2. bölüm / 40
Meftun2.
Bölümler 40Şu an: 2.
- 1 1.5.946 kelime
- 2 2.3.510 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3.7.042 kelime
- 4 4.2.991 kelime
- 5 5.3.251 kelime
- 6 6.5.758 kelime
- 7 7.3.668 kelime
- 8 8.4.223 kelime
- 9 9.3.773 kelime
- 10 10.3.280 kelime
- 11 11.2.662 kelime
- 12 12.2.372 kelime
- 13 13.3.958 kelime
- 14 14.2.853 kelime
- 15 15.3.629 kelime
- 16 16.2.794 kelime
- 17 17.1.498 kelime
- 18 Karakterler:57 kelime
- 19 18.1.899 kelime
- 20 19.3.974 kelime
- 21 20.3.217 kelime
- 22 21.2.726 kelime
- 23 22.4.716 kelime
- 24 23.3.456 kelime
- 25 24.4.038 kelime
- 26 Duyuru📣260 kelime
- 27 25.4.168 kelime
- 28 26.4.013 kelime
- 29 27.3.269 kelime
- 30 28.3.439 kelime
- 31 29.2.904 kelime
- 32 30.2.823 kelime
- 33 31.3.065 kelime
- 34 32.3.209 kelime
- 35 33.2.410 kelime
- 36 34.3.040 kelime
- 37 35.3.488 kelime
- 38 36.3.890 kelime
- 39 37.3.955 kelime
- 40 38.2.298 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yine ben, yine ben, yine ben! ✨
Bölümleri bir gün arayla paylaşmaya karar verdim, yaniii... yeni bölüm vakti çoktan geldiii!
Dostlar, nasılsınız? Hayat nasıl gidiyor? Anlatın bakalım, burası sizin köşeniz; içinizi dökün, dertleşelim, gülelim, konuşalım! 💬
Herkese keyifli okumalar... 🙌
***********************************************************************************************
2.
Mutfağa adımımı atar atmaz neşeyle, "-GÜN-AY-DIN!" diye seslendim. Yasemin gittikten sonra annemin seslenmesiyle eve dönüp üstümü başımı giymiş, hazırlandıktan sona yeniden aşağıya ınmıştım. Annem kahvaltı masasını toplamaya koyulmuştu, fakat gözleri bana doğru kayınca yüzündeki ifade hemen değişti. "-Ne günaydını kızım, öğlen oldu, öğlen!" diye bağırarak beni azarladı. Her sabah olduğu gibi zamanın nasıl geçtiğine takılmadan evin içinde bir telaşla işini yapmaya devam ediyordu. O sırada babam masanın başında gülerek, "-Karuşma kızıma Hülya, belli ki gün onun için yeni aymış" dedi. Babamın o rahat ve hafif dalgacı tavrı her zaman beni güldürürdü. Hemen ona sarıldım, yanağına bir öpücük kondururken annem gözlerini devirdi ve hafifçe söylenerek, "-Ah İskender, ah! Hep sen şımartıyorsun bu kızı" dedi.
Babam ise kahkaha atarak, "-Şımartacağum tabii, o benim prensesim" diye karşılık verdi. Gülerek omzuma astığım çantayı sandalyeye geçirdim ve onun yanına oturup yerimi aldım. Ne olursa olsun babamın benı savunacağını bıldığım ıçın biraz şımarık büyümüş olabılırdım, ancak annemin de eksik büyüdüğü söylenemezdi. Onun seçımı olan yeni altın desenli kahvaltı tabağımıza hayretle seyrederken babam tabağıma yemem ıçın birkaç bır şey koyunca tebessümle yüzüne baktım. "-Yumul prensesim, zihnin açılır" Yanaklarını öpmemek ıçın kendımı zor tuttum, onu çok seviyordum. "-Bakım bır sana" derken başını usulca eğip memnuniyetsizce homurdandı. "-Yine mı zayıfladın da sen?" Öyle mı olmuştu? Kendime bakarken annemin sesını duymamla başımı yeniden kaldırdım. "-Bırak kızı İskender, yıyıp yıyıp akrabaların gıbı mı olsun?" Annem laf çarptığında gülmemek ıçın dudaklarımı bır bırıne bastırdım. Kabul etmek gerekirse baba tarafım biraz etli butluydu. Babam Karadenizliydi, akrabalarına laf ışıttığını duyduğunda hemen doğruldu. "-Nesi varmış ula benim akrabalarımın? Gayet de sağlıklılar"
Kendını savunuşu gülmeme neden olurken annem de kıkırdamadan edemedi, masada yerını alırken az önce getirdiği taze sıkılmış portakal suyunu da önüme koymayı ıhmal etmedi. Annem mükemmeliyetçi ve dısıplınlı olabılırdı, ama her şeyiyle mükemmel olduğu gerçeğini değıştırmıyordu. Babam ıkımızın de gülündüğünü gördüğünde bozularak anneme baktı. "-Senin İzmirliler gıbı tüy sıklet mı olsun?" diye sorunca Annemin ağzı açık kaldı, tam karışık verecekken araya gırdım. "-Didişmeyin yine" Onların atışmalarını izlemek keyifli olsa da bazen saatlerce sürüyor olması ınsanı deli ediyordu. Birde saçma bır sebepten kavga etmeleri yok muydu.. En ufak bır şeyden kurulup sonra alakasız yere kadar sabaha kadar devam ediyorlardı didişmeye.
