29. bölüm · Meftun
27.
Hellooo aşk kuşlarım! 🥹🫶🏻 Nasılsınızz? Umarım hepinizin keyfi yerindedir. 💖
Ben size küçük bir açıklama yapmak istedim… 🥺 Maalesef 8 oya ulaşamadık. 😔 Ama sizi daha fazla bekletmek de hiç istemedim. O yüzden bölümü oy sayısını beklemeden paylaşmaya karar verdim. 🤍
Şimdiden herkese keyifli okumalar diliyorum! 📖✨ Yorumlarınızı okumak için sabırsızlanıyorum. Sizi çook seviyorum. 💗
****************************************************************************
27.
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından salonasüzülürken ben de merdivenlerden neredeyse dans ede ede ındım. Ayaklarım yeredeğmiyormuş gibiydi, çok mutlu ve heyecanlıydım. Mutfağa girer girmez kendietrafımda küçük bir dönüş yaptım, kollarımı iki yana açıp neşeyle seslendim: “-Güüüünaydın!”Sesim mutfağın içinde yankılanınca masanın başında gazetesini okuyan babamgözlüğünün üzerinden bana baktı. Elindeki gazeteyi yavaşça masaya indirirkenyüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. “-Ooo... Prensesime bak sen” Beni baştanaşağı süzüp hafifçe güldü. “-Keyfin pek yerinde maşallah” Annem ise tezgâhayaslanmış, elindeki yeşil çayını karıştırırken bana şüpheyle bakıyordu.
Bu saatte beni hâlâ pijamalarımla, uykulu gözlerlemutfağa sürünerek gireceğimi bekliyordu belli ki. Onun yerine saçını toplamış,çoktan hazırlanmış, yüzünden enerji fışkıran bir ben görünce birkaçsaniyeliğine afalladı. Annem daha kafasında türlü senaryolar kurmaya başlamadanellerimi çırptım. “-Evet babacığım!” Heyecanla başımı salladım. “-Keyfimyerinde” Gülümsemem biraz daha büyüdü. “-Çünkü bugün büyük gün!” Babam kaşınıkaldırdı. “-Öyle mi? Hayurdur bakalum?” İçimdeki heyecanı saklamaya çalışmakboşunaydı. Resmen yerimde duramıyordum. “-Bugün çocukları ziyarete gidiyoruz!” Bunusöyler söylemez yüzüm istemsizce aydınlandı. Günlerdir hazırladığımız koliler,paketlediğimiz oyuncaklar, özenle seçtiğimiz kıyafetler... Hepsi bugün gerçeksahiplerine ulaşacaktı ve galiba beni en çok mutlu eden şey de buydu.
Babam gazeteyi tamamen katlayıp masanın üzerinebıraktı. Bana baktığında yüzünde her zamanki o yumuşak gurur vardı. “-Her şeytamam mı peki?” Başımı heyecanla salladım. “-Tamam. Dün son kolileri debitirdik. Sadece arabalara yükleyip çıkacağız” Annem çaydanlığı ocaktan alırken“-Tatlım, bılıyorsun Neslihan teyzen ile son dakika işim çıktı, yoksa ben degelecektim” dedi iç çekerek, “-Kaç kışı olacaksınız? İstersen bizim ofistenbirilerini yollayabilirim yardim için” Onun bu düşünceli tavrına karşılıkgülümsedim. “-Bılıyorum annecim, merak etme, biz her şeyi halledeceğiz” Yerimeotururken heyecanla saydım: “-Hem biz olacağız, Nisanlar, Yasemin de geliyor.Birkaç kişi daha katılacak” Babam memnuniyetle başını salladı. “-Ne kadarkalabalık olursanız o kadar güzel. Hem işiniz de kolaylaşır” Ben de aynıfikirde başımı salladım. “-Hem çocuklarla daha çok ilgilenebiliriz”
Annem önüme kahvaltı tabağını bırakırkengözlerimin içine baktı. “-Onların yüzündeki mutluluğu görünce bütün yorgunluğungeçiyor, değil mi?” İstemsizce gülümsedim. “-Yorulmayı bıle unutuyorum... İnsaneve bambaşka dönüyor” Babam dirseklerini masaya yasladı.“-İşte asıl zenginlikbu” Çocukluğumdan beri annemle babamın en sevdiğim yanı buydu. Yardım etmeyihiçbir zaman gösteriş olarak görmemişlerdi. Birinin elinden tutabiliyorsan tutderlerdi, karşılığını beklemeden.
