34. bölüm · Meftun

32.

Nova .

Selamlar canlaaar, nabersınız? 💗

Ben harika bır moodayim ve sonunda yine ortalığı karıştıracağımız efsane bir bölüme geldim. Hazırsanız başlayalım, çünkü Yasemin'den öğrendiklerimizden sonra bazı şeyleri konuşmamız gerekecek... 👀 İyi okumalar canlarım. 🫶🏻

****************************************************************************
32.
Yasemin Alaz:

İnsanları izlemeyi severdim. Konuşurken ellerini nereye koyduklarını, bir soru sorulduğunda gözlerini kaçırıp kaçırmadıklarını, gülerken gerçekten eğlenip eğlenmediklerini... İnsan bazen ağzından çıkanlardan çok söylemediği şeylerle anlatırdı kendini. Birinin "iyiyim" derken sesinin neden değiştiğini, sinirlendiğinde neden daha çok güldüğünü ya da bir konu açıldığında neden aniden başka şeylerden bahsetmeye başladığını fark etmek bana hep ilginç gelirdi. Belki de insanları bu yüzden anlamak kolaymış gibi görünürdü. Oysa değildi, çünkü herkes kendini başka türlü saklardı. Kimi susarak, kimi konuşarak, kimi de hiçbir şey umurunda değilmiş gibi davranarak. En komiği de insanın kendi duygularını başkalarınınkinden çok daha zor anlamasıydı.

Başkasına bakınca her şey apaçık görünürdü. Kendi hayatına gelince aynı şeyler bir anda bulanıklaşırdı. Hümeyra bu konuda özellikle yetenekliydi. Başkasının derdini iki dakikada çözer, sıra kendisine gelince ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranırdı. Belki de bu yüzden birbirimizi bu kadar iyi tamamlardık. Çocukluk arkadaşı olmamıza rağmen birbirimize hiç benzemezdik, o içinden geldiği gibi yaşar, ben biraz daha düşünüp tartardım. O bir şeyin peşinden koşarken ben arkasından "Bir dakika, nereye gidiyoruz?" diye seslenirdim. Ama ne kadar farklı olursak olalım hayatın içinde hep aynı yerde buluşurduk. Çocukluğumuzdan beri böyleydi. Birimiz neredeyse diğeri de orada olurdu, biri susarsa öteki nedenini bilirdi, biri gülüyorsa diğerinin de gülmesi uzun sürmezdi. Meyra'nın yanında saatlerce konuşmadan oturabilirdim ve yine de aramızda eksik kalan bir şey olduğunu düşünmezdim.

Bazen sadece birbirimize bakıp aynı anda gülmemiz bile yeterdi. İnsanların "en yakın arkadaş" dediği şeyin ne demek olduğunu ben onunla öğrenmiştim, çünkü bazı insanlar hayatınıza sonradan girip yakınınız olurdu, Meyra ise sanki başından beri hayatımın bir parçasıymış gibi gelirdi. Onu kaybetme ihtimalini düşünmek bile garipti. Tıpkı insanın kendi evini kaybetmeyi düşünmesi gibi. Bu yüzden öğrendiğim gerçeği içimde tutmak sandığımdan çok daha zordu, çünkü ikimiz de özümüzü bildiğimizden beri her şeyi, gerçekten her şeyi birbirimize anlatırdık. En saçma şeyleri bile. Gün içinde kimin sinirimi bozduğundan tut, gecenin bir yarısı aklıma takılan küçücük bir düşünceye kadar... Aramızda "Bunu sana anlatmayacağım" diye bir şey hiç olmamıştı. Birbirimizin hayatında kapalı kapı bırakmamıştık. Şimdi ise ilk kez benim bildiğim, ama onun bilmediği bir şey vardı ve o sırrın ağırlığı onu sakladıkça biraz daha büyüyordu.

