8. bölüm / 48
KİRAZLI TURTA -Yaz Kurgusu-8 🥧
Bölümler 48Şu an: 8 🥧
- 1 1 🥧1.768 kelime
- 2 2 🥧1.128 kelime
- 3 3 🥧1.524 kelime
- 4 4 🥧1.510 kelime
- 5 5 🥧1.681 kelime
- 6 6 🥧1.617 kelime
- 7 7 🥧889 kelime
- 8 8 🥧1.760 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 91.755 kelime
- 10 101.635 kelime
- 11 111.793 kelime
- 12 121.416 kelime
- 13 131.636 kelime
- 14 141.867 kelime
- 15 151.473 kelime
- 16 162.077 kelime
- 17 171.133 kelime
- 18 181.721 kelime
- 19 191.671 kelime
- 20 201.865 kelime
- 21 211.804 kelime
- 22 221.556 kelime
- 23 23🥧1.617 kelime
- 24 24 🥧1.507 kelime
- 25 25 🥧2.109 kelime
- 26 26 🥧2.640 kelime
- 27 27 🥧1.333 kelime
- 28 28 🥧 -Magazinsel1.848 kelime
- 29 29 🥧1.276 kelime
- 30 30 🥧1.924 kelime
- 31 31 🥧1.996 kelime
- 32 32 🥧1.511 kelime
- 33 33 🥧1.999 kelime
- 34 34 🥧1.800 kelime
- 35 35 🥧1.764 kelime
- 36 36 🥧1.433 kelime
- 37 37 🥧1.900 kelime
- 38 38 🥧1.655 kelime
- 39 39 🥧1.322 kelime
- 40 40 🥧1.255 kelime
- 41 41 🥧1.651 kelime
- 42 42 🥧1.681 kelime
- 43 43 🥧1.902 kelime
- 44 44 🥧1.732 kelime
- 45 45 🥧1.712 kelime
- 46 46 🥧1.826 kelime
- 47 47 🥧2.368 kelime
- 48 48 🥧 - FİNAL- Vedalar Her Zaman Ağlatır Mı?2.356 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Oy verip yorum yaparsanız sevinirimmmm
Keyifli okumalarrr
🍰
Az önce siparişini aldığım beş kişilik arkadaş grubunun kahvelerini servis ederken ablam tezgâhın arkasından bana gelmemi işaret etti. Servisimi bitirince "Afiyet olsun, başka bir arzunuz var mı?" diye sordum, bir şey istemediklerini söylediklerinde tepsiyle birlikte ablamın yanına gittim.
"Ne oldu abla?"
Annemde kasanın arkasında kalan mutfaktan çıkıp yanımıza geldi, "Efnan hanım aradı." O kadından kötü bir enerji almaya başlıyordum, fakat bunu onlara belli etmemek için merakımı ses tonuma yansıttım. "Niye aradı? Ne olmuş?" Annem sandalyeye oturdu. "Bizi yarın beş çayına davet etti. Ama sadece hanımlar olarak dedi." Niye bu davet beni tedirgin ediyordu ki?
"Bence kesin oğlunu sana yamamaya çalışıyor." diyen ablamdı, annem ise komik bir şey söylemiş gibi güldü. "Ne alaka ayol, onun oğlu hamam oğlanlarına benziyor, kızım istese ben vermem."
Çokta şey etmesen mi acaba anne? Ablam omuz silkti. "Bence o öyle biri değil, hamam oğlanı olsa yanımızda da edepsizlik yapardı." Annem ellerini dizlerine vurdu yavaşça. "Bilmiyorum amacı ne, ama babanıza sordum, o da gidin bana niye soruyorsunuz dedi." Ama sormazsak babam bizi sürekli arayıp nereye gittiniz, daha dönmüyor musunuz, gelin artık diye darlıyordu, ponçik şey bizi özlesede belli etmemek için çabalarken çok tatlı oluyordu.
