19. bölüm · Meftun
18.
Hellloooo dostlarr, geldi mi mahallenin delisi? Evet, evet, buradayim😚
Yeni bölüm de dolu dolu geldi, umarım keyif alırsınız. İyi okumalar..📖
****************************************************************************
18.
İmdat diye bas bas bağırmama saniyeler kalmıştı artik. Odamdan çıktığım gibi depresyonu da ardımda bırakmıştım, ancak yeniden girmem an meselesiydi. Yasemin’in gidişi üzerine hızla bir banyo yapmış, kendime gelmek için aklanıp paklamış, sonra da doğrudan aşağıda inmiştim. Kendimi affettirmem gereken biri vardı ve o da elbette ki annemdi. Ona bağırmam üzerine suratıma bakmıyor, gördüğü yerde sirtini dönüyordu. İnat mı inattı, İskender Çetin’in kızı olarak pes etmek kitabımda yoktu. İçimdeki o küçük asi Meyra’yı susturmak mı? Olmaz, asla.
“-Annecim, bir tanem… ekmek kuran çarpsın ki, öyle demek istemedim” Diyerek ayağımı yere hafifçe vura vura ilerledim, ellerim anneme doğru uzanırken gözlerim hafifçe parlıyor, dudaklarım minik bir sinsi gülümsemeyle kıpırdanıyordu. Annem tezgâhta yemek hazırlarken bana ters bir bakış attı, gözleri hafif çatılmışken kaşlarının arasındaki çizgi öfke ve sabırsızlığı bir arada gösteriyordu. “-Kaç kere diyeceğim böyle kelimeler kullanma diye?” Omuzlarımı silktikten sonra hafif bir burun kıvırmayla yanıt verdim: “-Ama o zaman da suratıma bakmıyorsun” Annem alınganlıkla döndü, yüzünde hafif bir buruşukluk vardı bu defa. “-Yok ben susayım artık en iyisi”
Ona bağırdığım ani hatırlatınca sessizce arkasından sokuldum, ellerimi omuzlarına dolayarak başımı hafif yana eğdim ve yavru kedi gibi mırlayan bir ses tonuyla sordum: “-Ya Hülya Sultan, sen sanki bilmiyor musun seni ne kadar sevdiğimi?” Gözlerimi kısıp içten bir fısıltı ekledim: “-Yemin ederim öyle demek istemedim” Annem ani bir hareketle ellerimi itti, “-Çek o ellerini üstümden, elbisemi kırış kırış yaptın!” İç çekerek kollarımı çözdüm, omuzlarım düşerken içimdeki asi Meyra hâlâ kıpır kıpır duruyordu. Mutfak masasının başında oturan babama döndüm, elinde gazetesini tutuyor, gözleriyle durumu izliyordu, ama tabi müdahale etmiyordu.
Onun zayıf karni olduğumdan tirip atmıyordu, yine de kızgın olduğunu biliyordum. “-Babaa..” diye uzatarak ona dondum “-Annem benimle konuşmuyor” Babam başını kaldırmadan mırıldandı “-keşke benle de konuşmasa” İstemsizce güldüğünde annemin keskin bakışları ikimizi buldu, ardından babam hemen toparladı: “-Valla ben ananı 20 yılda çözememişim, kimse kuruna bakmasın buna da karuşmayacaum” dedi. İçimden hafif bir homurtu yükseldi: “-Of baba, sende mi?” Kollarımı hafifçe kavuşturup başımı yana salladım, sanki bu küçük isyanımla onu ikna edebilirmişim gibi.
O sırada Annem mutfakta masaya yemekleri yerleştirirken kaşlarını çattı. “-Babaya of denmez” Sesi hem uyarı hem de hafif bir kızgınlık taşıyordu. Annem ve babam hep böyleydi, bir birlerini yer sonra da laf atan olursa birleşip insani çürütürlerdi. Ama kararlıydım, kendimi ona affettirecektim. Kuyruk gibi peşinde dolanıp, hafifçe yana yaklaşarak ellerimi havada salladım. “-Anne, bak gerçekten seninle ilgili değildi. Sadece moralim çok bozuktu. Sen üstüme gelince bir anda patladım, çok özür dilerim” dedim, yeniden yavru kedi gibi arkasından sokularak. Babam gazeteden gözlerini kaldırıp kaşlarını kaldırdı, elleri hâlâ gazetenin üzerindeydi. “-Yaseminler’de değil miydin sen?” diye sorduğunda başımı yutkunarak salladım: “-Öyleydim…” Yalandi tabi.
