PATLAMA kitap kapağı

21. bölüm / 21

GEÇMİŞ HAFTA 4

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: GEÇMİŞ HAFTA 4

Dolunay görüşü bir türlü omzuyla silemediği teriyle bulanmış olmasına rağmen sorgu odasının duvarlarının ilerisine bakmaya çalıştı. Odanın içini bile bulanık görüyordu. Zihnine sis çökmüş gibiydi ve bedeni yorgunluktan çökmek üzereydi.

Odaya az önce giren kocaman kanatlı adamı yıllardır duyuyordu. Sisli hafızasını yoklayarak adamın yeteneklerini hatırlamaya çalıştı. Aklına gelen bilgiyle gerilse de nefes alış hızını düşürerek odadaya yayılan feromonları içine daha az çekmeye çalışsa da hayatı boyunca duyduğu en çekici koku ciğerlerine her aldığı kısık nefesle dolmaya başlamıştı.

Able masaya oturmadan kanatlarını iki yana açarak çırpıp kokusunun odaya hızla yayılmasını sağlarken Dolunayı süzdü. Gümüşi saçları ve koyu mavi gözleri kadını anlatılan hikayelerden tanımasını sağlıyordu. Yüzünün sağ tarafına sıçrayan kanlar kurumuştu. Saçları terden kafasına yapışmış kıyafetleri yırtılmıştı. Aldığı her darbenin izi iyileşmiş gibi görünüyordu. Able etrafına bakıp durmasına neredeyse gülecekti. Güçlerini kullanmaya çalıştığını hissediyordu. Verilen zehirin ne kadar kuvvetli olduğunu savaş suçlusu olarak alıkonulduğu zaman kendi üzerinde de kullanıldığı için çok iyi biliyordu. Kısa süreli de olsa çok etkili bir zehirdi.

Ali odayı camın ardından Aslanla beraber izliyordu. Dışarda aktif olarak baskınlar devam ettiği için bir kaç gündür nadir denk geliyorlardı. Bir Aslan bir Ali operasyonlara liderlik etmek için çıkıyor her operasyonda yer değişiyorlardı. İki gün Able Mavinin zihnine girmeye çalıştıktan sonra anılarının silindiğine emin olup şanslarını hala fiziksel acıyla kırmayı başaramadıkları Dolunayda denemeye karar vermişlerdi. Ali Dolunayın acıya bu kadar dayanıklı olacağını tahmin etmemişti.
"Kaç dakika dayanır sence?" Ali Aslana şaka mı yapıyor diye bakıp "Dakika mı? Mavinin zihnine zor girdi hala önemli bilgileri toplayacak kadar derine inemedi. Dolunayın zihnine girebilirse şanslıyız. Haftalarını alabilir." Aslan gözlerini devirip cama omzunu yasladı. "Bu kadını fazla ciddiye alıyorsun. Elimizde ki tüm imkanları üstünde kullanmadık ve şimdiden bitik halde." "Aldığın duyumun yalan olduğunu unuttun mu? Tamamen güçleri yok denmişti ve zehire rağmen hala az da olsa güçlerini kullanmaya çalışıyor." "Sonuçta zayıflamıştı. Her duyduğumuz 100% gerçek olmuyor. Kafasına şuana kadar girilememiş olması girilemeyeceği anlamına gelmez değil mi? Daha önce bu zehri onun üstünde kullanan olmamıştır. Üstelik arkadaşın dediğin kadar sağlamsa işi uzun sürmez." Ali Able'a güveniyordu. Telepatlar arasında tanıdığı yaşayan en güçlü Safî Able olsa da Dolunayın zihin duvarlarının ne kadar sağlam olduğunu da çok iyi biliyordu. Bebekken Ali düşüncelerini dahi duyamıyordu.

Able gözlerini kapamış odaklanırken Aslan saatini kontrol etti. "Başladı. Saat tam buçuk. Bakalım ne kadar sürecek." Ali Aslanı ciddiye almamıştı. Saatler geçti. İkisi de içeriyi izlerken sıkılmıştı.
Dolunaya yorgunluktan baygınlık geçirdiğinde sandalyesinden uyanmasına yetecek kadar elektirik veriliyordu. Able'sa odağını hiç bozmamıştı.

İsyancılar hakkında sahadan bilgi gelince Aslan binadan çıktı. Ali tüm gününü aynı odada geçirmekten sıkıldığı için odasına çıkıp diğer işlerini hallederek zaman öldürmeye çalıştı.