Annem çayından küçük bir yudum aldı. “-Dönüşteçocukların fotoğraflarını gösterirsin” Hemen başımı salladım. “-Tabii ki”İlgileri benı o kadar mutlu ediyordu kı gülümsemeden edemedim. Tam o sıradakoridordan tanıdık bir esneme sesi duyuldu. Başımı çevirdiğimde Atalay’ınmutfağa girdiğini gördüm. Saçları hâlâ hafif dağınıktı, ama belli ki çoktanuyanmıştı. Üzerine açık renk bir tişört geçirmiş, elini saçlarından geçirerekmutfağa doğru yürüdü. “-Günaydın millet” Annem gülümseyerek ona döndü. “-Günaydınoğlum” Atalay önce bana baktı, sonra masanın üzerindeki hazırlıklara. “-Bugünbüyük gün ha?” Gözlerim yeniden parladı. “-Evet” Atalay hiç düşünmeden başınısalladı. “-Güzel, güzel” Sandalyeye otururken ekledi. “-Arabaya son kolileriben yerleştiririm. Siz uğraşmayın” Babammemnuniyetle başını salladı. “-İyi olur, oğlum. Ağır koliler vardu zaten” Atalayomzunu silkti. “-Ne olacak amca, taşırız” Onun bu rahat tavrı yüzümügülümsetti.
Benim etrafımda söylenmeyi hiç eksik etmese de işsorumluluğa gelince kimseyi yarı yolda bırakmazdı. Annem de mutfakta bir şeylerhazırlamaya devam ediyordu. Bir anda eli alnına gitti. “-Ay!” Üçümüz de aynıanda ona döndük. “-Ben tamamen unutmuşum” Hiçbir şey anlamadan kaşlarımıçattım. “-Neyi?” Annem dolabın kapağını açıp içeri uzandı. Birkaç saniye sonraelinde yuvarlak cam bir kavanozla döndü. Kavanozu açar açmaz tanıdık kokuyla gözlerimbüyüdü. “-Yoksa?” Annem gülümseyerek kavanozu masanın ortasına bıraktı. “-Dündenberi dolapta, aklımdan çıkmış” İçindeki kışmışlı kurabiyeleri görünceistemsizce ağzım kulaklarıma vardı. “-Ya anne!” Dünyadaki bütün tatlılar birtarafta, onlar bir taraftaydı. Hiç vakit kaybetmeden kavanoza uzanıp bir tanealdım. İlk ısırığı ağzıma attığım anda gözlerimi kapattım. “-Allah’ım...” Okadar lezzetliydi ki hepsını bitirebilirdim.
Abartmıyordum. Gerçekten dünyanın en güzelsabahlarından biri olabilirdi. Çocukları görecektik. Ev huzur doluydu. Bir deen sevdiğim kurabiyeler önümde duruyordu. Hayattan daha ne isteyebilirdim ki?Ben kurabiyemi afiyetle yerken Atalay ise bana sanki çok tuhaf bir canlıymışımgibi bakıyordu. Yüzünü buruşturdu. “-Şunu nasıl yiyorsun ya?” Kışmışten nefretediyordu, fakat ben iç oralı olmadım. Bir tane daha aldım, hatta sırf inatolsun diye gözünün içine baka baka bu kez daha büyük bir ısırık aldım. “-Gayetde güzel” Atalay tiksinmiş gibi başını iki yana salladı. “-Bence bunun tarifinibulan kışı yanlışlıkla karıştırdı” Ağzımdaki lokmayı çiğnerken ona ters tersbaktım. “-Senin damak zevkin yok” Atalay elini göğsüne götürüp alınmış gibiyaptı. “-Bak, hakaret ediyorsun şu an” Umursamadankocaman bır ısırık daha aldım. “-Etmeye devam edeceğim”
Babam kahvesinden bir yudum alırken gülüyordu. Annemise bizi izleyip başını salladı. “-İkiniz de çocuk gibisiniz” Atalay kavanozaşüpheyle baktı. “-Ben hayatım boyunca şu kurabiyeyi seven ikinci bir insangörmedim” Hiç düşünmeden cevap verdim. “-Çünkü kaliteli insan sayısı az, canım”Atalay kahkaha attı. Kafasını iki yana sallarken bana hâlâ inanamıyormuş gibibakıyordu. “-He he... Kesin ondandır” Burnumu havaya kaldırıp bir kurabiye dahaaldım. “-Dalga geç sen” Atalay yine güldü. “-Geçerim tabii” Sanki müttefikarıyormuş gibi başını babama çevirdi. “-Amca, şuna bir şey söylesene ya” Babamgazeteyi katlayıp gülümseyerek bize baktı. “-Ben karuşmam” Hemen itiraz ettim. “-Olurmu baba?” Elimdeki kurabiyeyi gösterdim. “-Bu hain çocuk resmen benim damakzevkime laf ediyor” Babam omuz silkti. “-Bence gayet güzel bunlar” Zaferkazanmış gibi Atalay’a döndüm. “-Duydun mu?” Çenemle babamı işaret ettim. “-Kaliteliinsan yalnız değilmiş”
