KİRAZLI TURTA -Yaz Kurgusu- kitap kapağı

24. bölüm / 48

24 🥧

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 48Şu an: 24 🥧

Oy verip yorum yaparsanız sevinirimmmm

Keyifli okumalarrr

🍰

Yaşaması en zor geceler mumunuz çalındığında gerçekleşirmiş.

Benim hayat ışığım, aydınlığım, gözümün nuru annem sevgisini benden çalıyordu günlerdir. Onu tanıyamıyordum artık. Ne güzel bir aileydik oysa, sevgi ve huzur doluyduk, son zamanlarda ya nazara gelmiştik yada birbirimize duyduğumuz sevgiyi azaltacak kadar yorulmuştuk.

Kendimi bildim bileli ailem hiç kısıtlayıcı insanlar olmamışlardı. Dumura uğruyorum bu yüzden.

Mesela bir erkekle arkadaş olmama, okuma hayatıma ve ya kıyafetlerimin boyuna asla karışmazlardı. Koruyucu bir tutumları vardı evet, bu doğruydu, ama kuşu kafese koyarak korumanın yanlış olduğunu bilirlerdi, kuşu eğitip uçmayı kaçmayı öğreterek muhafaza etmeleri gerektiğini bilecek kadar bilgili insanlardı.

Peki annem niye böyleydi? Fetih'e neden tilt olduğunu anlayamıyordum, hiçbir saygısızlığını görmemiştik, sorun Efnan cadısı ise ben düşmanımla baş etmesini bilirdim. Bunu anneminde bildiğini sanıyordum ama yanılmışım, belkide bana bu konuda güvenmiyordu.

"Kiraz," Annem her zaman dik durur başını eğmezdi, çenesi hep havada olurdu, kibrinden değil bize kendini güçlü gösterme çabasından dolayı böyleydi, arkamızda dağ gibi annemiz var diyebilmemiz için çabalardı çoğu zaman. "Seni dinlediğimi söylemiştim anne."

Derin bir nefes verirken açık kahve gözlerini yavaşça yumdu, bazen dilinden dökülen kelimelerin canımızı yaktığı olurdu, kendini dizginlemeye çalışırken zorlandığını görebiliyordum. "Fetihle aranda tam olarak ne var?"

Her şey ve hiçbir şey.

İşte bu soru canımı yakıyordu, çünkü Fetih'e aşık olduğumu bilsemde insanlar bana neyine aşık olduğumu sorduğunda verecek cevabım yoktu. Öylesine aşık değildim ama geçerli bir sebepte bulamıyordum.

"Aramızda ki şey netleşince sana zaten söylerim anne, bunu sende biliyorsun." ellerini dizlerinin üzerine bastırarak ağrıdığını bildiğim yerleri ovalamaya başladı. "Yani o daha netletmemiş haliydi öyle mi?" aileme bu durumu hemen açıklamak istemiyordum çünkü ilişkimde en azından bir ay bile olsa yol katetmek istiyordum.

"Tam olarak net değildi," derken tıpkı onun gibi başımı ve omuzumu dikleştirdim. "Ben genç bir kızım anne, ilişkim, hoşlandığım insanlar olabilir ama bu hepsini sizinle tanıştıracağım anlamına gelmez. O kişiden önce benim emin olmam gerekir. Açık konuşmak gerekirse sizi değmeyecek biriyle tanıştırmak istemem."

Kaşlarını yukarıya doğru kaldırırken surat ifadesi bak sen? der gibiydi. "Demek öyle?" ciddiyete bürünüp gözlerini bana dikti. "Sen ne ara bu kadar olgun düşüncelere sahip oldun Kiraz?" dürüstçe konuşmanın vakti gelmiştide geçiyordu bence.

"Vaktinizin ve alakanızın çoğunu Çilek ablama verdiğinizden dolayı bende ki değişimi farketmemiş olabilirsiniz." çatık kaşları olabilirmiş gibi dahada çatılınca anlındaki minik çukur kendini belli etti, sinirden gözleri kısılıyordu. "Ne demeye çalışıyorsun sen?"

Kollarımı önümde kavuşturdum. "Çalışmıyorum, direkt söylüyorum anne, gayet açıktı dediklerim." içimden geçeni dilime dökmek beni hem germiş hem de sırtımdan büyük bir yükü atmamı sağlamıştı.

"Ablanı mı kıskanıyorsun Kiraz?" bunu inkar edecekken işaret parmağını konuşmamam için bana doğru tehdit eder gibi salladı. "Hemde ben sizi o kadına karşı onlar birbirini kıskanmaz, buna gerek duymazlar diye savunurken mi?!" yüzünü ekşiterek bana baktığında kalbimin bin parçaya bölündüğünü kemiklerime kadar titrediğimde hissettim. Ağzımdan çıkan her lafla annemi daha da kaybediyordum.

"Sana inanamıyorum!" bir hışımla ayağa kalkıp pencereye doğru seri adımlarla ilerledi. "Ablan evlendi, seninde sevgilin bile yok diye bunu da kıskanıp Fetih'i pis işlerine dahil mi ettin?"

