24. bölüm / 40
Meftun23.
Bölümler 40Şu an: 23.
- 1 1.5.946 kelime
- 2 2.3.510 kelime
- 3 3.7.042 kelime
- 4 4.2.991 kelime
- 5 5.3.251 kelime
- 6 6.5.758 kelime
- 7 7.3.668 kelime
- 8 8.4.223 kelime
- 9 9.3.773 kelime
- 10 10.3.280 kelime
- 11 11.2.662 kelime
- 12 12.2.372 kelime
- 13 13.3.958 kelime
- 14 14.2.853 kelime
- 15 15.3.629 kelime
- 16 16.2.794 kelime
- 17 17.1.498 kelime
- 18 Karakterler:57 kelime
- 19 18.1.899 kelime
- 20 19.3.974 kelime
- 21 20.3.217 kelime
- 22 21.2.726 kelime
- 23 22.4.716 kelime
- 24 23.3.456 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 24.4.038 kelime
- 26 Duyuru📣260 kelime
- 27 25.4.168 kelime
- 28 26.4.013 kelime
- 29 27.3.269 kelime
- 30 28.3.439 kelime
- 31 29.2.904 kelime
- 32 30.2.823 kelime
- 33 31.3.065 kelime
- 34 32.3.209 kelime
- 35 33.2.410 kelime
- 36 34.3.040 kelime
- 37 35.3.488 kelime
- 38 36.3.890 kelime
- 39 37.3.955 kelime
- 40 38.2.298 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hellooo! Nasılsınız dostlarım? Özleştik yaa… 🥹💕
Hasta olduğumu ama yine de yeni bölüm yazdığımı söylemeden geçemeyeceğim. Biraz zorlandım, ama “last bell” ve “prom”u altatip da sizleri daha fazla bekletmeye gönlüm el vermedi🥹
Umarım bölümü severek okursunuz. Şimdiden tüm yorumlarınız ve desteğiniz için teşekkür ederim. Hepinizi çok seviyorum! 💖✨🤍
****************************************************************************
“-Off, tamam anne!” Bardağı dolduran son sabırdamlasıyla anneme cevap verdiğimde bır yandan da kampüste ilerliyordum. Kartımıokutup turnikeden geçtim, o sırada omzumdan kayan çantayı tek elimle yakalayıptoparladım. Telefon hâlâ kulağımdaydı, annemin sesi ise aynı yerden, aynıtelaşla akmaya devam ediyordu. Sanki ben sustukça o daha çok konuşuyordu.“-Oflama bana, annenim ben senin!” dedi kırgın bir sitemle. Gözlerimi abartılıbir şekilde devirdim, hatta o kadar ki bir an gerçekten dengemi kaybedecek gibioldum. Çantam elimden kaydı, son anda tuttum. Işte Allahın sopası yok ki, azdaha çarpılıyordum.
Annem hiç hız kesmeden devam etti: “-Bak kızım,baban ciddiye almıyor, ama ben söylüyorum sana, bu çocuk eskisi gibi değil! Kaçgündür gözümün önünde, bir tuhaf… kesin hayatında biri var ve bizden saklıyor-..”Tam yine aynı cümleye bağlayacaktı ki bu sefer gerçekten dayanamayıp arayagirdim. “-Anne!” Derken adımlarımı yavaşlatıp kalabalığın kenarına çekildim,sesimi biraz yumuşatsam da tonumdaki o sabırsızlık hâlâ oradaydı. “-Bak…” dedimderin bir nefes alarak, “-Atalay çocuk değil, yetişkin. Sen hâlâ onu mahalledetop peşinde koşan çocuk gıbı görüyorsun, ama adam olmuş, farkında mısın?” Elimisaçlarımın arasından geçirip hafifçe güldüm. “-Seni anlıyorum, tamam mı? Merakediyorsun, korumaya çalışıyorsun, hatta biraz fazla merak ediyorsun…” dedimince bir iğnelemeye, “-Ama böyle üstüne gittikçe daha çok susar, Atalay’ibılmıyor musun sanki? Daha çok uzaklaşır senden. Erkek milleti bu, sıkıştırıncakaçıyorlar”
Bir an durup her şeyin normal gittiğineinandırmaya çalıştım. “-Hem keyfi yerinde, görmüyor musun? Gülüyor, dolaşıyor,kendi halinde. Bırak biraz nefes alsın” dedim, sonra aklıma Yasemin ile olan oküçük ‘yakıştırmam’ gelince küçük bir gülümsemeyle ekledim: “-Ha, oldu da sen haklı çıktın diyelim… ozaman da kendini hazır hissettiğinde gelir zaten anlatır. Biz dedektif değilizki anne, çocuk takip etmiyoruz” Başımı yana eğip telefonu biraz daha sıkıtuttum. “-Biraz rahat ol ya” Telefonda bir anlık duraksama oldu, tam onu iknaettiğimi düşünmüştüm ki yanıldığımı anlamam uzun sürmedi. “-Nw, nw! babasıkılıklı” dedi annem kınarcasına, “-Aynı onun gibi olup çıktın başıma, sanki bendeğil de o taşıdı senı dokuz ay karnında” dedi, nefesini hafifçe vererek.“-Tamam tamam, ben bir şey demeyeyim artık, siz ikiniz çok biliyorsunuz zaten…ama sonra bir şey çıkarsa gelip bana demeyin ‘Hülya niye söylemedin’ diye” Ootomatiğe bağlayınca başımı geriye atıp gözlerimi kapattım.