Atalay gözlerini devirdi. “-Tamam, siz kurabiyetarikatı kurun” Kıkırdayarak bir lokma daha aldım. Kurabiyenin o sıcak kokusuve içindeki yumuşacık kuru üzümler ağzıma yayılınca gözlerimi istemsizcekapattım. Bu kurabiyelerin bende yeri bambaşkaydı. Çocukluğumu hatırlatıyordu. Annemne zaman bunlardan alsa kavanoz en fazla iki gün dayanırdı. Daha doğrusu bendayanmasına izin vermezdim. Evde küçük bir canavar gibi mutfağa gidip gelipkurabiye aşırırken Atalay karşıma geçer, büyük bir ciddiyetle içindeki kuruüzümleri tek tek ayıklardı. Masanın üzerinde küçücük bir kuru üzüm tepesioluşurdu. Ben de sırf ona inat ayırdığı üzümleri avuçlayıp ağzıma atardım. Osinir olur, ben gülerdim. Bir süre sonra baktı ki benimle baş edemiyor,kurabiyeden tamamen vazgeçti. O günden sonra kavanozun tamamı resmen banakalmıştı.
O günleri hatırlayınca yüzümde istemsiz sıcacıkbir gülümseme belirdi. Elimdeki kurabiyeye baktım, sonra başımı babamaçevirdim. “-Bu arada çok sağ ol baba” Babam gazeteyi yeniden eline alacakkendurup bana baktı. Kurabiyeyi hafifçe havaya kaldırıp gülümsedim. “-O kadarişinin arasında benim için almışsın” Babamın yüzünde önce kısa bir şaşkınlıkbelirdi, sonra kaşları hafifçe havaya kalktı. “-Kızım, ben almadım onları”Deyince elimdeki kurabiye havada asılı kaldı. “-Nasıl yani?” Bakışlarımı bu kezanneme çevirdim. “-Sen mi aldın anne?” Annem de aynı şaşkınlıkla başınısalladı. “-Yok kızım, bılıyorsun ben diyetteyken hayatta eve tatlı almam”Doğruydu vallahi. Işın tuhaf kısmı Atalay da zaten bu kurabiyeden nefretederdi. Kaşlarım iyice çatıldığında elimde hâlâ yarısı yenmiş kurabiyeylemasadakilere tek tek baktım. “-Ee...” Merakım gitgide büyüyordu, bır yandan da ağzımdakiparçayı çiğnemeye devam ederken sordum: “-Kim aldı o zaman?” Atalay çayındanrahat bir yudum aldı. “-Devran aldı geçen gün”
Gözlerim yuvalarından çıkaracak kadargenişlediğinde lokma bir anda boğazıma takıldı. “-Öhö... Öhö!” Öksürük krizinegirerken gözlerim yaşardı. Bir elim refleksle ağzımı kapatırken diğer elim subardağına uzandı. Annem telaşla ayağa kalktı. “-Meyra!” Bardağı önüme doğruuzattı. “-Yavaş ye” Suyu peş peşe içerken boğazımdaki yanmayı bastırmayaçalışıyordum. Atalay ise hâlâ hiçbir şey anlamamış gibi bana bakıyordu. “-Abartsende, bir kurabiyeden de boğulamazsın” Keşke mesele kurabiye olsaydı. Boğazımatakılan şey kurabiye ya da kuru üzüm değildi. Benı öldürebilecek şey kurabiyeyialan kışıydı, yanı Devran Alaz. Adını duymak bile içimde garip bir hareketlilikyaratırken kendimi toparlamaya çalıştım. Sanki hiçbir şey olmamış gibidavranmaya çalışarak bardağı masaya bıraktım, ama merakımı da susturamıyordum. Başımıkaldırıp Atalay’a baktım. “-Devran burada mıydı ki?”
