık sadece benim rüyam olmadığını düşündüm.On Birinci Bölüm

Onun Hatırladığı

Asansör yeniden hareket etmeye başladı.

Az önce söylediği cümle kafamın içinde dönüp duruyordu.

“Ben de seni daha önce bir yerde gördüğümü düşünüyordum.”

Ona baktım.

— Nerede? diye sordum.

Bir süre düşündü.

— Tam olarak hatırlamıyorum, dedi. Ama garip bir şekilde yüzün bana tanıdık geliyor.

İçimde tuhaf bir heyecan oluştu.

— Belki apartmanda daha önce karşılaşmışızdır.

Başını salladı.

— Belki.

Sonra birkaç saniye sustu.

— Ama bir şey daha var.

— Ne?

Telefonunu çıkardı.

Ekranında köpeğinin birkaç fotoğrafı vardı.

Bir tanesini açıp bana gösterdi.

— Bu köpek, dedi. Rüyamda da vardı.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

— Ne?

Gülerek başını salladı.

— Şaka yapıyorum.

İçimden büyük bir rahatlama geçti.

— Hiç komik değildi, dedim.

İkimiz de gülmeye başladık.

Asansör bizim kata geldi.

Kapılar açıldı.

Bu kez yan yana çıktık.

O kendi kapısına yönelirken arkasını dönüp:

— Yarın yine karşılaşırsak bana rüyanı baştan anlatırsın, tamam mı?

Başımı salladım.

— Tamam.

Kapısını açtı.

İçeri girmeden önce son kez bana baktı.

— Belki rüyanın devamını da öğreniriz.

Kapı kapandı.

Ben kendi kapımın önünde birkaç saniye öylece kaldım.

Çünkü ilk defa, 20 Eylül gecesindeki rüyanın sadece geçmişte kalmış bir şey olmadığını düşünmeye başlamıştım.

Belki de bazı hikâyeler…

Uyandığımızda değil, uyandıktan sonra başlıyordu.On İkinci Bölüm

Rüyanın Devamı

Ertesi sabah uyandığımda aklımdaki ilk şey rüyam değildi.

Onun söylediği son cümleydi:

“Belki rüyanın devamını da öğreniriz.”

Gün boyunca bu cümleyi düşünmemeye çalıştım.

Ama ne zaman aklıma gelse istemsizce gülümsüyordum.

Akşam eve döndüğümde asansörün önünde yine onu gördüm.

Elinde köpeğinin tasması vardı.

— Merhaba, dedi.

— Merhaba.

Bu kez ikimiz de aynı anda asansöre bindik.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra bana dönüp:

— Dün rüyanı anlatacağını söylemiştin, dedi.

Gülümsedim.

— Unutmadın mı?

— Hayır.

Asansör yukarı çıkarken rüyayı anlatmaya başladım.

20 Eylül gecesini…

Instagram'da karşıma çıkan videoyu…

Görüntülü konuşmayı…

Yüzünü tam göremediğimi…

Sesini…

Ve köpeğini.

Beni dikkatle dinliyordu.

Sonra bir anda:

— Bir dakika, dedi.

Sesi değişmişti.

— Ne oldu?

— Rüyandaki köpeğin nasıl görünüyordu?

Bir an düşündüm.

— Buruşuk yüzlüydü. Seninki gibi.

Sessiz kaldı.

Sonra köpeğine baktı.

Ardından bana döndü.

— İlginç.

— Neden?

Cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.

— Çünkü ben de çocukken aynı köpeği rüyamda görürdüm.

Şaşkınlıkla ona baktım.

— Aynı köpek mi?

Gülümsedi.

— Hayır, benim köpeğim değildi.

Asansör durdu.

Kapılar açıldı.

Ama bu kez ikimiz de çıkmadık.

Çünkü ikimizin de aklında aynı soru vardı:

Bu kadar tesadüf gerçekten tesadüf olabilir miydi?On Üçüncü Bölüm

Eski Bir Fotoğraf

O gece söyledikleri aklımdan çıkmadı.

“Ben de çocukken aynı köpeği rüyamda görürdüm.”

Bu cümle, uyumama engel olacak kadar kafama takılmıştı.

Ertesi gün okuldan dönerken telefonuma bir mesaj geldi.

“Sana bir şey göstereceğim.”

Mesaj onundu.