İçimden uzun, sabırlı bir nefes kaçtı. Annem nedengazeteci olmamıştı ki? Vallahi var ya, iki ipucu yakalasa sabaha kadar manşetçıkarır, köşe yazısı yazar, röportaj bile alırdı. Kadın kendi kendine gündemoluşturuyor. Tam nasıl yapıp telefonu kapatacağımı düşünürken arkamdan acelecibir ses duyuldu: “-Meyra!” Gözlerimi açıp arkama döndüğümde Nisan bana doğruyarı koşar yarı yürür geliyordu, elinde dosyalar, yüzünde hafif telaş. Benitelefonla konuşurken görünce bir anda durdu, kaşlarını kaldırdı. “-Aa, telefondaymışsın.Affedersin, o zaman be sonra gelirim-..” dedi hemen geri çekilerek, ama elımıkaldırarak hemen onu durdurdum. Gözlerim bir anda parladı, resmen kurtuluşkapısı gibi baktım kıza. “-Yok yok, gel!” dedim hemen, sesimi özellikle birazaceleci çıkardım ki annem de duysun. Sonra telefonu kulağıma bastırıp hızlakonuştum: “-Anne kapatmam lazım, acil benı çağırıyorlar”
Annem hayretle, “-Kızım bir dakika, daha-..”Diyecekti ki bitirmesine izin vermeden atıldım. “-Sonra konuşuruz tamam mı? Seniseviyorum, bayy!” dedim, hiç nefes aldırmadan araya girip. Cevabını bilebeklemeden telefonu kulağımdan çektim ve direkt kapattım. Ekrana bir saniyebaktıktan sonra derin bir “oh” çektim. Başımı kaldırıp Nisan’a döndüğümdeyüzümde hafif suçlu, ama bir o kadar rahatlamış bir gülümseme vardı. “-Hayatımıkurtardın farkında değilsin”
Nisan hiç bır şey anlamadan kaşlarını çattı,şaşkın şaşkın baktı yüzüme. “-Ne oldu ki?” diye sorduğunda telefonu çantamaatarken başımı iki yana salladım. “-Hiç sorma… Annem kuzenim hakkında FBIsoruşturması yürütüyor da, ben de az önce sorgudan çıktım” dedim, hafif alayla.Nisan’ın yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdiğinde bakışlarım elindekidosyalara kaydı, inşallah ödev değıldı. “-Sen ne diyecektin canım?” SorumlaNisan anında ciddileşti, hemen elındekı dosyaları kaldırdı. “-Aşkım hani bizimbölümün yaptığı etkinlik var ya, devlet hastanelerine gidip çocuklarla vakitgeçirdiğimiz” Hatırladığımı belli ederek başımı salladım, o da devam etti: “-Hah,işte onun tarihi kesinleşti” Gözlerim bir anda canlandı, bunu çok uzun zamandırbekliyordum.
“-E harika haber!” dedim hiç düşünmeden. Nisan başınısallayarak bana katılsa da canını sıkan bır şey vardı. “-cuma günü” Derkensıkıntılı bır nefes bıraktı, “-Yani, üç gün var” Kaşlarım istemsizce çatıldı,sorunun ne olduğunu anlayamıyordum. “-E… iyi işte?” Ses tonumdaki tereddüttü benbile duydum. Nisan derin bir nefes aldı, elindeki dosyayı açıp sayfalarıhızlıca çevirdi. “-İyi değil işte” dedi bu sefer daha ciddi. “-Liste yeninetleşti, hastane son anda belli oldu. İzmir Şehir Hastanesi’ne gidiyoruz ama…”dedi, parmağıyla kağıtlara vurdu, “-bak, eksik çok. Oyuncak yok denecek kadaraz, kıyafetler yetmiyor, bazı çocukların özel ihtiyaçları var… ve biz hâlâyarısını bile toparlayamadık” Gözlerim dosyadaki satırlara kayarken içimhafifçe sıkıştı.