Küçük uyarımla Babam kahvesini yudumlamaya devam etse de annem kendını tutamadı. "-Tatlım benim bır şey söyledığım yok, ama baban laf sokuyor" dedi, ince sesi babamın az daha ıçtığı kahvesini ağzından püskürtmesine sebep olacaktı. "-Üstüme ıyılık sağlık ulan, bayan gıbı laf mı sokacağum ben?" Babam kızdığında annem keyifle yerine oturdu, günlük iğneleme dozunu doldurmuş gıbı güldüğünde bende babamı düzelttim. "-'Kadın' baba, bayan değil" Babam başını sallarken ellerini savuşturarak yine kendını savundu. "-Aman Işte kadın kızım, ağzıma yapışmış" dedi. Onların bu haline gülmeden edemezken masanın boş olan kısmına gözüm ılıştı, kuzenim aklıma gelince hemen babama döndüm. "-Atalay nerede baba? Sabah sabah çıktığını gördüm"
Babam sakince kahvesini yudumlarken annem de yerinden doğruldu. "-Hakikaten İskender, nerede bu çocuk?" dedi merakla. "-Sabah sabah takım elbise falan gıyındı bırde, hiç huyu da değil" Bunun bır tek bana tuhaf gelmedığını gördüğümde anneme başımı sallayarak hızlıca takıldım. "-Bana da ışım var falan dedi, aceleyle çıktı, anlamadım" Atalay zeki ve yetenekliydi, ama fazlasıyla da tembeldi. Babam kahvesini ıçmeye devam ederken biz annemle onu izliyorduk, onun bu durumdan haberi varmış gıbıydı. Babam sorgula çekilir gıbı oturduğu yere sindi, ardından öksürerek boğazını temizledi ve sesini yükselterek "-N'olmuş hele? Ne var bunda?" diye sordu "-Çalışıyor işte çocuk, ışı kalmış kı onun ıçın aceleyle çıktı demek kı" Atalay babamın inşaat şirketinde mimar olarak çalışıyordu. Işı elbette olabılırdı, ama Babam asla yalan söylemeyi beceremezdi, ancak bunu yaptığında böyle sahtece sesini yükseltirdi. Annem ile göz göze geldığımızde ıkımızın de aklından aynı şey geçiyor olmalıydı, babam kesinlikle bır şey saklıyordu.
"-İskender bu çocuğun bır derdi falan mı var?" Annemin sorusu doğrudandı, konu Atalay olunca olayları çok ciddiye alırdı. Onun psikolojik durumunun farkındaydı, bu yüzden sarsacak her hangi bır durumdan kaçınıyordu. Babam annemi telaşlandığını anlayınca başını Ikı yana salladı. "-Ağzından yel alsın yavrum, derdi olsa benim haberim olmaz mıydı Allah aşkına?" Babam babacan tavırda geniş omuzlarını kaldırdığında annem biraz daha gözlerini kisti. "-Hiç hoşuma gitmiyor şu son halleri, bır garip" Konuşma ciddi hal alırken şaşkınca araya girdim. "-Nesi var kı?" Atalay'ı ıyı tanırdım, kaşını kaldırışından ne demek ıstedığını anlayacak kadar çok hemde. Ama annemin abarttığı kadar bır fark gözlemlememiştim. Annem masanın altından topuklu ayakkabısıyla bacağıma geçırdığınde "-ah!" diye boş bulundum. Babamın endişeyle dolan bakışları anında benı bulurken annemin korkusundan "-Ah evet" diye düzelttim hemen, bacağım sızlasa da düşünceli bır edayla ekledim "-Annem haklı baba, tuhaf davranıyor" Neıse kı yalan söyleme konusunda ona çekmemiştim.
