3. bölüm / 19
PATLAMAİlk karşılaşma
Bölümler 19Şu an: İlk karşılaşma
- 1 Kanlı küvet581 kelime
- 2 Yeşil taş1.443 kelime
- 3 İlk karşılaşma2.513 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Aura çarpışması878 kelime
- 5 Denizin evi1.613 kelime
- 6 Aliyle ilk karşılaşma anısı1.116 kelime
- 7 Furkan2.380 kelime
- 8 Denizin çocukluğu2.647 kelime
- 9 Günce1.938 kelime
- 10 Furkanın çalıştığı kafe3.134 kelime
- 11 Furkanın adresi663 kelime
- 12 Furkanın evi1.183 kelime
- 13 5.kişi2.572 kelime
- 14 Parkta ki çatlak2.634 kelime
- 15 Oyun gecesi2.082 kelime
- 16 Baskın2.261 kelime
- 17 Nöbet1.678 kelime
- 18 Geçmiş hafta 12.009 kelime
- 19 Geçmiş hafta 21.245 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gizem koltuk altına sıkıştırdığı kalınca dosyayla sınıftan içeri girip masaya yürüdü.
Bu gün her zaman olduğundan daha gergin uyanmıştı. Büyük bir olay yaşayacağı hissini içinden atamıyordu. Bir kaç gündür bu günün gerginliğini yaşıyordu ve bu his gittikçe büyüyordu.
Güz döneminde ilk defa tek başına ders vermeye başlıyor olması gerimesi için yeterli bir sebep olduğu için geçmeyen göğüs sıkışıklığını görmezlen gelerek yüzüne gülümseyen ifadesini takıp gününe devam etmeye karar verdi. Genç ve daha da genç duran bir genç kadın olarak gergin iş günlerine alışıktı ve bu günü de bir şekilde atlatacaktı.
Dosyayı sandalyeye bırakıp elinde ki çantayı masaya koydu. İçinde ki bilgisayarı masaya kurup şarjını taktıktan sonra akıllı tahtayı açmaya çalıştı.
Asistanlığını yaptığı tüm profesörler sırf genç olduğundan dolayı daha iyi anladığını düşünerek teknolojik işleri yıllardır Gizeme devrettiklerinden dolayı aslında alışıktı ama tahtanın çıkmış olan kablosunu farkedene kadar interlete bağlanmak için bir kaç dakika cebelleşmişti. Tam tahtayı kurduğu sırada içeri diğer kapıdan giren profesörle göz göze geldi. "Günaydın hocam." Beyaz saçlarını arkadan düşük bir at kuyru yapmış olan profesör de Gizeme hafifçe kibarlıktan gülümseyerek selam verdi. "Sana da günaydın Gizemdi sanırım."
Metin Gizeme yaşı küçük olduğu için sitem edemiyordu fakat içinde bulundukları durum hiç de hoşuna gitmiyordu.
Aynı sınıfı paylaşmak, onların durumunu anlayabilse de işine gelmiyordu.
Kocaman atölyesiyle yıllardır okulda büyük bir ağırlığı varken şimdi hergün farklı bir grup atölyesinin yarısında ders yapıyordu. Hatta haftanın 3 günü bir gruptan fazlası vardı. Haftanın artık en sevdiği günü cuma oluvermişti. Atölyesinin kendi öğrencileri harici kullanılmadığı tek gün cuma olduğu için hep daha enerjik oluyordu.
Gizem metin hocanın bakışlarından rahatsızlığını hissedebildiği için daha fazla konuşmaya çalışmayıp tahtaya slaytını yansıtmak için bilgisayarını açtı. O sırada sınıf yavaş yavaş dolmaya başlamıştı.
Derse beş dakika kalmışken nerdeyse tüm öğrencileri gelmişti. Sınıfın diğer yarısında bulunan atölyede ki öğrencilerle bazı edebiyat öğrencileri sohbet ediyordu.
