2. bölüm · Kıyıya vuran dalga
Hata payı
Nisa, Beren, Kumsal, Arda, Emir ve Rüzgar… Liseden beri hayatımın içindeydiler. Aynı sıraları paylaşmış, aynı sınav stresine girmiş, aynı kantin masasında saatlerce oturmuştuk. Arda, Emre ve Nisa birden bire grubumuza dahil olmuşlardı çünkü bizden 1 yaş büyüklerdi.zamanla aramızdaki mesafe eriyip gitmişti. Farklı karakterlerdik belki ama bir araya geldiğimizde ortaya tuhaf bir uyum çıkıyordu. Güzel bir gruptuk. Bizi birbirimize bağlayan asıl olay ise benim okula ilk gelişimdi.
Abim ve arkadaşları “sınıfı kontrol etmeye” gelmişlerdi sözde. O gün koridorlar bana yabancı, yüzler soğuk geliyordu. Tam o anda Emre’nin bakışlarının Beren’e takılı kaldığını fark etmiştim. Aşık olmuştu. Hem de ilk görüşte. Emre’nin, Beren’e yaklaşabilmek için benden taktik almaya çalışmasıyla aramızda bir bağ oluşmuştu. Bir de başlarda Rüzgar’ın bana yürüdüğünü sanıp çocukca geri çekilmesi vardı… O yanlış anlaşılma hâlâ aklıma geldikçe yüzümde hafif bir tebessüm bırakır.
arabadaydık. Dışarısı gerçekten soğuktu; camın buğusuna parmakla şekiller çizilecek kadar. Sokak lambaları sarı ışıklarıyla ıslak asfaltı parlatıyordu.
Abimin “ceket al” ısrarını dinlediğim için içim rahattı. İnce ama sıcak tutan ceketime daha sıkı sarıldım.
Abim direksiyondaydı, yüzü ciddi ama rahat görünüyordu. Kılıç yanında oturuyor, aralarında alçak sesli bir sohbet dönüyordu. Ben arka koltukta camdan dışarı bakıyordum; şehir ışıkları gözlerimde uzayıp gidiyordu. Arabaya bindiğimizden beri tek kelime etmemiştim. İçimde garip bir heyecan vardı.
Parti mekânına vardığımızda müzik daha kapıdan taşmıştı. Bass sesleri göğsümde hafif titreşim yaratıyordu. Arabadan indiğim an soğuk hava yüzüme çarptı ama içeriden yükselen sıcaklık ve kalabalık uğultusu o soğuğu bastırıyordu.
İçeri adım atar atmaz ağır bir içki kokusu burnumu doldurdu; parfüm ve sigara dumanına karışmış keskin bir koku… Abim kapıdan girer girmez eline bir bardak almış, hiç beklemeden kafasına dikmişti. Işıklar loştu; mor ve mavi spotlar kalabalığın üzerine düşüyor, yüzleri arada kaybediyordu.
Gözlerim kalabalığın içinde dolaştı. Kılıç ortalıkta yoktu. Abime sormak için ilerleyecekken karşımda bana doğru yürüyen Nisa’yı gördüm. Uzun saçları omuzlarından dökülüyor, gözleri her zamanki gibi canlı bakıyordu. Gülerek yaklaştı bana; o gülüşte hafif bir meydan okuma vardı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim. Yanıma geldiğinde eliyle etrafı gösterip “Nasıl olmuş?” dedi.
“Vallahi müthiş olmuş,” dedim. Gerçekten öyleydi; kalabalık coşkulu, müzik enerjikti.
Nisa elime bir içki tutuşturdu. Soğuk bardak parmaklarımı üşüttü. Hiç düşünmeden ağzıma götürüp kafama diktim. İçki boğazımı yakarak indi ama o yanma hoşuma gitmişti. Aklım hâlâ Kılıç’taydı. Neredeydi?
Gözüm abime takıldı. Kokteyl masasının yanında durmuş, dans eden kalabalığı izliyordu. Gözleri birini arıyormuş gibi dolaşıyordu. İçkisinden yavaşça bir yudum aldı. Nisa boş bardağını bir garsona verip yenisini aldı ve birlikte abimin yanına yürüdük.
“Bakıyorum da şimdiden başlamışsınız,” dedi abim hafif alaycı bir tonla. Sanki elindeki bardak görünmüyormuş gibi.
“Sen kendi işine bak,” diye tersledi Nisa. Aralarında eskiden beri tuhaf bir gerilim vardı. Nisa’nın abimi sevmediğini biliyordum ama bu kadar açık bir öfke beklemiyordum. Abimin dudağının kenarında çapkın bir gülüş belirdi. Nisa’yı sinirlendirmekten keyif alıyordu sanki. Nisa gözlerini devirdi, bakışlarını başka yöne çevirdi.