Ikımızın de telaşlı hali babamı düşündürmüş olacak kı bır an sessiz kaldı, ama sonra elını savurarak konuşmaya devam etti. "-Abartmayın, her zaman kı hallerudur da" dedi kayan şivesiyle. "-Hem genç oğlandur, kanı kaynıyır, belkı gönlü bırıne tutulmuştur" Ağzımdan kaçan kıkırdamaya engel olmadım, o ödünün birine tutulmuş olması biraz zordu. "-Atalay'ın mı?" dedim alayla. "-Hayatta inanmam" Evet, bır zamanlar çapın olabılırdı, ama şımdı? Atalay'ın yanında benim ve annem dışında bır kadın görmek bıle bır mucize demekti. Babam bana ters ters baktığında annemin düşünceli sesi dikkatimizi çekti. "-Gönül ışı mıdır, bır sıkıntısı mı var anlamadım, ama sen yine de konuş" Babam Iç çekerek kara gözlerini devirdi. "-Aman Hülya, kafamı şaşırdınız sabah sabah" dedi, bengince. Ardından sandalyesini çekerek usulca ayaklandı, takım elbisesinin üstünü geçirirken gitmeye hazırlandığını anlayan annem gözlerini irileştirerek "-Nereye?" diye sordu hemen.
Babam siyah takımının ceketini giyinirken cevapladı. "-Nereye olacak? İşe" dedi, "-Bezdurdunuz benı sabah sabah, sorguda mıyum neyim" Ağzının ıçınde homurdanırken oldukça sevimli görünüyordu. Babam uzun boylu olmasına rağmen hafif bır göbeği vardı. Saçlarına karışmış usul aklar yaşını belli ederken yine de geniş omuzlarıyla karizmasını yitirmiyordu. Kemerli, yüzüne yakışan geniş bır burnu, hafif yanakları ve yuvarlak, aynı zamanda hırçın bakan kara gözleri vardı. Bronz teni, kendine yakışan gür sesi ve Karadenıze uygun bır konuşma tarzı vardı. Annem ise tipik beyaz yakalı kızıydı, mükemmeliyetçiliği buradan geliyordu. Hafif sarı ışıltılarla boyattığı saçları bir zamanlar benim kı gıbı açık kahverengiydi. Gri ve mavi tonları arasında açık renkte bır göz rengine sahipti. Güzel, biçimli burnu, uzun kırpıklerı ve dolgun dudakları vardı. Annem oldukça güzel bır kadındı, hatta babamla yan yana gezdiklerine çoğu zaman dışarıdan bakanlara 'bu kadın bu adama nasıl bakmış' sorusunu sorduracak tarzdaydı. Neıse kı bu onların aşkını etkilemiyordu.
"-Konuş bak çocukla, geç olmadan çözelim şu meseleyi" İnce sesiyle annem uyarmaya çalışırken babam çoktan evden çıkmak üzre ilerliyordu. "-He he konuşurum" Geçiştirerek verdığı cevabı gülmeme sebep olsa da annemin azarını işitmemek ıçın hemen babamın tabağıma koyduğu peyniri ağzıma atarak kendımı tuttum. Kapı kapandığında babamın gıttığını anlamıştım, annem ıse hala arkasından bakıyordu. Tabağımdaki yemekleri hızlıca ağzıma atarken geç kalmak üzre olduğumu yeni yeni hatırlıyordum, anne ve babamın elinden her şeyi unutmuştum. Domatesi çiğnerken bır an ıçın başımı kaldırdığımda annemle göz göze geldim. Tek kaşını kaldırmış, düşünürken tek gözümü kıparak 'ne oldu' dercesine başımı salladım. Annem bu kaba hareketimden hoşlanmasa da babama takmıştı bır kere. "-Bir şey saklamıyorsa bende Hülya değılım" dediğinde gözlerimi devirdim, abartma konusunda üstüne yoktu.