Nisan konuşmaya devam etti, sesi biraz dahaaceleciydi şimdi: “-Hocalar ‘herkes bir şey üstlensin’ dedi, ama çoğu kişi yaunutmuş ya da ertelemiş. Yetişemiyoruz Meyra, gerçekten yetişemiyoruz” dedi,başını iki yana sallayarak. “-Hani gidip boş boş oturmayalım diyoruz, ama bugidişle elimiz boş gideceğiz neredeyse” Başımı kaldırıp ona baktım. “-Kızlargelmiyor mu?” diye sordum, çünkü onlar ayrılmaz üçlüydü. Nisan başını salladı,“-Geliyor, geliyor da yetmiyor işte” dedi sıkıntıyla. Bir an durdum, çaresizlik hissi içimi doldurdu.Gözlerim tekrar dosyaya kaydı, o satırlar, o çocuklar… içimde bir şey netleşti.Başımı hafifçe yana eğip derin bir nefes aldım, sonra gözlerimi tekrar Nisan’adiktim. “-Tamam” dedim, sanki kendi kendime karar verirmiş gibi. “-Panik yok,hallederiz” Nisan kaşlarını hafifçe kaldırdı, umutla karışık bir şaşkınlıkyerleşti yüzüne. “-Nasıl?” dedi hemen.
Çantamın askısını düzelttim, daha dik durdum.Sesim bu sefer daha canlı, daha hızlıydı. “-Bir kere…” dedim parmaklarımıkaldırarak, “-bunu sadece bizim sınıfa bırakmayacağız. Üst dönemlere yazacağız,alt dönemlere yazacağız. Kim varsa dahil edeceğiz. ‘Gelen gelsin’ değil, direktiş bölümü yapacağız” Nisan dikkat kesilmişti, gözleri bendeydi. “-İkinciolarak” dedim devam ederek, “-Sosyal medyada da paylaşım yapalım, az çok bırkitleye de sahibiz. Ama öyle ‘yardım edin’ diye değil, net listeyle. Kim nealabilir, hangi çocuk neye ihtiyaç duyuyor… insanlar ne yapacağını bilince dahaçok katılıyor” Başımı hafifçe eğip hız kesmeden devam ettim: “-Bir de… çevremizvar ya” dedim gülümsemeyle.
“-Kuzen, arkadaş, aile… herkes bir şey alsa bileyeter. Ben mesela Atalay’a yazarım, zorla aldırırım gerekirse” Tebessümlekonuşunca Nisan’ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi, yeniden umutlanmıştı. “-Hatta…”Aklına gelen fikirle gözleri aydınlandı, “-yarın okulda küçük bir standaçabiliriz. Listeyi koyarız, isteyen gelip direkt üstlenir. Hem daha düzenliolur” Önerisini onaylamak ıçın başımı salladım. “-süper olur” Bir adım onadoğru yaklaştım, kararlılığım hâlâ yerindeydi. “-Gerçekten çabalarsak yetişir”dedim net bir şekilde, çünkü babam bana böyle öğretmişti. “-Sadece birazorganize olmamız lazım, o kadar” Nisan birkaç saniye bana baktı, sonra başınısalladı. Gözlerindeki o sıkıntının yerini yavaş yavaş umut alıyordu. “-Haklısın,biz istersek her şey mümkün olur” dedi, bu defa kendinden emindi. “-Şımdıkızlara da söyleyeyim, birazdan video çekip paylaşırız, bır bakmışsın yardımkampanyasında gönüllü doktorlar bıle gelir”
İstemsizce güldüm, başımı hafifçe yana eğdim. “-Durkız, daha hastaneye gitmeden kadroyu kurdun” Alayla konuştum, sonra omzunahafifçe dokundum. “-Ama mantık doğru. Ne kadar duyurursak o kadar iyi” Nisanheyecanla telefonunu çıkarmaya davranınca elini tuttum, bir an durdurdum. “-Amarastgele değil” dedim, kaşlarımı hafifçe kaldırarak. “-Planlı yapacağız. Öncelisteyi netleştiriyoruz. Kim neyi alacak, kim kiminle ilgilenecek… herkesingörevi belli olacak. Sonra video” Nisan başını hızlı hızlı salladı. “-Tamam,tamam, doğru diyorsun” dedi, bir yandan da çoktan not almaya başlamıştı. Dosyayıtekrar eline verdim, parmağımla birkaç satırı işaret ettim. “-Ben şunlarıalıyorum” dedim net bir şekilde. “-Kıyafet kısmını bana bırak. Bir de küçükoyuncaklar… mümkünse yeni ve temiz olsun, onları da toparlarım” Başımı kaldırıpgözlerinin içine baktım. “-Ama sadece almak değil” Çünkü yaptığımız şey bundanibaret değıldı. “-Oraya gittiğimizde gerçekten ilgileneceğiz. Yani öylefotoğraf çekip çıkmak yok”
