2. bölüm / 19
PATLAMAYeşil taş
Bölümler 19Şu an: Yeşil taş
- 1 Kanlı küvet581 kelime
- 2 Yeşil taş1.443 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 İlk karşılaşma2.513 kelime
- 4 Aura çarpışması878 kelime
- 5 Denizin evi1.613 kelime
- 6 Aliyle ilk karşılaşma anısı1.116 kelime
- 7 Furkan2.380 kelime
- 8 Denizin çocukluğu2.647 kelime
- 9 Günce1.938 kelime
- 10 Furkanın çalıştığı kafe3.134 kelime
- 11 Furkanın adresi663 kelime
- 12 Furkanın evi1.183 kelime
- 13 5.kişi2.572 kelime
- 14 Parkta ki çatlak2.634 kelime
- 15 Oyun gecesi2.082 kelime
- 16 Baskın2.261 kelime
- 17 Nöbet1.678 kelime
- 18 Geçmiş hafta 12.009 kelime
- 19 Geçmiş hafta 21.245 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Haftalar geçmişti. Deniz siyah saçlarını tepeden dağınık bir topuz yaparken olanları yarım yamalak hatırlıyor olmanın verdiği şaşkınlığı yaşıyordu.
Bir kaç gündür okula dönmesi gerektiği için yeni çalışma yapmak istemiş ve acısını sanatına yansıtmak için tuvale o geceden aklında kalanları yansıtmak istemişti. Yaklaşık yarım saattir elinde ki kurşun kalemin ucunu falçatasıyla açıyor incecik sivriltip başka bir kalem alıyordu. Üstünde ki önlüğü çıkarıp yere attı. Aklına gelenler çok bölük pörçük olduğu için rahatsız hissetmişti.
Ne zaman Aliyle uyusa çok rahatlıyor diğer güne daha az şey hatırlayarak uyanıyordu ve anılarının azaldığını gün geçtikçe daha az farkeder olmuştu. Ara ara zihninde görüntüler, hisler veya sesler canlanıyordu. Patlamada ki kızı da sesini duyduğu erkeği de bulamamıştı. O yüzden hatırlamasa daha iyi olabilirdi, Ama şuan hatırlamak istiyordu. Kısa bir süre hatırlayıp çizip hemen ardından unutabilirdi. Anıların ne kadar değerli olduğunu çok iyi biliyor, varlıkları kadar yokluklarının da nasıl işe yarayacağının hesabını çok iyi yapabiliyordu. Lazım değilken anıların varlığı sadece yoruyordu. Patlamayı hatırlamak asla işine gelmiyordu, yine de onları bulması gerektiğini biliyordu. Sebebini düşünmeyi çoktan bırakmıştı. Ali onları bulana kadar da hatırlamasına gerek yoktu. Vicdanını lazım olana kadar susturup hayatına devam ediyordu. Hayatından geriye kalan ne varsa. Ailesi param parçaydı. Ne annesi ne babası onu istemiyordu. Onu 7 yıl önce yanına alan teyzesi bir süre önce ölmüştü.
Ali vardı. Her zaman Ali vardı. Kendini bildi bileli Ali vardı. Her yerde o vardı. Baktığı yerde, gördüğü yerde, durduğu anda, izlediği anıda, zihninde, bedeninde, kalbinde, ciğerlerinde ki kokuda, teninde ki karıncalanma hissinde, gözlerinin arkasında, son haftalardaysa çoğunlukla gözlerinin önünde. Şimdiyse nerede olduğunu bilmiyordu. Bir kaç gündür ulaşamıyordu. Endişelenmemesi gerektiğini biliyordu. Gerekse bunu hissederdi. Gözlerini yumup zihnini boşaltarak harektlerine odaklandı. Önündekileri görmek için duygularını kenara bıraktı. Günlük hayatına devam etmeliydi.
Bir süredir aklından geçmişi ve ailesi geçerken buna zorlanıyordu. Patlamadan sonra zihninde büyükçe boşluklar oluşmaya başlamış olsa da önceki hayatı kafasını yeterince dolduruyordu. Özellikle de eskişehire gelmeden önce ki hayatı. Babası onu parka atmamış olsaydı hayatı nasıl olurdu hiç bilemeyecekti.
Annesi ondan korkmuyor olsa, babası annesi dedi diye ondan vaz geçmemiş olsa...
Onların hayata nasıl devam ettiğini ara ara merak ediyordu. Denizin yokluğu onlar için nasıl bir deneyim olmuştu. İyi mi? Kötü mü? Deniz onların kendisinden sonra pişman olup olmadığını yıllardır merak etmeyi hiç bırakmamıştı.
Oturduğu yüksek taburesinden kalkıp her sabah yaptığı esneme hareketlerini yaptı. Ayağına parmak uçlarını değdirmek için eğildiği an aklında yoktan var olur gibi hafif bir acıyla bir anı geldi.