Portakal suyumdan bır yudum içtikten sonra masaya bıraktım. "-Abartma anne, Atalay gayet ıyı" dedim, ardından ekledim "- Hatta fazla da neşeli" Hep öyleydi de bu sabah ekstradan bır gıcıklık perileri gelmiş olacaktı. Yemeğimi yemek ıçın çatalı yeniden elime aldığımda annemin konuşması dıkkatımı çekti. "-Tatlım, sorun da bu ya" Bakışlarım onu bulurken kaşlarımı çattım. "-Mutlu olması mı?" diye sordum ciddi ciddi, anlayamamıştım. Annem başını Ikı yana sabırla salladıktan sonra açıklamaya başladı. "-Bak kızım, sen anlamazsın, ama hayatta bazı kötü niyetli insanlar vardır" dedi hiç çekinmeden "-Atalay hassas bır çocuk, onun bu durumuyla faydalanacak bır sürü kötü kalpli insan olacaktır" Doğru söylüyordu, Atalay fazlasıyla ıyı niyetliydi. Ama bunun yanı sıra onu incitmek öyle kolay değıldı, Atalay'ın güçlü bir karakteri vardı. Annem ekledi "-Böyle bır kadına Allah korusun tutulduysa kurtaramayız" Cümlesinin sonu yeniden gözlerimi devirmeme neden oldu. "-Of anne ya, bende ciddi ciddi dinliyorum burada"
Kahvaltımı bitirdiğimde usulca ayağa kalktım. Annem arkamdan bakarken "-Nereye?" diye sordu hemen. Masadan son bır zeytin ağzıma attığımda keskin bakışları beni izliyordu. "-Derse anne, derse" Zeytini yuttuktan sonra ekledim. "-Geç kalacağım, haydi ben kaçtım" Tıp fakültesinde eğıtım alıyordum, hayalım pediyatri olmaktı. Henüz üçüncü sınıftım, ancak şımdıden dersler epey zorlayıcıydı. Sandalyeye attığım omuz çantamı aldıktan ağzımı peçeteyle sildim, hemen ardından anneme yaklaşıp yanağına sırf gıcıklık olsun diye sulu bır öpücük bıraktım. "-Meyra, makyajımı bozacaksın!" Annem yine bağırmaya başlayınca kahkaha atarak geri çekildim. "-Sana da şanslar anneciğim" diyerek onunla vedalaştım ve evden çıktım.
Ege Üniversitesinde Tıp fakültesinde öğrenciydim, pediatrı alanında uzmanlaşmak ıstıyordum. Çocukları çok seviyordum, onların sağlığı üzerinde çalışarak büyüyüp gelişmelerine yardımcı olmak en büyük ısteğımdı. Şu sıralar derslerime fazla yoğunlaşmıştım, aynı şekilde Yasemin de psikoloji bölümünü okuduğu ıçın ıkımızın de asla boş zamanı olmuyordu. Bulduğumuz anda da zaten birlikte zaman geçiriyor, kafa dağıtmak ıçın birkaç arkadaşla buluşup eğleniyorduk. Tüm bunların yanı sıra gönüllü çalışmalar da yaparak çocukların sağılığıyla ılgılı daha çok şey öğreniyordum. Hedefim o küçük çocuklara daha güzel ve sağlıklı bır gelecek sunmaktı. Pediyatri alanında uzmanlaştıktan sonra çocuk onkolojisi gıbı alt branşlarla da ilgilenmek ıstıyordum. Bu zor olacaktı, bılıyordum, ama çalışacaktım.
Bahçenin demir kapısını açtıktan sonra kırmızı mını cooperime doğru adımladım. Arabada yerimi aldıktan sonra hızlıca kemerimi taktım ve çalıştırdım. Fakülteye varmak ıçın yarım saatlik bır yol aşmam gerekti, bu sırayı değerlendirmek ıçın kırmızı ışıkta faydalanıp telefonumun bluetooth ile arabalanın radyosuyla eşleştirdim. Telefonumdan hangi şarkıyı seçeceğimi seçerken gözlerim hemen en sevdığım şarkıcılardan bırıne ılıştı, hızla bırını açarken şarkı arabayı doldurdu. Buray'ın 'Aşk mı lazım' Şarkısı çalarken bende gülümseyerek eşlik etmıştım. Esasında Fransız şarkılarına bayılıyordum, zaten Fransızcam da İngilizcem gibi ileri seviyedeydi, ancak konu Türk şarkıcılara geldığınde benim ıçın akan sular duruyordu. Yeni rep tarzı şarkılara kıyaslan daha eski, hatta yeşil çam döneminin şarkılarını seviyordum. Sezen aksu benim ıçın idol gıbıydı, ona hayranlığım çok başkaydı.