Resim heykel bölümünün ders biçimi Gizemin çok hoşuna gitmişti. Metin hoca en baştaki tekli koltukta oturuyor kendi kısmında topladığı öğrencilerinin ortasına koyduğu eşyaları çocuklara çizdiriyordu. Yaklaşık 20 dakikada bir kalkıp daire şeklinde şovaleleriyle çizim yapan öğrencilerini kontrol ediyordu. Genelde kızmıyor uyarıyordu. Çocuklar zaten yeterince saygılılardı ama Gizemin en hoşuna giden şey bu saygının yanında hepsinin de bir o kadar rahat olmasıydı. Çizim yapmaları için Metin hoca ısrarcı olmuyor çocuklarda kalkıp birbirleriyle konuşabiliyor veya sınıfa rahatça girip çıkabiliyorlardı. Gizemin kendi üniversite yıllarında kocaman amfilerde bazen 150 bazen 200 kişi olmalarına rağmen izin almak için konuşmak ayıp sayılır ve kapıdan izinsiz çıkıldığı için ayıplayıcı bakışlar atılır, hatta bazen geri dönen kişilere yönelik 'bazı arkadaşlar gelmese de olur biz dersten bir kişi gidince de devam edebiliyoruz!' gibi saçma laflar atılırdı. Metinin öğrencilerinin düzenine özenirken kıyaslamak için Edebiyat bölümü mü kendi okulu mu zorlayıcıydı diye düşünmesine gerek bile yoktu. Bu okulda asistanlığa başladığında edebiyat alanının başlı başına zor ve çekişmeli olduğunu fark etmişti. Yeri veya zamanı yoktu. Geçmişte kadın olduğu için eşinin adıyla kitap yazan kadınlar vardı, günümüzdeyse sarışın, kısa ve genç görünüşlü olmasının yanında en büyük günahı kadın olması olan başarısız asistanlar. Gizem dereceyle erken mezun olmuş olmasının bile dezavantajını ciddiye alınmayarak yaşıyordu. Bir kaç arkadaşı maskulen takım elbiseler ve yaşam tarzlarından verdikleri tavizlerle biraz daha kolay adapte olmuşlardı ama Gizem bir kaç kıyafetle bu işi çözemiyordu. Aynada kendine bakan yüzü genç liseli bir kızı anımsatıyordu. Saçını kısa kestirmek işine yarar sandığı için aylar önce kısacık kestirdiği saçlar aksi gibi onu daha da sevimli göstermişti. Ne kocaman gözleri, ne açık sarı saçları, ne kısacık boyu. Hiç bir fiziksel özelliği daha hızlı kabul görmesini sağlamıyordu. Yıllardır gidip gelip işini iyi yapmaya çabalıyor ve özel hayatından taviz vererek kendini katınıtlamaya çalışıyordu. En azından artık asistanlığını yaptığı profesörü yaşlandığı için derslere girmek istemiyordu ve yerini Gizeme devretmişti.
Gizem onun zamanla rektörlüğe geçip tamamen tüm dersleri ona bırakacağından emindi.
Dersin zamanı geldiğinde slaytı açıp kitap listesini açtı. "Hoş geldiniz öncelikle" çocukların yarısı saat erken olduğu için uyukluyordu. En arka sırada oturanlardan bir kaç kişi hala diğer sınıftan öğrencilerle konuşuyordu. Gizemin sesini duyan öğrenciler toplarlanıp önlerine dönmüş bazıları bilgisayarına bazıları kağıtlarına not almaya başlamıştı. Ekranın fotoğrafını çekenler için yana çekildi. "Finallerde kırmızıyla yazılı olan romanlar çıkacak. Ders içeriği için diğer kitapları okumanızı tavsiye ederim ama aranızda üşenip okumayacak olanlar varsa alttaki sitelerde kitapların özetleri ve işleyeceğimiz makaleler yazıyor." Gizem okurken ve hala okumaya çok meraklı olduğu için bu listeyi hazırlarken zorlanmıştı. İşlemesi gereken kitaplar çok ağır olduğu için çoğu öğrencisi ya okumayacak yada tek okurken anlamayacaktı.
Üstelik bu türk dili ve edebiyatı okumalarına rağmen yaşanacaktı. Aralarından sadece bir kaç tanesi mütiş istekli çıkacak, gerisi dersi sallamayacaktı. Bu yüzden giriş dersinde hafif romanlarla edebiyata giriş yapmak istemişti. Bu onun tek başına ders verdiği ilk yılıydı ve istediği gibi ders işleyebileceği için çok mutluydu.
