8. bölüm / 19
PATLAMADenizin çocukluğu
Bölümler 19Şu an: Denizin çocukluğu
- 1 Kanlı küvet581 kelime
- 2 Yeşil taş1.443 kelime
- 3 İlk karşılaşma2.513 kelime
- 4 Aura çarpışması878 kelime
- 5 Denizin evi1.613 kelime
- 6 Aliyle ilk karşılaşma anısı1.116 kelime
- 7 Furkan2.380 kelime
- 8 Denizin çocukluğu2.647 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Günce1.938 kelime
- 10 Furkanın çalıştığı kafe3.134 kelime
- 11 Furkanın adresi663 kelime
- 12 Furkanın evi1.183 kelime
- 13 5.kişi2.572 kelime
- 14 Parkta ki çatlak2.634 kelime
- 15 Oyun gecesi2.082 kelime
- 16 Baskın2.261 kelime
- 17 Nöbet1.678 kelime
- 18 Geçmiş hafta 12.009 kelime
- 19 Geçmiş hafta 21.245 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Deniz Gizem evden gittikten sonra düşünceleriyle baş başa kalmamak için tuvalin önüne oturmuş ne çizeceğini düşünmeye başlamıştı ama aklına ne çizeceği haricinde bin bir türlü şey geliyordu.
Uzun zamandır kendisi de Aliyle karşılaşmasını tekrar izlemediği için hafif bir hüzün kaplamıştı içini.
Aslında eskiden Alinin yüzünü unuttukça baktığı sevdiği bir anıydı ama Ali fiziksel bedenini aldığından beri o gece aklına gelince sadece babasının arabadan onu kolundan çekiştire çekiştire indirmesi ve parkın ortasına kadar sürükledikten sonra bağıra çağıra onu orada bırakması geliyordu. Tabi anının asıl başını Gizeme izletmemişti ama kendisi başını çok iyi hatırlıyordu.
Canı fena halde sıkılınca ayağa kalkıp telefonundan şarkı açarak koltuğa uzandı. Küçüklüğü aklından bir türlü çıkmıyordu bir süredir. Ana okulundan bir kaç anısı vardı yeteneklerine dair ama öncesini hatırlayamıyordu. Ali yeteneklerini erken keşfettiğini ve bunun çok özel bir durum olduğunu defalarca kez dile getirmişti.
☆☆☆☆
Küççükken daha çok annanesinin evinde ki deniz kabuklarıyla oynamayı severdi. Bazen onu korkutan kocaman balıklar görse de, bazen çok karanlık yerleri görünce ödü patlasa da genelde mütiş manzaralar görürdü. Annesi Denizin iki üç şeyi eline alıp saatlerce onları incelemesine hiç anlamazdı. Yaşıtları çizgi filim izlerken Deniz oyuncaklarından nefret ederdi. Onların paketlerinde geçirdikleri sıkıcı hayatları ilgisini çekmezdi. Hediye gelenleri bile eline alır almaz bir kenara atardı. Sadece onun eski oyuncaklarına ilgi gösterirdi ama annesi eski ve kırılgan taş bebeklerine kimseyi dokundurtmazdı.
Deniz bir gece evde uyuyamamış ve onu hep eylendirdiği için annesinin odasında ki eski oyuncaklarını bulmak için gizlice onların odasına girmişti.