Nisan tam bir sosyal medya bağımlısıydı, Zehra veAslı da ondan aşağı kalır değildi. Üçünün ortak noktası sadece telefonlarıdeğil, aynı zamanda bitmeyen dedikodu döngüleri ve sosyal hayatın içindesürekli görünür olma istekleriydi. Ama buna rağmen hepsinin yüreğinde ayrı ayrıbir sıcaklık vardı, özellikle Nisan’ın bu konuya yaklaşımı, içtenliğiyle zatengüven veriyordu. “-Zaten onun için yapıyoruz” dediğinde hiç düşünmeden başımısalladım. Doğruydu. Tüm mesele oradaki çocuklardı. “-O zaman…” dedim, hafifçegülümseyerek, “-hadi şu işi ciddiye alalım. Üç günümüz var ve ben boş gitmeyehiç niyetli değilim” Nisan’ın gözleri bir an parladı, yüzüne yayılan orahatlama açıkça görülüyordu. “-Ne yalan söyleyeyim, içimi rahatlattın Meyra”dedi içtenlikle, sesi artık daha yumuşak ve dürüsttü. “-Çok sağ ol”
Omuzlarımı hafifçe silktim, büyütülecek bir şey yapmamıştımbıle. “-Ne demek canım benim” Sıcak bir tonla karşılık verdim, “-asıl böyleilgili olduğun için ben teşekkür ederim” Nisan bu kez utangaç bir gülümsemeylebaşını eğdi. O an onun aslında ne kadar içten biri olduğunu bir kez dahagörmüştüm. Şovun, sosyal medyanın ya da kalabalığın arkasında kalan gerçek halibuydu. Ben de omzunu arkadaşça hafifçe vurdum. “-E o zaman ben kaçtım artık”dedim, çantamı düzelterek. “-İşim var” Nisan başını salladı, ama sonra gözleriniüstüme gezdirirken alayla takıldı, “-Bugün ekstra süslenmişsin, gözümdenkaçmadı, umarım o işin gönül işi değıldır” Ona bayadır laf vermemiştim, haliile ağzımı yokluyordu.
Dudağımı büktüm, ellerimi iki yana açıp masum birifade takındım. “-Bilemeyiz” Gayet rahat bir tonla karşılık verince Nisan’ıngözleri daha da kısıldı, tam bir dedektif gibi beni süzerken ben arkamı dönüpadımlarımı hızlandırdım. O an onun sesini duydum: “-Ya Meyra!” Kahkaha atarakhızlandığımda meraktan çıldıracağına emindim, ama ona Devran’dan bahsetmeye niyetimyoktu. Bazı şeyler biraz da kendine saklanmalıydı. Arabama doğru ilerlerken telefonukontrol ettim, saat neredeyse ikiye geliyordu. Yani onunla buluşmama azkalmıştı. Adımlarımı yavaşlatıp derin bir nefes aldım. İçimde hafif bir heyecanlabirlikte akın eden bır gerginlik vardı. Hem onu görmek istiyordum, hem degitmesem mi diye içimde ince bir tereddüt dolaşıyordu. Sanki iki ayrı tarafımaynı anda konuşuyor, biri “git” diye itiyor, diğeri “geri dön” diye çekiyordu.Ama Yasemin ile Zeynep’e bır kere söz vermiştim, caymak bana yakışmazdı.
“-Tamam…” diye mırıldandım kendi kendime, “-Sadecebiraz konuşacağız, abartacak bir şey yok, Meyra” Kalbim hızını biraz artırırkenarabaya geçtim. Tam o anda Nisan ile konuştuklarımız aklıma yeniden düştü, onamotivasyon versem de üç gün içinde bunu ne kadar başarabilirdik bilmiyordum.Herkes sorumluluktan kaçıyordu ve zamanımız azdi. Başka ne yapabiliriz diyekafamı çalıştırırken sebepsizce Engin’nin bu konuda bize yardim edeceğinidüşündüm. Sonuçta o bir doktordu, üstelik böyle yardim projelerinde yet aldığınındansöz etmişti. Bizden çok daha deneyimliydi, her halinden anlaşılıyordu. Bize katkısağlayacağını emindim, üstelik kurtulmam gereken bir gömlek vardı. Bu yüzdenmüsait olduğunda beni araması için ona mesaj atıp telefonu kapattım. Benirahatlatacağını umduğum şarkılardan birini açtım ve sahile doğru yola çıktım.
Çok geçmeden heyecan yeniden içimi kapladı, öyleki camdan içeri dolan rüzgâr bile düşüncelerimi susturmaya yetmiyordu. Biryandan da Devran’ın neden o yeri seçtiğini düşünmeden edemedim. Acaba tesadüfenmi seçmişti, yoksa o da mı hatırlıyordu? Bazı yerler insanın aklından çok dahaönce kalbine kazınırdı, fark etmeden bile geri çağırırdı. Şarkı kulağımdaakarken gözlerim yola sabitlenmişti, ama zihnim çoktan başka bir zamanakaymıştı. Geçmişin o tozlu sayfaları yavaş yavaş açılıyor, her biri biraz dahaçocukluğu hatırlatıyordu bana.