Öğrencilerin hepsi notlarını aldığından emin olunca konuşmaya başladı. "Derslerimizde her iki haftada bir başka bir romana geçeceğiz. Final romanları zaten az bunları kesinlikle okumanız gerek onları derste işlemiyor olacağız. İşlediklerimizden vizede soru soruyor olacağım. Sorusu olan var mı?" Çocuklardan esmer olan bir kız elini kaldırıp konuşmaya başladı. "Haftaya hemen başlıyor muyuz?" Gizem hafasını sallayıp cevap vermeye başladığı sırada sınıfın diğer kısmının kapısı aralandı. "Haftaya Alice harikalar diyarındayla başlıyoruz sıralamaya göre gideceğiz. Dediğim gibi..."
Diğer tarafın kapısından atölyeye giren uzun boylu ve uzun, siyah, kıvırcık saçlı kızla birlikte Gizem konuşmasını tamamlayamadı. Kızın elinde gazete kağıdına sarılmış büyük dörtgen bir şey vardı. Gizem kızı anlık olarak aklına gelen kişiye benzettiğini düşünüp toparlanmaya çalıştı.
Öğrencilerden bir kaçı gizemin durmasıyla merak edip onun baktığı yere bakmış ama neden baktığını anlayamamıştı.
Diğer sınıfta yeni gelen arkadaşlarını gören öğrenciler Metinle beraber ayaklanmış, yan sınıfı unutmuş gibi sevinçle kıza koşuşturmuştu. Çıkan curcuna her iki sınıfı da etkilediği için ders iki taraftada kısa süreliğine durdu.
Herkesin sarılmasını bekleyen Metin en son uzun zamandır görmediği öğrencisine sarılırken kızı kendine çekerek sıkıştırıp sağa sola salladı. Kız gülerek geri çekilip "hocam ölcektim." Diye takılmıştı. Metinin yüzü hafif asılıp kızın omzuna hafifçe vurdu "Bir daha duymayayım. Ölcektim falan. Aklımız çıktı senin yüzünden." Kız hafifçe omzunu silkip "Hocam dim dik ayaktayım işte gerek yok, takılmayalım bunlara." Diyerek içeri geçti.
Gizem gözünü ayırmaya çalışırken öğrencileride normalde sessizce çizim yapan diğer sınıfın aniden ayaklanmasıyla dağılan dikkatlerini kısa sürede toplayamayıp gelen öğrenciyi izlediler.
Metin diğer sınıfa giden seslerin rahatsız edebileceğini farkettiğinde onlara dönüp "Kusura bakmayın Gizem hocam, geçen aylarda ölümden dönen öğrencimiz Deniz geldi. Aa hocam, siz de o gece yaralananlardan değil miydiniz?"
Metinin konuşmasıyla diğer sınıfı farkeden Deniz o tarafa döndü. Atölye sıralarla ikiye bölünmüştü. O tarafa baktığında 25 belki 30 kişilik bir sınıfın karşısında ayakta duran genç ve minyon öğretmeni fark etti.
Metin hocanın cümlesi ve karşısında duran öğretmenin görüntüsüyle beyninde flaş gibi bir çığlık sesi patlamıştı. Yerede bir elinde kopmuş bir kol tutan kanla kaplı sarı saçlı genç kadın karşısındaydı.
Kalp atışları hızlanırken Gizemle göz temasları birbirine kitlenmişti. İksi de konuşmayı unutmuştu.
Bedeninin kontrolünü bir anlığına kaybeden Denizin elinde ki tuval yere düşerken yüzünü daha net gören Gizem aklının tamamen boşaldığını hissetti. Sanki adını bile unutmuştu. Tek hatırladığı şey o kızdı. Silinen anıları aklına hücüm etmişti sanki.
Deniz Metin hocasının yerden kaldırdığı tuvali onun elinden alıp iyi olduğunu anlatır gibi kafasını salladı. "Alışık değilim dışarı çıkmaya sanırım heyecanlandım hocam." Diyip gülümsemeye çalışsa da Metin pek ikna olmamıştı. Göz temasları koptuğu an iki kız da kendine gelmiş durumu sindirmek istercesine önlerine dönmüşlerdi.
Metin öğrencisinin oturmasına yardım edip diğer sınıf dersine devam ederken Denize su içirdi. Kendi öğrencileri de çizimlerine başlamış olsa da içlerinde Denizle daha samimi olan bir iki kişinin gözleri üzerlerindeydi.