O zaman yaşı dokuzdu ve yeteneklerini başkalarına anlatmayı seviyor olsa da kimse ona inanmıyor, hayal gücünün çok gelişmiş olduğunu söylüyorlardı. Bu yüzden bir süredir kimseye anlatmama kararı almıştı. Annesinin masasında ki kuş şeklinde porselen yüzüklüğü görünce yüksekte kalan taş bebekten vaz geçip sessizce kuşu aldı. Kendi yatağına geri girip ışığı kapattığında çok mutluydu çünkü annesinin küçüklüğünü izlemeyi hep çok sevmişti. Annanesinin annesine davranışları o kadar naifti ki bazen kıskanıyordu. Annesi kendisine karşı fazla mesafeliydi ve Deniz bunun sebebini hiç bir zaman anlamamıştı. Kardeşi olmadığı için de annesinin tavrının sadece ona karşı mı böyle olduğunu hiç bir zaman bilemeyeceğini biliyordu. Annesinin kardeşi vardı. Kendisinin de olmasını çok isterdi. Teyzesiyle annesi küçükken çok güzel oyunlar oynamıştı ama Denizin kardeşi olmadığı için evde hep tek oynamak zorunda kalıyordu.
Porselenin içerisindeki enerjiyi hissettiğinde gözlerini kapatıp en eski ulaşabildiği anıyı çekiştirdi. Kocaman bir kitaplığın en gerisindeki tozlu kitabı çıkarmak gibiydi. Çok eski anılara çok zor ulaşıyordu ama yirmi yıl önceye daha önce denediği objelerde gitmek o kadar da zor değildi.
En kalabalık ve yoğun hissettiği saatlerde durup izlemeye başladı. Sanki göz kapağına filim yansıtılmış gibiydi ama burnuna annanesinin en sevdiği kurabiyesinin kokusu bile geliyordu.
Sevinçten olmayan uykusu daha da kaçmıştı. Annesinin aynaya yansıyan görüntüsünü görünce nefesini tuttu. Annesi hep biraz üzgün görünürdü normalde ama küçüklüğünde hep enerjik ve sevecendi.
O hallerini görmek Denizin çok hoşuna gidiyordu ama annesine bunun hakkında her soru sorduğunda annesi sanki ondan korkuyordu. Konuyu endişeli bir ifadeyle her seferinde değiştiriyordu.
"Anne ben çıkıyorum" alelacele odasına giren annesi yaklaşık on yaşındaydı. Daha küççüklüğüne Deniz çok uğraşsa da ulaşamamıştı. "Annem kurabiyeler pişmek üzere onlardan da götürürdün." Annesi arkasından gelen annanesine sarıldı "zaten gazoz içmeye gideceğiz, dönünce yerim." Hızla yerde ki çantasını alıp omzuna takarak odadan çıktığında annanesi odaya göz gezdirdi. "Bir gün de odasını toplayıp çıksa da şaşırsam."
Deniz yorganın altında kıkırdarken birden üstünden çekilen yorganla anıdan hızla çıkarak gözlerini açtı. Anı kaybolmuştu. Mis gibi kurabiye kokusu gitmiş odasının sıkıcı kokusu geri gelmişti.
Üstünde ki yorganın yokluğuyla soğuk tenine değince ürperip doğruldu. Annesi yanına oturmuştu. "Eşyalarımı çalınca sesimi de duymuyorsun Deniz."
Biraz kızgın gibiydi. Yatağın yanında takılı olan gece lambasının kırmızı ışığı annesinin yüzüne vurmuş olduğundan korkunç görünmesini sağlamıştı.
"Anne nolur biraz bende kalsın. Kırmam söz."
Annesi elinden kuşu alınca Deniz çok üzülmüştü. İstemsizce bastırdığı göz yaşlarından dolayı çenesi titremeye başladı.
"Bunların anıları var biliyorsun. Kırılırsa annanenden geriye ne kalır?"
Annanesi geçen yıl vefat etmişti. Denizi cenazeye götürmemişlerdi ama Deniz eve gelen annanesinin eşyalarından yarım yamalak olanları görmüştü.
"Ben annanemi çok özledim. Hem senin eski halin daha iyi. Hep gülüyorsun."
Denizin gözünden bir damla yaş süzülürken annesi sinirlenip ayağa kalktı. "Kızım benden izinsiz eşyalarımı çalarken nasıl mutlu olabilirim. Üstelik aynı yalanları devamlı bana söylerken."