Sesim istemsizce biraz fazla meraklı ve telaşlı çıkmıştı.Atalay bunu hemen fark ettiğinde kaşlarını kaldırıp bana baktı. “-Geçen geldiya” Elindeki çatalı tabağa bırakırken başını iki yana salladı. “-Hazırlıkmazırlık derken sende kafa iyice uçmuş ha, ben söyleyeyim” Uçuyordum, orasıkesindi de, aşktan mı hazırlıktan mı orası muammaydı. Tam cevap verecekkenbabam araya girdi. Gazetesinin arkasından bize bakıp kaşlarını çattı. “-Düzgünkonuşun ula birbirinizle” Atalay hemen sustu, ama yüzündeki o hafif sırıtışkaybolmadı. Annem ise bir anda aklına gelmiş gibi bana döndü. “-Ay, çocuğa daayıp oldu” Elindeki çay kaşığını bıraktı. “-O kadar koli taşıttık, bir teşekküredemedik doğru düzgün” İçimden "ben kaçmaya çalışıyordum anne" diyegeçirdim, ama tabı bunu doğrudan söylemek yerine hemen kendimi savunmayaçalıştım. “-Söyledim ya anne” Omuzlarımı hafifçe kaldırdım. “-Sırtımtutulmuştu”
Atalay bunu duyunca kahkaha atacak gibi oldu. Banadönüp başını salladı. “-Sırtın mı tutulmuştu prenses?” Yüzümü buruşturunca nakışlarıylabeni baştan aşağı süzdü. “-İnsan bir selam verir” Sonra kurabiye kavanozunuişaret etti. “-Adam senin için kurabiye getirmiş” Kalbim yine gereksiz birtepki verdi. Gözlerim istemsizce kavanoza kaydı. “-Benim için mi?” Atalay hiçbeklemeden cevap verdi. “-Yok, benim için” Sesindeki alay o kadar belliydi kigözlerimi devirdim. “-Atalay” Ama o çoktan gülmeye başlamıştı. “-Pastaneninyanından geçerken görünce aklına gelmiş” Bir kurabiyeye baktım, sonra önüme. Busırada Atalay devam etti. “-Düşünceli kankam, Yasemin’e alırken sana dagetirmiş işte” Gülmemek ıçın dudaklarımı bır bırıne bastırdım, Yasemin kişmişlikurabiye sevmezdi kı.
İstemeden yüzümde küçük bir gülümseme oluştu. “-Yaa?”Ağzımdan çıkan o küçük tepkiyi duyunca kendime kızdım. Ya mı? Kızım, salakmısın sen? Ne yaa’si? Bir kurabiye getirmişti, sadece kurabiye. Ama beynim bunukabul etmek yerine sanki büyük bir olaymış gibi inceliyordu. Annem ile babambana bakarken bir an ne diyeceğimi bilemedim, sonra toparlanmaya çalıştım. “-Şeyyaparım o zaman...” Bakışlarımı masaya indirip kurabiyenin kenarını parmağımlaoynadım. “-Ben teşekkür ederim sonra” Kulağa çok normal geliyordu, en azındansöylemeye çalıştığım şey normaldi. Ama içimde küçük bir ayrıntı vardı. Ben bununasıl yapacaktım? Telefonu elime alıp ne yazacaktım yani? “Merhaba Devran, seniengellediğimi biliyorsun, ama bu arada kurabiye için teşekkür ederim.”Harika. Gerçekten mükemmel bir mesajdı. Kesinlikle dünyanın en normal insanıgibi görünürdüm.
Adam beni deli sanacaktı! Hem birkaç gün önce onubüyük bir kararlılıkla ‘aramızda mesafe koyalım’ demıştım. Şimdi kalkıp birkurabiye yüzünden engeli kaldıramazdım. Daha komiği neydi biliyor musunuz? Bunugerçekten düşünüyordum. Başımı hafifçe iki yana salladım. “Ben ne yapıyorumya?” diye içimden geçirdim. Alt tarafı bir teşekkür mesajıydı, iki kelime yazıpgönderecektim. Ama söz konusu Devran olunca en basit şeyler bile beynimdekocaman bir probleme dönüşüyordu. Bir yanım “Adam düşünmüş, teşekkür etmengerek” diyordu. Diğer yanım ise gururla kollarını bağlamış, “Hayatta olmaz,daha dün engelledin kendisini” diye karşı çıkıyordu.
