10. bölüm · Kıyıya vuran dalga

Yanlış zaman

Iam_zynap ~

Kılıç mutfağın girişinde, o uykusuzluğun yorgun ama bir o kadar da derin yeşil gözleriyle bana bakarken mutfaktaki sessizlik buz gibiydi.

Elindeki mor kurdeleyi ve üzerindeki o pişmanlık dolu notu bırakmıştı. "Haklıydın," demişti. "Sınırı aştım."

Boğazım kurumuştu. Ona haddini bildirmiştim ama bu hali, o kumsaldaki kurtarıcı çocuğun kırılganlığına o kadar benziyordu ki, sert durmak .imkansızdı.

"Affetmek..." diye fısıldadım, sesim fırtınanın uğultusundan bile daha kısıktı. "Affetmek o kadar kolay değil Kılıç. Ama... ama bu gece, bu not için..." Cümlemi tamamlayamadım.

Notu ve kurdeleyi elimde sıkıca tutarak mutfak masasından bir bardak su aldım ve hızlı adımlarla yanından geçip yukarı, odama çıktım.Odamda saatlerce yatağımın içinde döndüm durdum.

Kılıç’ın notu cebimde, mor kurdele ise bileğimdeydi. O yeşil gözlerdeki pişmanlık, kütüphanedeki o tehlikeli tutkuyu bile unutturmuştu. Gece yarısı su içmek için tekrar aşağıya, mutfağa inmek zorunda kaldım.Odamdan çıkıp koridorun karanlığında ilerlerken, tuvaletin kapısının önünde bir gölge gördüm. Kılıç’tı. Duvara yaslanmış, elinde su bardağıyla duruyordu.

Beni gördüğünde hiç şaşırmadı, sanki beni bekliyordu."Uyamadın mı?" dedi, sesi o karanlıkta kadife gibi.

yankılanarak."Su..." dedim sadece, boğazım hala kurumuştu.Kılıç yavaşça yaklaştı. Aramızda güvenli bir mesafe bıraktı ama o derin yeşil gözleri, karanlıkta bile beni görebiliyormuş gibi parlıyordu.

"Mutfaktaki not için..." diye mırıldandım, bu sefer sesim daha kararlıydı. "Teşekkür ederim. Ben de..." Yutkundum. "Ben de sert çıktım. Özür dilerim."

Kılıç’ın dudakları belli belirsiz yukarı kıvrıldı; bu seferki gülümsemesi karanlıktan çok, bir şefkatti. "Hak ettim," dedi.

Mutfakta su içerken arkamda bir hareketlilik hissettim. Kılıç, mutfağın girişinde duruyordu, koridordaki karşılaşmamızın ardından beni takip etmişti. Bir süre sessizce birbirimize baktık.

O yeşil gözlerde kütüphanedeki o tehlikeli, yakıcı pırıltı tekrar belirmişti ama bu sefer daha kontrollü, daha derin bir arzu vardı.

Bardağı tezgaha bıraktığımda, Kılıç bir adım daha yaklaştı. Artık kaçacak yerim yoktu; arkamda buz gibi mermer tezgah, önümde ise orman yeşili gözleriyle beni hapseden o adam vardı.

"Özür dilerim dedin..." diye fısıldadı Kılıç. Sesi o kadar derinden geliyordu ki, göğüs kafesimin sarsıldığını hissettim. "Ama bu gece özürler yetmeyecek İnci."

Elini yavaşça boynuma yerleştirdi. Başparmağı çenemi hafifçe yukarı kaldırdığında, nefesim boğazımda düğümlendi. On yıl boyunca rüyalarımda bile dokunmaya korktuğum o sıcaklık, şimdi tenimi yakıyordu.

Kılıç eğildi, aramızdaki o son milimi de yok etti.Dudakları dudaklarıma değdiği an, dışarıdaki fırtınanın sesi kesildi. Sadece kalbimin o vahşi atışını ve Kılıç’ın sahiplenici nefesini duyabiliyordum. Bu bir öpücükten fazlasıydı; bir itiraftı, bir borcun tahsilatıydı ve en çok da on beş yıllık bir özlemin çığlığıydı. Kılıç, sanki dünyada başka hiç kimse, hatta üst katta uyuyan abim bile yokmuş gibi beni kendine mühürledi.

Kılıç’ın dudakları dudaklarıma değdiği o ilk saniyede, içimdeki on yıllık o buz dağı gürültüyle çöktü. Korku, yerini dizginlenemez bir açlığa bıraktı. Kılıç benden bir hamle bekliyormuş gibi duraksadığında, ellerimi onun ensesine, o sert saçlarına doladım ve onu kendime daha sert çektim.

Evet, karşılık veriyordum. On beş yıl boyunca rüyalarımda kaçtığım o yeşil gözlü fırtınanın tam kalbine atlıyordum.Kılıç, karşılık vermemle birlikte boğuk bir ses çıkardı; bu bir zafer nidası gibiydi. Belimi kavrayan eli tişörtümün altından çıplak tenime değdiğinde, mermer tezgahın soğukluğuyla onun avucunun yakıcı sıcaklığı arasında sıkışıp kaldım.