Ne olduğunu sordum.

Cevap vermedi.

Eve geldiğimde asansörün önünde onu gördüm. Elinde telefonu vardı.

— Gel, dedi.

Telefonunun ekranını bana çevirdi.

Eski bir fotoğraftı.

Fotoğrafta küçük hâli vardı. Yanında ailesi ve… bir köpek.

Bir an fotoğrafa baktım.

Sonra köpeğe.

Yüzümdeki ifade değişmiş olmalıydı ki bana:

— Tanıdın mı? diye sordu.

Başımı yavaşça salladım.

— Rüyamdaki köpeğe benziyor.

— Ben de bunu düşündüm.

Fotoğrafı biraz daha yaklaştırdı.

— Bu fotoğraf yıllar önce çekildi. O zamanlar bu köpek bizimdi.

Fotoğrafa tekrar baktım.

Garip olan, köpeğin rüyamdakiyle gerçekten çok benzemesiydi.

Ama asıl tuhaflık fotoğrafın arka planındaydı.

Köpeğin arkasında, evin duvarında küçük bir ayna vardı.

Aynada belli belirsiz bir siluet görünüyordu.

Dikkatlice baktım.

Sonra kalbim hızlandı.

— Bir dakika…

Fotoğrafı elime aldım.

Aynadaki silueti büyüttüm.

Ona baktım.

— Bu… benim mi?

O da şaşkınlıkla ekrana yaklaştı.

— Hayır.

İkimiz de sustuk.

Çünkü fotoğraf, yıllar önce çekilmişti.

Ve o fotoğraftaki siluet…

Bana fazlasıyla tanıdık geliyordu.On Dördüncü Bölüm

Aynadaki Siluet

Fotoğrafa bakarken birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedim.

Aynadaki siluet gerçekten bana mı benziyordu?

Yoksa sadece karanlıkta oluşmuş sıradan bir gölge miydi?

Telefonu ona geri uzattım.

— Belki de sadece benzetiyorum, dedim.

O da fotoğrafa dikkatlice baktı.

— Ben de öyle düşünüyorum.

Ama sesi pek ikna olmuş gibi çıkmıyordu.

Bir süre sessizce yürüdük.

Sonra bana dönüp:

— Fotoğrafın ne zaman çekildiğini biliyor musun? diye sordu.

— Hayır.

Telefonundaki fotoğrafın bilgilerine baktı.

Tarihi görünce ikimiz de sustuk.

Fotoğraf, 20 Eylül'de çekilmişti.

Ama yıllar önce.

Birbirimize baktık.

— Bu mümkün değil, dedim.

— Neden?

— Çünkü benim rüyam da 20 Eylül gecesindeydi.

Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.

Sonra o hafifçe gülümsedi.

— Belki de fazla düşünüyoruz.

Ben de gülümsemeye çalıştım.

— Evet. Belki.

Tam o sırada köpeği yanımıza geldi.

Başını kaldırıp bana baktı.

Sonra kuyruğunu salladı.

İstemeden eğilip elimi uzattım.

Bu kez korkmadım.

Köpek elimi kokladı ve yanıma sokuldu.

O şaşkınlıkla bize bakıyordu.

— Normalde bunu kimseye yapmaz, dedi.

Köpeğin başını okşadım.

— Belki beni tanıyordur.

Şaka olsun diye söylemiştim.

Ama o cümleden sonra ikimiz de sustuk.

Çünkü ikimizin de aklından aynı düşüncenin geçtiğini biliyordum.

Ya gerçekten bir yerlerde karşılaşmışsak?

Ama ne zaman?

Ve nasıl?

O gece eve dönerken aklımda artık yalnızca bir soru vardı:

Rüyam bana geleceği mi gösteriyordu, yoksa geçmişten unuttuğum bir şeyi mi hatırlatıyordu?On Beşinci Bölüm

Unutulmuş Bir Anı

O gece yatağıma uzandığımda fotoğraftaki siluet gözümün önünden gitmiyordu.

Telefonumu tekrar açıp fotoğrafı düşündüm.

20 Eylül.

Yıllar önce.

Aynadaki belirsiz siluet.

Ve benim birkaç gün önce gördüğüm rüya…

Bir süre sonra gözlerim ağırlaştı.

Telefonu kenara bıraktım ve uykuya daldım.

