PATLAMA kitap kapağı

20. bölüm / 21

GEÇMİŞ HAFTA 3

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 21Şu an: GEÇMİŞ HAFTA 3

Ali sorgu odasının cam duvarın ardından iki kadını da izlerken düşündüğünden daha rahat hissediyordu.
Tüm olanların ardından toprağın 2 metre altında olmasından daha iyi ve güvenli değil miydi Dolunayın kilitli olması?
Tüm isyan ve terör olaylarının silik yüzü Dolunay ölüyken efsaneleşmişti. Şimdiyse efsanelerde konuşulan kadın karşılarındaydı.
S.K.M.nin sosyal medya ve haberlere balan bölümünün ekibi çoktan Dolunayın adını karalamak için yayılabilecek yalan haberlerin üzerine çalışmaya başlamışlardı. Gerçek haberlerse odanın içinde konuşmayı reddeden kadınlardaydı. Mavinin dirayetini kıramayacaklarını bildikleri için fiziksel şiddete daha başvurmamışlardı. Tüm derisini de soysalar neredeyse yüz yaşında olan kadının ağzından laf alamazlardı. Mavi için özel olarak gezgin ajanların başını çağırmıştı. Abel türkiyeyi gezerek Safîleri işaretliyor, yetenekleri ve güçlerini S.K.M. ye bildiriyordu. İzmirde önemli bir işin üzerinde olmasına rağmen daha önemli olan sorgu için çağırıldığı gibi yola çıkmıştı.

Aslan odaya girip diğerlerine çıkmasını söyledi.
"Kurul toplantısına gelmemenin sebebi ne?"
Ali cama yaslanıp Aslana döndü. "Seni duyabiliyor." Aslan omzunu silkti. "İşine yaramayacak." Dolunay gözlerini camın ardında ki Aslana diktiğinde Aslan Dolunayı hafife alarak sırıttı. "Anlatıldığından daha çirkinsin." Dolunay sırıttığında ağzından kanlı salyası akmıştı. Şuan çekici görünmesi beklenilemezdi ama kadın hafife alınmasından da Alinin onu ciddiye almasından da memnundu.
"Yaşlanmış. Safîler ne kadar güçlüyse o kadar hızlı yaşlanır. Unuttun mu?"
"Mavi ve senin için geçerli değil sanırım." Ali omzunu silkip bazı şeyleri kendine sakladı. "Her Safî için geçerli değil." Ali arkasını dönüp sorgu odasına daha fazla bakmaya gerek görmeyerek koltuğa oturup kafasını geriye yasladı. Günlerdir uyumamıştı. Kendi huzursuzluğunun Denizde ki yansımasını hissedebilse de uzaktan düzeltemezdi. Denizin mesajlarına ve aramalarına da bir süre dönmeyecekti.

"Kurul kararı ne?" Aslan sandalyesine bağlı olan Dolunaya bakmayı kesip Aliye döndü. "Dolunayın tutaklandığını herkeze duyuracaklar." Alinin kaşları kalkarken bedeni doğruldu. "Bu kadar hızlı mı? Bana pek mantıklı gelmedi. Dolunayın yaşadığını öğrenmeleri bile Safîler arasında ayaklanma yaratabilir." Aslan kafasını sallayıp kollarını birleştirdi. "Sadece Safîlere değil. Tüm dünyaya duyuracaklar. Ay teröristlerinin yaptıkları tüm terör eylemlerinin başı olarak." Ali Dolunayla göz göze geldi. Kadının kaşları Alininkiler kadar çatık, yüzü Alinin ki kadar kasılmıştı.
"Neden? Bu çok amatörce!" Aslan gözünün ucuyla Dolunaya baktı. "Yaptıkları yüzünden ölen insanların sayısı tüm dünyayı ona karşı doldurmaya yetecek. Safî olması önemli bir detay bile değil." Ali ayağa kalktığında Dolunay sandalyeden kalkmak için debelenmeye başladığında Aslan heycanla duvarda ki panelden onun sandalyesinin bedenine düşük miktar zehir vermesini sağladı. Dolunayın hareketleri bir kaç saniye içinde şiddetini azatmıştı. "Safîler kim olduğunu biliyor! Onu yine kahramanlaştırabilirler." "Safîler anlatılanları biliyor. Bizim anlatacaklarımızı duymadılar. Teröristlerin verdiği hasarı kahramanlık öyküleri olarak dinlediler. Dolunayın gerçekte nasıl bir hasar açtığını öğrendiklerinde onun yanında olmak istemeyecekler." Ali baygınlık geçiren Dolunaya birde boş duvarı hırslı bakışlarıyla delecekmiş gibi etrafına bakıp hiç bir şey görüp duymayan Maviye baktı. "İşe yaramayacak!" "Bu yüzden toplantılara katılmalısın. Fikrin var, dillendirmen de gerek." "Beni dinlemezler. Benim sadece deneyimime ve yeteneklerime ihtiyaçları var. Seni de dinlemezler. Biz onlar için piyonuz." Aslan sırıtıp Alinin omzuna vurdu. "Biz tahtada ki tek piyonlarız. Diğer piyonlar ya zayıf yada çok uzakta. İkimizi de el üstünde tutmak zorundalar." "Ama dinlemek zorunda değiller. Bizi eyliyorlar." Aslan omuz silkip koltuğa oturdu. "Canıma minnet. Düşünme kısmı pek benlik değil. Ben saha adamıyım." Ali bunu tanıştıkları ilk günden beri biliyordu. Aslan iyi bir ajan olsa da liderliği sınırların belli olduğu ve esnekliğe yer olmayan sahalar için idealdi.

