41. bölüm · KİRAZLI TURTA -Yaz Kurgusu-
41 🥧
41 kere maşallah kitabımızaaaaaaa
🧿
Oy verip yorum yaparsanız sevinirimmmm
Keyifli okumalarrr
🥧
Günün en huzurlu anı güneşin doğuşunda değil güneş gibi dünyanızı aydınlatan birini görmenizde saklıydı. Ben bugün gözümü sırma saçlı bir beye sarılarak açmıştım. Mavi gözleri henüz kapalıydı fakat bundan şikayetçi değildim, yakışıklı yüzünü seyretmek için daha güzel bir fırsat yakalayamazdım.
Uyurken tıpkı bebekler kadar masum görünüyordu, güneşten kavrulan teni esmerleşmemiş daha çok kızarmıştı, esmer olan bendim açık tenli olan o. Gerçi kağıt kadar beyaz değildi bende gece kadar karanlık değildim, teni daha çok buğday rengindeydi, ben ondan bir kaç ton koyuydum.
Kirpikleri uzun değildi, dik burnu kemerliydi. Kokusu denizleri andırıyordu, onu bir kere bile sigara içerken görmemiştim ama sigara da kokusuna hafiften karışmıştı. Burnunun ucundan öpüp geri çekildiğimde derin bir nefes aldı, uyandırmıştım sanırım.
Uyku mahmuru gözlerini aralayıp nerede olduğumuza baktı. "Günaydın." Sesim neşeli ve cıvıltılı çıkıyordu. "Günaydın, Güzelim." Oturur pozisyona geçip gözünü ovuştururken bende onun gibi kalkıp arkasından sarıldım. Ellerini ellerimin üzerine bastırdı, başını bana doğru çevirince bir minik öptüm. "Allah neşeni daim etsin Kıraz'ım, bugün ayrı bi' mutlusun?"
Omuz çekip manidar şekilde baktım. "Niye mutlu olmayayım ki sevgilimle beraber uyudum." Öyle aşkla baktı ki günüm katbe kat aydınlandı. Güzel güzel bakışırken ön koltukta ki telefonumun zil sesi anın büyüsünü bozunca uzanıp telefonumu bana verdi. Ekranda yazan yazıyı okuyana kadar dünya çok harika bir yerdi.
ANNEM ARIYOR!
Aramayı cevaplayıp Fetih'e ses çıkartmaması için el işareti yaptım. "Alo, anne?" Fetih'in yanına oturup bağdaş kurdum. "Kiraz, neredesin kızım? Eve de hiç gelmedin." Anneme sevgilimle tartışırken uyku bastırınca uyuduk desem panikten inme inerdi, yanına gittiğimde nerede olduğumu söylerdim ancak şimdi telefonun ucundan kendimi açıklayamazdım.
"Eve geldim anne ama uyku tutmayınca sabaha karşı çıkıp biraz yürüyüş yaptım, hatta bizim oradaki çocuk parkına çok uzak değilim." Zihnimden bir ses küllüm yalan dedi. Ne yani, kırk dakika kadar çok uzak değilsem bu yalan mı olurdu? Hiçte bile olmazdı. "Patenlerinde evde, sen şimdi tırtıl gibi yavaş gelirsin, eve değil dükkana geç." Şükürler olsun ki bana inanmıştı. "Tamam anne." Kapanan aramayla üzerime rahatlık çöktü, yalan söylemeye iyi alışmıştım, bu kötü huyumdan hemen kurtulmalıydım.
"Gidiyor muyuz? Kahvaltıya gideriz diye düşünmüşyüm." İsteksizce telefonu yanıma bırakıp başımı koluna yasladım. "Mümkünse ışınlanmam lazım," Aklıma gelen şeyle ses tonum bir tık daha canlandı. "Başka zaman kahvaltıya gideriz olur mu?" Kucağımda ki ellerimi sıcacık avuçlarının arasına alıp bir öpücük bıraktı. "Olur tabii." Her bir parmağımı teker teker öptükten sonra ellerimi bırakınca boşluğa düşmüş gibi hissettim. Şimdi bile yanından ayrılmak istemiyordum, gün boyu burada kalıp onunla vakit geçirmeyi her şeyden çok istesem de bazı sorumluluklarımı yerine getirmem lazımdı, hemde birbirimizi görmediğimiz saatlerde özlemimiz atardı ve kavuştuğumuzda geçireceğimiz zamanı daha kaliteli hale getirebilirdik.