Devran kapıya alkollü geldi ve onu Engin’in yanına götürdüm, sonra da Sude abla sınırımı zorladı bende anneme patladım diyemezdim. Babam hafifçe kaşlarını çatarak: “-Ee o zaman yavrum, sen neye yaktun farlarinu?” Mantık hatasını yakalamıştı bile, Yaseminlerde neye sinirim bozuldu diyemedim. Annem bakışlarını aninda bana çevirdi, o da merak etmişti. Yalancı bir tebessüm ettim. “-Şey oldu…” diye mırıldanırken mutfağa Atalay’ın sesi girdi: “-İyi akşamlar millet” O anla birlikte tüm saçmalıklarım kesildi, yüzümde ani bir rahatlama belirdi. Babam baş selamı verirken annemin de dikkati dağılmıştı. Atalay beni görünce gözleri aninda parladı, sanki bir yıldız görmüş gibiydi. “-Gözlerime inanamıyorum, karşımda Meyra Çetin mi var?” Sorusunu arada babam “-Hümeyra” diye düzeltirken ben de hafifçe omuz silkip gülümsedim.
“-Senin şu depresyonundan çıkma tiki hâlâ çalışıyor” dedim, parmağımı şaklatarak hafifçe omzuna dokundum. Atalay sandalyesini çekip otururken ağzının kenarıyla kocaman sırıtıyordu, sanki yıllardır beni bu halde görmek için beklemiş gibi. O sırıtış yok mu… tam “al işte, yine döndü bizim deli kuş” der gibiydi. Gözlerini odanın içinde şöyle bir turlattı, sanki birini arıyormuş gibiydi. “-Ee, ne sandın?” dedi, sonra bakışlarını bana dikti, kaşlarını da hafif kaldırarak “-Kâküllü nerede?” diye sordu. Yasemin’den bahsettiğini anlamamla beraber omuzlarımı küçücük kıpırdattım, kaşlarımı da hafifçe kaldırıp dudaklarımı büzdüm. “-Ya o gitti” Söylerken dudaklarımın kenarında minicik, buruk bir gülümseme belirdi, hani kuş yuvasında boş kalan dala bakar gibi.
Babam hemen araya girdi, gazetesini masanın kenarına bırakıp bana şöyle bir göz gezdirdi: “-Yemeğe kalsaydı bari, senin için kalkıp gelmiş, ayıp oldu kızcağıza” Atalay da babamı destekler gibi başını salladı. “-Hıh” dedim, gözlerimi kocaman açarak. “-Söyledim zaten. Ama yarın zamanı olmayacağı için bugünden dersleri halledeyim dedi” Atalay çatalını havada tutmuş, ağzına götürmeden bana döndü, bakışlarında şüpheli bir ışıltı vardı: “-Yarın hafta sonu değil mi? Ne işi varmış?” Hemen söylemek için fırsatı yakalamış gibi dudaklarımı sırıtmaya ayarladım. “-Piknik” dedim, kelimeyi balla kaplar gibi. “-Biz pikniğe gideceğiz de…”
O an annemin sesi şimşek gibi çaktı: “-Nereden çıktı bu piknik?” Doğrudan bana sorunca içimdeki kuş işte o an kanat çırptı. “-Konuştun!” dedim, ellerimi birbirine vurup çığlık gibi bir kahkaha attım. “-Vallahi benimle konuştun!” Ardından bir kaplan çevikliğiyle annemin arkasından sarıldım, kollarımı sımsıkı doladım. Burnumu omzuna gömdüm. “-Canım annem, hiç de kıyamazmış bana…” Annem elindeki tabağı zor kurtarırken yüzünü buruşturdu: “-Uf Meyra! Bırak Allah aşkına!” Ben bırakır mıyım? Daha da sıktım kollarımı, içimden gelen çocuksu telaşla konuşmaya başladım: “-Çok pişmanım!” dedim hızlı hızlı. “-Söz bir daha saçmalamayacağım öyle, çok özür dilerim!” Sonra kafamı yana eğip onun gözlerini yakalamaya çalıştım. “-Affettin mi beni?”
Annem dudaklarını sıkıp gözlerini kaçırmaya çalışırken babam gazeteyi tamamen kenara bırakıp kahkahayı patlattı. Atalay da ağzı dolu dolu lokmayla bana bakıyor, yanakları şişmiş halde sırıtıyordu. Bense yine annemin ensesine yapışmış kuş gibi, kollarımla çırpına çırpına sevgimi anlatmaya çalışıyordum. Annemi bıraktığımda yüzündeki ciddiyet nihayet yumuşadı. Kaşları hafifçe kalktı, gözlerindeki sert çizgi silikleşti. Tam cümlesini kuracaktı: “-Bir daha benimle öyle konuşursan-..” Ama ben ondan önce davrandım “-Allah da benim belamı versin!” dedim hemen, annemle küsmeyi düşmanıma bile tavsiye etmezdim. Annem omzuma hafifçe vurdu, gülümsemesiyle karışık bir hafif sitem vardı: “-Saçma saçma konuşma ayol. Bir daha benimle böyle konuşursan alışverişi bir süre unut diyecektim” Onun ıçın alış veriş bır hayat felsefesiydi, benı de böyle yetıştırmıştı.