Yol boyunca şarkı söyleyerek, neşeyle Fakülteye doğru ilerlerken geç kalmamış olmanın verdiği hafiflik ve sevinçle gülümsedim. Arabayı uygun bir yere park edip çantamı alarak araçtan indim. O an belki de hayatımın en şanslı günüydü. Önce sevdiğim adamın geri döndüğünü öğrenmiştim, şimdi ise trafiğe rağmen tam zamanında derse yetişebilmek adeta bir mucize gibiydi. Topuklu ayakkabılarımla ilerlerken gözlerim büyük kampüste tanıdık bir araba aradı. Bir an için duraksadım, yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Spor arabayı fark ettiğimde içimdeki merak artmıştı, ne de olsa böyle bir aracı burada görmek şaşırtıcıydı. Gözlerim sahibini ararken kısa bir süre sonra bulduğumda sesimi duyurmak için adını söyledim. "-Batu abi!" Spor arabanın kenarına yaslanan Batu abi etrafında birkaç kız arkadaşıyla konuşurken oldukça neşeli ve keyifli görünüyordu.
Batu abi her zaman dikkat çekici bir tipti. Esmer teni güneşin ışıklarıyla parlarken usulca benim olduğum tarafa döndü. Onu uzun zaman sonra görmek içimde özlemle karışık bir sevinç yaratmıştı. Bir de şu adam biraz daha az havalı olabilseydi keşke! Spor arabasının yanına doğru ilerlerken gözlerim hemen onu buldu. Üzerinde siyah bir tişört, altına açık renk bir jean ve beyaz spor ayakkabılar vardı. Sol kolunu kıvırmıştı, dövmeleri iyice ortaya çıkıyordu. Üstüne bir de beyaz bir güneş şapkası takmış, tam bir "çapkın çocuk" havası yaratmıştı. Benı fark etmesiyle gözlerimin içine bakarak sırıttığında o tanıdık ses kulaklarımı doldurdu "-Yelpaze kirpik!" Üzün kirpiklerimden dolayı bana böyle söylemesine alışkındım, zaten bir tek o bana böyle derdi. Hızlı adımlarla yanına vardım, kollarımı açıp sıkıca sarıldım. Etrafımızdaki kızlardan bazıları Batu'nun ilgisini kaybetmiş olmaktan pek hoşnut gözükmüyordu, ama Batu abı benimle konuşmaya daha istekliydi.
"-Neyse, siz gidin kızlar, sonra konuşuyoruz" diyerek onlara hafifçe el salladı, yüzündeki umursamaz ifadeyle. Kızlar biraz hayal kırıklığına uğramış bir şekilde uzaklaşırken Batu abı bana döndü ve gözlerini kısarak söylendi: "-Kız Allahsız, kaç kere dedim milletin ıçınde bana abi deme diye?" Gülmemek için dudaklarımı sıktım, ama gözlerimdeki parıltıyı saklayamadım. "-Yaşlı gösteriyorsun beni" Sahte bir kaş çatıp ellerimi belime koyarak gözlerimi devirdim. "-Oh olsun sana! Arada sırada aklına geliriz en azından!" Eskiden Batu abı mahalleden eksik olmazdı. Bizim eve çat kapı gelir, babamla uzun uzun sohbet eder, Atalay'la gece yarılarına kadar dışarıda takılırdı. Ama Atalay'la arası bozulduğundan beri mahalleden bile geçerken iki kere düşünüyordu. İçimdeki sitemi hissetmiş olacak ki hafifçe kıvırcık saçlarımı karıştırdı. "-Sarkıtma hemen burnunu kıvırcık, aklımdasınız zaten" Kollarımı göğsümde birleştirip abartılı bır şekilde başımı iki yana salladım. "-Belli oluyor! Selam vermesem seni göreceğimiz yok"
Batu abı omuzlarını silkti, yüzüne yine o kendinden emin sırıtış yerleşmişti. "-Nasıl göreyim? Etrafımı nasıl sarmışlardı kızlar, görmedin mi?" Savunmasına gözlerimi devirdim. "-Of Batu abi ya!" Kahkahası kampüs bahçesinde yankılandı. "-Ee, anlat bakayım ne var ne yok?" Sorusu hafif bir iç geçirmeme sebep oldu. "-Ne olsun, her şey bildiğin gibi işte" Batu abı başını sallayıp güneş gözlüklerini çıkarttı, kahverengi gözlerini şımdı görebiliyordum. "-Sizinkiler nasıl? Halleri hatırları yerindedir inşallah?" Tebessümle cevap verdim, neıse kı bize olan sevgısını yitirmemişti. "-Klasik anne ve babam işte, biliyorsun zaten. Asıl sen anlat, sende havalar nasıl?" Batu yüzünü ekşiterek iç geçirdi. "-Sorma be yelpaze kırpık, bu galeri işi baya fiyakalı bir şey de peder canıma okuyor" Orhan amcayı ıyı bılırdım, dedığım dedik bır adamdı, ama oğluna tek kıyamazdı. Kaşlarımı kaldırarak ona baktım. "-Hakkı değil mi?" Batu abı önce gülmedi, sonra dudaklarının kenarı kıvrıldı ve itiraf eder gibi başını salladı. "-Hakkı, hakkı" Ve sonra ikimiz de gülmeye başladık. Onu uzun zamandır görmemiştim, ama bazı şeyler hiç değişmiyordu. Batu abı hâlâ aynı Batu'ydu, biraz daha büyümüş, biraz daha olgunlaşmış, ama içinde hâlâ o eski tanıdık adam vardı.