İki tarafımın arasında kalan yine bendim. Üstelikortada büyük bir kavga, büyük bir olay bile yoktu. Sadece bir kavanoz kurabiyevardı, ama o kurabiyeyi alan kişi Devran Alaz’dı. Başımı önüme eğip istemsizcegülümsedim, gerçekten çok saçmaydı. Bir insan nasıl olur da bir kurabiyeyüzünden bu kadar düşünebilirdi? Ama ne kadar saçma görünürse görünsün içimdeküçük bir mutluluk vardı, çünkü Devran benimle ilgili bır şeyi hatırlıyordu.Hâlâ sevdiğim şeyleri biliyordu ve ben ne kadar kaçmaya çalışırsam çalışayım...Bazı küçük şeyler insanın kalbine gizlice dokunmayı başarıyordu. Ama öyle kolayyumuşayamazdım, kendımı çok rezil hissediyordum. Bu düşünceler kafamın içindebirbirini kovalayıp beni sıkboğaz ederken sonunda Yasemin'in de bize gelmesiyleevdeki hazırlık telaşı yeniden başladı ve çok geçmeden yola koyulduk.
Atalay kolileri arabaya yerleştirmeme yardımederken her zamanki gibi yardım etmekle yetinmeyip işi küçük çaplı bir güçgösterisine çevirmeye karar verdi. Birkaç koliyi üst üste dizip hepsini aynıanda taşımaya kalkınca önce “-Atalay, bırak şunları” diye söylendim, o isesanki yıllardır olimpiyatlara hazırlanıyormuş gibi gururla çenesini kaldırıpyürümeye devam etti. Sonra bir anda yüzü buruştu. Kolilerden biri yana kaydı,Atalay onu düşürmemek için refleksle bileğini ters çevirince bütün o artistlikiki saniyede yerini acıklı bir sessizliğe bıraktı. “-Of!” diye inlediğindeelimdeki poşeti bırakıp yanına koştum. Yasemin de hemen arkasından yetişipbileğine baktı. Neyse ki ciddi bir şey yoktu, ama Atalay'ın yüzündeki ifadesanki koliyi değil, hayatının geri kalanını kaybetmiş gibiydi.
Yasemin arabadan aldığı buz paketini bileğinebastırıp gözlerini devirdi. “-Al, bunu tut da şişmesin” Atalay itiraz edecekgibi ağzını, açtı ama buz bileğine değer değmez yüzünü buruşturup sustu. Ben deendişem geçtikçe gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Daha yolaçıkmadan bir kişinin bileğini sakatlamayı başarmıştık. Bugünün geri kalanı içingerçekten çok umut vericiydik. Atalay'ın bileğine buz bastırıp biraz da söylenesöylene arabaya bindikten sonra nihayet Yasemin'le yola çıktık. Direksiyona bengeçmiştim ve nedense içimde garip bir taşkınlık vardı. Sabahın bütün o telaşı,Devran meselesinin kafamda bıraktığı saçma sapan düğümler ve az önceyaşadığımız Atalay kazası derken yine de keyfim yerindeydi. Bir elimdireksiyonda, diğer elim vitesin üzerinde müziğin ritmine eşlik ede edekullanıyordum arabayı.
Arada kırmızı ışıkta durduğumuzda aynadan kendimebakıp saçlarımı düzeltiyor, sonra sanki dünyanın en önemli klibindeymişim gibibaşımı müziğe göre sallıyordum. Yasemin ise yan koltukta sessizce oturuyordu.Öyle tamamen dalgın da değildi, sadece her zamankinden daha suskundu. Normaldebenim saçmalıklarıma en azından bir göz devirmesi, laf sokması ya da kahkahaylakarşılık vermesi gerekirdi. Şimdiyse camdan dışarı bakıyor, arada telefonununekranına göz atıyor ve söylediklerime kısa cevaplarla yetiniyordu. Birkaç kezyan gözle ona baktım. Normalde Yasemin'in sessizliği beni bu kadar rahatsızetmezdi, ama bugün nedense farklıydı. Sanki aklı burada değilmiş gibi bir hâlivardı. Birkaç dakika daha dayandıktan sonra sonunda dayanamadım. “-Yaseminkuşş?” Sesimi özellikle uzatarak söylediğimde Yasemin camdan gözlerini çekipbana döndü. “-Efendim Meyroş?”