Kapının önüne geldiğimizde ayakkabılarımızı giymeye başlamıştık ki Meyra arkamızdan yetişip kapının önünde durdu. "-Ya kızım, kalsanıza" Zeynep ayakkabısının bağını bağlarken başını kaldırmadan güldü. "-Meyra, yine başlama Allah aşkına" Meyra dudaklarını büzüp kollarını göğsünde birleştirdi. "-Ne var ya? Bir gece de burada kalın" Ben ayakkabımın tokasıyla uğraşırken ona baktım. "-Yarın sabah erkenden çıkmamız lazım" Meyra hemen atıldı. "-Sabah erken çıkarsınız işte, hem ben bırakırım arabayla" Zeynep bu kez doğrulup ona baktı. "-Kızım evimize gideceğiz, iş var! iş!" Meyra'nın yüzü düşse de pes etmeye hiç niyeti yoktu. "-Ama daha oturup doğru düzgün konuşmadık bile" Hayretle ağzımı açtığımda Zeynep de gülerek başını salladı. "-Bütün gün konuşmadık mı?"

Meyra çocuk gıbı omuzlarını kaldırdı, o tatlı şımarıklığıyla, "-O sayılmaz" deyince istemeden güldüm. "-Nesi sayılmıyor canım?" Bana dönüp hiç düşünmeden cevap verdi. "-Çünkü hep abinden konuştuk canım, şimdi sadece biz olalım ıstıyorum" İkimizin arasına girip kollarımızdan tuttu. "-Hadi ama. Annem de bir şey demez. Üçümüz film falan izleriz, maske de yaparız... Hem siz gidince ev bomboş kalacak" Zeynep'le birbirimize bakıp gülmemek için kendimizi zor tuttuk. "-Evde kimse olmasa hadi neyse de, sizinkiler de var ya yavrum" dedim hatırlatmak ıçın. Meyra yüzünü buruşturup ellerini iki yana açtı. "-Ay ben ne yapayım bizimkileri?" Bir an düşünüp sanki olacaklarını kafasında kurmuş gibi iç çekti. "-Anneme bir şey anlatılmıyor, babam zaten mağarasında mutlu"

Sonra yüzünü buruşturup bize baktı. "-Atalay'a mı gideyim ben? Ha? Bu kadar mı düşeyim yanı?" Zeynep kahkahayı patlattığında ben de kendimi tutamayıp güldüm. Atalay abi ile Meyra'nın ilişkisi başlı başına ayrı bir olaydı. Kuzen olmaktan çok aynı evde büyümüş iki huysuz kardeş gibiydiler. Birbirlerini görür görmez didişmeye başlar, beş dakika sonra sanki dünyada birbirlerinden başka kimse yokmuş gibi yan yana otururlardı. Birinin diğerine laf atması, ötekinin misliyle karşılık vermesi artık aralarında kurulmuş özel bir iletişim biçimiydi. Ben de abimle yakındım, hatta bazen onunla olan ilişkimizin dışarıdan ne kadar saçma göründüğünü düşünürdüm, ama Meyra ile Atalay başka bir seviyedeydi. Kediyle köpek gibiydiler, kavga ediyorlar sanırdınız, iki dakika sonra biri diğerinin elinden yemeğini alıyor, diğeri hiçbir şey olmamış gibi yanına oturuyordu. Onları izlemek çoğu zaman bedava eğlenceydi.

Tam Meyra'yı bizi bırakması ıçın ikna etmeye çalışırken içeriden gelen ayak sesleriyle hepimiz dönüp baktık. Atalay abı elinde telefonuyla koridordan çıkıp bizi görünce kaşlarını kaldırdı. Üzerinde ev hâline fazlasıyla yakışan gri bir eşofman altı ve siyah, bol bir tişört vardı. Gün boyu uğraşmış olmasına rağmen üzerinde yorgunluktan çok rahat bir hâl vardı. Dağınık kahverengi saçları alnına doğru düşmüş, güneşte biraz yanmış teninde yer yer çilleri belirmişti. Kalın ve şekilli kaşlarının altında duran yumuşak kahverengi gözleri her zamanki gibi canlıydı, hafif sakalı da yüzüne o uğraşmadan yakışan hâlini veriyordu. Bizi görüp gülümseyince zaten bütün yüzü değişti. Güzel bir gülüşü vardı Atalay abının, insanın istemeden ona eşlik edesi geliyordu. Ona bakarken birkaç saniye önce ne konuştuğumuzu unutarak kızlara döndüm. Ay, ne diyorduk biz?