"Deniz istersen ben konuşur evden devam etmen için ısrarcı olurum gene." Deniz evde oturmaktan çok sıkılmıştı. Ali yokken evde tek kalmak kafasını yoruyordu. "Hayır hocam ben iyiyim. Geçer birazdan."
Deniz istemsizce titriyordu. Suyunu bitirene kadar yan sınıfta kendisine bakarken yakalayıp durduğu adının da Gizem olduğunu öğrendiği genç kadına son bir kere daha baktı.
Konuşmaları gerekiyordu.
Aylarca onu ve diğer erkeği bulmaya çalışıyordu. Oracıkta ölüvermiş olan 4.kişinin mezarının bile yerini bilmiyordu ama Gizem resmen gökte ararken yerde bitivermişti.
Metin hoca daha önce yerden kaldırdığı tuvali merakla açıp bir duvara dayadı. Denizin samimi olduğu iki arkadaşı da kalkıp tuvali incelemeye başlamışlardı.
Bu soyutlanmış bir çalışma olsa da Metin renk ve ışık dengesine hayran kaldığı halde tam olarak neyden soyutlandığını anlayamamıştı.
Dönüp şaşkın şaşkın konuşan öğrencilerinin düşüncelerini toparlayıp Denize sordu. "Deniz burdakileri açıklamak ister misin?" Eliyle tabloyu işaret ediyordu.
Metinin aklına bir kaç şey gelse de onların olmamasını umuyordu.
Çünkü eğer patlama olan gecenin anılarını düşündüğü gibi resmetmişse o gece düşündüğünden çok daha kanlı geçmiş olmalıydı.
Deniz oturduğu koltuktan gözlerini zorlanarak atölyenin artık sınıf olan diğer tarafından çekip Metin hocasının yanına geçti.
Her şeyden önce düştüğü için yönü karışmış olan tuvali çevirdi. İç çekme sesleriyle deniz arkadaşlarının tablosunu anlamış olduğunu düşünerek gerilse de onlar sadece tersine çevrilince çok daha güzel göründüğünü düşünmüşlerdi, Ama Metinin içine bir sıkıntı oturmuştu. Deniz görülmek ve duyulmak isteyen anılarını resmederken anlaşılmasın diye elinden geldiğince bozmuştu ama belki de elinden gelen yeterli olmamıştı. Metin hocası Denizin gerilmesini sağlayacak kadar büyük bir ciddiyetle resimi inceliyordu ve Deniz bu bakışların işinde hata arayan araştırmacı bakışlar olmadığını biliyordu. Tabloyu onun önünden çekip eve geri götürme fikri rahatlatıcıydı. Bu duyguyu diğerleri gibi bastırıp onun yorumunu gergin bir biçimde bekledi.
"Herkes yerlerine otursun. Deniz benimle gel." Deniz Metin hocanın anlayacağını ne yazık ki biliyordu. Belki de bu kadar açık yapmamalı belki de direkt soyut çalışmalıydı. Sanatını pek de kullanmayı bilmiyordu. Kendini çok rahat bir zanaatçi olarak tarif edebilirdi. Yıllardır parasını oraya buraya spariş üzerine ürettiği eserlerden kazanıyordu. Dünya üzerinde boya, kalem, fırça ve tuvalle üretilen tüm sanat eserlerini neredeyse birebir taklit edebiliyordu ama iş kendi tarzı ve sıfırdan üreteceği bir sanat olduğunda afallıyordu. Sıfırdan var etmek dünyanın en zor şeyiydi ve imkansızdı.
Denizin özgün olan tüm işleri hayatıyla bağlantılıydı. Günlük tutuyor olsa belki de bu kadar açık edemezdi duygularını. Yaşadığı hiç bir hissi dillendiremezdi ama resmetmeyi deniyordu. Resimlerin tarzları, boyaların renkleri hep bir ressamdan esinleniliyordu ama konuları kendi hayatından katarak farklılaştırabiliyordu. Bu tabloyu yaparken çok zorlanmıştı. Önce anılarını hatırlamak için zorlanmış, sonra da bu anıların başkaları tarafından anlaşılır olmaması için çabalamıştı.