Çatı katına inen helikopterin getirdiği liderlerin masasında Ali gibi onunda bir yeri yoktu. "Aklımı karıştıran bir şey var." Aslan tepkisizliğin onayıyla devam etti. "Denizden dola-" Alinin sert bakışına rağmen Aslan devam ederken Ali Dolunayın uyanık olup olmadığına baktı. Denizi duymasına gerek yoktu. "-yı güçlerini kullanamıyorsun ya,-" Dolunayın önüne düşen kafası ve ağzından akan kanla karışık salyasıyla bilincinin tamamen kapalı olduğuna emin olsa da Ali güvende hissetmiyordu. "Denizi karıştırma!" Aslan yüzünü buruşturup önemsiz miş gibi "ondan korkmana gerek yok, ruhu bile burada değil şuanda." derken rahatça koltuğa yayıldı. Ali odanın kapısına yönelip Aslanın peşine takılmaması için söylediklerine aldırmadan kapıdan çıkıp sertçe attığı adımlarla asansöre yöneldi.

Aliden Denize ondan tekrar Aliye bir döngü halinde geçen huzursuzluğu bastırmak için Denizin çabaladığını hissedebiliyordu. Eve uğramak için can atsa da uykuya bile zamanı yoktu ve bu ikisini de yavaş yavaş tüketiyordu. Denizin saçına burnunu dayayarak bir kaç dakika uzanmak için bir çok şeyi feda ederek gidip gelmeyi düşündü. İşleri zorlaştırmak haricinde bir işe yaramazdı, ama çok yorgundu.

Dolunayı yakalamalarının üstünden neredeyse 30 saat geçmişti. Aslan İstanbulda ki karargaha vardıkları an Aliye güvenip uyumaya gitmiş kalan tüm işleri Ali halletmişti. Dolunayın yediği darbeleri izlemekten keyif alacağını sansa da ilk bir kaç yumruğun ardından izlemeyi kesip sadece kulaklıktan dinlemeye başlamıştı. İşe yarar bir bilgi veya detay hala öğrenememişlerdi ve Ali düşündüğünden daha çok rahatsız olmuştı. Ne olursa olsun bir zamanlar Dolunayla yakın olmalarının verdiği yük omuzlarından bastırıyordu. Uzun bir süre önce Dolunayın kanla kaplı küçük bedenini annesinin göğüsünden alıp babasına götüren Aliydi. Dolunayın ilk kelimelerinden biri 'aii' yani Aliydi. Alinin o zamanlara ait anılarının çoğu puslu olsa da bazı hatıraları netti. Dolunayın dönüştüğü kişinin Aliyi korkutmaya başladığı kısım zihninden silinmişti ama gri saçlarını örebilsin diye dersi yarıda bıraktıklarını hatırlıyordu. Veya annesinin öldüğü gün Alinin kucağında ağlamasının hatırası da çok netti. Büyürken parlayan lacivert gözleri kazandığı acı deneyimlerle matlaşmış ve daha keskin bakmaya başlamıştı. Küçükken her zaman çeşit çeşit örgülerle topladığı uzun gümüşi saçları şimdi birbirine girmişti. Yüzünde ki çizgilerin derinliği yaşını ele veriyordu. Savaşın ardından yolları ayrılmıştı. Yıllarca ayrı kalmışlardı ve o zaman Ali Dolunayın büyüyüp kendisi için tehdit olabileceğine ihtimal vermemişti.