Denizin kalbi sıkıştı. Çenesini sıkmaktan dişleri acıyordu. Konuşmak isteyince sesi çatallı çıktı. "Gerçekleri söylüyordum." Annesi elinde ki kuşu denizin yüzüne sallayarak sesini yükseltti.
"Bu bir eşya! Televizyon değil! İçinde izleyebileceğin, görebileceğin bir şey yok!"
Denizin başı ağrımaya başlamıştı. "Ama var. Ben görüyorum."
Annesi sinirden odada bir iki adım ileri geri yürürken içeri babası girip ışığı açınca ikisinin de gözleri kamaştı.
"Bu saatte ne yapıyorsunuz? Saat gecenin 2si!" Sinirliydi.
Annesi durup sakinleşmeye çalıştı. "Makyaj masamın üstünde ki porselen kuşu almış gene!"
Babası sinirle burun kemerini sıktı.
"Derdiniz bu mu Allah aşkına yatın uyuyun."
Babası gelip annesinin elindeki kuşu aldı.
"Bu senin için neden bu kadar önemli hiç anlamıyorum. Annen de sevmezdi. Ayrıca hatırlarsan bunu zaten Denize vermişti."
Deniz şaşkınlıktan yataktan kalkıp babasının yanına gitti.
"Bu benim mi baba?"
Annesi kuşu tekrar alıp arkasına sakladı.
"Hayır bu benim! Ben küçükken de benimdi! Şimdi de benim!"
Deniz göz yaşlarını silip annesinin arkasına geçti. Elindeki kuşu almak için uzandı.
"Babam annanemin bana verdiğini söyledi ama!" Denizin eli kuşa değer değmez çok yoğun bir enerji hissetmişti. Belki çok hızlıca gerçekten ona verilip verilmediğine bakabilirim diye düşünüp merakla hemen gözlerini kapattı. Tam annesi elini Denizden uzaklaştırmak için çekerken tüm vücudunu saran bir hisle gözünün önündeki eşinin görüntüsüyle karışan eski bir görüntü gördü.
Kendi küçüklüğünden ağladığı bir andı. Kuşu elinde tutmuş ağlıyordu. Kendi annesi yanında durmuş başını okşuyordu.
Korkuyla elini Denizden ayırdığında porselen kuş ikisinin de elinden kayıp yere düştü. Denizin küçük çığlığıyla beraber üçü de yerdeki bir kaç parçaya ayrılmış kuşa baka kaldılar. Deniz annesinin ona kızmasından o kadar çok korkuyordu ki ses çıkarmamak için ellerini ağzına bastırıyordu.
Babası tam karısını sakinleştirmek için ağzını açıp elini omzuna koymuştu ki annesi ağlayarak odadan çıkıp yatak odasının kapısını sertçe kapattı. Kilitleme sesi gelince Denizin korkusu daha da büyümüştü.
"Ne yaptığını görüyor musun?" Babasının sitemiyle Deniz bir adım geriye gitme isteği duydu. Babası daha önce Denize hiç vurmamış olsa da annesine de kendisine de çok sinirlenince canlarını yakacak hareketler yapabiliyordu. Bir keresinde bileklerini o kadar sıkı tutmuştu ki diğer gün uyandığında kızardığını fark etmişti. Babasının siniri yüzünden okunurken eğilip söylene söylene porselen parçalarını eline topladı.
"Bir daha annenin bir eşyasına dokunursan seni teyzene bırakırım. Duydun mu?"
Deniz sesini çıkarmadan ağlarken kafasını salladı. Babası çok sinirli olsa da Denize dokunmadan odadan kapıyı sertçe kapatarak çıkmıştı.
☆☆☆
Denizin gözünden akan yaşlar kulağının içerisinde birikirken dış kapı açılınca Deniz dalgınlığına şaşırıp hızlıca ayağa kalkarken gözlerini silmeye çalıştı. Ali salona girerken Deniz arkası dönük yüzünü silmeye çalışıyordu. Ali Denizin ağladığını anlayınca yavaşça arkasından sarılıp kafasının üstünü öptü.