Asık suratla yanımdan kalkıp şoför koltuğuna geçen Fetih, arabayı çalıştırıp sol şeride geçerek gazı köklerken bende ayakkabılarımı alıp ön koltuğa geçmiştim. Önümdeki aynayı açıp elimi yüzümü kontrol ettim, saçlarımı düzeltip aynayı geri kapattım, bu arabaya kesinlikle bir tarak ve gloss lazımdı, acil durumlarda kendimi toparlamam için bunlar çok aşırı bayağı gerekliydi.
Yerime oturup ayakkabılarımı giyindikten sonra soluma dönüp şoförümü izlemeye başladım. Yandan bakılınca da karizmatikti önden bakılınca da. On beş dakikalık bir sürüşün ardından açık olan tek fırının önünde durduğumuzda hiç bir şey almaması konusunda ısrar etmedim, çünkü açtım.
"Canını çektiği bir şey var mı, Güzelim?" Kısaca düşündükten sonra cıkladım, o da cevabını alınca arabadan inip fırına girdi. İki dakika sonra elinde koca bir poşet ve karışık meyvesuyuyla yanıma dönmüştü. Her halde evindekilere falan da almıştı, çünkü bu kadar hamur işini bizim yememiz mümkün değildi, belkide fırında ki tüm pişen şeyleri toplamıştı, bilemezdim.
Poşeti kucağıma bıraktığında taze açmaların kokusu iştahımı iyiden iyiye kabartmıştı, bir sabah daha ne kadar güzel olabilirdi acaba? Mutlu olmak bu kadar basitken olumsuzluklara takılıp hayatı kendine zindan edenleri asla anlamayacaktım.
Çikolatalı açmalarda birini alıp ucundan ısırırken araba yeniden harekete geçti. Aynı hızla yolumuza devam ederken poşeti yanıma koyup bir kendi açmadan ısırdım birde Fetih'e ellerimle açmasından yedirdim, radyoda çalan şarkıları beraber söylerken o kadar mutlu, o kadar neşeliydim ki rabbime bana bu anı yaşattığı için şükrettim.
Evimin sokağına yakın bir yerde araç durunca bile yüzümde ki tatlı tebessüm solmamıştı. Yolda zibilyon tane fotoğraf ve video çektiğim telefonumu cebime koyup sevgilimle vedalaştıktan sonra eve döndüm. Gazı köklemişti ve yollarda sabahın körü olduğundan boştu, bu yüzden evdekilerin henüz dükkana gittiğini sanmıyordum.
Yanılmadığımı kapıda karşılaştığım babamla kanıtlamış oldum. "Ooo prenses hazretleri nerelerdeydiniz? Gözümüz yollarda kaldı." derken omuzumdan kolunu aşırıp beni yanına çekmişti. Ellerim pantolonumun cebindeyken bakışlarım annemin çiçeklerindeydi. Kalbimde de onlardan bir sürü vardı. "Uyku tutmayınca yürümek istemiştim ama biraz fazla uzağa gitmişim." Şakağıma kondurduğu öpücük onun da keyfinin yerinde olduğunu temsil ediyordu, nede olsa amcalarım hapisteydi ve yıllardır esaret altında yaşarken şimdi özgürlüğümüze kavuşmuştuk.
Ailecek dükkana gittiğimizde ablamın çoktan mutfağa geçip çalışmaya başladığını gördük, işini de bizi de özlemiş gibiydi. Eski güzel günlerimize tekrardan dönememiz, televizyonların siyah beyazdan renkli gösterime geçmesi gibi geliyordu.
🥧
Yani tam mutluyum diyorum, Sergen mesmursuzu dibimde bitiyor!