Metin Denizi atölyenin en ucuna, diğerlerinden uzağa götürüp tuvali masaya dayadı. Kısık konuşursa çocuklar onları duyamazdı. Elini Denizin omzuna atıp üzgün bir ifadeyle Denize baktı. "Deniz bu gördüklerimin hepsi sen misin?" Deniz Metin hocasından şüphlendiği için hafifçe utandı. Tuvali son haline getirirken yeterince gerçeklerden uzaklaştığını sansa da sanki hiç anlaşılmayacakmış gibi sınıfa getirse de şuan da en özeli görülmüştü ve kendini çırıl çıplak hissediyordu.
Metin hocasını hafife almıştı. Utançla yanakları hafifçe kızaran Deniz başını salladı. "Evet hocam"
Lacivert zemine sıçramış bordo kan damlaları yerde kıvrılmış bir insana benzeyen şeklin üstünde bitiyordu. Gökyüzü kıp kırmızıydı ve Metinin azrail tasfiri olarak düşündüğü dikey çizgilerden oluşan biçim yerde yatan şekillerden oluşan kadının başında dikiliyordu. Bunların arkasında üç detay vardı Metinin dikkatini çeken. Biri bordo leke, biri üstünde kara bir bulut olan insan hissi veren amorf şekil ve sağ taraftaki silik duran son beden tasfiri olan şekildi.
Metin aldığı haberlerden o gün etkilenen 3 kişi olduğunu biliyordu ama bordo lekeyi tam çözememişti. Yinede bu görsel Denizin akıl sağlığı için endişelenmesine yetmişti.
Deniz sessizliği bozup tekrardan "ben iyiyim hocam. Kaç hafta geçti." Diyerek konuyu değiştirmeye çalışsa da Metin hocası elini koyduğu omzunu sıkıp konuşmaya başladı. "Seni sevdiğimi ve burdaki herkesten çok sende ışık gördüğümü biliyorsun Deniz." Derin bir nefes aldı.
"O gece belediyenin hatası diye çok üstünü kapattılar ama şuan hiç siyasete girmek istemiyorum hayatım. Benim tek istediğim senin iyi olman. Ben profesyönel yardım almadan akıl sağlığının iyiye gidebilceğine pek ihtimal vermiyorum."
Deniz konunun Aliye gelme ihtimalinden içten içe hep çekinse de insanlar doğa üstü şeyleri akıllarına hiç getirmiyordu. Hayatında gördüğü en mantıkçı insan olan Metin hocasının bir anlığına doğal gaz patlaması yalanına inanmadığını söyleyeceğini düşündüğü için konunun pskolojisine bağlanmasıyla rahatlayan Deniz hafifçe gülüp hocasının sözünü kesti.
"Hocam bana çok yardımlarınız dokundu benimde en sevdiğim insanlardan birisiniz ama lütfen bunları düşünmeyin. Ben gerçekten iyiyim. Üstelik yanlız değilim biliyorsunuz."
Metin aldığı haberleri konuşup sindiricek vakiti bulamadığı için bu gerçeği unutmuştu. Kahkaha atıp Denizi biraz kendine çekip hafifçe sarıldı. "İlahi deniz. Ölümlerden dönerken sevgili yapan da bir sen varsın heralde."
Deniz utancından iyice kızarırken kendine bile itiraf edemese de Aliyle olan ilişkisinin sevgiliden öte olduğunu bile bilse sevgili olmadıklarını ama olmayı hatta çok daha fazlasını istiyordu.
Yine de okula Deniz kendisi gidemediği için işlerini Ali götürüp geri getirmişti ve herkes Denizin bir abisi olmadığını bildiği için sevgilisi olarak düşünmüştü ve Aliye gelen ilk soruda Ali de bunu onaylamış, hatta birlikte yaşadıklarını çok rahat bir şekilde dillendirmişti. Deniz sınıfta ki arkadaşlarıyla telefonda konuşurken Alinin söylediklerini öğrenmiş ve Aliye söylediğinde çok tatlı bir şekilde Denizi öperek 'Değil miyiz?' Demiş ve sevimlilik yaparak Denize yanaşmıştı. Cidden sevgili değiller miydi?
Deniz ne olduklarından bazen emin olamıyordu. Bunlar hala rüya gibi geliyordu.
Yılların ardından ona dokunabilmek, masal gibiydi.