"Canını ne sıktı?"
Deniz omzunu silkip Alinin kolları arasında dönüp göğüsüne sarıldı.
"Hiç bir şey."
Ali Denizi sadece ailesi için ağlarken görmüştü. Bu yüzden sebebini tahmin edebiliyordu. Konuyu değiştirmek istedi.
"Sen beni duymadın mı?" Yanağını öperken Deniz de duymamasına şaşırdı. "Dalgındım bu gün." Ali gülüp Denizin kafasını göğsüne sıkıca bastırarak sarıldı. "Fark ettim sakar." Gülerken yeri gösterdi. "Boyalarını da dökmüş silememişsin. Farketmedin bile değil mi?" İkisi de gülerken Deniz yerdeki mavi boya lekelerine baktı. "Çok dikkatlisin yandık." Ali koltuğa otururken Denizi de yanına çekti. "Kokusu geliyor buram buram, sadece gördüğümden değil yani." Deniz Alinin kucağına oturup kafasını omzuna koydu. Onun kucağına sığınmak Denize hiç tahmin etmeyeceği kadar huzur veriyordu. "Ben alıştım heralde almıyorum kokuyu."
Bir kaç dakika öyle kaldıktan sonra Ali Denizin çenesinden tutup yüzünü omzundan kaldırdı. Çoktan uyuya kalmıştı. Uyandırmamaya çalışarak Denizi kucağına alıp yataklarına götürdü.
Üstünü örtmek için eğildiğinde yüzüne düşen saçlarıyle gözüne o kadar güzel gelmişti ki kendisini çok zor tutuyordu.
Denizi o kadar uzun zamandır tanıyor ve her şeyini biliyordu ki kendisi uzun yıllardır yaşıyor olsa bile Denizle geçirdiği kısa 7 yıla rağmen varlığının başından beri hep onunla olduğunu hissediyordu.
Onun üstünü örtüp kendi üstündekileri çıkarıp yatağın diğer ucuna yattı. Deniz Alinin yanına yattığını hissedince uykusunda dönüp Alinin kollarının arasına girdi.
Ali nefesini tutmıştu. Pek sırası değildi bu kadar yakınlığın. Aklını dağıtmak için elini bile kaldırmadan pencerenin önündeki perdeleri sadece bakarak açtı ve dışarda ki yağan yağmuru izlemeye başladı.
Bir kaç dakika sonra Alinin sabrı tükenmenmeye başlamışken üstüne Deniz uykusunda hep yaptığı gibi mırıldanmaya başlamıştı. Dudakları Alinin göğüsüne değdikçe Alinin dikkatini daha çok çekiyordu.
Daha fazla dayanamayacağını hissedip yavaşça yataktan çıkıp duş almak için kalktı. Onu yatakta tek bırakmak düşündüğünden zor olmuştu.
Deniz hafifçe yatakta döndüğü sırada onu uyandırmadığı için sevindi.
Gerçi belki de uyansa daha iyi olurdu diye düşünmeden edemedi kendini incelerken. Dönerken üstünde ki örtü açılmış uzun tişörtünün altından bacakları açıkta kalmıştı.
Ali zorla gözlerini ayırıp Denizin üstünü tekrar örttü.
Denizle olan bağları çok kuvvetli olsa da ona dokunmaya kendini ikna edemiyordu. O 14 yaşındayken tanışmışlardı. Deniz Aliyle büyümüş ve ona aşık olmuştu. Ali asırlardır yaşıyordu ve hiç böyle bir şey yaşamamıştı hayatında. Kendini zorlayarak duşa girdi.
Deniz bacaklarının arasında hissettiği sıcak dalgalanmaları anlamayarak gözlerini açarken su sesiyle tamamen uyanmıştı. Hayal meyal koltuktan yatağa taşındığını hatırlıyordu. Uyku sersemi dönüp Ali yanında mı diye kontrol ettiğinde yanında olmadığını fark edince uykusu biraz kaçmıştı. Uykusu dağılırken su seslerinden Alinin duş aldığını anladı.