Odasına girdiğinde koltukta oturan adamın sırtını görüp duraksadı. Adam duraksamasını fark etti "İçeri gir." Sakince emir veren adamı sesinden önce beyaz saçlarından tanımıştı. Safî Kontrol Teşkilatının istanbul bölge başkanıydı. Ali bu adamı toplasalar on kere görmemişken odasında tek beklemesi şaşırtıcıydı. Çekineceği biri değildi. Yine de odasına habersiz gelmesi Aliyi rahatsız etti. "Başkanım." Diyerek kendi koltuğuna oturan başkanın karşısında ki koltuğa oturdu. Adam ciddi duruşula Alinin diken üstünde durmasını sağlıyordu. "Toplantıya katılmayacağını belirttiğin için bizzat tebrik etmek istedim. Dolunayı yakalarken Aslanla iyi bir takım olmuşsunuz." Ali yalan bir ifadeyle gülümseyerek iltifatı kabul etti. Adamın geliş sebebinin tebrik olmadığı belliydi. "Kendi adıma teşekkür ederim efendim." Adam memnuniyetle kafasını salladı. "Evde Davutun olmamasının bir sebebi olabilir mi sence." "Üçü aynı anda bir mekanda eskiden de bulunmazlardı. Defalarca kez yakalandılar. Önlem olarak üçü yan yana gelmiyorlar."

Ali kelimeler ağzından dökülürken daha önce fark edemediği gerçekle yüzleşti. Daha önce Mavi ve Davut yan yana görülmüştü. Hemde birden fazla kez. Dolunayın ölmediğini tahmin edebileceği kaçırdığı bir çok detay daha olmalıydı. Denizle yaşadıkları küçük baloncuğa çok alışmıştı. İşe geri dönmek beklediğinden daha zordu. Aklı evde kalıyordu. Bu yüzden de konsantre olamıyordu.

"Bu sefer elimizden kaçırmayalım o zaman." Mimiklerinin kıpırdamayışı Aliye bu işi herkesin hafife aldığını kanıtlıyordu. Dolunayın kaçması an meselesiydi. Güçlerine her ne olduysa yakında toplayacaktı. Stres altında ki Safîlerin güçlerinin arttığını binada ki herkesin biliyor olmasına rağmen neye güvendiklerini Ali anlamıyordu. Heliştirilen zehir Safîyi zayıflatsa bile zamanla bağışıklık geliştirecekti.
Ali kendisini tehlikede hissettiğinde kaçabileceğinden emin değildi. Binadan çıkabilirdi. Denizin yanına, zihnine dönüp sakin hayatına tekrar başlamayı hayal edebilirdi ama bunu ne Denizin bedeni tekrar kaldırabilirdi ne de Deniz dünyadan gizliydi ardık.