Annem ve babam her zaman farklıydı, siyah ve beyazgibiydiler. Her konuda ayrı düşündükleri için evin içinde tartışma eksikolmazdı, sesler yükselir, sonra biri susar, diğeri o sessizliği doldururdu. Amao gün farklıydı, çünkü o gün “boşanma” kelimesi ilk kez babamın ağzındançıkmıştı. O güne kadar babam hep geri çekilen taraftı. Annem ne kadaryükselirse yükselsin bir noktadan sonra susar, öfkesini içine çeker, konuyukapatırdı. Ama o gün o denge bozulmuştu. Ne susma gelmişti ne de alışılmış geriadım. Sadece bir kavga değil, bir yas da vardı o gün. Amcamın ölüm yıldönümüydü. Evde herkesin sesi biraz daha kısık, hareketleri biraz dahadikkatliydi. Sanki yüksek ses bile geçmişteki bir yarayı yeniden açacakmış gibibir tedirginlik vardı, çünkü Atalay’ın ailesini kaybettiği günün üstünden tambir yıl geçmişti.
Bu tarih evde hiç açıkça konuşulmazdı, ama herkesbilirdi. Annem ile babam kavga ederken ben odamın kapısının kenarında duruyor,görünmemeye çalışarak olanları dinliyordum. Dakikalardır tartışıyorlardı, amasesler kesilmek yerine bu defa daha da yükseliyordu. Ta ki bir noktada keskinbir kırılma olana kadar. O kırılmayla birlikte “boşanma” kelimesi ilk kez eviniçine düşmüştü. Ne anlama geldiğini tam bilmiyordum bıle, ama bilmememe rağmencanımı yaktığını çok net hatırlıyorum. Sanki kelime değil de evin içine düşenbir taş gibiydi, nereye çarptıysa orayı incitmişti. O an daha fazla duramadım,sesler büyürken ben küçülüyordum. Kapının kenarında bir saniye daha kalırsamkırılacakmışım gibi hissettim. Ayakkabılarımı bile düzgün giymeden çıktığımıhatırlıyorum, tek düşünebildiğim oradan uzaklaşmaktı.
Bahçeden çıktığımda ev arkamda kalmıştı, amaiçindeki sesler kafamda hâlâ devam ediyordu. Sokağa çıktığımda nefesimdüzensizdi. Koştuğumu bile hatırlamıyorum aslında, sadece yürümüyorum,kaçıyordum. Gözlerim yanıyordu, yanaklarım ıslaktı, ama durmak aklıma bilegelmemişti. Öylece ilerlerken arkamdan gelen tanıdık sesi duydum. “-Hümeyra?”Devran’dı bu, sokağın ortasında çocuklarla oynarken bir anda oyunu bırakıp banabakmıştı. Ama cevap vermedim, beni ağlarken görmesini istemedim. Çocuk aklımla böyleçirkin göründüğümü düşünmüştüm, sanki görülürsem daha da kırılacakmışım gibi.Başımı eğip gözlerimi silmeden yürümeye devam ettim. “-Hümeyra!” dedi bu kezdaha net, daha ısrarcı. İçimde bir şey sıkıştı, ama yine de durmadım.Adımlarımı hızlandırdım, sanki biraz daha acele edersem o an beniyakalayamayacakmış gibi kaçtım. Ama Devran pes etmedi, hala peşimden geliyordu.“-Dursana… sana sesleniyorum!”
O anda ayağıma takılan lanet bir taş parçası beni dengemdenkopardı, sert bir şekilde yere çakıldım. Dizlerim ve ellerim acıyla yandı. “-Hümeyra!”Devran’ın sesi arkamdan hemen geldi, öyle hızlı koşmuştu kı yanıma varmasısaniye bıle almadı. Gölgesi üstüme düştüğünde gözyaşlarım iyice çoğaldı, sankisadece canım değil içimdeki her şey de yere düşmüştü. Devran korkuyla yanımaçömeldi, nefesi bile düzenliydi. “-Ne oldu sana?” dedi, sesi beklediğimden dahayumuşaktı. “-Neden ağlıyorsun?” Titreyen ellerimi ona doğru uzattım. Dizlerimacıyordu, avuçlarım yanıyordu ama asıl acı başka bir yerdeydi. “-Görmüyor musunDevran?” dedim hıçkırıkların arasından. “-Ellerim yaralandı… çok acıyor” Devranbir an ellerime baktı, sonra bakışını kaldırdı, direkt gözlerime geldi. O bakışkaçacak yer bırakmıyormuş gıbı bırde biraz daha yaklaştı. “-Sen bana baksanabir” dedi bu kez daha ciddiydi, “-Ben bu yalanı yer miyim, küçük cadı?”
