15. bölüm · KİRAZLI TURTA -Yaz Kurgusu-

15

Maysa Pıtır

Fetih'ime kızmayın, çocuğumun birazcık işleri vardı o yüzden doğum günümüze gelemedi 😔

Keyifli okumalarrr

🍰

Herkes yiyip içtiğinde sıra hediyelerimi vermelerine gelmişti.

En sevdiğim en sevdiğim!

Yine masamdaydım ama bu defa önüme herkes hediye kutusunu bırakıyordu, onları eve gidince açacaktım, bu yüzden herkesle sarılıp teşekkür ettim.

En son Çilek ablamın hediye kutusunu alırken gözüm bahçenin giriş kapısına değdi, hala gelmemişti. Sanırım gelmeyecekti de.

Aman neyse, o gelmedi diye kendime zehir mi edeyim doğum günümü? Ben ona bağlı mı yaşıyorum sanki? Onsuzda gayet güzeldi kutlamam.

Hediyemi alıp ablama sarıldım. "Dayı!" diye bağıran Ceylinle yüzümdeki gülümseme bıçak değmiş gibi kesildi. Malum bey mi gelmişti?

Sarılmayı bırakıp kutuyu diğerlerinin yanına koydum, başıma takılı Prensesler Mayıs'ta Doğar tacım burnuma düştü. Bu da sürekli düşüp duruyordu, tacımı geri takıp derin bir nefes aldım. Zira kalbim heyecandan patlayabilirdi.

Engelleştiğim bey bana doğru gelmeye başladı. Allah'ım n'olur bu defa da saçmalamayayım!

Yanıma gelince elini bana uzattı, sanırım tokalaşmak içindi, elini tutup sıktım, "Doğum gününüz kutlu olsun Kiraz hanım." sesinde hiç bir ima yoktu. "Bugün her zamankinden daha fazla yoğundum, biraz geciktim, kusura bakmayın." elimi asla geri çekmek istemesemde babamdan çekindiğim için bıraktım.

"Hiç önemli değil." elindeki ince orta boy karton poşeti bana verdi, pahalı bir markanın adını görünce içimden bir oha dedim. Bu markayı sadece ünlülerin kullandığını biliyordum, buda Fetih'in göründüğünden daha ünlü ve zengin olduğunu mu gösteriyordu?

Mal gibi poşete bakmayı bırakıp Fetih'e döndüm. "Teşekkürler, zahmet etmişsiniz." arkamda dikilen ablalarım bana hiçte yardımcı olmuyorlardı. "Ne zahmeti, umarım beğenirsiniz." gülmekten yanaklarımın acıması normal miydi?

"Sarılmayacak mısınız?" birisi Çilek ablamın ağzını bağlasın çabuk! Fetih, ablamı duyunca bir şeyleri eksik yaptığını zannetmişti sanırım, yalandan ablama bakıp tebessüm ettim. Arkamdan ittirince yavaş yavaş ona doğru yürüyüp hafifçe sarıldım, elini sırtıma yasladı ama onunda dokunuşu hafifti. İki defa sarılıp hemen geri çekildim.

Efnan hanımı gördüm, somurtuyordu. Ah keşke sarılırken daha sıkı davransaydım da kıskançlıktan çatlasaydı.

Fetih, ailesinin yanına dönünce ablalarıma döndüm. "Neden ya!" fısıltılı isyanım ikisinide güldürdü. "Babam kızmasın diye sana hanım diyor değil mi?" ikisinede dik dik baktım. "Hayır, samimi değiliz biz, ben ona bey diyorum o da bana hanım," böyle söyleyince biraz garip anlaşılıyordu. "Yani saygıdan." diyerek düzelttim kendimi, sonrada onlardan kaçıp çocukların yanına gittim.

Ceylin dünyalar tatlısı ama biraz cadılığı olan bir kızdı. İstediği olmayınca kendince laf sokuyordu. Büyüklerin sıkıcı sohbetlerindense evcilik oynamaya razıydım. Asel ben ve Ceylin, mükemmel bir üçlüydük. Onlar kovalıyor ben kaçıyordum.

"Yakalayamaz ki!" dediğim Ceylin dahada hırslanıp beni bacağımdan yakaladı. "Yakaladım ki!" kahkaha atıp ona sarıldım. "Evet, yakaladın beni!" Asel tıpkı benim gibi yorulunca yere oturdu. "Of, of. Çok sıkıldım, telefon oynayalım." ben neden tatlı bulduğum insanların yanaklarını ısırmak istiyorum?

Ceylin beni bırakıp Asel'in elbisesini çekiştirdi. "Yerden kalk Asel, pis çocuk olursun yoksa, sonra kimse seni sevmez." Asel teyzesinin gururuydu, oturmayı bırakıp yere sırt üstü uzandı. "Çocuklar pisletir anneler temizler. Sende pis ol, beraber pis çocuk olursak birbirimizi severiz."