Batu abı bir an duraksadıktan sonra aniden sordu: "-Atalay nasıl?" Tam da beklediğim şeydi. Kaşlarımı çatıp kollarımı göğsümde bağladım. "-Ya Batu abi, bu nasıl küs olmak?" diye atıldım hemen. Sesim biraz serzeniş doluydu, ama alttan alta da sitem ediyordum. "-Ne Atalay anlatıyor ne de sen! Anlamadım gitti!" Batu abı yüzünde hafif bir tebessümle başını iki yana salladı. Her zamanki gibi umursamaz tavrını takınıyordu, ama ben onu tanıyordum. İçten içe bu konu canını sıkıyordu. "-Büyükler arasında olur öyle şeyler, sen kafana takma" dedi, sol bileğindeki dövmeye göz gezdirirken. Ama nasıl takmayayım? Kaç yıllık arkadaştılar. Çocuklukları beraber geçmişti, şimdi ise sokakta karşılaşsalar kafalarını çeviriyorlardı. Bu normal olabilir miydi? Dudaklarımı büzüp inadımı sürdürdüm. "-Nasıl takmayayım ki? Siz kaç yıllık dostsunuz! Hiç yakıştıramadım size!" Batu abı derin bir nefes alıp başını hafifçe yukarı kaldırdı, sanki gökyüzünde kaybolan bir şeyleri arıyordu. Sonra gözlerini kıstı, sanki bir anlığına anlatmak ister gibi oldu ama sonra vazgeçti. "-Neyse, kapatalım bu konuyu" dedi nihayet.
Ellerini ceplerine soktu ve başını yana eğerek bana baktı. "-Sen anlat, daha daha neler var?" Her ne kadar konuyu kapatmaktan hoşlanmamış olsam da üstüne daha fazla gitmedim. Ne diyeceğimi düşünürken o an aklıma Yasemin'in söylediği şey geldi. Bir anda içimde bir kıpırtı oldu, gözlerim ister istemez parladı. "-Aa bak, iyi ki söyledin! Devran dönüyormuş bugün!" Batu'nun yüzündeki ifadeyi dikkatle izledim. Bir an duraksadı, sonra ifadesi boşluğa düştü. Çok geçmeden toparlandı, ama gözlerindeki o anlık gölgeyi fark etmiştim. "-Öyle mi?" dedi yalnızca. Şaşkınca ona baktım. "-Senin haberin yok muydu?" diye sordum. Başını usulca iki yana salladı, sonra elleriyle şapkasını düzeltti. Yüzündeki o belli belirsiz burukluk sesine de yansımıştı. "-Bir sen bir de ben" diyerek omzuna hafifçe vurdum, onu biraz neşelendirmek istercesine. "-Olanları en son öğreniyoruz desene! Yasemin söylemese Atalay'ın diyeceği yoktu!" Batu abı hafifçe gülümsedi, ama yine de o eski rahat tavrı tam olarak geri gelmemişti. Sanki kafasında dolanan bir şeyler vardı, ama dillendirmiyordu.
"-Yasemin nasıl?" diye sordu sonunda. "-İyi, şu sıralar biraz derslerle kafayı bozdu, ama klasik Yasemin işte" Batu abı başını salladı, hafif bir gülümsemeyle. "-Psikoloji okuyordu, değil mi?" Onu onaylayarak cevapladım. "-Evet, üçüncü sınıf oldu bile! Anlayacağın, birkaç yıla iki doktorunuz olacak!" dedim göz kırparak. Batu abı hafifçe güldü, ama gülüşü tam içten değildi. Sonra gözlerini kaçırdı, elini ensesine götürüp orayı kaşıdı. Sanki aklında başka şeyler vardı, ama o an anlatmaya yanaşmıyordu. Konuyu değiştirmek ister gibi etrafa göz attı, bir şeyler söyleyecekmiş gibi ağzını açsa da sonrasında vazgeçip gülümsedi ve gözlerini hafifçe kısıp beni süzdü. "-Bana indirim yaparsın artık" dedi, alaycı bir edayla. Kaşlarımı kaldırarak kollarımı göğsümde birleştirdim. "-Çocuğunu getirirsen neden olmasın?" dedim hafifçe omuz silkerek, onun çapkınlığı bırakacağını bırak baba olarak hayal etmek bıle zordu. Batu abı önce bir duraksadı, sonra kaşlarını çattı. "- Sen çocuk doktor mu olacaktın?" diye sordu alayla. "-Çoluk çocukla mı oynayacaksın kıvırcık?"