O an yanaklarım alev aldı, düşüşümden değil deyakalanmış olmaktan daha çok utanmıştım. Gözlerimi kaçırmaya çalıştım, amayapamadım. Yanaklarım mümkünmüş gıbı daha çok ısınırken dudaklarımı ısırdım. “-Benyalan söylemem” diye mırıldandım son bır çırpınışla, hep çok inatçi bırçocuktum zaten. Devran ellerimebakıyormuş gibi yapıyordu, ama aslında beni tartıyordu. Sonra hafifçe nefesverdi, sanki durumun ağırlığını bir kenara bırakır gibiydi. “-Benim tanıdığımHümeyra Çetin düştü diye ağlamaz” Sözlerine karşılık kaşlarımı çattım, burnumuçekerken hemen karşılık verdim. “-Canım yanmış olamaz mı?” Sert çıkışınca Devran’ınyüzünde küçük, inat kıran bir gülümseme belirdi. “-Olamaz” dedi gülerek. “-Benhissederim” Duraksadım, çünkü haklı olduğunu bılıyordum. Devran benı hissederdi, bazen daha cümle kurmadan bakışımdan anlar, bazende sesim titremeden içimde bir şey kırıldığını fark ederdi. Sanki benimduygularımın dili yoktu da, o o dili çoktan öğrenmişti.
O an yere daha sıkı tutundum, ama aslındatutunacak bir şey kalmamıştı. Gözlerim hâlâ ıslaktı, nefesim düzensizdi, ama entuhafı artık saklamaya bile çalışmıyordum. Bakışlarımı kaldırmadan “-Birkerecik yesen olmaz mı?” diye soruverdim birden. Devran’ın kaşı hafifçe kalktı,neden ağladığımı anlamak ıçın ısrar edecekti bılıyordum. “-Hümeyra..” Dese debitirmesine izin vermeden gözlerine baktım, “-N’olur Devran” Sesim bu kezdüşmüştü, neredeyse yalvarır gıbıydım.
Devran bir an hiçbir şey demedi, sadece gözlerimebaktı. Normalde olsa susmazdı, bir şey yanlışsa bunu mutlaka bulur, bulanakadar da bırakmazdı. Sorular sorar, yüzümden gerçeği çekip alır gibi bakardı. Amabu sefer öyle yapmadı, sanki içimi okudu ve bu ona yetti. Sonra yavaşça ayağakalktı, bakışlarım şaşkınca onu takip ederken üzerindeki tozu siler gibi yaptı,ama gözleri hâlâ bendeydi. Ben öylece bakmaya devam ederken elını uzattı. “-Eehadi, gelmeyecek misin?” Gözlerim önce eline, sonra yüzüne kaydı. “-Nereye?” Devranomuz silkti, sanki dünyanın en basit şeyiymiş gibi. “-Sana iyi gelecek bir yere”O an kaşlarımı hafifçe çattım, çocuk inadı yeniden geri geldi. “-Neresi kiorası?” Onun yanıymış, bılmıyordum. Devranbu kez hiç düşünmeden cevap verdi. “-Gidince görürsün” Açıklamadı, ikna etmeyeçalışmadı. Sanki biliyordu, onunla dünyanın her yerine gitmeye razıydım. Gülümsediğindeparmaklarımı ona doğru uzattım ve elinden tutarak ayağa kalktım.
O gün Devran beni sahile götürdü. Nereyegittiğimizi sormadım, çünkü ona güveniyordum. Sahile vardığımızda etraf dahasessizdi, rüzgâr yüzümü hafifçe üflüyor, deniz kıyıya yavaş yavaş vuruyordu.Devran bir süre yürüdü, sonra durdu ve sanki orası çok normal bir yer değilmişgibi etrafına kısa bir bakış attı. “-Burası benim gizli yerim” dedi kısık bırtonda, adeta sır verir gıbı, “-Ev gıbı değil, huzurludur. Denizin sesi her şeyiörter” Kumlara bakarken başımı kaldırdım, merak ıçımı kaplamıştı. “-Çok sık mıgeliyorsun buraya?” Devran başını salladı, onayladı. Rüzgâr ikimizin arasındageçip giderken daha fazla ıçımde tutamadan, “-Sizinkiler de mi tartışıyor?” dedim.Devran bakışlarını denizden ayırmadı ıç çekti. “-Babam benimle” Düzeltmesi kısakaldı, devamı gelmedi. Sanki orada bitmesi gerekiyormuş gibi. Bir anduraksadım, sonra istemsizce sordum: “-Ama neden ki?”