Havadisleri öğrendikten sonra servise devam ettim, kapının önündeki masalar boşalınca elimdeki bezle onları silmek için dışarıya çıktım, patenimle bir masadan diğer masaya kayıp neredeyse hepsini temizledim. Son bir tane kalmıştı ki geçenlerde evimizin kapısının önünde gördüğüm Maseratinin aynısı karşı kaldırımın yanına park etmişti.
Camları simsiyah olduğu için içinde biri var mı yok mu göremedim, masayı silerken arabanın kapısı açılıp kapandı, ardından kilitlendiğine dair bir ses yükseldi, bir kaç saniye sonra başımı kaldırdığımda geçenki davetin sunucusu olan beyi gördüm.
"Merhaba, hoş geldiniz." derken biraz geri kaydım, "Hoş buldukta, ben Güney, Fetih'in kuzeniyim, siz demene gerek yok." Bu kuzenlerde siz kelimesine karşı genetik bir tik mi vardı? Yinede tebessümümü silmeden başımı salladım, "Tabii, nasıl istersen." yanımdan geçip içeriye girince bende peşinden dükkana girip elimdeki bezi mutfağa bıraktım, o ablama sipariş verirken içeriye aynı anda eniştem ve Fetih girdi.
Güney, ablamla flört etmeye çalışıyordu, zavallı ablamda yüzük takılı sağ eliyle kahve bardağını ona uzattı. "Efendim, nişanlıyım. Rahatsız oluyorum." Eniştem kaşlarını çatarak Güney'in arkasından ona yaklaştı ama kurbanı bunu farketmedi, "Bi seferlik kaçamaktan kime zarar gelir güzellik?"
Eniştem ensesinden kavrayıp onu kendine çevirdi, Fetih ise kenara geçip onları izlemeye başladı benim gibi. "Sana zarar gelir piç herif!" Suratına yumruğu geçirdiği gibi herkesten şaşkınlık nidaları yükseldi. "Siktir git benim asabımı bozma." Eniştem biraz geri çekildi ama Güney kanayan burnuna aldırış etmeden konuşmaya devam etti. "Sen kimsinde karışıyorsun bize?" Sinirle çenesini ovuşturan eniştem "Nişanlısı." dedi. Güney tam kaçacakken bu defa babam onu kapıda yakaladı, ensesine indiridiği osmanlı tokadıyla birlikte onu şutladığında bazı müşteriler yerinden kalkıp hesabı ödeyerek dükkandan ayrıldı.
"Kuzenin ya, kızdın mı?" diye sordum yanımdaki beye hitaben. "Aksine, onu dövdükleri için bu iki beyefendiye teşekkür borçluyum." Yarım bir tebessümle ablamın yanına gittim, beraber mutfağa geçerken annemde babamı sakinleştirmek için dışarıya çıkardı.
Ablamı mutfaktaki üçlü koltuğa oturtup çalışanlardan kısa süreliğine kilerde beklemeleri rica ettim, kiler yeteri kadar genişti orada biraz takılsalar sıkıntı olmazdı umarım.
Kasanın boşta kaldığını farkedince hemen mutfaktan çıktım. Fetih hala buradaydı, yanına adımlayıp uzun kirpiklerinin altından tatlı tatlı mavi gözlerine baktım. "Ya sana zahmet kasada durur musun? Birisi gelirse mutfağa gelip bana haber verebilirsin." Yaslandığı duvardan ayrılıp dikleşti, "Tabii dururum, seve seve. Sen ablanla ilgilen." Minnetle gülümseyip "Sağol." dedikten sonra ablamın yanına geri döndüm.
Sürahiden bir bardağa su döküp ablama uzattım, o suyunu içerken bende yanına oturup sırtını sıvazladım, "Daha iyi misin?" titreyen elleriyle bardağı masaya bıraktı. "O şerefsizle başa çıkamadım o an, çok korktum, kimsede yoktu, idare etmeye çalıştım ama-" Zaten suratının bem beyaz olması beni endişelendirirken birde bunun üstüne ağlamaya başladığında iyice çıkmaza girdim, onu nasıl sakinleştirmem gerektiğini bilmemek bana büyük bir vicdan azabı yaşatıyordu. Daha fazla konuşamadı, ona sarıldım ve başını bağrıma yasladım. Hiçbir şey demeden sadece sırtını sıvazladım, saçlarını okşadım.