Beni neyle itham ettiğinin farkında mıydı bu kadın? Beni... Öz evladını, öz kızını nasıl bu kadar tanımazdı, nasıl yabancı kalırdı? Nasıl hakkımda bu kadar kötü düşünceye sahip olabilirdi?

"Yeter anne! Kendine gel, öyle bir şey yok!" ayağa kalkıp kollarımı iki yanıma sarkıttım, camdan dışarıyı kıpkırmızı kesilmiş gözleriyle izlerken hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu. "Meğer benimle ilgili ne kadar kötü şeyler geçiyormuş aklından, saniyeler içinde ablasını kıskanıp vasıfsızca davranan birine dönüştüm gözünde!"

Yan yana duruyorduk ama daha fazla dayanamayıp ona döndüm. Elleriyle ağzını kapatmış ağlamamak için kendini sıkıyordu, sinirlerinin bozulduğuna emindim. Ona bağırmamaya çalışıyordum ama damarıma öyle basıyordu ki sesimin yüksekliğine hakim olmakta zorlanıyordum.

"Önünü arkasını etraflıca bilmeden bana saldırma anne, bende senin evladınım, niye beni yabana atıyorsun son günlerde?" kafasını bana çevirmedi hatta bakmadı bile, sanki gözünden düşmüşüm gibi davranıyordu, beni muhtaç olduğum tek şeyiyle, sevgisiyle sınıyordu kendince. "Yabana atmak mı?" çenesi titriyordu bu soruyu sorarken. "Kiraz sen yabana atıldığını düşünüyorsan vah diğerlerinin haline."

Bu nedemekti şimdi? Onların haline niye vah mış?

"Dört evladım var benim Kiraz," sonunda başını hafifçe benden tarafa çevirdi ama bana bakmadı. "Aralarında tek şımarttığımız sensin," onca dediği şey yetmemiş gibi birde şımarık ilan edilmiştim, harika! "Şımarığım öyle mi?" yaşadağım şok sesime de yansıyordu, konuşmanın devamında Allah bilir daha hangi kötü özellikleri bana yakıştıracaktı?

"Şımarıksın tabii! " diye bağırdığında kas katı kesildim. "Çilek bu ailenin ilk kızı, ilk torunu, Hepimiz ona baskı yapıyorduk. Daha çok çalış Çilek, ortaokulunu en iyisinde oku Çilek, TEOG'dan en yüksek puanı al Çilek, en güzel Üniversiteyi birincilikle bitir Çilek!" tamamen bana dönüp sağ eliyle yüzüne yapışan saçlarını geriye itti.

"Ne dediysek yaptı çocuk, zorlansa da yaptı! Keza Şekerin de üstüne çok gittik ama o ikisi sana aynı baskıyı yapmamıza engel oldular, sen gönlünce yaşa diye bizimle hep tartışma halindeydiler. Sonuç ne oldu? Onu kıskanıyorsun!"

Söylediği her harf, kalbime batan cam parçaları gibi canımı yakıyordu. Gözlerim hafiften dalgalanırken o bağıra bağıra bana haddimi bildirmeye devam etti. "Onlar senin için ne kadar iyilik yaptı, ne kadar fedakarlık yaptı karşılığı bu mu olacaktı?" sertçe yutkunsam da tükürüğüm boğazımda kaldı.

"Sen Meriç için ne yaptın peki Kiraz? Onunla sabah akşam kavga etmekten başka ne yaptın? Kardeşine bir hayrın dokundu mu? Ablalarından yana içim rahat, onlar her şeyleriyle sana yardımcı olmaya çalıştılar, peki senin için rahat mı? Onlar sana canım kardeşim ne istersen yaparım diyebiliyor. Sen Meriç'in başını bir kere okşadın mı? Ona içinden geldiği için iyilik yaptın mı? Ben vereyim cevabını, hayır! Yapmadın. Kimseye hayrın dokunmuyor birde kalkıp kıskanıyorsun ablanı," aşağılar gibi baştan aşağı süzdü beni. "Gözükme gözüme."

Tüm zehrini bana kusup rahatlamış mıydı şimdi? Yine aynı hataya düşüyordu, yine üç evladını övüp beni gömüyordu.

"Peki senin için rahat mı anne?" tam odamdan çıkacakken sorumla onu durdurmuştum. "Bana karşı için rahat mı? Sen benim başımı okşadın mı? Sen bana içinden geldiği için iyilik yaptın mı? Paten kaymak istiyorum kursa gönderin beni dediğimde bana destek oldun mu? Ben vereyim cevabını, hayır. Hobi olarak boş vaktinde kay dedin, sonra dükkanda sırtıma bir yığın iş yükledin, aylarca izin vermedin, yakana paçana yapıştım, yalvardım, yine izin vermedin, babam olmasa beni bu evde en çok sen ezerdin."

Arkasına bile bakmadan çıktı ama bu konuşma burada bitmeyecekti. Peşinden çıkıp odasına girmeden önce onu yakaladım, kolundan tutup kendime çevirdim.

