49. bölüm · Miniğim

Miniğim

Esra Yeral

demesiyle sertçe yutkundu sesli şekilde. Önüne dönüp ağzını kapattı. Yüreğindeki yer çıkacakmışçasına atarken, o düşündü. Oysa düşünceleri bile istemiyordu onları içinden geçirmesini. Çünkü cevabı belliydi hepsinin. Elini öpen, dudağını da gayet tabii öpebilirdi. Tüyleri ürperirken kafasında var olan sözleri susturup kendine geldi aceleyle. Hayali dahi korkunç ötesiydi. Ve sorun onu öpmesi değil, bunu başkalarının görüp herşeyi anlamış olması olacaktı. İşte tam da bu nedenden ötürü beynindekilere ara verip derse geri dönerek odaklanmaya çalıştı.
Konu aşk ve dans sanatına gelmiş örnek gösterilmesini isteyen hocayla devamını sürdürmüştü.
Bir adım öne çıktı genç kadın.
"Eveet, çıkıp bize güzel bir dans gösterebilecek iki kişi alabilir miyim tahtaya?" elleri iki yana açmış birilerinin gelmesini hevesle bekliyordu. Ancak kimsenin geleceği yoktu. Hepsi birbirine bakıyor, ama kimse sonuç alamıyordu karşısındakinden.
En sonunda biri elini kaldırıp:
" Ben bu derse bir katkım olsun isterim açıkçası" dedi.
Alex...
Keyfi yerinde, ağzı gülümsüyor ve gözleri parlayarak durumu anlatmaya çalışıyordu.
Sanem hanım memnun kalarak:
"A, buyrun o zaman hocam" dedi ve tahtaya davet etti kızıl saçlı müdürünü.
Bay Toronto anzısın ayağa kalktı. Öyle ki karısı bile şaşkınlıkla açılmış göz kapakları eşliğinde irkilmişti ani kalkışından.
Tahtaya geçmesiyle de orada bulunan gözler artık ona çarpıyordu yalnızca.
"Sınıfımızdan size eşlik etmesi için kimi istersiniz müdür bey?" konuşan tekrardan Sanem hanımdı. İzleyenlerden daha çok heyecanı vardı anlaşılan.
Sınıftaki kızların yarısı da kendisiyle aynı duygular içerisindeydi. Çoğunun eli havaya kalkmış, öylece asılı kalmıştı.
Ve hepsinin arkasında görünmeyen Maya çatılan kaşlarının kattığı sinir ve kıskançlıkla gözleriyle takip etmeye çalışıyordu kim kaldırmış, kim kaldırmamış diye. Belkide az sonra egosu dinmemiş kızlardan biri çıkacak, sevdiği adamın kollarında tutku dolu danslarını gerçekleştirecekti. Ya da en kötü ihtimalle makyaj güzellerinden iyi olanı çıkıp gökkuşağına siyah rengini ekleyecekti.
Her olabilecek an, hayal gücüyle önünden geçerken hiçte mutlu olamamıştı yaşanan durumla. Kocası onundu. Ve sadece onun olarak kalmalıydı.
Kıskançlık vücudunun yavaş yavaş etrafında dolanmaya başlarken Ay ışığı yolunu sevdiği kadından, Güneş'inden aldığı ışıkla aydınlatıp tatlı dilini konuşturdu.
" Başarılarıyla gururlanarak sınıfımızın birincisi Maya'yı çağırmak istiyorum. Eminim iyi bir dans eşi olacaktır bana"
İsminin geçtiği cümleyi işiten kulakları buz kesmiş, ağzı yutkunamamıştı. Öylece kalakaldı sadece.
Gece kadar karanlık adam, sabah kadar kalabalık karısına arkadaşlarının önünde dans teklifinde mi bulunmuştu?
Yoksa yine bir hayal miydi?
Sabahki gibi kendini cimcikleyip kontrol etti durumu. "Ah!" diye kısık sesle feryat figan etmesiyle birlikte anlamıştı artık gerçeği.
Gözler artık ondaydı. Lakin ona ait bakışlar intikam misali kötü ve acımasızdı.
Sakince ayağa kalkıp gülümseye çalıştı. Kendini tamamen bırakmış yürüyordu tahtaya doğru. Ayakları hakimi sağlayarak onu sevgilisinin yanına getirip durdurdu.
Gerisi çorap söküğünden de kolay halde gelmişti göz açıp kapatıncaya kadar.
Alex elini uzatmış ve o da aşkla tutmuştu. İndila'nın "Feuille D'automne" adlı şarkısıyla dans ediyordu ayaklar.
Fakat ikisi içinde yapılan şey danstan başka bir şeydi. Belki kalp ritimlerinin oyunu, belki nefeslerinin dudakların arasından çıkarken birbirine çarpmasıy... bilinmezlikle doluydu ama. O kesindi...
Son, bir elini sonsuzlukla birleştirmiş, diğer eliyle omzuna tutunmuştu. Sonsuzluk ise boş kalan elini sonun beline sarmıştı, sımsıkı şekilde.
Adımlar bi' geriye, bi' ileriye gidiyor, gözler hizasını bozmuyordu asla. Birbirlerine odaklanmamışlardı, kenetlenmişlerdi.
Son kısımlar yaklaştıkça ayaklar fazlasıyla sertçe basıyordu yere. Hele açık saçlar masum masum uçuşup yüzlerine değiyordu tül perdeyi andıran halle. Derken şarkının bitiminde ansızın küçüğünü döndürüp geriye götürdü. Adımları geriye giden Maya ise, tutulan elinden tekrardan çekilince kocasına geri gelip yere doğru yatırıldı.
Şarkı bitmiş, genç hoca dahil olmak üzere herkes alkış kopararak ıslıkları duvarlara göndermişti.
Bunu fırsat bilerek kısılan sesiyle tek bir şey söyledi gökkuşağı. Yalnızca tek bir şey.
"Seni seviyorum miniğim"
Vampirine hayranlıkla bakakaldı küçük Toronto. Bu adam... Bu adam mutluluk getirmiyordu. Bu adam mutluluğun ta kendisiydi. İşte o an bunu net olarak anlamıştı minik.
Devamında ayağa kalkıp selamlarını verdiler.