Bir dakika sonra eniştem yanımıza gelince ablamın kulağına fısıldadım. "Gideyim mi?" Başını kaldırıp elinin tersiyle göz yaşlarını sildi, onaylar mırıltılar çıkartınca ayağa kalktım, benim yerime eniştem oturunca mutfaktan çıktım, kasaya yönelmiştim ki upuzun bir kuruk ve kahve yapan Fetih'i görünce afalladım.
Hemen yanına gidip kahve makinasının önünden çekilmesi için hafifçe ittim. "Bu kuyruk ne?" Arkasına dönmeye tenezzül bile etmedi, "Bilmem, gelene gelme mi deseydim." Yakışıklı baristaya hangi genç kız hayır derdi ki? Hiç biri masaya oturmamıştı, buda paket alacakları anlamına geliyordu.
Kasaya dönüp en öndeki kadına baktım, "Sanırım sizin siparişiniz hazırlanıyor, müsaadenizle ben bir arkanızdaki hanımefendiden siparişini alayım." Kadın kenara çekildi ama genç kız bana omuz çekti, "Ben siparişimi beyefendiye vereceğim." Arkasındaki diğer herkesten aynı istek yükseldi, arkamdan dolaşıp kasaya kahve bardağını bırakıp ücretini ödemesi için pos cihazını ona uzatan Fetih'e hayretler içinde bakıyordum, şefliği bırakıp barista olmak yolunda hızlı adımlar atması ilginçti.
"Burası benim kafem." diye mırıldandım. "Sanrım artık ortağınızım." Cevabı sinirlerimi bozdu, bu kadar kadın kahve almaya değil gönül kapmaya gelmiş gibi görünüyordu. En sonlarındaki bir kadın kenara geçip sıranın yanından bana doğru ilerlemeye başladı, tam kasanın önünde durduğunda başörtüsünü düzeltti.
"Ben, sırf yakışıklı olduğunu iddia ettiğiniz kişiye salya akıtmaya değil aksine ihtiyacımı almaya geldim," Bunu bana değil sırayı oluşturan kalabalığa söyledi. "En büyük çilekli pastayı paketler misiniz lütfen?" Başımla onu onayladım. Sıradaki herkes ona sayıp söverken kulaklarını tıkayıp onları duymaması hayran olunası bir şeydi.
İstediğini yapıp hemen paketledim, mumları ve yazı kartını poşetin içine koydum, ayrıca sonradan istediği tuzlu kurabiylerinide paketledim. Ödemesinide ben aldım. "Bu arada," dedi. "Cafe'nin hesabından seni takip ediyordum da," Konuyu nereye bağlayacağını merak ettim. "Eli yüzü düzgün birine benziyorsun," Başını Fetih'e çevirdi. "Böyle adamların duvarını fulleme, baksana kızlarla nasıl iyi anlaşıyor." Poşedin iplerini bileğine geçirdi. "Sana bir kız kardeş tavsiyesi." dedikten sonra uzaklaşmaya başladı, tam kapıdan çıkacakken Güney ona çarptı, kadının sesi öyle tizdi ki bağırışını ben bile duydum. "Dikkat etsene!"
Az önce burada dayak yememiş gibi geri gelmeye yüz bulan Güney yüzünü buruşturdu, "Normalde kızlara bilerek çarparım ama sen yanından geçmek isteyeceğim son kişisin." Muhtemelen başörtülü olduğundan dolayı onu avlayamayacağını düşündüğü için böyle söylüyordu, oysa açık yada kapalı farketmez, aklını kullanan hiç bir kızı kandıramayacağını henüz anlamamıştı.