"Cevap vermedin anne?" sesim artık titriyordu, ağlamamak için ne kadar dirensemde bende insandım sonuçta, patlama noktama yaklaştığımı hissediyordum. "Rahat olsa orada cevabını verirdim." dedikten sonra benden kurtulup odasına girdi ve kapısını kapattı, bir kaç adım ötemde ablam ile babam vardı, muhtemelen benden bir açıklama bekliyorlardı, bağrışmalarımızı herkes duymuş olmalıydı, şu an ihtiyacım olan tek şeye doğru koştum.

Yalnızlığa.

Odama girip kapımı kilitledim, ablam defalarca kapıya vurup içeriye gitmek istese de onu reddettim, kendi sorunlarımı kendim halletmeliydim. Yatağımın dibine çöküp dudaklarımın arasında firar eden hıçkırıkılarım eşliğinde ağlamaya başladım. Annemle konuştuğumuz konu nereden nereye evrilmişti sahiden.

Fetih konusunda hesap soracakken o konudan daha önemli olan başka konuya geçmiştik. Tartışırken konuları yakalamak, kelimeleri telaffuz etmek zordu, karşımdakini kırmaktan nefret ederdim.

Komidinin üzerinde ki rulo peçeteden bir kaç dal kopartıp gözlerimi ve burnumu sildim, ağlamaya ne kadar devam edersem bataklığa da bi' o kadar çok batardım.

Beş dakika ağlamıştım işte, bu kadar depresiflik yeterdi, işe iyi yönünden bakmak gerekirse bir konuyu açıklığa kavuşturmuştuk. Annem bana haksızlık yaptığını anlamıştı bu konuşmanın sonunda, fakat gururlu bir kadındı, hemen hatasını telafi etmek için harekete geçmezdi, Fetih meselesini muhtemelen benimle bir daha konuşmayacaktı, çünkü onu örtbas eden daha büyük bir tartışmamız olmuştu.

Anne kız arasında böyle atışmalar, anlaşmazlıklar arada sırada olabilirdi, önemli olan iki tarafında hatasını anlayıp düzeltmeye çalışmasıydı.

Ev halkı sessizliğe bürününce odamdan çıktım, lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım, göz altlarım dakikalar içinde çökmüştü. İşimi bitirip odama döndüm, bu gecede beni uyku tutmayacak gibiydi, en iyisi Çare yıldızımla dertleşmekti.

🍰

Kulağımın dibinde son ses çalan alarmım sayesinde kulaklarımın çınladığı bir sabaha uyanmıştım, yataktan çıkıp aynadaki yansımama yanlışla bakınca çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Ağlamaktan yüzüm gözüm şişmiş, garip bir pozisyonda uyuduğum için saçlarım cadı süpürgesine dönmüştü.

Oflaya poflaya odamdan çıktım, lavaboya giderken annemle karşılaştık, o an içimdeki utanç duygusunu hiçbir güç yok edemezdi, perişan halimi görünce garip garip baktı, savaştan çıkmış gibi görünüyordum, bu bakışları doğladı.

Yarım saat sonra ablamla kahvaltı masasını hazırlamıştık, dün geceyle ilgili sorular sorup canımı sıkmadığı için ona minnettardım.

Meriç tabağını didikleyip tek lokma yemediği için babam ensesine yapıştırdı. "Ulan eşşoğlu eşşek niye yemiyorsun yemeğini?" kaçamak bakışları hepimizin üzerinde gezindi. "Karne alacağız bugün." cevabını alan babam aydınlanmış gibi "Heee," dedi. "Karın ağrın buydu demek? Dert etme oğlum," elini Meriç'in omuzuna dostane sayılacak şekilde vurarak koydu. "Karnen kötüyse sanayide yatarsın, sokakta kalmazsın."

🍰

Dükkana geçeli saatler olmuştu, malum beye mesaj atmak hiç içimden gelmiyordu, modum düşük olduğu için onu da kötü etkilemek istemiyordum.

Gerçi üzerinde onu etkileyecek kadar hakimiyetim var mı onu da bilmiyordum ya.

Müşterinin sipariş ettiği pastayı ve kurabiyeleri paketleyip hediyeleri de poşete koyduktan sonra ona uzattım, ödemesini nakitle yapıp dükkandan ayrıldı.

Fetih olsaydı ödemesini 'temaslı' yapardı.

Kendi kendime tebessüm ettim, buna ömrüm boyunca gülecektim işte.

🍰

Bölüm sonuuuu

Anne kız dertleşmesi böyleydi canımlaarrr

Azıcık ağlıyoruz ama söz sizi yine güldüreceğim

Mesela gelecek bölüm fragmanı olarak büyük günün geldiğini söyleyebilirimmmm yani cuma gününüüüüüüü 🥳 Fetih bizi davet etmişti yaaaaaa

Ama bakalım gidecek miyizzzz

Gidersen ne olacakkkkk

Efnan cadısı yine bir yerlerden çıkacak mııııı

Heppppsiii için takipte kalınnnnn

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

272okunma 12beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…