Meyra'ya cevap vermek ıçın ağzımı araladığım esnada Atalay abi bize doğru bır adım attı, "-Aa, kızlar gidiyor musunuz?" diye sorunca Meyra hemen söze girdi. "-Evet, beni bırakıp kaçıyorlar" Atalay abı saate baktı, sonra tekrar bize döndü. "-Bu saatte mi? Kalsaydınız ya, zaten geç olmuş" Meyra'nın yüzü bir anda aydınlanırken bana doğru dönüp sırıtarak, "-Bak, bozuk saat bile günde bir kere doğruyu gösteriyor" dedi. Gülmeden önce Atalay abının ona attığı bakışı gördüm. "-Göstereceğim ben sana bozuk saati..." diye mırıldandı, sonra gözlerini bana çevirdi. "-Yasemin, siz nasıl gideceksiniz?" Abımın bizi almaya gelip gelmedığını anlamaya çalışıyordu, fakat omuzlarımı kaldırdım. "-Evler yakın zaten, yürürüz biz" Zeynep'e kaçmak bır bakış atıp destek beklediğimde o da başını sallayarak hemen benı onayladı.

Atalay abı ıse başını iki yana salladı. "-Yok, olmaz öyle şey" dedi hemen kaşlarını çatarak, "-Bu saate sizi tek gönderemem, ya ben bırakırım ya da bizde kalırsınız" Ne diyeceğimi bilemeyip Zeynep'e baktığımda o Meyra ile aynı anda bana dönüp tuhaf bır imayla kaşlarını oynattı. İkisinin yüzündeki o ifadeyi görür görmez gözlerimi büyütüp ikisine de dık dık baktım. Şu shipleme mevzuları yüzünden başımızı belaya sokacaklardı. Özellikle Meyra'nın dudaklarının kenarındaki o sinsi gülümsemeyi görünce içimden "Yahu adama abi diyorum, abi!" diye bağırmak geldi. Zeynep de sanki çok masum bir şey yapıyormuş gibi omuz silkti. "-O zaman senı rahatsız edeceğiz Atalay'ciğim, malum iş güç"

Atalay abi de gülerek başını salladı. "-Ne rahatsızlığı Zeyno? Ikı dakikalık yol zaten, bekleyin anahtarı alıp geliyorum hemen" Ardından hiçbir şeyden habersiz arabanın anahtarını almak için içeri doğru yürüyünce hemen kızlara döndüm. İkisi de bana bakıyordu. Meyra'nın yüzündeki o ifadeyi görünce daha ben ağzımı açmadan işin nereye gideceğini anladım. "-Sakın!" dedim, parmağımı ikisine doğru kaldırarak. Meyra masum masum gözlerini kırpıştırdı. "-Ne sakını?" Nefes vererek yüzüne baktım. "-İkiniz de o bakışı kesin" Zeynep gülerek, "-Hangi bakış?" diye sorunca gözlerımı kıstım. "-Biriniz kaşını oynatıyor, ötekiniz sırıtıyor. Sonra da ben hiçbir şey anlamıyormuşum gibi davranıyorsunuz" Meyra dudaklarını ısırarak gülmemeye çalıştı. "-Biz bir şey yapmıyoruz ki" İnanamıyormuşum gibi kısa bir kahkaha attım. "-Tabii canım, siz hiçbir şey yapar mısınız?"