Kadın ona ters ters bakıp dükkandan ayrılırken o bizim yanımıza geldi. "Kuzen salak mısın?" Fetih birine daha istediği kahveyi ikram etti. "Yardım ediyorum." derken ciddi bir iş yapıyormuş gibi kasıntı duruyordu.
Güney göz devirip cebinden telefonunu çıkardı, "Ben gidiyorum, ne halin varsa gör." dükkandan çıkıp uzaklaşınca Fetih'in yanına gittim. Sipariş alıyordu. "Bu kadar yeter, git artık." Onu ittirip kasadan uzaklaştırdım, "Yardım edebilirim." Sesi masumdu ama o kızlarla olan minik muhabbetleri bile gıcığıma gidiyordu. "Sen git maç izle, ne işin var kafede?" Elimle çıkışı gösterdim, "Yolunu kaybettiysen, oradan çıkılıyor."
Yüzünde çapkın bir sırıtış olmasına rağmen buna aldırmadım, aldıracak vaktim yoktu çünkü, dükkan müşteri kaynıyordu. "Peki, nasıl istersen öyle olsun bakalım," Kollarımı önümde çaprazladım, "Görüşürüz." görüşmeşeyelim uzun süre lütfen.
"Ben kahve falan almıyorum." diyen otuzlu yaşlardaki kadın sıradan ayrılmaya yönelmiştiki hızlıca kararımı değiştirip gitsin diye itekleyip durduğum adamı kolundan tutup kasaya doğru ittirdim. "Biz kısa bir şey konuştuk sadece, o hemen yapar kahvenizi." Madem ortağımızdı ve bize yardım etmek istiyordu, o zaman köle gibi burada yakışıklı suratı yüzünden içeriye oluşan kadınlara satış yapacaktı.
Aşağıda vekilim olduğu için bende üst katla ilgilendim, ablamla eniştem dükkandan ayrılınca babam sinir küpü misali ortalıkta dolaşıyor, etrafa gereksiz negatiflik saçmakta sınır tanımıyordu.
Annemde Fetih'i göndermeye çalıştı ama pek sevgili müşterilerimiz bizi kahve almamakla tehdit ettiği için onu gönderemiyorduk.
Koskoca restoranları olan Fetih Mumcu bizim kafede de baristalık yapıyordu. Sahi bu adamın işi gücü yok muydu da gitmek istemiyordu?
Mesaimiz bitene kadar arı gibi çalıştık, hayatımın en yoğun cuma gününü yaşadığımı söyleyebilirdim sanırım.
İçerisi tamamen boşaldığında temizliğe başladık, Meriç'te bize yardıma gelmişti, onunla birlikte üst katı süpürüyorduk, çalışanlarda dükkandan ayrılmıştı, aşağıda kasanın önünde babamın bir tomar parayı Fetih'e vermeye çalıştığını gördüm, beş dakika boyunca ikiside parayı birbirine feslemeye çalıştı, en sonunda Fetih kazandı ve parayı kasaya geri koydurttu.
İşimiz bitince iki kardeş aşağı indik, babam yorgunluk kahvesi yapmamı istedi, Meriç beyde sanki çok yorulmuş gibi babamın yanına geçmiş onada kahvesini şekerli yapmamı söylemişti.
Bugün sadece çilekli ve bisküvili muhallebimiz vardı, ondanda tabaklara servis ettim, kahveleri tepsiye koyup en büyük masanın etrafında oturan ailemin yanına yürüdüm, adetlerimize göre önce misafire ikram edildiği için Fetih'in yanına geldiğimde biraz eğilip ona baktım, "Şuradaki istediğiniz gibi sade ve köpüklü." annemlerin yanında ona siz diyordum çünkü babam samimiyet gösterirsem bizim için bu kadar çalışmasına rağmen onu da şutlayabilirdi, bu gün her ne kadar ona gıcık olsamda hakkını yiyemezdim, en azından bir kahveyi hakediyordu.