Deniz ara ara aklına geliyor, geldiği gibi zihninin gerisine yolluyordu. Gün geçtikçe Denizin huzursuzluğu yatışıyordu.
Kameradan odayı izlerken Aslanın binaya geldiğinin haberini alıp tekrar odaya indi. Aslanın üstü kirlenmişti. "Ne oldu sana?" Aslanın siniri yüzünden okunuyordu. Kendini koltuğa bırakıp elinde ki gazoz şişesini açtı. "Sıçtığımın isyancıları toprağın altına yuva yapmış. Bil bakalım tüneller biz girince ne oldu?" "Üstünüze çöktü." Aslan sinirle gazozu kafasına dikti. Boğazı yanarken Alinin içinden gülüp onunla aley ettiğini hissedebiliyordu. Ali çok az mimik yaparak dışarıdan düşüncelerini gizlemeye çalışsa da Aslan ara ara tam olarak ne hissettiğini anladığını sanıyordu. "Bir daha ki iki operasyon üst üste sende! Ağzıma sıçıldı!" Ali başıyla onaylayıp koltuğun diğer ucuna oturdu. "Yakalanan isyancılardan önemli biri çıktı mı?" "Pek değil. Yine de aralarında yetenekli tipler vardı. Algıda seçicilik yaptı beynim, bu içeridekinin dosyaladığı kişiler de vardı." "Able'ın mı?" "Yok isyancıların lideri dosyalamış! Devletle çalışıyor piç kurusu çünkü!"