Çok geçmeden Atalay abi anahtarı elinde geri geldiğinde Meyra hemen bize döndü. "-Hadi, bu seferlik işiniz var diye sizi gönderiyorum, ama başka zaman kalmazsanız kapıyı bacayı kilitlerim" Tehdit etmeye çalışıyordu, ama yüzündeki gülümseme bütün ciddiyetini bozuyordu. Atalay abi arkasından gülerek, "-Bakmayın siz bu manyağa. Bana gelirseniz sizi elinden kurtarırım" deyince istemsizce güldüm. Meyra ıse hemen başını çevirip ona baktı. "-Ay, kahramandın zaten sen" Onların yine atışacağını anlayınca araya girerek Meyra'ya doğru yürüdüm ve kollarımı açarak ona sarıldım. "-E o zaman bize müsaade" Kollarını bana doladığında günün bütün yorgunluğu bir anlığına üzerimden çekildi sanki. Tam ayrılacakken kulağıma doğru eğildi ve sesini yalnızca benim duyacağım kadar alçalttı. "-Eve gidince ne olursa olsun her şeyi detaylıca yaz" Geri çekilip yüzüne baktığımda sırıtıyordu. Ben de gözlerimi devirdim. "-Sen var ya..." diye mırıldanmamla Meyra omuzlarını kaldırdı. "-Ay ne? Arkadaşımın mürüvvetini görmek ıstıyorum"

Atalay abi arkamızdan, "-Kızım bırak artık kızları" deyince Meyra elini sallayarak geri çekildi. "-Uf tamam tamam, gidin" Zeynep ile de sarıldıktan sonra arabaya doğru yürürken arkamdan hâlâ seslendiğini duydum. "-Yasemin, bekleyeceğim ha!" Başımı çevirip ona baktım. "-Çok beklersin!" Güldüğünü duyunca tebessüm ederek Zeynep'in arkasından yürüdüm. İkimiz de arka koltuğa geçip otururken Atalay abi çoktan sürücü koltuğuna yerleşmiş, aynalarını kontrol ediyordu. Anahtarı kontağa takıp motoru çalıştırdığında arabanın içini kısa bir uğultu kapladı. Zeynep kemerini takıp yanımda iyice yerleşti, ben de başımı koltuğa yasladım. Atalay abi dikiz aynasından bize bakıp, "-Tamam mısınız? bır şey unutmadınız değil mı?" diye sordu ilgiyle. Ben Zeynep'e bakarken ıkımız de bır şey bırakmadığımızdan emin olup başımızı salladık. "-Yok yok, tamamız" Atalay abi birkaç saniye aynadan ikimize baktı, sonra arabayı hareket ettirdi.

Sokak lambalarının ışığı camdan içeri girip yüzlerimizin üzerinden kayarken birkaç saniye sessizce ilerledik. Ama bir süre sonra Zeynep sessizliği bozmak için öne doğru biraz eğildi. "-Ee Atalay, nasılsın görmeyeli?" Atalay abi gözlerini yoldan ayırmadan hafifçe gülümsedi. "-İş güç işte Zeyno, bildiğiniz gibi, her şey aynı" Zeynep'in yüzünde "Zeyno" hitabını duyunca belli belirsiz bir buruşma oldu, hiç sevmezdi. Ama Atalay abiye laf yetiştirmeye de üşenmiş olacak ki sadece camdan dışarı bakıp geçiştirdi. "-Ay, bende aynı vallahi" dedi sonra. "-İnsan bazen nefes almayı bile unutuyor" Bir an durup başını bana çevirdi. "-Değil mi Yasemin?" Dan diye bana dönünce afalladım, fakat sonra neyin peşinde olduğunu anlayıp sabırla nefes verdim.