Ellerimi dramatik bir şekilde açıp geri çekildim, göğsümü hafifçe kabartarak: “-Alışveriş falan umurumda değil şu an! Önemli olan senin affetmiş olman, onu öğrenmek istiyorum” Annem başını çevirdi, gözlerindeki yumuşak ışıktan anladım ki kalbi hâlâ benimleydi: “-Affettim” Hemen suratına kocaman bir öpücük kondurdum, kanat çırpmaya devam eden bir kuş gibiydim. “-Canım annem!” Atalay kahkahasını tutamadı, babam gazetesini bırakıp başını kaldırdı: “-Şuna bak hele, beni hiç böyle öpmez. Kıskandum ula!” Gülerek babama kollarımı doladım “-Yeter ki sen iste!” Annem gibi huysuzlanmadan yanağını uzatınca sulu bir öpücük kondurdum, keyiflendiğinde bende geri çekildim. Sandalyemi çekip oturduğumda Atalay dirseğimden hafifçe dürttü: “-Piknik diyordun, o nereden çıktı?” Annemin gözleri yeniden beni buldu.
“-Şey ya… evde çok bulandık, biraz çıkıp doğada hava alalım dedik” Engini falan karıştırmadım, o kadar da yürek yememiştim. Babam kaşlarını kaldırdı, kafasını yana eğerken gazeteyi bir anlığına bıraktı. “-Ama prensesim, sen öyle yerlerden nefret edersin” Yani, öyle de denebilirdi tabi. “-Yok babacım, onu da nereden çıkarttın?” Gülümseyerek ona döndüğüm esnada Annem hafifçe başını iki yana salladı, hatırlamak istemiyor gibiydi. Atalay ise geriye yaslanıp sırıtıyordu: “-Tuvalet yok diye altına yapmıştın, ondan sonra da ağlaya ağlaya gördüğün her canlıya saldırıp, suç atmıştın” Aninda yüzüm düştü, eski tecrübesizliğimden ötürü rezil olmuştum.
Ama bu çok eskidendi ve ondan sonra da pikniğe gitmiştim, gerçi o da ayrı bır hikâyeydi de neyse. “-Çocuktum Atalay!” dedim ona ters ters bakarak, ancak o beni gıcık etmekte kararlıydı yine. “-Yani, bilemedim.. 12 yaş çok da küçük sayılmaz aslında” Omuz silktikten sonra gülerek ekledi: “-Gerçi sen o zaman Noel Babaya da inanıyordun, değil mi kuzen?” Burnumdan nefes verdim, bu tamamen anne ve babamın suçuydu. Yine de Atalay’a istediği vermeyerek sakin olacaktım. “-Ay, her neyse…” Hemen babama döndüm: “-Sizin için de sorun yoksa?”
Annem babamdan önce konuştu: “-Var” Şaşkınca öna döndüm, normalde böyle şeylere karışan biri değildi. “-Anne?” diye sordum hayretle. “-Şekerim, sen öyle yerlerde asla yalnız başına yapamazsın” Adinin hakkini veren bir kadındı annem, demiş miydim? Söylemediysem bilin ki Hülya Çetin gerçekten de ismi gibiydi. Kafamı iki yana sallayıp dudaklarımı büzdüm, ama gözlerim hâlâ planlarımı savunuyordu. “-Dedim ya, Yasemin de olacak, hem belki birkaç kız arkadaşımızı da çağırırız” ellerimi kavuşturup hafifçe öne eğildim, sesimde hem umut hem de ısrar vardı. Babam kaşlarını kaldırdı, ama hafifçe gülümsedi: “-Annan haklı kızım, öyle kız başınıza tek olmaz” İçim bir an dondu, şimdi nasıl kalkıp “Ama Engin de geliyor” diyecektim?
Dudaklarımı ısırıp başımı salladım: “-Baba, yapma yaa, söz verdim o kadar… Şimdi geri dönemem, çok ayıp olur” Tam o anda Atalay kahkaha yerine ciddi bir suratla bana döndü. “-Meyra haklı, amcacığım” Yüzündeki o kararlı ifadeyi görünce afalladım, normalde sırf gıcıklık olsun diye bile işime çomak sokardı. “-O kadar sözleşmişler, Yasemin Meyra’nın tırnağı kırılsa koşa koşa gelir, bence hiç planlarını bozmayalım” Başımı hevesle sallayınca Atalay da nispeten yapar gibi bombayı sona sakladı: “-Ben de gider göz kulak olurum onlara” Ağzım bir karış açıldı, bu neydi yahu şimdi? Babam ise sonunda başını salladı: “-Ha, o zaman olur” Gözlerim daha da genişledi. “-Yok artık!” Abartılı tepkimle masadakilerin bakışları beni buldu, bu ışın ıçınde bır ış olduğunu anlamak üzerelerdi.