Camın ardında hareketlilik olduğunda ikisi de ayağa kalkıp sorgu odasına baktı. Able kanatlarını sırtına toplayıp ayağa kalkmış öfkeyle Dolunayı sarsarken "Geçmeme izin ver!" Diye bağırıyordu. Ali bıkkınlıkla tavana bakarken Aslan odadan çıkıp sorgu odasının kapısını açtı. elini kaldırmasıyla Able geriye savrulmuştu. Duvara çarpmadan kanatlarını kaldırıp kendini durdurdu. Şaşkınlıkla Aslana döndü. "Senin işin zihnine girmek. Paralamak değil." Diyerek Able'ı uyarıp Dolunayın başını saçından tutarak kaldırdı. Kadının yaşam belirtilerini kontrol etti. Gözleri kıpırdıyordu. Nefes aldığından emin olup kafasını masaya geri bıraktı. Sorgu sırasında ajanlar nereye nasıl vuracağının eğitimini alıyorken eğitimsiz birinin en önemli tutuklularına dokunmasına izin veremezdi.
Able şaşkınlığıyla beraber sakinleşmiş görünüyordu ama canının sıkıldığı belliydi. "Mola ver biraz! Gel." Aslan odadan çıkarken Able da peşinden söylenerel çıktı ve Alinin beklediği yan odaya geçtiler.
"Neye tepki verdin bu kadar?" Able kapıyı kapayan Aslanın aklına yaşadığı hissi yansıttığında Aslan irkilip duvara yaslandı. "N-ne yaptın?" Ali sırıtarak buz dolabından su çıkarıp Able'a uzattı. "Tüm gün yaşadığım şeyi bir iki saniyeliğine yaşadın." Able suyu kafasına dikerken Aslan gözleri kocaman açılmış halde Aliye döndü. "Birinin zihnine giremediğinizde böyle mi hissediyorsunuz yoksa bu Dolunaya mı özel?" "Dolunay biraz daha zorlayıcı o yüzden uzun sürüyor. Yoksa herkesle aynı." Aslan kaşlarını kaldırarak masaya yığılıp kalmış olan kadına camın ardından baktı. "Bu haliyle bile mi?" Ali başını sallayarak Aslanı izledi. "Zehir bedenini zayıflatıyor sadece, zihnini değil. Başka bir çözüm bulun. Zihnine bu kadar uğraşıp giremediğim sayılı kişi var." Aslan dilini alt dudağının içinde gezdirerek Dolunayı bir kaç dakika izledi. "Bir Safî var, bilinç kaybına sebep olan." "İşe yaramaz. Bilinci açık olmayan birinin rüyalarına müdahile edebilirsin sadece." Oflayarak iki elini cama dayadı. "Sesli düşünelim bir süre. Nasıl bir Safî işe yarar?" Ali elini cebine atmış duvara yaslanmıştı. Cebinde ki taşı parmakları arasında çevirirken fikir üretmeye çalıştı. "Bilincinin yerinde olması ama motivasyonunu yitirmesi gerek. Belki gardını indirmesini sağlayabiliriz." "Motivasyonunu bilmiyoruz" Ali alaycı bir tonla "Çocukları değil o kesin." Dedi. "Sirkteyken isyanın çıkış sebebinin Safîlerin insanlaştırılması olduğunu duydum ama bunun Dolunayın motivasyonu olduğunu düşünmüyorum. Kadının krallığı yok muydu?" Ali ciddi mi diye gülerek Able'a döndü. "Krallığını savaşta kaybetti." Aslan odaya döndü. "Hayır kaybetmedi. Bekle! Bu olabilir mi? Krallığı şekil değiştirdi. Savaştan sonra Edirne-Bulgaristan sınırında yerleşim yeri tesis edilmiş." Ali bu bilgiyi ilk defa duyuyordu. Şaşkınlığını gizleyemeden Aslana döndü. "Gizli bir bilgi mi bu?" Able kafasını sağa sola sallarken koltukta öne eğildi. "Senden gizlenmiş sadece. Dolunayın yerini öğrenme diye." Aslan 'sesli düşünelim' dediğine pişman olmuştu. "Dolunayın ölmediği öncesinde biliniyor muydu?" "Evet ama ortalarda gezmiyordu. Tehdit haline gelene kadar ölmediğini bilmene gerek yoktu." Ali kaşlarını çatarak ellerini cebinden çıkarıp Aslanın karşısına dikildi. "Bu bilgi benden neden gizlendi? Doğruyu söyle! Yoksa Able söyler!" Aslan çiğnediği ve çiğneyeceği kurralları hesaplarken Able onun zihninde geziyordu. "Senin Dolunayın yanına gitmeni istememişler. Ona katılman da işlerine gelmezmiş, öldürmen de." Ali duyduklarına inanamıyordu. Bu bilgileri derin düşünme yetisi bile olmayan Aslanın zihninde nasıl duymamıştı ki? Bu adam sıkıldığında dünyanın en sıkıcı belgelerini bile düşünerek tüm hayatını Aliye açık bir kitap gibi sunuyordu normalde. Bu işte bir bit yeniği vardı. "Öldürdüğümü sandığım birine katılacağımı nasıl düşünmüş olabilirler?" "Dolunayın ölmediğini Aslan da bir kaç yıl önce öğrenmiş. Sen geri gelince sana söylemesin diye uyarmışlar. Senin yine ortadan kaybolacağını düşünüyorlar." Ali Aslanın hayal kırıklığıyla Able'ı izleyişine bakarken bilgiyi kendisinden saklamasını asıl isteyen kişiyi bulup hesap sormak istiyordu. Kafasında birleşen soruları açıkça sordu. "İsyan kontürollü bir oluşum mu Aslan?" Aslan cevap vermesede yüzünden anlaşılıyordu. Ali Aslana yumruk atmamak için kendini tuttu. "Bilgileri kim gizli tutmuş?" Able bir iki saniye durduktan sona Aslanın irkilmesiyle konuşmaya başladı. "Adı Orhan. Beyaz saçlı tıknaz biri." "Başkan mı?"
Aslan başını salladığında Ali sabır dileyerek odadan çıkıp başkanın odasına gitmek için hızlı adımlarla asansöre giderken Aslan da peşinden çıkmıştı. Able saatlerdir uğraştığı zihine girememiş olmanın acısını çıkarırcasına keyifle oturduğu yerden Aslanın zihninde kalarak izlemeyi daha kolay bulup koltuğa uzanırken Ali ve Aslan aynı asansöre karltlarını okuttular. "Abartı tepki verecek gibisin!" Ali tek kaşını kaldırarak Aynadan kendisine bakan Aslana gözlerini dikti. "Az tepki verecek gibi hissediyorum!" "Benim pot kırarak sana bunları anlatmış olmam başımızı yakmaz ama adama vurursan fala-" "Beni ne sandığından emin değilim ama bildiğin üzere düşündüğünden daha yaşlıyım. İnsan ilişkilerini senden iyi bildiğime emin olabilirsin!" Aslan kendisinden yaklaşık 10 yıl daha genç duran Adamı yaş üzerinden ciddiye almasa da yaşamış tüm Safîler arasında bile yaşlı kaldığını bildiği için konuşmayı kesti.