"-Tabii. Beyin sürekli aynı şeye odaklandığında bir noktadan sonra verimden çok yorgunluk üretmeye başlıyor, mola vermek de önemli" Atalay abi aynadan bana baktı. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi. "-Siz öyle diyorsanız öyledir Psikolog Hanım, dikkat ederiz" Zeynep yanımda bıyık altından güldüğünce yanaklarım yanmaya başladı, sebepsiz bır telaş içimi doldurunca kendımı açıklama gereği duydum. "-Tek ben demiyorum tabii ki. Bilimsel bir şey bu" Zeynep'e doğru sert bakışlar atarken o gülüşünü biraz daha büyüttü. "-Tabii, tabii. Bilimsel" Başımı iki yana sallayıp gözlerimi devirdim. Daha laf yetiştirecektim ki Atalay abi dikiz aynasından bana baktı. "-Yasemin, sen de üçüncü sınıftın değil mi?" Sakınca ona döndüm ve başımı salladım. "-Evet" Atalay abi birkaç saniye düşündü. "-E seneye bitiriyorsun yani?" Böyle söyleyince zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anladım.

Yüzümde tebessümle başımı salladım. "-Öyle" Üniversitenin sonuna yaklaşmanın garip bir tarafı vardı. Birkaç yıl boyunca uzakta duran o "az kaldı" cümlesi şimdi yavaş yavaş insanın ensesine dayanıyordu. Atalay abi parmaklarını direksiyonun üzerinde hafifçe oynattı. "-Peki sonra ne yapacaksın?" diye sordu yavaşça. "-Yani Meyra gıbı İzmir'de çalışmayı mı düşünüyorsun? Yoksa başka bir şehirde bir kliniğe falan gitmek mi istiyorsun?" Sorusu basit görünüyordu, ama zihnimde bir anda birkaç kapı birden açıldı. "-Aslında henüz kesin bir kararım yok" İzmir'de kalmak istiyordum, ama sadece burada kalmak zorundaymışım gibi de düşünmüyordum. "-Önce staj ve yüksek lisans tarafını biraz görmek istiyorum, sonra hangi alanda ilerlemek istediğim daha netleşir herhalde" Zeynep bana yan gözle bakıp hafifçe gülümsedi. "-Bak, yine başladı. Daha mezun olmadan hayatının beş yıllık planını yapıyor" O anlık yaşayanlardandı, bense düzeni severdim.

"-Yapmıyorum" dedim gülerek. "-Sadece seçenekleri düşünüyorum" Atalay abi aynadan bize bakıp başını salladı. "-Bence iyi. İnsan en azından ne istemediğini bilince yarı yolu geçiyor" Zeynep hemen araya girdi. "-Ben ne istemediğimi biliyorum mesela" Atalay abı kaşını kaldırdı. "-Neyi?" Zeynep hiç düşünmeden cevap verdi. "-Sabah sekizde işe gitmeyi" Atalay abi de kahkahayı bastığında bende istemsizce güldüm. Gerçekten hoş bir gülüşü vardı, öyle yüksek sesli ya da gösterişli değil, insanı istemeden gülümseten cinstendi. "-Senin kariyer planın sağlamış, Zeyno" Zeynep'in yüzü yine buruştu. "-Şu Zeyno'yu bir bırak artık Allah aşkına" Söylenmesine rağmen bu kez kendisi de gülüyordu. "-Nereden öğrendiysen..." Atalay abi omuzlarını hafifçe kaldırdı. "-Kaan öyle diyordu ya hep. Oradan ağzıma yapışmış"

Zeynep'in yüzündeki gülümseme yavaş yavaş sönerken sessiz kalıp başını camdan dışarı çevirdi. Ben de bir şey demedim. Atalay abi ise bunu fark etmemiş gibi aynadan bize baktı. "-Bu arada siz ne yaptınız ya? Kaan konuştuğunuzu falan söyledi ama" Zeynep başını koltuğa yasladı. "-Konuştuk, evet. Halletmeye çalışıyoruz diyelim" Atalay abi hafifçe başını salladı. "-Halledin bence de, çok uzadı" Sonra dikiz aynasından bana baktı. "-Yasemin, sizin evi geçtim ya. Önce Zeynep'i bıraksak sorun olmaz değil mi?" Ne ara geçtiğimizi anlayamadan bır an camdan baktım, şımdı dönmenin anlamsız olduğunu anlayınca başımı hemen salladım. "-Yok yok, olmaz. Zaten evlerimiz yakın" Atalay abi sinyalini verip yola devam etti. "-Tamamdır" Zeynep camdan dışarı bakmaya devam ederken Atalay abı bir kez daha ona döndü. "-Ama gerçekten halledin, sonuçta aynı mahallenin çocuklarıyız, yakışmıyor böyle küslük falan"