Karanlıkta bağıran tok bir erkek sesi gittikçe yaklaşıyordu. "Neredesin? Yardım çağırdım sesini duyuyorum ama neredesin?" Bedenini göremediği ama sesi hatırladığı an Deniz doğrulmak istedi ama bir anlığına eli ayağına dolaşıp tökezledi. Bu sesi o gece parktan ayrılırken hayal meyal duymuştu ama Ali onu çekiştirirken geri dönmemişti. Günlerdir rüyasında gördüğü yüzün bu sesin sahibine ait olduğunu düşünse de emin olamıyordu. Rüyalarına giren yüz çok karakteristikti. Kemikli görece büyük burunlu, bir erkek için uzun siyah saçlı, esmer bir tenli biriydi. O gece bu yüzü parkta görmemiş olsa da ambulansı çağıran kişi olduğuna. Haberlerde ismi verilen Furkan olduğuna emindi.
Kendini toparlayıp doğrulabildiğinde buruk bir sevinçle şövalenin önünde ki yüksek taburesine yerleşti. Bastırdığı anılardan sızan ses kısa bir anı hatırlamasına sebep olmuştu. Aldığı kurşun kalemle hızlı bir eskiz atıp hızlıca paletini aldı. Tuvali boyarken saatler hızla geçiyordu. Artık fırçanın deydiği yerlerin ne anlama geldiğini hissedemiyordu. Hislerini çoktan bastırmıştı. Boş gözlerle saatler önceki Denizin verdiği emirleri yerine getiriyordu. Kontrolü çoktan başka bir Denize teslim etmişti.
Ali eve gelip oturma odasına girerken Deniz odaklanmış halde tuvalle uğraşıyordu. Bir iki adımla Denizin yanına varan Ali kendisini farketmemesine şaşırsada korkmasın diye resim yaparken giydiği eski tişörtünün üstünden yavaşça omzuna bir öpücük kondurdu.
Deniz irkilsede anında kim olduğunu anlamış korkmamıştı. Arkasına dönerken boş bakışıları ışıldadı. Anında canlanıp sevinçle Alinin üstüne atladı. "Ahahahaha sakin ol!"
Deniz Alinin yüzüne bakmak için çekilirken söylendi "Kaç gün oldu?" Alinin elinden gelse her gün onun yanında kalacağını Deniz çok iyi biliyordu, işlerini halletmesi onlar için hayati önem taşıdığını söylediği için Aliye güveniyor ve onu evin dışındayken rahat bırakmaya çalışıyordu.
"Eğer gitmezsem işlerimi halledemem güzelim."
Deniz hala tam manasıyla şu 'işleri' öğrenememiş olsa da Aliye ısrar etmiyordu. İkisinin de güvenliğini sağlıyordu ve nasıl yaptığı onun da dediği gibi 'önemli değil'di. Alinin yanında canlı kanlı duruyor olması yeterince iyiydi. Bunun için nelerden vaz geçmiş, nelere razı olmuş, ne acılar çekmişti.
Sarılması bitince geri çekilip Alinin yüzünü elleri arasına aldı. Kendi boyu uzun olsada Ali daha uzun olduğu için parmak uçlarında kalkması yetmiyor Ali de eğiliyordu. Üstelik Denizin boyu da 178 di.
Alinin güneşten yüzü yanmış yanakları ve alnı al al olmuştu. Yılların ardından Güneşe kavuştuğundan beri güneşlenip duruyordu. Yüzünü incelerken hala Alinin yanında olmasına tamamen alışamamıştı. Onun yanaklarında ki allıklarına buseler kondurdu.
"Tamam, tamam. Bana bir şey getirdin mi?" Ali başını sallayınca Deniz hafif hafif alkış yaptı. Evden her ayrıldığında yanında bir hediye getirirdi. Bu bazen aburcubur, bazen bir eşya ama en çok da içinde değişik anılar olan taşlar olurdu.
Ellerini çekerken Alinin vücudunu görmeye alıştığını her sandığında farklı bir detayını yakaldığını farketti. Şimdi de adem elmasının bileğine değmesiyle boynunun uzunluğunu tekrar idrak etmişti. Yıllarca onunla olmasına rağmen fiziksel olarak çok uzun zaman sonra ilk defa karşısında durduğu ilk andan itibaren farkettiği her detayla sanki onu sıfırdan tanıyordu.
Parkta ilk tanıştıkları günün anıları 14 yaşında bir kızın gözünden olduğu için güvenilir bir kaynak sayılmazdı.
Ali yüzünü hafifçe geri çekerken gülümsemesi yavaşça söndü. Cebinden çıkardığı şeyi Denize verirken kız bunun bir doğal taş olduğunu fark etti. Ali taşı Denizin eline bırakırken ekledi "Bu taşın anıları benimle alakalı değil. Seninle alakalı." Deniz taşın soğukluğuna o kadar şaşırmıştı ki Alinin ne demek istediğini ilk seferde algılayamadı. "Bu nereden?"
Ali Denizin kolundan hafifçe tutarak onu koltuğa yönlendirdi.