Alinin yüzünden siniri okunmuyor olsa da sabırsızca asansörün düğmelerinin yanıp sönüşünden vardıkları katı izlemesi gerginliğini görünür kılıyordu. Yönetim katında durdukları an Ali ok gibi fırlayarak başkana tahsis edilen odaya asistanının önüne atlamasına rağmen girdi. Aslan da peşinden girerken koltuğunda oturan başkan şaşkınlığına rağmen ayağa kalkarken asistana "sen gidebilirsin." Diyerek kadını kovup arkalarından kapıyı kapattırdı. Ali çenesi seğirirken masanın iki yanında ki sandalyelerden birini çekip başkanın tam karşısına koyup bacak bacak üstüne atarak oturup Aslanın da şaşkınlıkla onu izledikten sonra kendisini taklit ederek oturmasını bekledi. Aslan bacak bacak üstüne atmamıştı ve sandalyede rahatsız olmuş gibi en uca oturmuştu. Başkan koltuğuna ikisinin cürretini anlamlandıramayarak otururken çatık kaşlarıyla Aliyi süzüyordu. Ali Aslanın gözlerine baktıktan sonra kapıya doğru çenesini kaldırdığında Aslan emir almış gibi elini kaldırarak kapının olduğu duvara yoğunlaşmış havayla set çekti.

"Dolunayın zihninden yaptığınız anlaşmaları öğrenemeyeceğimi mi düşündün?" Başkanın sert ve durumu anlamaya çalışan hali hızla paniğe dönerken Aslana baktığında Aslan içinden 'beni ele vermedi!' Diye düşünüp hızla mimiklerini toplayarak Başkana 'benim haberim' yok dercesine dudağını bükerek omuz silkti. "Ne anlaşmasından bahsediyorsun?" "Kehanette ki kıyameti başlatan figür Dolunay sanıyordum hep. Şimdi bunun emir aldığın kişi olduğunu anlayabiliyorum."
Aslan kahenet kelimesi geçtiği an anlamayarak Aliye döndü. Kıyametle alakalı bir kehanet duymamıştı. Tekrar başkana baktığında onun buz kestiğini görünce kapının önünde ki hava duvarını yetersiz bulup kalan üç duvara da ördü. Durum düşündüğünden daha ciddiydi.

"Neyden bahsettiğini bilmiyorum!" Derken adam korkudan terlemeye başlamıştı. "Emir aldığın kişiyi ifşa et, kılına zarar vermem!" Ali sabırsızlının bacağını sallayarak görünür hale gelmemesi için tüm dürtülerini bastırarak hareketsiz durmaya zorladı kendisini.
Başkan masanın altına titreyen elini uzattığı an Ali farkedip hareket etmeden adamın elini bakışlarıyla durdurdu. "Bu binada benden güçlü biri olduğunu mu düşünüyorsun?" Adam korkuyla karışık histerik bir kahkaha atarak bileğini saran enerjiden elini çekip kurtardu. "Senin tasmanı sıkı tuttuğumuzu unuttun sanırım!" Adamın bakışları delice bir cesaretle dolmuştu. Odanın her yanını gözleriyle tararken Ali sırıttı. "Bana tasma taktığınızı düşünmen ne tatlı! Beni bağlayan şeyler düşündüğün kadar önemli değil!" Adamın alnı ter damlalarıyla kaplanmışken Aslan oturduğu yerden tenis macı izler gibi bir Başkanı bir Aliyi izliyordu. "Denizi bir kaç dakika içind-" "başlatma elinde ki kozlara! Canın senin için daha önemli. Konuş!" Adamın zihnini Denizin canını yakmamak için didik didik edemese de adam ağzından çıkmaması gereken tüm bilgileri düşünerek Aliye kolaylık sağlıyordu. Gerildikçe zihninde gezen bilgiler daha büyük sırlar olmuştu. Ali tiksintisi yüzüne yansımasın diye hareketsizliğini ısrarla sürdürmeye devam etti. "Bilmediğim bir şey hakkında konuşamam! Ne kahanetinden bahsediyorsun?" Ali alması gereken tüm bilgileri alınca Denizin hissetmemesini umarak adamın zihninden son bir kaç dakikanın anılarını bulurken ayağa kalkıp sandalyesini kibarca yerine koydu. Aslana baktığında Aslan da anlamasa da Aliyi taklit ederek sandalyesini düzeltti. Ali bir iki adım geri gidip kapının önünde durduğunda Aslan da yanına geldi. Alinin bakışıyla odayı saran hava duvarlarını da yok etti. Adamın zihninde ki anılar göz açıp kapayana kadar silindiğinde ifadesi bir kaç saniyeliğine boşalmıştı.
Kafası öne eğilirken oluşan boşluğun izi yok olmuştu bile. Adamın Ali ve Aslanın odaya daha önce girdiğinden artık haberi yoktu. Aslan yaptıkları tutarsız hareketlerin anlamını bir bulmaca gibi bir araya getirip çözerken başkan donuk bir ifadeyle kafasını kaldırıp ikisini görünce gülüseyerek ayağa kalkmıştı. "Hoş geldiniz." Dediğinde Ali de gülümseyerek odanın ortasına yürüyüp sandalyeye oturdu. Aslan bir iki saniye gecikmeyle Alinin yaptıklarını taklit edirek ayak uyduruyordu. "Önemli bir gelişme mi var?" Ali dudak büzüp emin değilmiş gibi bir izlenim verdi. "Dolunayın zihnine giremiyoruz." Adam kafasının içinden silinen anıların varlığından habersiz Aliden tüm sırları koruma dürtüsüyle zihnini boş tutarak metresinin bir kaç saat önce attığı fotoğrafı düşünerek konuşmaya çalıştı. "Daha kısa zaman oldu. Çağırdığın Safînin bu alanda en iyisi olduğunu söylememişmiydin?" "Onun için geldim zaten. Abla konaklayacağı bir yer ayarlamanız lazım." Adam anlamamış gibi Aslana döndüğünde kendisine bakmadığını görünce "bunu söylemek için mi apar topar geldin?" Diye şaşkınlığını ifade etti. "Sadece bunun için gelmedik, benim yarına kadar çıkmam gerekiyor Aslan yerime bakacak." Adam cevabını alınca rahatlayarak onay verdi. "Bu sefer uzatma. Kıza yarcımcı olman işimize geliyor, seni kaybetmek istemiyoruz ama burayı çok sık boşlar oldun." Ali başını kısa bir hareketle sallayarak "Tabi efendim." Dedi ve acele edercesine hızla kapıdan çıktı.