Direksiyonu bir eliyle tutup diğer eliyle vitesi değiştirdi. "-Kaan da iyi çocuktur. Her ne kadar bazen insanın sinirini tepeden tırnağa çıkarsa da..." Gülerek başını iki yana salladı. "-Siz çocukluktan beri böylesiniz zaten. Kavgalar olmuyor mu sanki? Az baksana Meyra ile bana, ne kadar bır bırımızı yesek de kardeşiz en nihayetinde" Zeynep onun söylediklerine karşılık vermedi, ama dinlediği belliydi. Parmakları dizinin üzerinde yavaşça birbirine değip ayrılıyordu. Atalay abinin benzetmesi pek oturmasa da haklı olduğu yerler vardı. "-Birbirinizi bu kadar iyi tanıyorken sırf inat uğruna birbirinizden uzak durmayın" dedi Atalay abi. "-Hayatta insanın karşısına fırsat hep çıkmıyor, hele çocukluğundan beri yanında olan birini bulmak daha da zor" Zeynep'in bakışları camdan yansıyan kendi yüzüne kaydı. Çok hafif bir gülümseme geçti yüzünden, ama hemen sakladı.

Atalay abi devam etti. "-Kaan seni bilerek üzmek istemez. Sen de onu üzme. İkiniz de birbiriniz için değerlisiniz, bunu ikiniz de biliyorsunuz zaten" Onu ilk kez böyle aklı başında konuşurken gördüğümden sessiz kaldım. "-Bazen bir tarafın ilk adımı atması gerekiyor. Kim haklı, kim haksız hesabını da biraz bırakın yahu" Zeynep sonunda başını çevirip ön koltuğa baktı. "-Haklısın" dedi sessizce. "-Düşüneceğim" Atalay abi aynadan ona bakıp gülümsedi. "-Aferin. Bak, psikolog Yasemin'in yanında bir de ben çıktım başına" Gülerek araya girdim. "-Sen neymişsin ya öyle, Ikı dakikada hayatı sorgulattın bize" Atalay abı kahkaha attı. "-E biz de az değılız, Yasemin"

Sonra dikiz aynasından ikimize baktı. "-Şaka bir yana, insan bazen arkadaşlıklarını da korumayı bilmeli. Her şeyi gurur meselesi yapınca elinde sonunda en çok kendin yoruluyorsun. Kaan'la ne yaşadıysanız yaşadınız, konuşmuşsunuz zaten. Gerisini de zamana bırakın. Birbirinizin hayatından tamamen çıkmak yerine biraz anlayış gösterin. Aynı mahallede büyümüşsünüz, aynı sokaklarda koşturmuşsunuz. Böyle insanların birbirine küsmekten çok birbirine sahip çıkması yakışır" Zeynep sessizce başını salladı. "-Haklısın, ne diyeyim" Atalay abi güldü, "-Biliyorum, ben genelde haklıyımdır" Sözleri benı neşelendirirken Zeynep burnundan gülerek, "-Pek de mütevazısın maşallah" dedi alayla, "-Senı alan hem yaşadı, hemde yandı" Yan gözle bana bakınca immasını hemen anlayıp koluna bir tane geçirdim. Fakat Zeynep hiç oralı olmadı, Atalay abiyle birlikte gülmeye devam etti.