Bu kez yine aynı yeri gördüm.

Rüyadaki ev.

Aynı mutfak.

Aynı köpek.

Ama bu defa yalnız değildim.

Karşımda o vardı.

Bana bakıyordu.

— Beni hatırlıyor musun? diye sordu.

Cevap vermek istedim ama konuşamadım.

Sonra arkamdan bir ses geldi.

“Bazı insanları ilk kez gördüğünü sanırsın.”

Arkamı döndüm.

Kimse yoktu.

Tekrar ona baktığımda elinde eski bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafı bana uzattı.

Tam alacakken uyandım.

Odam karanlıktı.

Kalbim hızlı atıyordu.

Bir süre tavana baktım.

Sonra telefonumu elime aldım.

Saat 03.20 idi.

Uyumaya çalıştım ama olmadı.

Sabah olduğunda ilk işim apartmanın girişine bakmak oldu.

Ve kapının yanında küçük bir ilan gördüm.

Eski eşyaların bulunduğu bir kutu bırakılmıştı.

Kutunun üzerinde tek bir tarih yazıyordu:

20 Eylül.

Bir an olduğum yerde kaldım.

Sonra kutuya doğru yürüdüm.

İçinde eski fotoğraflar vardı.

Ve en üstte duran fotoğrafı elime aldığımda…

Nefesim kesildi.

Çünkü fotoğrafta yalnızca o çocuk yoktu.

Ben de vardım.On Altıncı Bölüm

Fotoğraftaki Kız

Fotoğrafı elimde tutarken uzun süre kıpırdayamadım.

Fotoğraftaki kız bendim.

En azından ilk bakışta öyle görünüyordu.

Aynı saçlar.

Aynı yüz.

Ama bu mümkün değildi.

Çünkü fotoğraf eskiydi.

Hem de benim o evde yaşamaya başlamamdan çok daha önce çekilmişti.

Telefonumu çıkarıp fotoğrafı yakından inceledim.

Arka tarafta bir tarih vardı.

20 Eylül.

Yine aynı tarih.

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

— O fotoğrafı nereden buldun?

Döndüm.

Oydu.

Elindeki köpeğin tasmasını tutuyordu.

Fotoğrafı ona uzattım.

— Bu kız kim?

Fotoğrafa baktı.

Önce hiçbir şey söylemedi.

Sonra yüzü değişti.

— Bilmiyorum.

— Ama bana benziyor.

— Evet.

Bir süre ikimiz de fotoğrafa baktık.

Sonra köpek birden havlamaya başladı.

İkimiz de ona döndük.

Köpek, kutunun içindeki başka bir fotoğrafa doğru bakıyordu.

Fotoğrafı aldım.

Bu kez fotoğrafta küçük hâli vardı.

Yanında köpeği duruyordu.

Ama fotoğrafın arka tarafında yine aynı kız vardı.

Bu kez yüzü daha net görünüyordu.

Ve elinde…

Benim bugün kullandığım çantanın aynısı vardı.

Şaşkınlıkla çantama baktım.

Sonra fotoğrafa.

— Bu nasıl olabilir?

O da cevap veremedi.

Tam o sırada telefonum çaldı.

Ekranda tanımadığım bir numara vardı.

Birbirimize baktık.

Aramayı açtım.

Karşı taraftan yaşlı bir kadın sesi geldi:

— O fotoğrafı bulduysan, artık sana anlatmam gereken bir şey var.

Sustum.

Kadın devam etti:

— 20 Eylül gecesi gördüğün rüya, sandığın kadar yeni değil.On Yedinci Bölüm

Telefonun Öteki Ucundaki Ses

Telefonu kulağımdan çekmeden öylece kaldım.

— Kimsiniz? diye sordum.

Karşıdaki kadın birkaç saniye sustu.

— Önce nerede olduğunu söyle.

Şaşkınlıkla etrafıma baktım.

— Apartmanın girişindeyim.

Yanımdaki çocuk bana bakıyordu. Yüzündeki merak giderek artıyordu.

Kadın yeniden konuştu.

— Yanında biri var mı?

Bir an duraksadım.

— Evet.

— Ona da söyle. Bu konuşmayı onun da duyması gerekiyor.

Telefonu hoparlöre aldım.

Kadının sesi apartmanın sessizliğinde yankılandı.