Ceylin hala onu kalkması için çekiştirirken kendi ayağına takılıp yere düştü, Efnan hanım hemen koşup yanımıza geldi. "Ay Ceylin!" torununu tutup kaldırdı. "Niye çocuklara sahip çıkmadın Kiraz? Ya bir şey olsaydı Ceylin'e!" kollarımı önümde çaprazladım. "Abartmayın Efnan hanım, hiçbir şey olmadı."

Bana ters ters baktı. "Kalçasını incitebilirdi!" oha Efnan cadısı birde bayıl istersen diyemedim tabii, onun yerine "Çocuğun kendisi ağlamazken, annesiyle babası bana kızmazken size ne oluyor?" dedim. Kimse çenemi tutamazdı, ben bile.

"Kızıma doğum gününde bağıramazsınız Efnan hanım." diyende annemdi.

"Ayrıca Ceylin, kızımın elbisesini çekiştirmeseydi yere düşmezdi, bende kızımın kıyafeti yırtılacak diye kızsaydım o zaman çocuğa?" Şeker ablam Asel'i yanına çekti. O kadın beni sahipsiz sanıyorsa ağzının payını zevkle verirdik.

"Kalk kızım gidelim." Ceylin onun elinden kurtulup benim bacağıma sarıldı. "Ben Kiraz ablayla oynayacağım." İşte böyle kapak olursunuz Efnan cadısı hanım. Kadının yüzünden bozguna uğradığı anlaşılıyordu. "Anne, gel bir su iç sen." Funda abla koluna girip onu bizden uzak bir yere oturttu. Yere eğilip Ceylin'in yüzünü avuçlarımın arasın aldım.

"Sen iyi misin meleğim? Dizin acıdı mı?" başını salladı. "Azıcık acıdı ama hemen geçti." Şeker ablam da yanımıza çömeldi, ben ayağa kalkınca miniğin ellerini kavradı. "Canım benim, bir tanem, sen benim kusuruma bakma olur mu? Ben anneannene sinirlendim, sen Asel'in elbisesini yırtsan bile ben sana asla kızmazdım." Ceylin gülümseyince başımdan aşağı soğuk sular döküldü. "Hiç mi kızmazdın?" ablam hemen cıkladı. "Hiç kızmazdım tabii ya, bir elbise için niye senin ponçik kalbini kırayım ki değil mi?" küçük kız ablamın boynuna sarıldı. "Affetin mi beni?" ondan ayrılıp bir adım geri çıkan Ceylin, "Affetim." dedi.

Asel yeniden arkadaşının yanına gidip onunla farklı bir oyun oynamaya başlayınca ablam ayağa kalktı. "Ben bir Fundaylada konuşayım, ne olur ne olmaz." Annem onu onaylayınca hedefine doğru yürümeye başladı.

"Aptal kadın ya, doğum günümde yaptığı şeye bak!" sesimi sadece annemlerin duyabileceği kadar yükseltmiştim. "Tamam kızım, nazar çıktı diyelim." oflayıp yerime geçtim. Meyve suyumu içerken beni hikayesinde etiketleyenlerin storysini yeniden paylaştım. Bu arada Fetih'in engelini de kaldırdım.

Kiraz: Biz niye birbirimizi engelledik ki?

Fetih: Bilmem.

Kiraz: Annenle ufaktan atıştık ama kusura bakma, bugün benim için özel bir gün ve bana bağırmasını hazmedemedim

Fetih: Ne kusuru

Kiraz: Yarın arkadaşlarım benim için bir parti düzenleyecekler, öğlen on ikide başlayacak, sende gelirsen sevinirim

Fetih: müsait olabilirsem gelirim

Fetih: Bu aralar yeni bir tarif üzerinde çalışıyorum

Kiraz: Aaa çok merak ettim neymiş bu tarifin adı?

Fetih: O da sürpriz olsun, hazır olduğunda ilk sana deneteyim

Kiraz: Yaa gerçekten miii

Fetih: Gerçekten

Kiraz: İçinde alkol yoktur umarım

Fetih: Varsa bile ayıkken seni idare edebilirim bence, yediğin gibi hemen evine bırakıp kaçarım

Kiraz: Ben canlı bomba mıyım? Niye kaçıyorsun benden?

Fetih: Estağfurullah, canlı bombalar önünde saygıyla eğilir

Kiraz: Senin yeniden engellenme vaktin gelmiş

Fetih: Aynı mekandayız, ne değişir?

Kiraz: Yanıma bir daha yaklaşırsan babamla hasım olacaksınız gibi bir vibe alıyorum

Fetih: Baban anlıyor demek ki bir şeyleri

Kiraz: Bu nedemek şimdi? Ben salak mıyım?

Kiraz: Gerizekalı mıyım ben?

Kiraz: Bir şeyleri anlamıyor muyum?

Fetih: Ben öyle bir şey mi söyledim?

Kiraz: Onu ima ettin

Fetih: Hayır, öyle bir niyetim yoktu

Kiraz: Yok yok, ben aldım mesajınızı Fetih bey

Fetih: Sakın bey hattına geçme

Kiraz: Görüşmek üzere Fetih ağam

Fetih: Kiraz, mesajlarını düzenleyip bey ve ağam kelimelerini siler misin?