Ben de tam söylenecekken Atalay abinin bakışını dikiz aynasından yakaladım. Birkaç saniyeliğine gözleri benim üzerimde kaldı. Yüzündeki gülümseme hâlâ yerindeydi, ama bakışları gülüşünden biraz farklıydı, daha sakin, daha dikkatliydi. Sanki Zeynep'in ne söylediğinden çok benim verdiğim tepkiyi izliyordu. Göz göze geldiğimizde bakışlarını hemen yola çevirdi, ama dudaklarının kenarındaki o belli belirsiz gülümseme kaybolmadı. Ben ne olduğunu anlayamadan Atalay abi gülüşünü yüzünde tutarak devam etti. "-Siz yeter ki birbirinize sahip çıkın. Arkadaşlık öyle kolay bulunan bir şey değil" Kısa bir an dikiz aynasından ikimize baktı. "-Ne olursa olsun konuşun. Kırılın, kızın, hatta gerekirse birbirinize bağırın, ama birbirinizden vazgeçmeyin. Çünkü insanın hayatında herkes kalmıyor. Yanında kalan birkaç kişiyi de kendi ellerinizle uzaklaştırmayın" Zeynep sessizce başını salladı. Ben ise koltuğa biraz daha gömülüp gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım ve zihnim hiç istemediğim bir anda Meyra'ya döndü.

İçimde küçük bir suçluluk kıpırdadı, çünkü bütün akşam hiçbir şey olmamış gibi davranmıştım. Atalay abinin söyledikleri de sanki tam üstüne basmıştı, oysa ben birkaç gündür Meyra'nın yüzüne bakıp bildiğim bir şeyi bilmiyormuşum gibi davranıyordum. Zihnim istemeden o güne geri döndü.

Meyra yine bilekliğini bulmam için ısrar etmişti. Nerede olursa olsun kesinlikle bulmam gerektiğini söylüyor, bir yandan da benim söylene söylene abimin odasına girmemi bekliyordu. "-Odasına falan bak, belki oradadır" demişti. Ben de onun dediğini yapıp odasına geçmiştim. Çekmeceyi açıp bilekliği ararken elim birkaç eşyanın arasına takılmış, çekmecenin en arkasında duran küçük kırmızı bir kutuyu ortaya çıkarmıştı. Önce önemsemeden kenara itecektim, sonra nedense elim durdu. Belki abimin bana ya da anneme hazırladığı bir sürprizdi diye düşündüm. Onun böyle şeyleri son ana kadar saklayabildiğini bildiğim için kutunun öylece orada durması bile merakımı dürtmüştü. Elime alıp birkaç saniye çevirdim. Küçüktü, kırmızıydı ve üzerinde hiçbir şey yoktu. "-Bu neymiş acaba?" diye kendi kendime mırıldanıp kapağını kaldırdım ve gördüğüm şeyle beynimden vurulmuşa döndüm.

Kutunun içinde bir yüzük vardı. Öyle herhangi bir yüzük değil, ilk bakışta bile ne olduğunu anlayabileceğin, sade ve zarif bir evlilik yüzüğü. Gözlerim kutunun içindeki o küçücük halkaya kilitlenirken elim havada kalmıştı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünemedim, sonra kalbim sanki cevabı benden önce bulmuş gibi bir anda hızlandı. Abim neden çekmecesinde evlilik yüzüğü saklıyordu? Kutuyu kapatmayı bile unutmuş, sadece ona bakıyordum. İlk aklıma gelen şey bunun bir şaka ya da başkasına ait bir eşya olabileceğiydi, ama kutuyu elime alırken ki o garip his bunun sıradan bir şey olmadığını söylüyordu. Meyra'ya olamazdı. Olmazdı, çünkü abimle Meyra'nın arasındaki şey birbirlerini sevseler bile evlilik teklifine gidecek türden değildi, ikisi daha birbirlerinin yanında beş dakika duramadan kavga çıkarıyordu. Hem abim Meyra'ya o gözle bakmıyordu bile. En azından söyledığı kadarıyla... O zaman geriye kim kalıyordu?