— Yıllar önce bu apartmanda yaşayan bir kız vardı.

Birbirimize baktık.

— Kimdi? diye sordum.

— Fotoğraftaki kız.

Elimdeki fotoğrafa baktım.

Kadın devam etti:

— Onu ilk kez 20 Eylül'de gördüler.

Çocuğun yüzündeki ifade değişti.

— Ne demek istiyorsunuz? diye sordu.

Kadın derin bir nefes aldı.

— O kız, yıllar önce bu apartmanda yaşayan ailenin bir akrabasıydı. Ama sonra ailesi taşındı. Fotoğraflar kaldı.

Bir an rahatladım.

Demek fotoğraftaki kız gerçekten ben değildim.

Sadece bana çok benziyordu.

Ama kadın son cümlesini söylediğinde içimdeki rahatlama bir anda kayboldu.

— Fakat sizin bulduğunuz fotoğrafın arkasında bir not olması gerekiyor.

Fotoğrafı çevirdim.

Arkasında daha önce fark etmediğim küçük, soluk harfler vardı.

Titreyen parmaklarımla yazıyı okumaya çalıştım.

Tek bir cümle yazıyordu:

“Aynı kişi, aynı rüya ve aynı tarih… Bir gün yeniden karşılaşacaklar.”

Telefon elimden düşecek gibi oldu.

Yanımdaki çocuk fotoğrafa baktı.

Sonra bana döndü.

— Feyza…

İlk kez adımı söylerken sesinde korkuya benzeyen bir şey vardı.

Kadın ise telefonda sessizce bekliyordu.

Sonunda sordum:

— Peki bu kız kim?

Kadın cevap vermeden önce uzun bir süre sustu.

Sonra sadece şunu söyledi:

— Bunu öğrenmek istiyorsanız, eski evinize gitmeniz gerekiyor.On Sekizinci Bölüm

Eski Ev

Telefon kapandığında ikimiz de birkaç saniye konuşmadık.

Kadının söylediği tek bir cümle zihnimde dönüp duruyordu:

“Eski evinize gitmeniz gerekiyor.”

Yanımdaki çocuk fotoğrafa baktı.

— Senin eski evin neresi?

— Bilmiyorum, dedim. Ama…

Cümlemi tamamlayamadım.

Çünkü o anda garip bir şey fark ettim.

Fotoğrafın arkasındaki yazının altında küçük bir adres vardı.

Adres bana tanıdık geliyordu.

Telefonumu çıkarıp adresi araştırdım.

Karşıma çıkan bina fotoğrafını görünce nefesim kesildi.

Bu, rüyamda gördüğüm evdi.

Mutfak…

Pencere…

Duvarın kenarındaki küçük ayna…

Hepsi aynıydı.

Yanımdaki çocuk ekrana baktı.

— Burası…

— Evet, dedim.

İkimiz de aynı anda sustuk.

Bir süre sonra:

— Yarın gidelim mi? diye sordu.

Normalde böyle bir şeye asla tek başıma girmezdim.

Ama bu kez yalnız değildim.

Başımı salladım.

— Gidelim.

Ertesi gün eski adrese doğru yola çıktık.

Yol boyunca fazla konuşmadık.

Sanki ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Belki de bütün bu garipliklerin bir açıklaması vardı.

Belki de her şey tamamen tesadüftü.

Ama binanın önüne geldiğimizde düşüncelerim bir anda sustu.

Çünkü kapının üzerinde küçük bir tabela vardı.

20.

Yanımdaki çocuk bana baktı.

— Rüyanın tarihi…

— 20 Eylül, dedim.

Kapıyı yavaşça açtık.

İçeri girdiğimizde ilk gördüğüm şey…

Rüyamdaki mutfaktı.

Aynı pencere.

Aynı masa.

Aynı duvar.

Ve duvarın yanında…

Rüyamda gördüğüm o küçük ayna.

Bir adım attım.

Aynaya baktım.

Bu kez kendi yansımamı gördüm.

Ama aynanın köşesinde, daha önce hiç fark etmediğim küçük bir çizik vardı.

Parmağımla dokundum.

Çiziklerin arasında bir şey yazıyordu:

“Sonunda geldin.”BÖLÜM 19

Aynanın Ardındaki Oda

“Sonunda geldin.”