Dudaklarımız birbirine mühürlenmişken, mutfağın karanlığı bile bu ateşi söndürmeye yetmiyordu. Abimin üst katta uyuyor olması, her an aşağı inebilecek olması umrumda bile değildi; şu an dünyada sadece Kılıç’ın o odunsu kokusu ve dudaklarımdaki o yasak tadı vardı

Mutfaktaki o yakıcı öpücüğün ateşi henüz dudaklarımızda alev alev yanarken, yukarıdan gelen o ses mutfağın sessizliğini bir cam gibi tuzla buz etti.

Arda’nın uykulu ama net sesi, ahşap merdivenlerin gıcırtısıyla harmanlanarak aşağı doğru süzüldü."İnci? Ayakta mısın güzelim? Işıklar mı yanıyor yine?"

Zaman durdu. Kılıç’ın yeşil gözlerinde o kütüphanedeki vahşi avcı ifadesi belirdi; ama bu sefer hedef ben değildim, bizi korumaktı.

Mutfaktaki o yakıcı öpücüğün ateşi henüz dudaklarımızda alev alev yanarken, yukarıdan gelen o ses mutfağın sessizliğini bir cam gibi tuzla buz etti. Arda’nın uykulu ama net sesi, ahşap merdivenlerin gıcırtısıyla harmanlanarak aşağı doğru süzüldü."İnci? Ayakta mısın güzelim?"Zaman durdu.

Kılıç’ın yeşil gözlerinde o kütüphanedeki vahşi avcı ifadesi belirdi; ama bu sefer hedef ben değildim, bizi korumaktı. Arda’nın ayak sesleri ilk basamağa bastığı an, Kılıç beni belimden kavradı. Hamlesi o kadar ani ve sertti ki, nefesim kesildi.Beni mutfağın karanlık köşesindeki, o eski ve gıcırdayan kiler kapısına doğru sürükledi. Arda’nın gölgesi merdiven boşluğunun duvarına düştüğü saniyede, Kılıç kiler kapısını tek bir elle açtı. Beni, o rutubetli, eski erzak kokan daracık karanlığın içine sertçe itti. Sırtım soğuk ahşap raflara çarptığında, Kılıç üzerime eğildi.Yüzü yüzüme milimler kala durdu.

O derin yeşil gözleri, karanlıkta bir kurdun gözleri gibi parlıyordu. Sol eliyle ağzımı sıkıca kapattı, sağ eliyle belimi daha sıkı kavrayıp beni duvara yapıştırdı. Aramızda sadece sızan ince bir ışık ve Kılıç’ın o odunsu kokusu vardı.

"Nefes bile alma," diye fısıldadı kulağıma. Sesi bir emir değil, bir hayatta kalma çığlığıydı. "Sesini çıkarırsan, o borcu hayatımla öderim... Ve inan bana İnci, bu an için buna değer."

Kiler kapısını üzerimize kapattı. Karanlık tamdı. Sadece Kılıç’ın sıcak nefesini ve kalbinin o vahşi, göğüs kafesimi döven atışını hissedebiliyordum.Dışarıda, Arda’nın ayak sesleri mutfak zeminine bastı. Işık düğmesine basıldı ve kilerin altından ince bir ışık çizgisi sızdı.

"Kılıç? Oğlum, sen daha uyumadın mı?" dedi Arda, sesi kiler duvarlarında yankılanarak.Kılıç, ağzımdaki elini çekmeden, sırtını kiler kapısına yasladı. Aramızda sadece ince bir tahta parçası vardı. Arda’nın kapı koluna uzanan eli metalin gıcırdamasına neden olduğunda, Kılıç’ın bedeni daha da gerildi."Uyku tutmadı," dedi Kılıç.

Sesi o kadar sakindi ki, az önce beni kucağına alıp buraya mühürleyen adamın o olduğuna inanmak imkansızdı.

"Fırtına dindi ama denizin sesi hala odanın içinde sanki. Su içmeye inmiştim."Arda’nın gölgesi kiler kapısının aralığına düştü. "Garip," dedi Arda uykulu uykulu. "Işık yanınca mutfakta bir karaltı gördüm sandım. İnci de mi inmedi? Bu kızın susayınca buraya damlayacağını biliyorum, kesin bir yerlerde saklanıp beni korkutmaya çalışıyordur."

Arda’nın eli kilerin kapı kolunu zorladığında Kılıç’ın bedeni daha da kaskatı kesildi. Nefesimi tuttum. Akciğerlerim yanmaya başladı. Eğer bu kapı açılırsa, on yıllık o büyük sır mutfağın zeminine bir kan gölü gibi yayılacaktı.

Tam anlamıyla ne kadar bilebilirsek o kadar bitmiştik...

Bu bölümü biraz kısa tuttum kusura bakmayın ama bir sonraki bölüm biraz kaoslu geçecek. Peki bu bölüme ne diosunuz?? Yazarken çok eğlendim mükemmeldi sırıtmama engel olamadım. Umarım bu hisleri en iyi şekilde anlamışsınızdır.
Seviliyorsun M. Kesin sende bölümü okurken çıldırdın
Sevgilerimle~Z.
SPOİLER~
Kılıç sanki benim orada olduğumu unutmamış gibi kapıya sırtını yasladı ve abime dönüp o buz gibi cümleyi kurdu:
'Biliyor musun Arda, bazen en büyük sırlar en yakınımızdaki kapıların arkasında saklıdır. Ve sen o kapıyı açtığında, hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmaz.' "