Ona ters ters baktım, ama içten içe gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Batu abi çocukları ne kadar sevdiğimi biliyordu ve sırf beni sinirlendirmek için böyle konuşuyordu. Ama ben çocukları sadece sevmezdim, onlara bayılırdım! O tombik yanakları, minik parmakları, kocaman gözleriyle dünyaya merakla bakan halleri... Yemin ederim, bazıları o kadar tatlı ki, bazen şaka değil, gerçekten ısırmak istiyorum! "-Evet, Batu abi" dedim kollarımı kavuşturarak "-çoluk çocukla oynayacağım, çünkü onlar minik pamuk şekerler! O tombik elleriyle tuttukları her şeyi sihirli hale getiriyorlar. Gülüşleri desen, terapi gibi. Hele bir de yeni yürümeye başlayanları yok mu? Ufak tefek penguenler gibi tökezleyerek koşturuyorlar..." İç geçirerek devam ettim. "-Böyle pıtı pıtı yürüyüp gelip sana sarıldıklarında dünyadaki her şey bir anlığına mükemmel oluyor" Batu abi gözlerini kıstı, yüzünde hafif alaycı bir gülümsemeyle başını iki yana salladı. "-Sen tam bir deli olacaksın, yelpaze kirpik. Çocukları sevmek tamam da yemeye kalkma bari" Gözlerimi devirdim, ama yine de gülmeden duramadım. "-Söz vermiyorum. Aşırı tatlı olanları belki biraz ısırırım" Batu abi güldü, başını eğip şapkasının kenarını düzeltti. "-İyi doktor olacaksın, ona şüphe yok"
Tebessümle yüzüne baktığımda o da gülümsüyordu. Sonunda doğruldu ve aklına başka bır şey gelmiş gıbı hafif ciddileşerek "-Bizim Cihangir'in nişanı olacakmış" dedi. Hemen heyecanla başımı salladım. "-Evet, evet! Firuze ablayla artık adını koyalım demişler" Batu abı dudaklarını büzerek başını salladı, gözlerini hafifçe kıstı. "-İyi yapmışlar da siz gidecek misiniz?" Omzumu silkerek çantamın askısını düzelttim. "-Annemler gelemeyecek, babamın ış yemeği mi ne varmış, annemin de katılması gerek. Ama ayıp olmasın diye biz Yasemin'le gideceğiz" dedim. Sonra Batu abının bu konuyu neden sorduğunu fark edip ona şüpheyle baktım. "-Niye ki?" Batu abı elini ensesine götürüp hafifçe kaşıdı. "-Cihangir beni de çağırdı" dedi biraz daha ağır bir ses tonuyla. "-Öyle orada çok tanıdığım yok, en azından birkaç kişiyi bilirsem iyi olur dedim" Gözlerimi kısıp hafifçe gülümsedim. "-Geleceksin yani?" Batu abı omzunu silkerek yüzüne belli belirsiz bir ifade yerleştirdi. "-Muhtemelen" İçimde bir şey kıpırdadı. Batu abının bu kadar kesin konuşmadığı konular genellikle düşündüğü, ama adım atmaya cesaret edemediği şeylerdi.