'Uyandın mı?' Alinin sesini zihninde duyarken gülümseyip hızlı hızlı banyonun kapısına gitti.
"Uyandım" sesi yeni uyandığını açık ediyordu ve bu Alinin hoşuna gidiyordu. Suyu kapatıp havluya sarındı.
"Neden bu saatte duş alıyosun?" Deniz çenesini kapıya yaslayıp Alinin gelmesini bekliyordu.
"Aklımı biraz dağıtmam gerekti." Deniz hissettiklerinin Alinin bedenindeki hisler olduğunu anlayınca hafifçe utanmış çenesini kapıdan çekmişti.
Ali kapıyı aralıyıp Denizin utanmış gözlerini kaçıran haline bakmak için kafasını uzattı.
"Hahahaa bana bak bir bakayım!" Deniz daha çok gözlerini kaçırıp kapıdan bir adım geri gitti. Bazen Alinin ona fazlaca alan tanıdığını unutuyordu.
Ali onun bu hallerini çok sevimli bulsa da çok zorlamak istemedi. "Ben kurulanıp gelirim yanına." Deniz kafasını olumlu manada sallayıp kapıyı hafifçe ittirince Ali de başını çekip kapıyı kapattı.
Deniz salondan geçip balkona üstüne bir hırka alarak çıkmıştı. Aliyi beklerken canı sigara içmek istemişti. Böylece belki aklını Aliden alabilirdi. O geceden önce defalarca hayal etmiş olsa da Ali canlı kanlı karşısına geldiğinden beri kendini tamamen bırakamıyordu. Tam Aliyle yakınlaşacağı sırada vicdanı sızlıyordu. O gece biri ölmüştü.
Ayakta dururken yanında ki kendi rengarenk boyadığı sehpahanın üstünde duran paketinden bir dal sigara çıkardı. Dudakları arasına koyduğu sigarayı yakmak için masanın üstünde ki küçük kutuyu açıp eline gelen ilk çakmağı aldı. Sigaraya bir eliyle siper yaparak yakıp içine çekti. Dumanı üflerken bir gariplik hissetse de umursamayıp balkonun demirlerine yaslandı.
İkinci nefesi alırken başka bir sigaraymış gibi hissedince şaşırıp yanlış sigarayı içtiğini düşünerek işaret ve orta parmağının arasına aldığı sigarayı dudaklarından çekip incelemeye başladı.
Hayır kendi her zaman ki sigarasıydı.
Tam o sırada baştan aşağı vücudunu ürperten bir his etrafı kaplamıştı. Ne olduğunu anlayamadan gözlerinin önünde havada asılı kalmış gibi bir görüntü belirdi.
Yüzünü ezbere bildiği biriydi bu. Rüyalarında bir kaç hafta üst üste görmüştü. O kadar net görüyordu ki yüzünü defalarca portresini eskiz alıp gün geçtikçe daha benzerini çizmişti. Adının ne olduğunu bilemese de çok tanıdık geliyordu. İlk başta hafiften korkmuş olsa da ani gelen görüntüyle şimdi meraklanmıştı.
Deniz karşısında ki tökezlerken "Sen kimsin?" Diye sordu merakla.
Çocuğun dudakları aralansa da sadece kekeleyerek konuşabilmişti. "B-be-ben" Deniz bu şaşkınlığın normal olduğunu hatırlayınca üstüne çok gitmek istemedi ama bir an yine lucid rüya gördüğü hissine kapılınca demirlere bir ayağını yaslayıp elini görüntüye doğru uzattı.