Yüzündeki küçük gülümsemeye karşılık ben dedudaklarımı kıvırdım, ama gözlerimi üzerinden çekmedim. “-Dalgınsın bugün, çokmu yordular bir tanemii?” Sözlerimin sonunu özellikle şirinleştirinceYasemin'in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. “-Yok ya, uyuyamadım da bendün, ondan biraz mayıştım” Omuzlarını gevşetip koltuğa biraz daha yayıldı. Benise gözlerimi kısarak onu süzmeye devam ettim. “-Yoksa Atalay'a yüreğinburkuldu da bana mı söylemiyorsun?” Ağzımın kenarı muzır bir gülümsemeylekıvrıldı. Yasemin'in yüzü bir anda değişti, bana dönüp kaşlarını kaldırdı. “-Aasaçmaladın iyice” Elini havaya kaldırıp beni susturacakmış gibi salladı. Ben dekahkahayı bastırıp direksiyona biraz daha yaslandım. “-Kız, görümcen sayılırımben senin. Benden laf çıkmaz, hadi söyle söyle” Ona güven vermeye çalışıyormuşgibi başımı salladım, ama yüzümdeki sırıtış bütün ciddiyetimi mahvediyordu.
Yasemin gözlerini devirdi, sonra işaret parmağınıbana doğru salladı. “-Bak, çarpacağım bir tane” Tehdidini duyunca yüzümaydınlandı. İşte benim Yasemin'im geri dönüyordu. “-Hah şöyle ya. Ben dediyorum nerede benim Yasemin'im?” Gülerek başımı iki yana salladım. Yasemindudaklarını büzüp camdan dışarı çevirdi yüzünü. “-Yapma şöyle imalar” Sesindekihafif mahcubiyeti yakalayınca kaşlarımı kaldırdım. “-E söyle o zaman ne oldu dasomurtuyorsun sabahtan beri” Bir elim direksiyondayken diğerini havaya kaldırıpetrafımızı işaret ettim. “-Hem de böyle bir günde” Yasemin bir süre dışarıbaktı, sonra bana dönüp olabildiğince sıradan bir ifadeyle omuz silkti. “-Yokbir şeyim, sana öyle gelmiş” Hah, bırde bana kötü yalancısın derdı.
Birkaç saniye onu sessizce süzdüm. “-Yasemin?”Sesimi bu kez biraz daha alçaltıp ona doğru çevirdim başımı. “-Baksana bir,sence ben salak mıyım?” Yasemin kemerini gevşetiyor gıbı tutup koltukta banadoğru döndü. “-Dur bakayım” Elini çenesine götürür götürmez elimle elinehafifçe vurdum, Cıddı Cıddı düşünüyordu salak. “-Konuyu saptırma, söyle neoldu?” Elini çekip bana ters ters baktı. Ben de hiçbir şey olmamış gibi önümedöndüm. “-Ya bir şey olmadı diyorum, sen kafanda kuruyorsun” Yasemin'in sesi bukez biraz daha savunmacı çıkmıştı. Ben de hemen yakaladım. “-Kızım bir derdinvar işte, belli” Direksiyonu düzeltip ona yan gözle baktım. “-Söyle de sen dekurtul, ben de kurtulayım” Yasemin cevap vermek yerine kollarını bağladı. Tam osırada Zeynep’i almak ıçın evinin önünde durduğumda geldığımızı anlaması ıçınkısa bır korna çaldım. Bunun üzerine Büşra pencereden çıkıp anında el salladı,“-Meyra abla!” diye şakıyınca gülerek el salladım. Arkadan çıkan Zeynep ıse hemenseslendi, “-Geliyorum şımdı!” Başımı salladıktan sonra Yasemin’e döndüm, fakato hala düşünceli şekilde oturmaya devam ediyordu.
Birkaç saniye bekleyip ortamı biraz yumuşatmakister gibi yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirdim. “-Bak benim keyfimyerinde bugün, her şey yolunda, ben mutluyum... Bir de abin bana kışmışlıkurabiyeler almış” Dudaklarımı büzüp sanki çok önemli bir ayrıntıyı yenihatırlamışım gibi başımı salladım. “-Sanırım beyefendi gönlümü yenidenfethetmek için ufak ufak çalışıyor” Bunu özellikle cilveli bir havaylasöyledim. Yasemin'den gelecek bir çığlık, bir “Yaa!” ya da en azından “Ayyy”bekliyordum, ama hiçbir şey olmadı. Yan koltukta öylece oturuyordu. Gülümsememyavaşça sönerken kaşlarımı çattım. “-Aa ne oluyor be?” Anında çirkefleşmekdeyince de bendim. “-Niye bu kadar tepkisizsin sen? Normalde çığlık atman falangerekmiyor mu?”