Günlerdir dükkan ile evin önünde dikilip beni aileme karşı mahçup ettiğini biliyor muydunuz? Peki Efnan cadısını yarın sabah kahvaltıya çağırdığımızı? Anneme de babama da bu konuda sürekli şikayet ediyordum ve onlarda gölge gibi peşimizden ayrılmayan şu heriften kurtulmak istiyordu. Rahat edemiyorduk kasıntı kasıntı etrafımızda dolaştığı için.
Patenlerimin üzerinde kayıp dükkanın önünde ki masaları silmeye başladım, sıcağın alnında iş yapmak zaten zor değilmiş gibi birde bu herifin beni dikizlsmesine ayar oluyordum. Şort giyinemiyordum çünkü mendebur şeyi sürekli bana bakarken yakalıyordum.
Yani sadece gözümün içine dik dik bakıyordu hiç bacaklarıma gözünün kaymadığına garip bir şekilde emindim ama yinede o bir erkekti ve kendisine karşı arpa tanesi kadar güvenim yoktu.
Masayı silerken bezi fırlatıp sinirle ona döndüm. "Defolup gitsene sen! Durma artık burada, istemiyorum!" Regl olmanın da verdiği bir sinir mevcuttu elbette. "Emir kuluyum efendim, buradan ayrılamam." Çenemi sıkıp önüme dönmekten başka çarem şimdilik yoktu. Öyle iğneleyici bir tonda konuşuyordu ki belinde olduğunu bildiğim o silahla ikinci kez tenini delip geçmeyi çok istiyordum. Bu defa elimi korkak alıştırmayıp bam diye kalbine sıkcakatım.
İşimi bitirince ona ters bir bakış atıp içeriye geçtim, amele sümüğü gibi yapışmıştı bize.
Akşam eve dönerken de peşimizden yürüyerek geliyordu, eğer arabayı süren kişi ben olsaydım geri vitese takıp onu böcek gibi ezerdim. Allah biliyordu da babama arabasını sürmeme izin verdirtmiyordu.
🥧
Patates kalmadığı için manava koşup yarım kilo patates aldıktan sonra hemen eve dönmüştüm ama bahçe kapısının önünde dikilen Sergen kenara çekilmediği için içeriye giremiyordum.
"Sorunlu musun sen? Çekil şuradan!" Boyu o kadar uzundu ki ancak başımı geriye atarak yüzüne bakabiliyordum. "Beni vuran da sensin bana sinirli olanda, söylesene suçum ne ufaklık?" Ufaklık? Suçum ne? Bittin sen oğlum, kepçeyle üstünden geçip asfalta karıştıracağım seni!
"Beni kaçırmaya çalıştın! Fetih yetişmeseydi öldüreceğine eminim." Dişlerimi sıkarak söylediğim şeylere gülüyordu! Fetih ne kadar gülmüyorsa bu muşmula suratlı da pişmiş kele gibi sırıtıyordu. "Seninle şahsi bir sorunum olmadığını biliyorsun, emir kuluyum." Patatesleri taşıdığım poşet sağlam olsaydı kafasına geçirirdim de dua etsin kağıttan inceydi elimdeki.
"Efnan hanımın beni kaçırttığını söylüyorsun yani öyle mi? Beni öldürtecekti." Bilmem der gibi yapıp omuz çekti. "Kadıncağıza ne yaptıysan canına tak etmiş." Elimdeki poşeti bırakıp parmak uçlarıma yükseldikten sonra boğazını iki elimle sıkmaya başladım. "Ne kadıncağızı lan! Oğluyla sevgiliyim diye beni öldürmek isteyen birinin masum olduğunu mu düşünüyorsun?" Belime dokunduğu sırada boğazını bırakıyordum ki yere bıraktığım poşetten daha hafif bir şeyi taşır gibi ayaklarımı yerden kesip uzağa doğru fırlatır gibi bıraktı.
"Bit kadar boyunla kimi boğuyorsun sen?" Anaokulunda olsak bit sensin kolay gelsin derdim, ama değildik. Keşke anaokulunda olaydık. Bu herife efensidinden daha gıcık olduğum için sinir seviyem tavan yapıyordu ve laflarını savuşturmak için bile ağzımı açmak yerine şiddet uygulayasım geliyordu.