Gözlerim yeniden yüzüğe indi. İçimden bir ihtimal geçti ve daha düşüncemi tamamlamadan gözlerim büyüdü. Allah kahretsin! Abim yoksa Sude ablaya evlenme teklifi mi edecekti? Kutuyu elimde biraz daha sıkarken zihnimde bir anda yüzlerce soru birbirinin üstüne binmeye başladı. Ne zamandır? Ne zaman karar vermişti? Sude ablanın haberi var mıydı? Daha da önemlisi Meyra'ya bunu nasıl söyleyecektim? O abimle ilgili hayaller kurarken, onunla geleceğe dair küçücük de olsa bir ihtimali kalbinin bir köşesinde taşırken, ben karşısına geçip başka bir kadına evlenme teklif etmek üzere olduğunu mu söyleyecektim? Üstelik bunu kesin bile bilmiyordum, ama Meyra'nın yüzünü düşündüğüm anda içimdeki düğüm daha da sıkılaştı. Çünkü onun umutlarını kırma ihtimali bile canımı yakıyordu. O benim en yakın arkadaşım, canımdı. Öte yandan abim..

Meyra'dan gördüğümü sakladığım için kendimi kötü hissediyor, bir yandan da henüz ne olduğunu bile bilmediğim bir şeyi anlatıp onun kalbine gereksiz yere taş koymaktan korkuyordum. Belki de yüzüğün Sude ablayla hiçbir ilgisi yoktu. Belki abim başka bir şey planlıyordu. Belki de ben tek bir yüzükten koskoca bir hikâye çıkarıyordum. Ama ya çıkarmıyorsam? Gözlerimi kapatıp başımı arabanın koltuğuna yasladım. Zeynep'in gülüşü ara sıra konuşan Atalay abının sesiyle birbirine karışırken zihnimde yalnızca o kırmızı kutu ve Meyra'nın yüzü vardı. Bana güvenerek her şeyi anlatan Meyra'nın. En küçük sevincini bile benimle paylaşan, kafasına taktığı en saçma şeyi bile gece yarısı arayıp anlatan Meyra'nın. Şimdi ise onun bilmediği bir şeyi biliyordum ve gerçek sanki avucumda taşıdığım küçük bir taşmış gibi durmadan ağırlaşıyordu. Ne ona söyleyebiliyordum ne de içimde tutabiliyordum.

Başımı cama yaslayıp dışarıdaki ışıkların birbirine karışmasını izlerken ondan böyle bır şey saklamamam gerektiğinin farkındaydım, ama bunu nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Meyra'nın yüzüne bakıp "Abim başka birine evlenme teklif edecek galiba" demek onun aylardır içinde büyüttüğü bütün umutları yerle bir etmek gibi geliyordu. Üstelik bundan bile emin değildim. Elimde yalnızca küçücük kırmızı bir kutu ve içindeki yüzük vardı, gerisi benim korkularımın birbirine eklediği ihtimallerdi. Belki de sabah olduğunda her şeyin bambaşka bir açıklaması çıkacaktı, ama Meyra'ya hiçbir şey söylemeden onunla konuşmaya devam etmek de içime sinmiyordu. Çünkü biz birbirimize susmayı değil, en zor şeyleri bile anlatmayı öğretmiştik. Şimdi ilk kez anlatmakla susmak arasında kaldığım yerde ikisinin de can yakabileceğini öğreniyordum...

****************************************************************************
Ve bölüm sonuuuu! ✨

Bölümü nasıl buldunuz bakalım? Hadi yorumlarda buluşalım, merak ediyorum neler düşündüğünüzü. 👀🫶🏻

Yasemin'i sevenler bir el kaldırsın! 🙋🏻♀️ Peki sizce şimdi neler olacak? Yasemin'in yerinde olsaydınız siz ne yapardınız?

Atalay hakkında düşünceleriniz neler? Ilk kez böyle aklı başında konuştuğuna şahit oluyoruz... Gözlerim yaşardı. Evladım, gurur kaynağım😂👏🏻

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi mutlaka yazın aşklar, yorumlarınızı okumayı gerçekten çok seviyorum. 🥹💗 Oy vermeyi de unutmayın! 🫶🏻

Bir sonraki bölümde görüşmek üzereee. Kendinize iyi bakın, sağlıcakla kalın canlarım. 🫂✨ Bayyy! 💋