Ali kafasını sallayarak adamı onayladı. "Dolunayın yeri hakkında gelen bilgilerle operasyon düşündüğümüzden hızlı ilerlediği için tüm saha ajanlarını önemsiz işlerden çektik. Bina şuanda hiç olmadığı kadar emniyette. Yine de önerdiğin bir önlem var mı?" Ali aklıyla dalga geçtiğini hissettiği adamın yüzüne gülmemek için kendini tutup ayağa kalktı. "Sirk ajanlarından Abel'ı çağırdık sorgu için." Adam Alinin hareketlerini aynalayarak onunla birlikte ayağa kaltı. "Sorgu bizim için daha önemli. Herhangi bir aksilik olursa o kadının zihninin derinlerinde ki bilgiler işimize yarayacaktır." "İnsan desteğine ihtiyacımız olacak mı?" Ali kapıya yönelirken adam Aliyi takip etti. "Hayır. Bina da operasyonda ki komutanlar var yeterli. Fazlasına gerek yok." Adam Ali kapıyı açtığında ceketini göbeğinin üstünden ilikleyip kapıdan çıktı. "Sorgu tamamlanır tamamlanmaz rapor bekliyorum." "Tabi." Ali kapıyı kapadığında mimiklerini rahat bırakırken kendi kendine gülüp tekrar masasına, bu sefer kendi koltuğuna oturdu. Bilgisayar ekranından sorgu odasının kamerasına bağlanıp iki kadının ne durumda olduğuna baktı. Dolunay ayılmış karşısında ki askere karşılık vermeden sansalyesine yaslanmıştı. Her yumrukla savrulup ısrarla sırtını sandalyenin sırtına dayıyordu. Maviyse gizli kamerayı bulmuştu. Ali ekrana bakarken Mavinin karanlık bakışlarına maruz kalıyordu. Mavinin yetenekleri fiziksel güçten ibraret olduğu için endişelenmeleri gerekmiyordu. Sadece çok iyi bir savaşçıydı. Dolunayın hemen yan odada olmasına rağmen nerde olduğundan haberi bile yoktu. Dolunayın güçlerini bastırmak için verdikleri zehir zaman geçtikçe daha etkili hale geliyordu.
Dolunay kendine geldiği andan itibaren Ali onun yeteneklerini ne kadar kullanabildiğini tartmış ve çoğru düzgün kullanamadığını farketmişti. Alinin sezinlediği enerji miktarı eski formunun çeyreği bile olamazdı. Aurası nereseyse solmuştu. Belli belirsiz mor ışıklar görüyordu. Onun yüzünde ki dirayetin içinde olmadığını hissetmesi için çaba sarf etmesine gerek yoktu.
Telefonu çaldığında açıp kulağına götürdü. "Sirk ajanı geldi." "Sorgu odasından önce bana uğrasın." "Tamamdır efendim." Asistan telefonu kapadığında Ali binanın kameralarından Able'ı bulup odasına gelene kadar koridorlarda yürürken maruz kaldığı bakışları izledi. Kocaman kanatlarıyla binaya girdiği an herkesi şoka sokan genç görünümlü bu Safî sirkte ki diğer ajanlar gibi fiziksel farklılıklarıyla tüm dünyadan gizlenmek zorunda kalıyordu. Saçlarıyla aynı renk kanatlarını engellemesin diye sırtı açık ama beli kapalı bir tişört giymiş olsa da Ali Able'ın sirkte üstü çıplak sadece pantalonla gezdiğini biliyordu. Ruh ırkında ki tüm tanıştığı Safîlerden daha güçlü bile olsa sirkte ki dışlanmış Safîlerin fiziksel farklılıkları olduğu gibi Able'ın da insanlardan gizlenmesi gerekiyordu. Savaşın ardından konulan yasaklara doğuştan uymuyorlardı. İnsanlara kocaman bir kanadı açıklamaları imkansız olduğu için ırkları tükenene kadar çoğalmaları yasak olduğu gibi gözden uzak Safî bölgelerinde yaşamak zorundalardı. İnsanlarla yaşamak için bazı Safilerin ameliat olmaya başlaması S.K.T. sayesinde başlamıştı. Bu yüzden Able S.K.M. ye yıllarca yardım etmeyi reddetmişti. İşini sadece sirkin devamlılığı için devam ettiriyorken Alinin kaybolduğu delikten çıkıp yardımını istemesiyle sırf yaşadığından emin olmak için yardım etmeyi kabul etmişti.