Yerdeki poşeti alıp bana gözünü değdirmeden ilerlemeye başladı. Peşinden adımlayıp "Bırak poşetim!" dedim, elinin değmesini istemiyordum. Cevap vermeden poşeti kapının önüne bırakıp zili çaldıktan sonra umursamaz bir tavır takınıp korkuluk misali dikildiği yere döndü.
Onu boğduğum için kendimle gurur duyuyordum, evet bu hareketim normalde çok yanlıştı ama bana neler yaptığını benden daha iyi biliyorsunuz.
Kapıyı açan ablam poşeti alınca içeriye girdim. Hem bize yardıma gelmişti hem de onlar da bize oturmaya gelmek istiyordu bu bahaneyle kavuşmuştuk.
🥧
Kahvaltı sofrasında her şey hazırdı. Kuş sütü bile eksik değildi, o kadar hazırdık misafirlerimizi ağırlamaya. Önlüğümü çıkartıp kapının arkasındaki askılığa astıktan sonra banyoda güzelce ellerimi yıkadım, odama geçip üzerime pembe bir tişört ve sarı renkli ince kumaştan yapılmış pijamamı giyindim, bu daha çok gün içinde giyinilecek tarzda bir kıyafetti.
Saçlarımı at kuyruğu şeklinde topladıktan sonra aşağı sarkan kısmını örüp ucunu yeniden bağladım, yalnızca cilt bakımı yapıp pembe renkli nemlendiricimi sürdükten sonra salona geçtim.
"İki ekmek alıp geleceklerdi ekmeğin hamurunu yoğurup kendileri pişirse bu kadar geç kalamazlardı." Ah, canım ablam. Efnan cadısının bize gösterdiği saygısızlıktan ve nefretten nasibini almanın şoku içindeydi. Kimlerle başa çıktığımı şimdi daha iyi anladığını umuyordum.
Bu arada pazar kahvaltımız ilk defa gergin geçecekti, en azından ben çok gergin olacaktım. O kadından Fetih gibi bir dünya harikasının nasıl çıktığını asla anlamıyordum, muhtemelen Fetih'i ablası büyütmüştü çünkü, Efnan cadısının kötü düşüncelerine maruz kalsaydı tıpkı Sergen gibi kötü niyetli biri olurdu ve ondan da nefret ederdim.
Zilin sesini duyan ev ahalisi sesli bir şükür duasında bulunurken kalkıp kapıyı açtım, ilk gördüğüm kişi Hulusi amcaydı. Sevecen bir tavırla "Hoş geldiniz," dedim. Ardından Funda abla ve ailesi de içeriye girince onlarla da görüştüm. Sıra Efnan cadısındaydı. Gayet soğuk bir sesle "Hoş geldiniz." deyip hiç öpmeden arkasında ki Fetih'e baktım, beyefendiyi görünce bile gülesim geliyordu. "Hoş geldin."
Kucağı çiçeklerle dolu olan sevgilim ilk önce bana yedi gülün olduğu buketi uzattı, teşekkür edip sıkı sıkıya tuttuğum çiçekleri koklarken annem ve ablama da beşer tane gülün olduğu buketleri verdi. Kendi ablasına ve yeğenine de vermeyi ihmal etmemişti. "Oğlum bana deste deste gül verip dünürlerimize iki üç tane veriyorsun, ayıp değil mi?"
Ayyy gerizekalı sesini duymaya bile tahammülüm yok, aynı evin içinde nasıl duracağımı zerre bilmiyorum. "Öyle demeyin Efnan hanım, deste deste olup zoraki aldığı güllerle içinden geldiği için iki üç tane alması başka olur."
Bana bu kadar basit konularla gelme Efnan, yaşlısın, ağzımdan çıkanlar kalbine ağır gelirse yığılır kalırsın şekerim demek vardı fakat annem resmen gözleriyle beni terlik manyağı yaptığı için çenemi tutmak zorunda kaldım.
🥧
Bölüm sonuuuu
Merak etmeyin diğer bölüm kahvaltılarının devamını yazacağımmmm
Oy verip yorum yaparsanız sevinirimmmm
Takipte kalınnn 💋🎀