Tam o sırada kalabalığın arasından Emre ve Beren bize doğru yaklaştı. Beren’in yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı. Bordo elbisesi ışık altında koyu şarap rengine dönüyordu. Dar kesimi vücuduna zarifçe oturuyor, etekleri yere doğru süzülüyordu. Baldırından yukarı doğru uzanan yırtmaç her adımında hafifçe aralanıyor, hareketine ayrı bir zarafet katıyordu. Ön kısmındaki sade dekolte abartısız ama etkileyiciydi.
Emre siyah örgü bir kazak giymişti; koyu lacivert pantolonu ve düzgün saçlarıyla sade ama dikkat çekici görünüyordu. Gözleri sürekli Beren’deydi. Yan yana geldiklerinde aralarındaki elektrik hissediliyordu. Bakışmaları, küçük tebessümleri…
Tam bir sevgili gibiydiler.
Yanımıza ulaştıklarında gülümseyerek olduğum yerde doğruldum.
“Selam,” dedim.
Tam o sırada arkamdan bir “Selamlar,” sesi geldi.
Sesin sahibine döndüğümde Rüzgar’ı gördüm. Ne zaman gelmişti fark etmemiştik bile. Sırıtarak yanımıza doğru yürüyordu. Onun o hafif yaylanarak attığı adımlar… Hepimize komik gelirdi. Kendine has bir havası vardı; biraz rahat, biraz umursamaz.
Üzerinde savaş beyazı gibi parlak bir gömlek, altında lacivert pantolon vardı. Fazla özenmemiş gibiydi ama yine de dikkat çekiyordu.
“Eee, Kumsal nerede?” diye sordu.
Omuz silktim. Gerçekten bilmiyordum.
Arda hafifçe beni kenara ittirip aramıza geçti. Yuvarlak kokteyl masasının etrafında altı kişiydik ama eksik hissediliyordu. Kumsal ve Kılıç ortada yoktu.
Sağımda Rüzgar, onun yanında abim vardı. Emre ve ben yan yana duruyorduk. Arda’nın diğer yanında Nisa… Açıkçası Arda’nın bilerek Nisa’nın yanına geçtiğini düşündüm. Onu sinirlendirmek için. Nisa’nın yüzündeki gergin ifadeden de bunu başardığı belliydi.
İçimde büyüyen huzursuzlukla abime doğru yürüdüm. Tam karşısında durdum.
“Arda, Kılıç nerede? Hem arkadaşını çağırıyorsun hem de kaybediyorsun. Bayağıdır yok,” dedim, sesimdeki siniri saklamadan.
“En son tuvalete gitmişti,” dedi düz bir sesle.
“Bu çocuk tuvaletin içine mi düştü Arda?”
“Çok merak ediyorsan git bak,” dedi sertçe.
“Sana soran da kabahat,” diye mırıldanıp arkamı döndüm.
Müziğin gürültüsünü yararak tuvalete doğru yürüdüm. Koridor daha loştu, ışıklar daha sarıydı. İçimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı. Tuvaletin önüne geldiğimde durdum.
Ve gördüm.
Kılıç tam karşımdaydı. Ama yalnız değildi.
Bir kız duvara yaslanmıştı. Kılıç elleri belinde, yüzü yüzüne çok yakın…
Kız onu öpüyordu. Kılıç’ın elleri kızın belinde gezinirken hiç tereddüt etmiyordu. Sahne donmuş gibiydi. Müziğin sesi bir anda uzaklaştı sanki. Sadece kalbimin atışını duyuyordum...
Selam! Buraya kadar okuduysan yine teşekkür ederim. Bölüm hakkında yorum veya satir arası yorum yapmayı unutmayın. Peki karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz? Karakterleri çoğunu kısmen tanıdık veya kişiliklerini anımsadınız (umarım öyledir :D) kitabın konusunu anlatırken de dediğim gibi kılıç hiç beklemediğimiz bir şey yapacak. Ama kastettiğim bu değildi...
Bu bölümü burada noktalarken, satırların arasına saklanan duygulara benimle birlikte eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim💗
Tekrardan M. Ye teşekkür ediyorum🎀
Asıl yüzleşmeler ve cevaplar bir sonraki bölümde sizi bekliyor.
Bir sonraki sayfada buluşmak dileğiyle...💝
Bölüm sonu spoimiz~
Bilinmeyen kişi~
Yüzüne uzun uzun baktığımı fark edince, gülüşü bir anda sönüverdi. Az önceki sıcaklık yerini tedirgin bir ifadeye bıraktı. Kaşları hafifçe çatıldı, bakışları üzerimde asılı kaldı.
“Gülüşüm değil mi problem?” dedi.
Başımı hafifçe yana eğdim. Sakin görünmeye çalışıyordum ama içimdeki telaş sesime ince bir çizgi gibi sızmıştı.
“Problem?”
Bir adım yaklaştım. Aramızdaki mesafe neredeyse yok denecek kadar azaldı. Onun parfümü hafifçe burnuma çarptı; temiz ve tanıdık.
“Mümkünse her zaman gül.”
Gözlerim yanağına kaydı. O tek gamzeye. Az önce yokmuş gibi davranmaya çalıştığım detaya.
“Tek gamzen olduğunu bilmiyordum.”