Üstelik ay teröristleri sirkin de canını sıkıyordu. Asansörden indiğinde koridorun sonunda bekleyen Aliyi gördüğünde güzünde muzip bir gülücük belirdi. Kanatları sırtında hafif hafif kıpırdarken hızlı adımlarla Aliye yürüyüp eski dostuna sarıldı. Boyları neredeyse aynı olduğu için Ali kanatlarına denk gelmeden sarılmak için kollarını çarpraz bağladı. Kollarına değen kanatlar görüntülerinin aksine yumuşacıktı. "Yaşıyorsun!" Able sevinçle geri çekildiğinde Ali yorgunluğunun uçup gittiğini hissediyordu. Gülümseyip kendini gösterdi. "Canlı kanlı." Odanın açık kapısından girip kapıyı kapadılar. İkisi görüşmeyeli belki 20 yıl oluyordu. Savaş zamanı sırt sırta çok badire atlatmış olsalar da ikisi de Safî Kontrol Teşkilatı kurulduktan sonra mecburen ajan olmuş ve iş ikisini de yan yana getirmediği sürece birbirlerini göremez olmuşlardı ki Ali aniden 7 yıl boyunca yok olmuştu.
"Neredeydin bunca zaman? Gizli görev falan bir sürü zırva sıktılar." Aliyle karşılıklı olarak masasının önünde ki tekli koltuklara oturduklarında Ali masasının üstünde ki önceden ayarladığı kutuyu açıp Able'a uzattı. Çikolataya zaffı eskisinden farksız olduğu için Able hemen gözüne kestirdiği çikolataları tek seferde eline toplayıp koltuğa tekrar daha rahat bir pozisyonda oturdu. Kanatlarını koltuğun üstünden arkasına doğru serbestçe bırakmıştı. Ayağında ki terlikleri çıkarıp bağdaş kurdu. Ali terlik giymiş olmasını garipseyerek güldü. "Çıplak ayak ve üstsüz gelirsin diye beklemiştim." Able ağzına attığı çikolatalardan konuşmakta zorlanarak elini sallayıp "Beni geç!" Dediğinde Ali de bacaklarını aralayarak koltukta rahat bir pozisyona geçti. "Davut peşimdeydi biliyorsun. Artık yöntemlerimi çözmeye başlamıştı. Her yerde karşıma çıkıyordu. Bende gizlendim." Able inanmamış gibiydi. Ağzındakiler bitince tek kaşını kaldırdı. "Gizlenseydin seni bulurdum." Derken şakaklarına işaret parmağıyla dokunup devam etti. "Ortadan kayboldun. Yok olduğunu ilk yıl farketmedim bile. Sonra aradım ama ipucu bile bulamadım." Ali sırıttı. "Sen bulabiliyor olsaydın Davutta bir şekilde bulabilirdi değil mi?" Able kafasını eğip Alinin devam etmesini bekledi. "Peşime adamlarını taktığı bir gün bir enerji alanı keşfettim." Able'ın gözleri parlamıştı. "Tam da ortasında tatlı bir genç kız duruyordu." Able kafası karışarak çikolatalarını çerez gibi yemeye devam etti. "Peşimde ki adamlardan kurtulup kızın yanına gittim. Kızın enerjisi alanın birikmiş enerjisiyle yarışacak kadar güçlüydü. Ruh ırkından olduğunu anlamam için yanına gitmeme gerek yoktu. Aurasını bir görebilseydin. Alanın enerjisi zamanla biriktiği için yüksek olsa da normalde tek başına yetmezdi." "Ne yaptın sen?" "Kız kendi hayatında çok yanlızdı. Zihninin duvarları bana karşı çok inceydi. Onu ilk gördüğüm an zihin duvarını aşmaya çalıştım ve dokunmamla toza dönüştü. Tüm hayatı boyunca Safî olduğunu bilmeden yaşamış. Ailesi tatafından dışlanmıştı. Dünyaya tunmak için yeteneklerine sarıldığı o an görmüştüm onu. Yeteneği daha önce hiç görmediğim boyutlarda. Hala kendi sınırlarını bilmiyor." Able anlattığı kızın hayaliyle heycanlanmıştı. Ruh ırkı dünyada sayılı kalmışken güçlü biri çıkmaz sanıyordu. Able'ın işi Safîleri bulmak ve katagorize etmek olduğu ve uzun zamandır yetenekleri baskılanmış safîlere denk geldiği için içi kıpır kıpır oluyordu. "Kız mı seni gizledi?" Ali başını salladı. "Bedenimi geride bıraktım. İkimizin gücü ve alanın enerjisiyle mümkün oldu." "Nasıl bedenimi geride bıraktım. Yine parazit mi oldun?" Ali onun daha önceden de kendisi için kullandığı kelimeden hoşlanmasa da başını salladı. "En az on yıl boyunca gücümü toplayıp ortalardan kaybolmayı planlıyordum." "On yılda bedenini nasıl oluşturacaktın? Ali Davut o kadar zaman kaybetmene değecek bir adam değil. Birbirimizi kandırmayalım." Elinde ki çikolataları bitince biraz daha aldı.