Öksürükle toparlanıp kalbimi sakinleştirmeye çalıştım, her an şüphe uyandıracakmışım gibi bir his vardı içimde. “-Atalay sıkılır bizimle, hem kız kıza muhabbet falan edecektik, kızlar da ondan utanır” dedim, sesim hafif titriyordu ama bir yandan da kararlı görünmeye çalışıyordum. Atalay gözlerini kırpıştırdı, düşünürken aklına dâhine bir fikir gelmişçesine sırıttı: “-E, Devran da gelir o zaman” Kalbime sanki bir çivi çakılmış gibi bir darbe indi, içim birden hızla çarpmaya başladı. “-Hii?” Ağzım açık, aval aval bakakaldım, sanki o an kafama bir cıvata kaçmış gibiydi. Atalay ise tek kelime etmeden gülümsüyordu, hafifçe omuz silkti. “-Madem illa kız kıza takılmak istiyorsunuz, öyle takılırsınız. Ben de yığidomla ayrı otururum, hem biz mangal da yaparız” Hayal ederken dudağını işledi, “-Uf bak nasıl canım çekti şımdı” Hem ciddi hem de alaycı bir ton taşıyordu sesi. Gözlerimi kistim, cidden mi yaa?
“-Mahremiyet anlayışın bu kadar değil mi?” Kaşlarımı kaldırıp onu süzdüm, inanılmazdı. Atalay cevap verecekken Annem gözlerinde o tanıdık sıcak ışıkla başını salladı. “-Bence Atalay doğru söylüyor” Onun bir şey demesine bir şey kalmayınca oturduğu sandalyeye yaslandı. Bense anneme döndüm. “-Anne? Sen de mi?” Gözlerim kocamanken şaşkınlık ve hafif bir hayret karışımıyla ona bakıyordum. “-Hem bir birinize göz kulak olursunuz, hem de ne güzel birlikte eğlenirsiniz işte” Annem ince ince kalp krizi geçirmemi sağlıyordu. Babam ise gözlerini bize dikti ve kocaman bir onay bakışıyla: “-Bizim de aklımız size kalmamış olur, ne ala!” deyiverdi.
Kollarımı çaprazlayıp sandalye kenarında hafifçe geriye yaslandım, sanki karar çoktan verilmişti, ama hâlâ kendi içimde inatlaşıyordum. “-Peki, tamam” dedim, pes etmiş gibi bir edayla. “-Kaç gibi çıkarız?” Sonra hızla ekledim: “-Kızlara haber vereyim de ona göre hazırlık yapsınlar” Babam hemen cevapladı: “-Siz 1 gibi çıkın, zaten yolda da zaman kaybedeceksiniz” Atalay da başını salladı, yüzünde o bilmiş ama şefkatli gülümseme vardı. “-Doğru söylüyorsun amca” Öylece oturup kos kos onlara baktım, ne güzel izin alıp sıyıracaktım. Ama tabi Atalay çıkıntılık yapmazsa ölürdü.
Annem somurttuğumu görünce hemen müdahale etti: “-E, şekerim sevinsene” Dudağımı sarkıtınca Atalay bir kahkaha patlattı ve omzumu hafifçe dürttü. “-Hadi, gene iyisin, başında ben varım kuzen” Sabır çektim. “-Ya yaa, ne demezsin?” dedim, önce ters ters bakışlar attım, ama sonra diğerlerinin yüzündeki sırıtışı görünce dayanamadan bende güldüm, sanırım sinirim bozulmuşu. İçimde tatlı bir karışım vardı, hem heyecan hem biraz utangaçlık, hem de Devran ile o olaydan sonra bir araya gelecek olmamızın verdiği gerginlik. Üstelik bir de halletmem gereken iki sorun vardı, bir: piknik için gerçekten kızları ikna etmem gerekti ve bundan daha da önemlisi, iki: Engin’e bir şekilde buluşamayacağımızı izah etmek. Bu durumda söylenecek tek bir cümle kalıyordu, gazam mübarek olsun!...
****************************************************************************
Bölüm sonu✨
Oleyy! Pikniğe gideyruk kızçielerr💃💃
Bölüm hakkında düşünceleriniz neler? Yorum yapmayı ve bölümü beğenmeyi unutmayin🙈 Haydi, kaçtimm💋