Aynadaki çizikler hâlâ gözlerinin önündeydi.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Eski evin içindeki sessizlik, dışarıdaki rüzgârın pencereye vuran sesini bile bastırıyordu. Kullanıcı aynaya biraz daha yaklaştı. Parmaklarını yazının üzerine götürmek istedi ama tam dokunacakken komşusu kolunu tuttu.

“Bir dakika.”

“Ne oldu?”

“Şuna bak.”

Aynanın sağ alt köşesinde, çiziklerin arasında küçük bir işaret vardı.

20.

Ama bu kez yanında başka bir sayı daha vardı.

03:20

Kullanıcının yüzü değişti.

“Ben… rüyamda uyandığımda saat 03:20'ydi.”

Komşusu aynaya baktı.

“Yani bu evdeki biri senin rüyandaki saati biliyor olabilir.”

“Ya da…”

Cümlesini tamamlayamadı.

Tam o sırada koridorun sonundan tak diye bir ses geldi.

İkisi birden irkildi.

Ses, kapalı bir kapının arkasından gelmişti.

Komşusu koridora doğru ilerledi.

“Burada başka oda varmış.”

Kapının üzerinde eski, silinmiş bir isimlik vardı. Yazı neredeyse okunmuyordu.

Kullanıcı kapıya yaklaşınca kalbi hızlandı.

Çünkü kapının üzerinde küçük bir çizim vardı:

Kırışık yüzlü bir köpek.

“Bu… rüyamdaki köpek.”

Komşusu kapı koluna uzandı.

Kapı kilitli değildi.

Yavaşça açtı.

İçerisi karanlıktı.

Pencerenin önünde eski bir masa, masanın üzerinde sararmış fotoğraflar ve kapalı bir defter duruyordu.

Defterin kapağında yalnızca tek bir tarih yazıyordu:

20 Eylül.

Kullanıcı deftere baktı.

Sonra komşusuna.

“Bence burada bizim bilmediğimiz bir şey var.”

Komşusu defteri eline aldı.

Tam açacakken sayfaların arasından küçük, eski bir fotoğraf yere düştü.

Fotoğrafın arkasında el yazısıyla yalnızca şu cümle vardı:

“Rüyayı hatırlayan kişi, gerçeğin ilk kapısını açar.”

İkisi de birbirine baktı.

Ve o anda evin girişindeki kapı…

yavaşça kapandı.BÖLÜM 20

Defterin İlk Sayfası

Kapının kapanma sesi evin içinde yankılandı.

Kullanıcı bir an yerinden kıpırdayamadı.

Komşusu hemen koridora çıktı ve kapıyı kontrol etti.

“Rüzgârdan kapanmış olabilir.”

Ama sesi kendinden emin çıkmıyordu.

Kullanıcı ise masanın üzerindeki deftere bakıyordu.

“Defteri aç.”

Komşusu defteri yeniden eline aldı.

Kapağı kaldırdığında ilk sayfada tek bir cümle vardı:

> “Eğer bunu okuyorsanız, 20 Eylül gecesi yeniden başlamış demektir.”

Kullanıcının nefesi kesildi.

“Yeniden mi?”

Sayfanın altında bir tarih vardı.

20 Eylül 2009.

Kullanıcı tarihe uzun uzun baktı.

“Bu… benim doğduğum yıl.”

Komşusu şaşkınlıkla ona döndü.

“Sen 2009 doğumlu musun?”

Kullanıcı başını salladı.

İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra komşusu ikinci sayfayı çevirdi.

Bu sayfada iki isim yazıyordu.

Birinin üzeri tamamen karalanmıştı.

Diğerinin yanında ise yalnızca şu kelime vardı:

“Tanık.”

Altında küçük bir not:

“Yıllar sonra aynı gece, iki kişi aynı hikâyenin farklı parçalarını hatırlayacak.”

Kullanıcı ürperdi.

“Bu artık fazla tesadüf.”

Komşusu cevap vermedi.

Çünkü defterin son satırını fark etmişti.

Orada bugünün tarihi yazıyordu.

Ve hemen altında:

“Bir sonraki sayfayı açmadan önce aynaya bakın.”

İkisi yavaşça başlarını kaldırdı.

Koridorun sonunda duran aynaya baktılar.

Aynadaki yansımalarında ikisi de vardı.

Ama…

arkalarında üçüncü bir kişi görünüyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.