Devran benim gözümde dünyanın en ıyı insanıydı,babasının onunla tartışmasına anlam veremedim. Devran bu kez gözlerinikırpmadan önüne baktı. “-Boş ver” dedi, ardından umursamıyor gıbı görünmek ıçınomuz silkti. Tam o sırada başını hafifçe yana çevirdi, sanki o an bir şeydikkatini çekmiş gibi. “-Aa, bak, pamuk şekerci!” Sözünü bitirir bitirmezkalktı. “-Bekle burada, hemen geliyorum” Diyerek kumların içinden hızlıadımlarla yürüyüp sahile yakın küçük arabaya gitti. Camın arkasındaki renklipamuk şekerleri bir an izledi, sonra cebinden bozukluk çıkarıp uzattı.Satıcıyla kısa bir şey konuştu, sonrasında bır tane pamuk şeker aldı. Birsaniye öyle kaldı, sanki karar veriyormuş gibi değil de zaten belliymiş gibi.Ardından hızlı adımlarla yanıma geri döndü ve pamuk şekeri bana uzattığındaelimi uzatıp aldım. “-Teşekkür ederim” Biraz şaşkın, biraz da utanmıştım.
Ama içimde bir şey hâlâ o “gizli yer” cümlesindekalmıştı. Onun bu kadar kolay paylaşması garip gelmişti. Devran tebessüm ederken yanıma oturduğunda gözlerimiondan ayırmadan, “-Devran, neden yapıyorsun bunu?” diye sordum. Devran kısa biran bana baktı, ardından pamuk şekere. Yakalanmış gıbı hemen yanakları kızardı,elını ensesine atıp kaşımaya başladığında, “-Birini almaya harçlığım yetti” diyeitirafta bulundu. Şaşkınca bır ona, bırde pamuk şekere baktım. Kendinealmadığını daha yeni fark etmiştim. Elindeki tek pamuk şekeri hiç düşünmedenbana vermiş, kendisine hiçbir şey almamıştı. Bu fark ediş içimde küçük, amasıcak bir sızı bıraktı. Hemen bunu kastetmediğimi belli etmek ıçın başımısalladım, “-Hayır, onu demiyorum” Diye geveledim ağzımın ıçınde, “-Nedenbenimle gizli yerini paylaşıyorsun?”
Devran ensesindeki elını indirdi, bu defagözlerini ufuk çizgisine çevirdi. Dalgalar kıyıya vuruyor, akşam güneşi denizinüstünde kırık kırık parlıyordu. Birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Sankikelimeleri seçmiyor da, doğru olanı söyleyene kadar bekliyordu. “-İhtiyacınvarmış gibi duruyordu” dedi sonunda, sonra bana dönüp işaret parmağını hafifçekaldırdı. “-Ama sırrımı başkasına söylemek yok. Söz ver” Yüzümde istemsiz birgülümseme oluştu. “-Söz” Dememle Devran başını bir kez salladı, sanki önemlibir anlaşmayı tamamlamışız gibi. Sonra dizlerini kendine çekip kuma oturdu. “-Şimdianlat” Anlasam da anlamamazlıktan gelmeyi denedim. “-Neyi?” Devran yinekanmadı, bakışları bu kez doğrudan gözlerime yerleşti. “-Her şeyi”
Bir anda içimdeki bütün cesaret dağıldı, gözlerimikaçırıp başımı eğdim. Kumların üzerine baktım. Ayakkabımın ucuyla anlamsızçizgiler çizmeye başladım, çünkü bazen konuşmak ağlamaktan daha zordu. Devranher zaman kı gıbı bunu fark etti, bu yüzden sesindeki ciddiyeti biraz yumuşattı.“-Ben seninle gizli yerimi paylaştım...” dedi sakin bir şekilde. “-Sen dederdini paylaş, Hümeyra” Normalde olsa çoktan pes etmiş, konuyu değiştirmişolurdum. Ama o an içimdeki düğümle yüzleşmek yerine başka bir kaçış yolu buldum.Pamuk şekere baktım, ardından ona. Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı. “-Pamukşekerimi paylaşsam?” Burnun ucuna kadar götürdüğüm pamuk şekerle Devran bır andurdu, sonra öyle bir güldü ki az önceki ciddi havadan eser kalmadı. Gülüşüyüzümde kocaman bır tebessümle sebep oldu, o gülünce dünyalar benim oldu sanki.
Başını iki yana salladı, gözlerini kapatıp kısacıkbir nefes verdi. “-Ah Hümeyra, ah...” dedi gülümseyerek. “-Ne yapacağım benseninle?” O an ben de gülmeye başladım, ıçımde ne varsa hafifleyip gitmişti.Devran haklıydı, burası huzurluydu. Pamukşekeri ona doğru uzattım. “-Pamuk şeker?” Yeniden sormamla Devran gözlerinidevirmiş gibi yaptı, ama gülümsemesini saklayamadı. Elini uzatıp bir parçakopardı. “-Ver, cadı, ver” Sonrası saatler nasıl geçti bugün bile tamhatırlamıyorum. Çünkü bazen insan zamanı dakika dakika değil, hissettiğişeylerle hatırlıyor. Saatlerce orada oturduk. Ben konuştum, o dinledi. Atalay’ıanlattım. Korkularımı anlattım. Kimseye söylemediğim şeyleri anlattım. Bazencümlelerim yarım kaldı, bazen konudan konuya atladım. Devran bır kez olsun şikâyetetmedi, hiç araya girmedi. Sadece dinledi, gerçekten dinledi.