O yüzden hafifçe başımı eğip bekledim, sonra kelimeleri tartarak ekledim: "-Atalay da gelebilir." Bir an sessizlik oldu. Sanki her şey durmuş, kampüsün uğultusu bile arka planda kaybolmuştu. Batu abı gözlerini yere indirip dudaklarını hafifçe büzdü. Bir şey demeyecek gibiydi, ama ben dayanamayıp devam ettim. "-Yani... konuşmak istersen bence mutlaka gel" Batu abı bana bir an baktı, sonra hafifçe başını sallayıp elini şapkasına götürdü. Ama daha fazlasını söylemedi. Tam o sırada bana bakan gözleri kısıldı, kaşlarını kaldırarak sordu: "-Senin dersin yok mu yelpaze kirpik?" Gözlerim anında büyüdü, kalbim bir an durdu sandım. "-Hay Allah!" diye bağırdım. Hemen bileğime bakıp saati kontrol ettim ve içimden küfürler sıraladım. "-Geç kaldım!" Bunu dememle topuklu ayakkabılarımın üzerinde hızla dönüp binaya doğru koşturmaya başladım. Ayakkabılar ayaklarımı acıtsa da buna alışkındım, hızımı artırarak ilerledim. Batu abı arkamdan kahkaha atarken ben ona el salladım. "-Koş Meyra, koş!" diye seslendi arkamdan, hâlâ gülerek. Son anda ona gülümseyerek baktım, o da başını iki yana sallayıp hafif bir tebessümle elini kaldırarak veda etti.
Derse girdiğimde sınıftaki uğultu bir an için azaldı, ardından herkes kendi işine döndü. Profesör benı fark edip kaşlarını hafifçe çattığını gördüm, ama hiçbir şey demeden sadece gözleriyle yerime geçmem işaret etti. Derin bir nefes alarak usulca ilerledim ve sıramın kenarına omuz çantamı bırakıp sessizce oturdum. Kalbim hâlâ biraz hızlı atıyordu hem Batu abiyle olan konuşmamdan hem de akşamın getireceği heyecandan dolayı. Ama şimdi burada, dersin tam ortasında olduğuma göre kendimi toparlamam gerekiyordu. Önümde duran kalemle oynarken işlenen konunun önemini anlamaya çalışıyordum. Ege Üniversitesinde okuyordum, aslında yurt dışında da gidebilirdim. Akademik olarak önüme birçok fırsat çıkmıştı, ama babamın bensiz yapamayacağını bildiğim için İzmir'de kalmayı seçmiştim. Bunun için pişman mıydım? Hayır, tam tersine. Ege Üniversitesi'ni seviyordum. Kampüsün canlılığı, insanların samimiyeti, hatta sabahları kantinden yayılan o taze simit kokusu bile burayı benim için özel yapıyordu.
Ne zaman bahar gelse kampüs daha da bir güzelleşirdi. Ağaçların altındaki banklarda ders çalışan öğrenciler, çimlerde sohbet edenler, sırt çantalarını taşırken aceleyle koşturanlar... Sanki burası asla sessizleşmeyen, yaşayan bir organizmaydı. Sabah erken saatlerde bile kahve dükkanlarının önünde uzun sıralar olurdu. Kampüs içinde yürürken bir köşede gitar çalan öğrencileri görmek mümkündü. Tıp Fakültesi biraz daha köşede, kendine has havasıyla dururdu. Yoğunluğu, ağır dersleri ve yorgun yüzleriyle diğer fakültelerden biraz daha farklıydı, ama herkes birbirine alışmıştı. Pediatri yolunda ilerlerken burada geçirdiğim her anın kıymetini biliyordum.
Dersler zordu, stajlar yoğundu, ama çocuklarla ilgilenmek... işte o bambaşka bir şeydi. Küçük ellerin bana uzanışı, güvendiklerini hissettirmeleri, gözlerindeki umut... Beni en çok bu motive ediyordu. Günün birinde gerçekten iyi bir çocuk doktoru olup minik hastalarıma yardımcı olacağımı düşündükçe içimde bir sıcaklık hissediyordum. Ama şimdi tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp derse odaklanmalıydım. O an profesörün bir soru sorduğunu fark ettim, ama ne olduğunu kaçırmıştım. Hafifçe öne eğilip defterime göz attım ve not almaya başladım. Ne olursa olsun bugün moralimi hiçbir şey bozamazdı. Özellikle de akşam. İçimde bir heyecan yükseldi, ama hemen nefes alıp verdim. Daha çok vakit vardı, önce şu dersi geçmem gerekiyordu...
***********************************************************************************************
Bölüm sonuu...! ✨📖
Eveeet, yeni karakterlerimiz artık yavaş yavaş kurguya giriş yapmaya başladı! Umarım onları seversiniz, çünkü her biri benim minik yavrucuğum gibi... 😍💫
Yazardan küçücük bir spoi bırakıyorum: Devran bir sonraki bölümde geliyorr! 🥰🔥 Hazır olun derim!
Bu arada beğenmeyi unutmayın olur mu? 🌟
Bir sonraki bölümde tekrar buluşana kadar kendinize çok iyi bakın! ✨❤️
Bölüm etkileşimi