Taşlarda ki anılara gözlerini kapamadan girmeye çalıştığı zaman olduğu gibi şeffaf, arkasında ki gerçek görüntüyle karışan bir görüntü gibi görünse de Deniz elini uzattığında elini sarmalayan meltemle hava değişikliğinden gerçek olduğunu ve görüntünün sadece görsel olmadığını anlamıştı. Üstelik belli belirsiz sarı bir duman görüntüyü çevreliyordu.
Eli karşısında ki çocuğa değmemiş olsa da aralarında bir insan boyu kadar mesafe vardı.
"Gerçek misin sen?"
İçinden geçen cümleyi bir anlığına sesli söyleyince hafifçe utanıp demirden indi. Çocuk konuşmak için ağzını bir açıyor bir kapıyordu.
Bu şaşkın hali Denize komik gelince gülümsemesini tutamadı. Çocuğun parmakları arasında ki sigara kayıp yere düştü.
"Ben Deniz." Deniz adını söylerken merakla onun da adını duyabilmeyi beklemişti ama çocuk sanki kafasında bin bir türlü şey geçip bir şeyleri hatırlamış gibi bir ifadeyle biraz öne eğilince Deniz içinde bulunduğu durumun sevimli olmadığını tekrar hatırlayıp kendine geldi.
"S-sen o gece ordayd-dın."
Tam da aklına gelen şeyi söylese de emin olmak için Denizin sorması gerekiyordu. "Hangi gece?"
"Doğal gaz dediler" Deniz teyidini alınca canı daha da çok sıkılmıştı. Gizem başına gelenler konusunda ne kadar rahat olursa olsun herkes aynı atlatmayabilirdi ve belki de karşısında ki en fazla kendinden bir iki yaş büyük bu Genç adam o gece ondan bile fazla şey yaşamıştı. Bunları konuşmadan bilemezdi. Belki de yardıma ihtiyacı vardı. Parmaklarında ki sigarayı yanında ki küllüğe bıraktı
"Şuan neredesin?"
"Beylikova" eskişehirden uzak olmaması, hatta çok yakın olmaları hoşuna gitmişti çünkü onu bulamamasının sebebinin uzakta yaşaması olabileceğini düşünüyordu.
Tam o sırada içerden Alinin sesini duydu.
"Kiminle konuşuyorsun?"
Acele etmeliydi. Daha önce bu çocuğu ne zaman rüyasında görse Ali gelince görüntü kaybolmuştu. Enerjileri çakışıyor olmalıydı.
"Geleceğim bir dakika."
İçeriye doğru seslendikten sonra aceleyle dönüp görüntüye doğru konuştu.
"Yarın müsait misin?"
Çocuk sadece belli belirsiz kafasını sallayabilmişti. İfadesi biraz rahatsız gibiydi.
Deniz hızlıca içeri girip dün çizdiği eskizi masanın üstünde ararken bir yandan da tükenmez bir kalem buldu. İstediği son çizimi bulamasa da müsfette kağıtlarından birinin arkasına çizdiği kıyasla ona benzeyen portreyi bulunca alıp balkona tekrar çıktı. Arkasından Alinin geldiğini hissettiği için çok hızlı kağıda numarasını yazıp kağıdı katlamaya başladı. Eğer kağıdı katlamadan atarsa gitmeyeceğine emindi. "Napıyorsun?" Deniz açıklayamadan bitirdiği kağıdı gülümseyip görüntüye doğru attı. Attığı an görüntünün netliği bir sanyeliğine artmıştı. Çocuk kağıdın gelmeyeceğini sanmış olacak ki kafasına çok yaklaşana kadar kıpırdamamış çok geç olunca da sadece başını yana çevirebilmişti.
Alinin ayak sesi yaklaşırken Denizin başına hafiften bir ağrı girmeye başlamıştı.
Onun iniltisi duyan Ali endişelenmişti. "Ne oluyor orda?"
