36. bölüm · KUTLU YEMİN
📖 36. Bölüm – Sessizlikteki Çatlaklar
Yasir uzun yıllardan sonra ilk kez büyük bir savaşın ardından duruyordu.
Ayub seferi sona ermişti.
Kılıçlar susmuştu.
Ama insanın içindeki savaş…
kolay bitmiyordu.
Ordu Paris Kalesi’ne döndüğünde halk sokaklara döküldü.
Kapılar açıldı.
Askerler yorgundu.
Bazıları yaralı…
bazıları eksikti.
Ama yine de herkes aynı şeyi haykırıyordu:
“Yasir!”
“Yasir!”
Emir Baran atından inerken çevresindeki askerler ona farklı gözlerle bakıyordu artık.
Fısıltılar yayılıyordu:
“Zagros Dağları’nın Aslanı…”
Baran bunu duydu.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Gece olduğunda büyük salon yeniden toplandı.
Masanın etrafında:
Yasir
Emir Baran
Melikşah
Selahattin
Zeynep
vardı.
Sessizlik hakimdi.
İlk konuşan Melikşah oldu:
“Askerler yorgun.”
“Yeni sefere hazır değiller.”
Selahattin başını salladı:
“Halk da öyle.”
Yasir sustu.
Çünkü haklıydılar.
Tam o sırada içeri bir asker girdi.
Yüzü gergindi.
“Efendim…”
“Sorun var.”
Yasir gözlerini kaldırdı.
“Ne oldu?”
Asker yutkundu.
“Bazı beyler…”
“Vergileri ödemeyi reddediyor.”
Salondaki hava değişti.
Ayub seferi büyüktü.
Ama uzun savaşlar…
her zaman içeride çatlaklar bırakırdı.
Zeynep sessizce konuştu:
“Bu beklenirdi.”
Herkes ona baktı.
“Uzun savaşlar halkı korkutur.”
“Korkan insanlar da güçsüz
liderler arar.”
Yasir düşünceliydi.
“Yani?”
Zeynep gözlerini ona çevirdi:
“Bu artık kılıç meselesi değil.”
“Devlet meselesi.”
Toplantı bittikten sonra herkes ayrıldı.
Yasir kalenin balkonunda yalnız kaldı.
Aşağıda sessiz şehir vardı.
Bir süre sonra yanına biri geldi.
“Yorgunsun,”
dedi Zeynep.
Yasir hafifçe güldü.
“İlk kez mi belli oluyor?”
Zeynep de hafifçe gülümsedi.
Sonra ciddi bir şekilde konuştu:
“İnsanlar seni yenilmez sanıyor.”
Yasir gözlerini uzaklara dikti.
“Değilim.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama olmak zorundayım.”
Zeynep bu sözlerden sonra sustu.
Sonra yavaşça:
“Bazen…”
“Bir insanın yükünü paylaşması gerekir.”
Yasir ona baktı.
Uzun süre…
hiç konuşmadan.
Rüzgâr esiyordu.
Meşaleler hafifçe sallanıyordu.
Ve ilk kez…
Yasir savaş dışında bir şeyi düşünüyordu.
Ama uzakta…
karanlığın içinde biri onları izliyordu.
Yüzü görünmüyordu.
Sadece tek bir şey duyuldu:
“Yakında başlayacak…”