Tatlılarıda servis ettim, annemin yanına geçip oturdum, babamla dün akşam ki maçı konuşuyorlardı, babamda Fenerbahçeliymiş, bu sayede onu öğrenmiş oldum.
İkiside bu konudan dert yakınırken kahvelerini içip tatlılarını yediler, yarım saat sonra dükkandan çıkmıştık, kepengi indirip kilidi taktım, biz normalde yürüyerek eve gidiyorduk ama Meriç, her salak erkek kardeşin yapacağı gibi resmen Fetih'in arabasına sülük misali yapışıp her yerini incelemeye başlayınca adamda el mecbur "Sizi ben bırakayım." demişti, babamda aynı oğlu gibi arabalara meraklıydı, bir kere hayır demiş ikinci ısrarda sağ koltuktaki yerini kapmıştı.
Annem, ben ve görgüsüz kardeşimde arka koltuğa bindik, şu anda bindiğim arabadan dolayı aşırı zengin hissediyordum fakat uzun bu his sürmedi, yolumuz ancak üç dakikaydı, araçtan inince herkes birbirine iyi akşamlar dileyip ayrılmışken ben bahçe kapısı nankör kardeşim tarafından yüzüme kapatıldığı için eve girememiştim, çantamdan anahtarımı ararken yanımda birinin varlığını hissedince başımı ona çevirdim, Fetih arabasına yaslanmış beni izliyordu.
"Ne oldu?" Çantamdaki anahtar yerine başka bir şeyi alınca sinirlendim. "İyi akşamlar demedin." Küstüyse gülmekten altıma işerdim. "Çünkü iyi bir akşam geçirmeni istemiyorum." Anahtarlığımı bulduğumda şimdide doğru anahtarı arıyordum.
"Neden?"
Ona ters tars baktım. "Günün yeterince güzeldi zaten, canım kötü bir akşam geçirmeni istedi." Anahtarı bulup yuvasına soktum, açıp içeriye girdim, kapıyı suratına kapatacakken "İyi geceler." dedi. Kapının arkasından kafamı uzatıp "Kötü geceler." diye karşılık verdim. Kapıyı kapatıp eve doğru yürüdüm.
Meriçle yüzüme kapıyı kapattığı için tartışıp odama çıktım, ablam uyuyordu, onu rahatsız etmemeye dikkat ederek üzerimi değiştirdim, odadan çıkıp banyoya gittim, elimi yüzümü yıkayıp sofraya oturdum, yemek yerken Şeker ablam aradı, onunla konaşarak yedik. Klasik bir akşamın ardından odalarımıza geçtik.
Yatağa girmiş uyuyacakken kilit ekranıma bildirim düştü, yarım yamalak bir bakışla mesajın Fetihten geldiğini gördüm.
Fetih: Lütfen bana iyi bir gece dile, çünkü gerçekten gecem kötü geçiyor.
Kiraz: Daha da kötü geceler o zaman.
Fetih: Neye sinirlendin bu kadar?
Kiraz: Birde soruyor musun?
Fetih: Soruyorum çünkü neye sinirlendiğini bilmiyorum.
Kiraz: Saçma sapan insanları bu gün müşterimiz yaptığın için sinirlendim.
Kiraz: Kuzenine sinirliyim.
Kiraz: Sinirliyim işte.
Fetih: Benlik bir sıkıntı yok yani.
Kiraz: Yok, Fetih bey.
Fetih: Hayda.
Kiraz: İyi geceler, Fetih bey.
Fetih: Tamam kötü olsun gecem.
Kiraz : Çok iyi geceler, Fetih bey.
Fetih: Sağol.
✔️✔️
🍰
Bölüm sonuuuu
Evet önceki bölümde beş çayına gideceğiz dedim ama bölüm öyle çok uzar
Günün ikinci bölümünde gideriz beş çayına
Oy verip yorum yaparsanız sevinirimmmm
Takipte kalınnn
Bölüm etkileşimi