Yasemin'in yüzündeki ifade o anda değişti. Azönceki şakacı hâli kayboldu, dudakları birbirine bastırıldı. “-Meyra...”Sesindeki ciddiyet beni de susturdu. Kaşlarımı hafifçe çatıp ona döndüm.Yasemin bir an ne söyleyeceğini tartar gibi durdu, sonra derin bir nefes aldı.“-Hani şu mesele... Ben sana demiştim ya, arkandayım diye-..” Tam o anda arkakapının açılmasıyla ikimiz de irkildik. Zeynep'in sesi Yasemin'in cümlesiniortasından kesip arabanın içine doldu. “-Helloouu canlarımm!” Elindekipoşetlerle arabaya doğru eğilmiş, yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.Yasemin'le birkaç saniye göz göze geldik. Onun yüzünde “sonra” der gibi birifade vardı, bende ise “kaçış yok” bakışı. Zeynep hiçbir şeyden habersiz arkakapıyı açıp içeri uzandı. “-Nabersınız?” Neşeyle selam verirken elindekipoşetleri Yasemin'e doğru uzattı. “-Tut kız, anam o kadar kek börek yaptı, azdaha narın kollarımı kırıyordum”
Yasemin hemen poşetleri almak için uzanırken bendikiz aynasından Zeynep’e bakıp dudaklarımı büzdüm. “-Pis hain” Zeynep'ingözleri bana kaydı. Ben de sanki büyük bir ihaneti ortaya çıkarmışım gibikaşlarımı kaldırdım. “-Benim gönlümü keklerle böreklerle mi almayaçalışıyorsun?” Zeynep bir an dondu, sonra suçüstü yakalanmış gibi ellerinihavaya kaldırdı. “-Eyvah, yakalandım” Yasemin ne olduğunu anlamadan ıkımızebakarken ben hemen cevapladım: “-Bu arkanda gördüğün şahıs benı terk edipgitti” Zeynep kaşlarını havaya kaldırıp arka koltuktan bana öyle bir baktı kisanki az önce anlattığım şeyin dünyanın en büyük yalanı olduğunu yüzümehaykırıyordu. “-Aman, sanki nerede bıraktım? Kapının önündeydik” Omuzlarınıkaldırıp poşetleri Yasemin'in kucağına yerleştirirken hiç vicdan yapmıyordu.
Ben ise direksiyonu tutan ellerimi biraz dahasıkıp ona dikiz aynasından ters ters baktım. “-Olsun! Sen beni zor günümde tekbıraktın” Zeynep'in ağzının bir kenarı yukarı kıvrıldı, Yasemin’e bakarak elınıkaldırdı. “-Bunun zor gün dediği de âşık olduğu adam bunların evinde ha” Öylerahat söyledi ki yüzümdeki bütün o mağduriyet bir anda gerçek bir öfkeyedönüştü. “-Zor gündü!” diye çıkıştım. Yasemin'in şaşkın şaşkın ikimizebakmasıyla daha da hırslandım. “-Hem de bayağı zor gündü, sen ne anlarsın?”Zeynep kahkahayı patlatırken ben de burnumu havaya dikip tekrar kemerimi kaptımve yola döndüm. Ne var yani? Devran'ın evimizin önünde olması yetmiyormuş gibibir de arkadaşım tarafından yalnız bırakılmıştım. İnsan böyle bir travmayınasıl hafife alabilirdi?
Zeynep olanları Yasemin’e tek tek anlatırken bendedudaklarımı büzüp bütün dikkatimi yola verdim. Yarım saat sonra hastaneninbulunduğu sokağa girdiğimizde içimdeki heyecan az önceki bütün atışmalarımızınönüne geçti. Burası dışarıdan bakıldığında sıradan bir devlet hastanesiydibelki, ama bahçesine girer girmez insanın içini ferahlatan bir tarafı vardı.Geniş ağaçların arasından uzanan yürüyüş yolları, çiçeklerin çevrelediği küçükoturma alanları ve sabah güneşinin yaprakların arasından süzülüp yere serdiğiışıklar... Hastanenin gri duvarlarını bile daha sıcak gösteriyordu. Arabayıuygun bir yere çekip motoru kapattığımda kızlara döndüm. “-Geldik” Dememle Yasemincamdan dışarı bakıp hafifçe doğruldu. “-Vay be, bayağı hazırlanmışlar”Gözlerimi bahçede gezdirirken ben de başımı salladım. Daha arabadan iner inmezgördüğüm hareketlilik içimdeki heyecanı iyice kabartmıştı. “-Evet, kızlarsabahtan gelmişti” Dudaklarımda istemsiz bir tebessüm belirdi, sonra etrafa birkez daha baktım, her şeyin yolunda gittiğine emin olmaya çalışıyordum.