İlk başta anlam veremediği bu ağrı Alinin yanına gelmesiyle çok hızlı artmaya başlayınca elleriyle başını tuttup yere çöktü. Ali de korkuyla eğilip Denizin yüzüne baktığında ağrı Alinin dokunuşuyla hızla geçmişti. Deniz nefes nefese kalmıştı ve kalbi çok hızlı atıyordu. Ali anlamlandıramasa da havada ki enerjinin bozulmasından Denizin etkilendiğini anlayınca Denizin ellerini tutup ayağa kalkmasına yardımcı oldu. Enerjileri birbirini nötrlerken havada ki Alinin ayırt edebildiği elektrik gibi hissettiren uğursuz enerji dalgası azalmaya başlamıştı. Balkondan ileri baktığındaysa hızla kaybolan sarı dumanı fark etti.
"Ne yapıyordun?" Deniz şaşkınlıkla balkondan dışarıya baktı. Beklediği gibi görüntü kaybolmuştu ama bu baş ağrısı nerden çıkmıştı.
"Sana anlattığım çocuğu gördüm." Deniz zorla yutkunurken Ali belli etmemeye çalışsa da sinirlenmişti. "Rüyanda ki mi?" Deniz Aliye dönerken kafasını salladı.
"Evet. O da eskişehirdeymiş."
Ali kafasından geçen bin bir türlü şeyi Denize yansıtmamaya çalışsa da Denizin onun nerede olduğunu öğrenip öğrenmediğini öğrenmeliydi. "Neredeymiş?"
Deniz ilk defa bir şeyi Aliye söylememesi gerektiğini hissetmişti. İçine öyle bir sıkıntı çökmüştü ki açıklayamıyordu. Daha önce de ne zaman rüyalarında o geceye dair rüya görse Ali gelince kayboluyordu. Sanki Aliye söylese o çocukla buluşamadan o da kaybolacaktı. Gizlemeye karar verdi.
"Emin değilim. Arkasında ki sokağın neresi olduğunu anlamadım."
Yalan sayılmazdı ama Ali Denizi o kadar iyi tanıyordu ki yıllardır yapmadığı bir şeyi yaptığında içi sıkıştı. Ne zaman ona yalan söylese veya bir gerçeği gizlemeye çalışsa gözlerine bir kaç saniye bakamazdı. Önceden onun gözleriyle gördüğünü bildiği için yalan söylediğinde aynalara küserken şimdi de ellerini yavaşça çekip gözlerini yanında ki küllüğe dikmişti.
Ali onun üstüne daha fazla gidemezdi. Denizin ondan bir şey saklaması istediği son şeydi ama üstüne giderse ve aralarında ki bağ zadelenirse diye ödü patlıyordu. Bir gün Denizin uyanıp ondan uzaklaştığını hayal bile edemiyordu.
Deniz sigarasını dudakları arasına koyarken Ali de balkonun diğer tarafına geçip kendisi de sigara yaktı. İkisi de sandalyelere oturmuş demire ayaklarını yaslamışlardı. Hava aydınlanana kadar konuşmadan öylece oturdular.
Deniz gözleri kapanmaya başlayınca içinde ki burukluğa yenik düşüp Aliye döndü. Ona yalan söyleyemediği için aklımı temiz tutmaya çalışıp gördüklerini daha sonra değerlendirmeye karar vermişti.
Ali çoktan uyuya kalmıştı. Sakin sakin uyumasının çekiciliğine dayanamayıp yanına gitti ve yavaşça kucağına oturup göğüsüne yattı.
Ali kıpırdanınca Deniz onun kulağına "Benim" diye fısıldayıp boynuna alnını yasladı. Ali tekrar uyumaya dönmeden önce Denize kollarını sarmış ayaklarını demirde biraz daha yukarı kaldırarak ikisi için de daha rahat bir pozisyon bulmuştu. Havanın buz gibi soğuk olması ikisi için de rahatsız edici değilse de birbirlerine sokulmak iyi gelmişti.
Deniz de bir iki dakika içinde uyuya kaldı.
Bölüm etkileşimi