Ali parmaklarıyla ritim tutmaya başlamıştı. "Davutu belki halledebilirdim ama S.K.T. ve Davutu halledemiyordum. İkisini de aynı anda halletmem gerekiyordu." Able ikna olmamıştı. "10 yıl geçmedi ki! 6 yıl falan olmadı mı? Hem o kadar kısa sürede nasıl başardın? En son denediğinde ölümden dönmüştün ve yirmi yıldan fazla sürmemiş miydi?" "7 yıl o kızın zihninde varlığımı sürdürdüm. On yılı tamamlayamadık ama k-" "7 yılda kolunu bile geri getiremezdin. Kaç kişinin gücünü tükettin dönmek için?" "İkimizin gücü yetti. Alanın enerjisi her yıl orada ölen ruhun yıl dönümünde yarım saat kadar yükseliyordu. Üç enerjiyi birleştirmek yetti de arttı bile." "Kızı ballandıra ballandıra anlattın, yoksa ölmedi mi?" Ali heycanla öne eğilip başını salladı. "Hayır. Tüm bedeni parçalandı. Kendine gelmesi yarım saat bile sürmedi." Able eline topladığı çikolatalarını kutuya bırakırken heycanla bacaklarını koltuktan indirdi. "Kim bu kız?" "Adı Deniz." Able'ın gözleri parlıyordu. Uzun zamandır bu kadar güçlü yeni bir safî duymamıştı. "O gece bir aksilik yaşandı. Dolunayın oğlu da ordaymış. Sokaktan çevirdiği sıradan iki kişiyle beraber parkta yani enerji alanında beklemişler." "Seni nerden bulmuşlar kızın kafasındayken?" "Oğlunun rüyalar gördüğüne dair duyumlar almıştım. Kahin olması olası. Rüyasında bizi görmüş olmalı ama kendi sonu olduğunu görmemiş. Ayrışmamız sevimli bir olay değildi. Büyük bir patlama yarattı. Oğlu çok yakınımızdaymış. Cesedini biz kendimize gelemeden götürmüşlerdi. Kendi güvenliğini neden sağlayamadı bilmiyorum ama diğer iki kişi hem Denizin hem benim ruhlarımızın ayrışırken yayılmasından dolayı insan olmalarına rağmen yetenekleri ortaya çıkmaya başladı. Yavaş yavaş yeteneklerini de kullanmaya başladılar." "Sonradan safî olunmaz." "Biliyorum. İkisinin ne olduğunu hala çözemedim. Ölürlerse bizden aldıklarını geri alabilir miyiz emin değilim." Able kanatlarını hafifçe sallandırıp ayağa kalktı. "Burada ki işimiz bitince onları da görmek istiyorum. Hayatım boyunca hiç bir insanın yetenek kazandığını duymadım." Ali de kalktı. "Denizle de tanışmanı istiyorum. Aramızda bir bağ kaldı. Ne zaman güçlerimi fazla kullansam Deniz nöbet geçiriyor. Bağımızı koparabilmek için aklında ki bazı duvarları aşamıyorum." "Hallederiz. Şimdi büyük kötü kurt hakkındakileri anlat. İsyanı bastırabilirseniz sirkte çok daha rahat çalışabiliriz." Ali masanın sandalyesine oturup ekrandan Dolunayın kamerasını açtıp yanına gelen Able'a çevirdi. "Siz daha önce hiç karşılaşmamıştınız değil mi?" Able ekrana bakarken kadının genç görünmemesiyle şaşkınlığını bastıramadı. "500 yaşında mı? Çok mu güçlü?" "İkisi de. Savaşın hemen öncesinde doğdu. Güçlerini yitirdiğini söylüyorlar ama ben sakladığını yada bastırıldığını düşünüyorum." Able gözlerini kaparken bir iki adım geri çekildi. Kocaman kanatlarını bedenine sardığında ayakları hariç açıkta bir yeri kalmamıştı. Ali Able'ın çalışma şeklini bildiği için kozasından çıkmasını bekledi. Kanatlar bir iki dakika sonra açılıp tekrar sırtında toplandığında Able sırıtıyordu. "Kadın iyi. Dediğin gibi. Çok güçlü. İyi saklıyor ve kötü bir haberim var. Zehire rağmen gittikçe güçleniyor." Ali tahmininin gerçek çıkmasıyla tüm binadakilerin öleceğinden emin olmuştu. Ellerini yüzüne bastırıp masaya dayandı. "Planlarının ne olduğunu ikisi de kaçmadan öğrenmemiz gerek." "Beni yakınına götür ve gerisini bana bırak."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…