"İstanbuldan. Babanı bulmam gerekti." Deniz babasını duyunca kanı çekiliyormuş gibi hissetti. "Babam mı?" Ali Denizin aniden durmasına aldırmadan kolunu biraz daha sıkı tutup koltuğa oturmasını sağladı. Babası hakkında konuşmaktan hep kaçtığını biliyordu. İçinde hala küçüklüğünden kalma izler olduğu için Aliyele bile konuşmaz samimi olmadığı herkese ailesinin öldüğünü söylerdi. O kadar dillendirmişti ki kendisi de bazen inanıyordu. Yine de bir süredir onları düşünmeden edemiyordu. Şimdi onlardan haber alacak olması oldukça manidardı.
Deniz koltuğun yumuşak minderine otururken yanında ki örtüyü üstüne çekip altında kaybolmak istedi. Ali koltuğun önündeki üstü bardak dolu olan sehpahanın üstündekileri düşürmemeye çalışarak yana ittirip oturdu. Denizin gözlerinin içine bakmak için eğilirken Deniz Aliden uzaklaşmak ister gibi arkasına yaslandı. Ali anlayış göstermesi gerektiğini bildiği için daha fazla eğilme isteğine direnip konuşmaya başladı. Bu onun için de kolay olmamıştı ama yıllardır onlara o kadar öfkeliydi ki Denize yaptıklarından dolayı onları öldürebilirdi.
"Merak etme senin için sadece onları izledim. Açıkçası pek hoşuna gideceğini düşünmüyorum görüceklerinin. Yinede getirdim"
Deniz elinde ki taşın enerjisini kendisinden uzak tutmak için o kadar çok çabalıyordu ki!
Daha önce hiç böyle bir çekim hissetmemişti. Genellikle kendisi enerjiyi hissetmeye çalışırdı. Bu enerji hiç doğal hissettirmiyordu. Doğru olmayan bir histi. Onu çağıran sirenin şarkısına direnirken "Bu taş tam olarak nerenin." Dedi.
Ali derin bir nefes alıp öfkesini sesine yansıtmamaya çalışır gibi kısık sesle "Kardeşinin odasından. Taş koleksiyonu varmış." Dedi.
Denizin gözleri büyümüştü. Kardeşi mi vardı? "Kaç yaşında!"
"Beş belki altı" Denizin kafası o kadar karışmıştı ki.
Kardeşi olduğuna sevinmemişti. Üzülmemişti de. Uzun uzun boşluğa daldıktan sonra fark etti.
Endişelenmişti. "İyi mi?" Küçük bir çocuk olması korkması için yetmişti. O evde kendisine Pek de iyi davranılmamıştı.
Ali Denizin ona biraz daha yaklaşmasından rahatlık bulup taş olmayan elini tuttu.
"Bende kötü olmasından endişelendim. Açıkçası az bile olsa hırpalamadan o adamı evden çıkmazdım ama girdiğim anda kardeşini görünce bir şey yapamadım. Kendin de bakabilirsin. Fazla enerjik tatlı bir çocuk. Hiç bir şeyi eksik değil."
Deniz nasıl hissedeceğini şaşırmıştı. Taşı koltuğa bıraktı. Değişik yeşil bir taştı. "Şuanda bakamam!" Deniz kendini hazır hissetmiyordu. Taşı odasına, diğer anılar için biriktirdiği çoğu taş olan koleksyonunun yanına koymayı planladı. O an hesaplayamadığı tek şey bir kaç gün içinde kafasını toplayıp kardeşini araştıramayacağıydı. Uzun zaman gelip gidip bu taşa dokunduğunda yine aynı uğursuz hissi hissedecek ve uzun zaman varlığından rahatsız olacaktı. Bir çok kez yaptığı gibi bu sefer de müdahile olamayaya hazır hissetmediği aile işlerinin karşısında duygularını bastıracaktı. Taşa haftalarca aylarca dokunmayacaktı. Kardeşi olduğunu çok uzun süre kendine hatırlatmayacaktı, mecbur kalana kadar bunu unutacaktı.
Ali Denizi kendine çekip sarıldı. Deniz kollarını Aliye dolamak için kaldırmadı. Tek yaptığı yanağını onun omzuna yaslayıp kursağına takılan yumruyu yutmaya çalışmak oldu. Ne babasını ne annesini uzun zamandır düşünmüyordu. Yıllardır onları ölü olarak kabullenmişti.
Tek bildiği aile onun için öncelikle Ali sonrasında geçen senelerde ölen teyzesiydi. Şimdi birde kardeşi mi çıkmıştı ortaya. Hemde küçücüktü. Kendi küçüklüğü aklına gelince içi öyle bir daraldı ki gelen kusma isteğiyle aniden kalkıp tuvalete koşturdu. Ali de peşinden geliyordu. Deniz tuvalete yetişip kapağı kaldırmasıyla kahvaltısını bir ağız dolusu kanla beraber çıkarması bir oldu. Gözleri dolmuştu. Burnu yanıyordu.
Bir kaç dakika orda öylece öğürüp ağlamaya devam etti. Bedeninde ki tüm yara izleri sızlıyordu. Yarım saate kalmadan aklında ailesine dair bir düşünce kalmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