Kiraz: Silemem birader

Fetih: Ben yavaştan geleyim yanına

Kiraz: Sakın dedim

Fetih: Bir daha ağam falan yazarsan seni omuzuma atıp kaçırırım

Kiraz: 😲 Yetişin a dostlar, bu herif beni kaçırmakla tehdit ediyor !

Fetih: Herif'i sevdim

Kiraz: Ne?

Fetih: Herif diyebilirsin bana

Kiraz: Hayır, onu yaşlanınca kocama kızarken söyleyeceğim başka bir şey seç

Fetih: Kocan mı? Sevgilin mi var?

Kiraz: Belki var?

Fetih: Ne diyeyim, mutluluklar

Kiraz: AHAHAHAHHHA şakaydı, suratın nasılda bembeyaz oldu!

Fetih: Komik mi?

Kiraz: Ay gülmekten altıma edeceğim

Kiraz: Altıma etmek derken, ben bir lavaboya gideyim bari

Fetih: E git bakalım

Telefonumu kapatıp ayağa kalktım, dükkana girip kadınlar lavabosuna geçtim, tuvalete girip çıktıktan sonra glossumu tazeleyip bahçeye yeniden döndüm.

Fetih, bana ters ters bakıyordu, az önceki hortlak misali suratı gözümün önüme geldiğinde gülmemek için yanaklarımın içini ısırdım.

🥧

Bir saat sonra herkes dağılmıştı. Sadece ablamlar vardı. Üçümüz mekanda bize ait olan şeyleri toplayıp Şeker ablamın arabasına koymuştuk, eve dönerken hepimiz yorgunluktan öldüğümüz için çıt bile çıkarmadık.

Eve vardığımızda eşyaları arabadan indirip kilere koyduk, duşa girip pijamalarıma büründüm, saat 23:44'ü gösteriyordu. Herkes uyumuştu, geriye bir tek ben kalmıştım.

Telefonum titreyince kilit ekranında gelen mesaja baktım.

Fetih: Aşağıdayım, beş dakika konuşalım mı?

Mesajı okuyunca kalbim gümbür gümbür çarpmaya başladı. Ne cevap vermem lazımdı ki?

Elbette aşağıya inmeliydim!

Tamam peki bu halde mi?

Saçlarımı açık bıraktım, eşofman altım ve uzun kollum inceydi, dışarısı hafif estiği için pembe bir hırka aldım sırtıma, anahtarımı alıp sessiz adımlarla aşağıya indim. Ayakkabılarımı giyinip dış kapıyı yavaşça açtım, aynı yavaşlıkla dışarıya çıkıp kapıyı örttüm.

Bahçeden hızlı adımlarla çıkıp sokakta sağıma soluma bakındım. Kimse yoktu arkamdan omuzuma dokunan bir elle irkilip o tarafa döndüm, korkudan çığlık atmamak için üstün bir çaba göstermiştim.

Fetihle göz göze geldik, hatta biraz fazla yakındık. Fal taşı gibi açık gözlerimle ona baktım. "Sakin ol, benim." biraz geri çekildim. "Ay, korktum ya." elimi yüreğime bastırdım. Onun üzerinde haki yeşili bir t-shirt ve siyah bir pantolon varken bende pespembe pijamalarımla göz alıyordum.

"Lafı uzatmadan söylesem olur mu?" bence direkt söylemesi lazımdı çünkü kalıpten gidecektim.
"Dan diye söyle ne diyeceksen, merak ettim." yanaklarım hafiften kızarmaya başlamıştı bile.

Boğazını temizledi. "Bana bir şey oldu." diyince neredeyse gülmek üzere olan ifadem bozuldu, endişelenip "Ne oldu?" diye sordum, aklıma bin türlü felaket senaryosu geliyordu.

"Çarpıntılarım var," sesi niye bu kadar masum ve sakindi? "Doktora gittin mi?" beni buraya bunu söylemek için mi çağırmıştı? "Bence doktora değil, sana gelmem gerekiyordu." buda ne demkti şimdi? Kaşlarımı çattım. "Ben çarpıntılarının neden olduğunu bilemem-"

"Ben galiba biliyorum."

Üşüdüğüm için hırkama daha çok sarıldım. "Neden çarpıntın varmış?"

Gözü evime değdi, sonra yeniden bana baktı. "Hediyenin içindeki notu okumadın galiba." sesinde sitem yoktu, sadece nedensizce heyecana kapılmıştı.

"Ben, hediyeleri açmaya vakit bulamadım, aslında yarın açacaktım."

Ellerini cebine koydu. "Dan diye söylenmiyormuş bu şey de."

"Ben üç deyince söyle olur mu?"

Başıyla onayladı.

"Bir, iki,"

"Ben senden hoşlanıyorum."

"Üç," söylediği şeyi anlayınca "Ne?" dedim, şaşırmaktan ağzım iki metre açılmıştı.

🥧

Bölüm sonuuuu

Oy verip yorum yaparsanız sevinirimmmm

Takipte kalınnnn