Sonra o konuştu, bu defa ben dinledim. Devran ilkkez bana babasını anlattı, kızdığı şeyleri anlattı. Bazen komik hikâyeleranlattı, bazen de beni güldürebilmek için olayları olduğundan daha saçmaanlatıp kendi anlattığı şeye kendi güldü. Pamuk şekeri ikimiz arasında gidipgeldi durdu, her konuşmanın arasında bir parça koparıldı, her kahkahanınardından biraz daha küçüldü. Biz anlattıkça, paylaştıkça, o pembe bulut dayavaş yavaş yok oldu.
Yıllar sonra bile gızlı yerımızde oturmuş, Devran’ıbeklerken ilk aklıma gelen şey deniz değil, pamuk şekerdi. Çünkü o gün aşkbenim için büyük itiraflar, şiir gibi cümleler ya da filmlerdeki sahnelerdeğildi. Aşk elindeki tek pamuk şekeri hiç düşünmeden benimle paylaşan birçocuktu. Aşk “anlat” deyip gerçekten dinlemekti. Aşk saatler boyunca aynı yerdeoturup hiçbir yere yetişmeye çalışmamaktı. Aşk birinin canı yanarken onunlasessizce oturabilmekti. Ve belki de bu yüzden yıllar geçse de pamuk şekergördüğümde aklıma önce tadı değil, Devran geliyordu. Çünkü o gün çocuk aklımlafark etmeden aşkın neye benzediğine karar vermiştim. Bana göre aşk pamuk şekergibiydi. Tek başınayken güzel belki, ama asıl anlamını paylaşıldığında bulanşeylerden biriydi.
Tam denizin dalgaların sesi düşüncelerimin arasınakarışmışken arkamdan bir ses duydum: “-Hümeyra!” Ne daha fazlası, ne daha azı. Amadönmedim, çünkü dönmeme gerek yoktu. O sesi dünyanın neresinde duysam tanırdım.Yıllar geçse de tanırdım. Kalabalığın içinde kaybolsa da tanırdım. Gelen Devran’dı.Dudaklarımın kenarında istemsiz bir tebessüm belirdi. Kalbim bir anda hızlandı,öyle sert değil, daha çok uzun zamandır beklediği bir şeyi sonunda görmüş gibiçarpmaya başladı. Heyecanla ayağa kalktım. Kuma gömülen ayaklarımı kurtarıpdöndüğümde Devran birkaç adım ötemde duruyordu. Akşam güneşi çoktan alçalmıştı.Turuncu ışık omuzlarına vuruyor, rüzgâr koyu saçlarını hafifçe dağıtıyordu. Amabenim dikkatimi çeken ilk şey o değildi, elindeki pamuk şekerdi.
Pes pembe, yumuşacık bir bulut gibi duran pamukşekeri bana doğru uzatarak yürüyordu. O an o kadar tanıdık bir görüntüydü kibir anlığına yıllar aradan hiç akmamış sandım. Devran hiç gitmemiş, bız hiçayrı kalmamışız gıbı hissettim. Devran yanıma geldiğinde gözlerinde yine otanıdık parlaklık vardı, sanki beni baştan sona okumuş, hiçbir şey sormadan yineher şeyi anlamıştı. Pamuk şekeri bana uzattığında yüzümde tebessümle aldım. O andasahilde oturan iki çocuğa dönüvermiştik sanki. Ben derdini içine atan kıvırcıksaçlı kız çocuğuydum, o ise elindeki tek pamuk şekeri paylaşarak dünyadakibütün sorunları çözebileceğine inanan inatçı bir oğlan. Boğazım düğümlendi, çünkübazen insan birini ne kadar sevdiğini büyük şeylerle anlamıyordu. Bazen bununiçin sadece elinde bir pamuk şekerle sana doğru yürüyen birini görmek yetiyordu…
**************************************************************************
Bölüm sonuu! ✨
Ben hâlâ bu ikilinin tatlılığından çıkamadım, çığlık atıyorum resmen! 😭💖
Dostlar, bu arada sınavıma da sadece bir ay kaldı. Sonrası tamamen yazmaya odaklanabileceğim için çok heyecanlıyım! 😝😝
Bu bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz? Teorilerinizi, favori sahnelerinizi ve yorumlarınızı aşağıya bırakmayı unutmayın. Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi de ihmal etmeyin. Hepinizi çok seviyorum! 🫶✨❤️
Bölüm etkileşimi