Aslan da arkasından çıkıp kapıyı çektiği an Alinin değişen halini anlamaya çalışarak "Ne oldu öyle?" Diye sordu. Ali Aslana yutkunarak kısa bir bakış attıktan sonra durup binada ki işine yarayabilecek Safîlerin yerlerini hesapladı. Çoğu sahaya inmişti. Stresten elleri titremeye başlamıştı. Denizin nöbet geçirmek üzere olduğunu sırtında hissedebiliyordu. "İçerde onun aklını mı okudun? Sonra da sildin?" "Şşşşş!" Ali yakınlarında insan sekreter hariç kimse olmasa da Aslanı durdurup binada olduğuna emin olduğu ajanın yanına hızla yürüdü. Aslan da peşinden giderken çenesini bir süreliğine kapaması gerektiğini anlamıştı. "Yaren masasında değil nerde?" Ali vardığı masanın boş olmasıyla yan masadaki ajana sormuştu bu soruyu. "Sigara içmeye çıktı. Terastadır." Ali başını sallayıp hızlı adımlarla peşinde Aslanı sürüklediğini fark etmeden terasa merdivenle çıktı. Denizin canının yanmaya başladığını damarlarında hissetmenin verdiği rahatsızlıkla koşmak istiyordu. Kendisinin yapması gerekiyor da olsa da Başkanın zihninden bilgileri Able'a aldırabilirdi ama Able arkasında iz bırakırdı. Terasa çıktıklarında bir kaç ajanın başına toplandığı küllüğe varmadan Aslan Alinin gitmeye hazırlandığını farkedince kolundan yakalayıp kendisine döndürdü. "Neler olduğunu açıklamadan mı gideceksin?" "Gözünün önünde oldu her şey! Çeneni kapa!" Aslan çenesini sıkarak Alinin Yarenin yanına gidişini izledi. Kadınla ayak üstü konuştuktan sonra kadın Aliye sarılıp anında ortadan kaybolmuşlardı.

Ali Aslanın arabasının yanında kendini bulduğunda içeri girip sabırsızca Yarenin de binmesini bekledi. "Şimdi nereye?" "Üniversitenin yakınında ki otoparka." Kadın Aliyi daha önce de defalarca sağa sola taşıdığı için belirli mekanlara aşina olduğu için arabaya iki avucunu da dayayıp daha önce bir kaç kere gittiği otoparkın genelde boş olan en arka tarafını zihninde canlandırdı. Araba anında aklında ki yere ışınlanmıştı. Ali arabayı hızla çalıştırırken Yaren "kaçtım." Diyerek ortadan kaybolmuş ofise dönmüştü. Arabayı üniversiteye sürerken geçen her dakikada Denizin acısını Ali de birebir yaşıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…