Metin Denizin utandığını görünce üstüne daha fazla gitmeye gerek duymadı ve tuvali değerlendirmeye aldığı diğer işlerle beraber dolaba koydu. "Hadi sende kap bir kağıt özlemişsindir Reiyi onu çiz. Elin açılsın." Deniz sınıfa girer girmez üstüne koşmuş olan yarı çinli melez arkadaşının yanına bir tabure çekti. "Bu ne surat böyle kıp kırmızı?" Deniz birden endişelenip telefonunun kamerasından yanaklarına baktı. Her zaman olduğu gibi her duygu değişimi yüzünden okunuyordu. Duygularını açıktan yaşamaya alışık olmadığı için daha çok utanarak kendini bir döngüye soktu. "Niye yüzüme çarptın ki rei bir daha gelirken fondaten süreceğim bak." Rei de gülüp Denizin dizine hafifçe vurdu. "Takılıyorum sadece, burda olman çok güzel." Deniz de buna seviniyordu. Kendini hep harekete dahil hissettiği tek yerden bu kadar uzak kalmak zihnini zaman akışının dışına atmıştı. Günler birbirine girmiş, anlamsızlaşmıştı. Şuan ona verilen basit portre çizme görevi bile oldukça heycan vericiydi.
Deniz farkında olmasada da günlerdir patlamanın eskizlerini alıyor, rüyasında gördüğü yüzleri tüm ayrıntılarıyla çiziyordu. Duvara astığı adını bile bilmediği erkeğin portrelerini her gördğünde gözü hemen yanında ki Alinin portresine kayıyor tekrar Aliyi bulup onu çizmek istiyordu. Anıları birbirine o kadar girmişti ki bir çoğunun gerçek olmadığına emin olduğu için artık düşünmeyi bırakmıştı. Ali herşeyi hallederdi.
Çantasından çıkardığı eskiz defterine ortada ki kompozisyonun eskizini alan Reinin portresini çizmeye başladı. Kısa siyah saçları hafif uzun kahkülleri vardı ve yüzünün çoğunu saçları kapamasın diye Denizin ricasıyla sol kullaklığının arkasına sıkıştırmıştı. Büyük gözlerinin üstüne kapanan göz kapaklarından asyalı olduğu tek bakışta belli oluyordu. Küçük dudakları kendisininkinden bile beyaz bir teni vardı.
Deniz Reiyi çizerken dalmış olsa da Gizemin aklı bir türlü toplanmıyordu. Dersi hiç hayal ettiği gibi işleyemese de öğrencileri giriş dersi olduğu için pek umursamamış hatta diğer profesörlerden alışık oldukları r
Tavırlara benzettikleri için bu duruma hiç aldırış etmemişlerdi.
Gizem notlarını son kez kontrol edip eksik kaldı mı diye baktı. "Son olarak haftaya yanınızda bilgisayar getirmemenizi rica edeceğim. Mümkün olduğunca benim dersimde kalemlerinizle not tutmanızı istiyorum. Teknolojik aletlere karşı değilim destek amaçlı yanınızda bulunabilir ama not almak için defterlerinizi kullanın lütfen." İçlerinden memnun kalmayan birkaç öğrenci olsa da bu duruma Gizem edebiyat bölümünün çağa ayak uydurmadan önce eski adetlerle öğrenilmesi gerektiğini düşünüyordu.
"Dağılabiliriz sorunuz yoksa" herkes toplanıp yavaşça sınıflardan çıkarken oluşan sese sınıfın diğer ucundan Deniz de dönmüştü. Bir kez daha göz göze geldiklerinde Gizem dayanamayarak masasında ki sabah aldığı soğuyan kahveyi eline alıp markasını parmağıyla işaret etti. Deniz anladığını kafasını sallayarak gösterince Gizem eşyalarını toplayıp kampüsteki kafeye yürümeye başladı. O gece olan biten her şey rüya gibi gelse de yaşadıklarının arasında en net hatırladığı şey Denizin onu enkazın altından çıkarmasıydı. Daha sonra adını bile o an öğrenemediği kız kayıplara karışmıştı. Haberlerden bile adını öğrenemese de neredeyse 2 ay sonra burnunun dibinde bitivermişti. Soracağı çok soru vardı.
Bölüm etkileşimi