İçimdeki heyecan göğsümün ortasında kıpır kıpırbir şey hâline gelmişti. “-Ay, ben çok heyecanlandım şimdi” Bunu söylerken bılegülüyordum, sesimdeki heyecanı saklamam mümkün değildi. Zeynep bana dönüpyüzümdeki ifadeye baktı, ardından küçük bir kahkaha bıraktı. Elini koluma koyupbeni hafifçe kendine çekti. “-Kızım, sakin ol. Her şey çok güzel olacak” Okadar kendinden emindi ki bir an gerçekten rahatladım, ama insanın içine birkere heyecan düşünce aklındaki bütün güzel ihtimallerin yanına küçücük korkularda ilişiyordu. Bahçedeki kalabalığa baktım, sonra tekrar kızlara döndüm.Dudaklarımı hafifçe birbirine bastırdım. “-Olacak değil mi?” Çocuk gıbı soruncaYasemin hiç düşünmeden gülümsedi, “-Olacak Meyroş. Hem de çok güzel olacak”İçimdeki düğümün bir parçası o an çözüldü. Derin bir nefes aldım ve gözlerimiyeniden bahçeye çevirdim. Bu kez kalabalık bana telaşlı değil, güzelgörünüyordu. Belki her şey kusursuz gitmeyecekti. Belki aksilikler çıkacak,yorulacak, hatta gün içinde birkaç kez “Ben bunu niye yaptım?” diyecektim. Amabütün bunların arasında çocukların yüzünde oluşacak küçücük bir tebessüm vardıve nedense o an bunun her şeye değeceğini hissettim.
Birkaç dakika önce kafamı kemiren Devran meselesibile bir anlığına uzaklaşmıştı, çünkü bugün başka bir şey için buradaydık.Gerçekten ihtiyacı olan çocuklara biraz olsun iyi gelebilmek için. Arabadaniner inmez uzaktan tanıdık yüzler seçilmeye başladı. Üniversitedenarkadaşlarımız bizden önce gelmişti bile. Kimi kolileri indiriyor, kimimasaları kuruyor, kimi ellerindeki listeleri kontrol ediyor, kimi de biryerlere bir şeyler taşıyordu. Bahçenin bir köşesinde kızlar çoktan standıaçmış, üzerine rengârenk paketleri ve hazırladıkları malzemeleri dizmeyebaşlamışlardı. Birinin elinde bant, diğerinin kucağında poşet, bir başkasınınelinde kocaman bir liste vardı. Herkesin yüzünde aynı heyecan vardı. Zeyneparabadan iner inmez etrafına bakıp ıslık çaldı. “-Kız, burası ön numara beşyıldız olmuş” Çantamı omzuma geçirirken gülerek ona baktım. “-Ben demiştimsana”
İçimde öyle bir heyecan vardı ki sanki birazdansınava girecek olan ben değildim de bütün hayatım boyunca beklediğim bir yereilk kez ayak basıyordum. Bahçenin içindeki o tatlı telaş, insanların birbirineseslenişi, masaların üzerinde sıralanan rengârenk paketler ve uzaktan gelenkahkahalar içimi garip bir şekilde ısıtıyordu. Birkaç saat sonra her şeyinnasıl olacağını bilmiyordum, ama ilk kez bunu düşünmek istemiyordum. Şimdiliktek bildiğim buraya gelmiş olmaktan ne kadar mutlu olduğumdu. Derin bir nefesalıp yüzümdeki gülümsemeyi biraz daha büyüttüm. “-Her şey çok güzel olacak”diye kendi kendime mırıldandım, sonra çantamı omzuma biraz daha sıkı geçiripkızların olduğu tarafa doğru yürüdüm. O sabah daha günün neler getireceğinden habersiz içimde küçücük, ama inatçı bir mutlulukla kendimi o kalabalığın içine bıraktım…
****************************************************************************
Ve bölümün sonu!✨
Pekii, bu bölüm hakkında düşünceleriniz nelerdi? 👀 Devran’nın kışmışlı kurabiyelerine ne diyorsunuz? Sizce sonraki bölümde neler olacak? 🤔💭 Her zamanki gibi bütün teorilerinizi ve yorumlarınızı heyecanla bekliyorum!🫶🏻💌
Bu arada oy sınırını da 6’ya düşürüyorum. 🥹❤️ Umarım bu şekilde daha hızlı buluşabiliriz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere… Kendinize çok iyi bakın, sağlıcakla kalın! 🌸🤍
